Akdeniz'den yükselen caz çağrısı; 9. Akra Caz Festivali'nden izlenimler, notlar

Akdeniz'den yükselen caz çağrısı; 9. Akra Caz Festivali'nden izlenimler, notlar

 

"Şehirde Caz Var" sloganını kullanan Akra Caz Festivali'ni izleyen arkadaşımız Leyla Diana Gücük gözlemlerini kaleme aldı

 

 

Akra Caz Festivali, dokuzuncu yaşını popüler isimlerin konserleri, atölyeleri, workshop ve panellerin anılarıyla geride bıraktı ama gözlerini de şimdiden gelecek yıla dikti

 

 

5-20 Haziran tarihleri arasında gerçekleşen festival; Antalya’da cazın nabzını tutarken, sanata ve sanatçıya olduğu kadar çevreye duyarlılığıyla da öne çıkan Barut Ailesi’nin ve Akra Otel markasının vizyonunu ortaya koyuyordu. Dokuz yıllık deneyimiyle Akra Caz Festivali‘nin kısa zaman zarfında saygın caz festivalleri arasındaki yerini aldığını belirtmem gerek.

 

 

Bey dağlarının masalsı manzarası eşliğinde açıkhava sahnesi

 

 

Festival direktörü Kadir Dursun ve ekibinin her sene kendini daha da yukarı taşıyan arayışlarından ötürü kendisine ne kadar teşekkür edilse az. 17-21 Haziran tarihleri arasında misafir olduğum festivale dair izlenimlerimi aktarmadan önce hazırlık aşamasındaki caz afiş tasarımları hakkında bilgi vereyim. Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü 2. sınıf öğrencileri, proje bitirme çalışmaları kapsamında hazırladıkları Akra Caz Festivali afiş tasarımlarını izleyicilerin beğenisine sundu. Afişlere bakınca, gençlerin ne kadar yetenekli olduklarını, yaratıcı ve özgün yorumlar ortaya koyduklarını görmüş olduk. Her biri festival ritmine yaraşan tasarımlardı.

 

 

Çizimleriyle Toygun Özdemir

 

Festival boyunca çizimleri dikkatlerden kaçmayan, sosyal medyada sanatçıların portrelerini neşeli, özgün tarzıyla resmeden Toygun Özdemir’den de bahsetmek isterim. 1986 İzmir doğumlu sanatçı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'nü tamamladıktan sonra çalışmalarına İstanbul'daki atölyesinde devam ediyor. Çizimlerinde genellikle günlük hayatın içindeki sıradan anları, rastlantıları ve zaman zaman da yaptığımız basit hataları kara mizahla ele alıyor. Büyük ve süslü kavramlardan ziyade, tıpkı cazın anlık, doğaçlama ruhu gibi, kendisinin de tuvalde aradığı şey  doğal ritmi ve akışı yakalayabilmek.

 

‘Belki de resimlerimde hissettiğiniz o neşeli enerji, bu samimi çabadan ve anın getirdiği sürprizlerden besleniyordur’

 

Mayıs sonu Antalya'da açılan "Batı Sahillerinde; Bir Öğlen, Bir Gece, Bir Akşamüstü" ve 2025'te izleyiciyle buluşan "Basit Hatalar, Kaybolan Yıllar ve Rastlantılar Üzerine" başlıklı son iki sergisi de aslında hep bu rastlantıların, müziğin ve anların birer yansıması olduğunu söylüyor. Yazı boyunca göreceğiniz çizimler onun kaleminden çıkanlar.

 


 

 

5 Haziran Kenan Doğulu

 

 

 

Festival, Yekta Kopan’ın geleneksel açılış konuşmasının ardından Kenan Doğulu’nun pop caz projesi “İhtimaller” konseri 5 Haziran akşamı gerçekleşti. Projede; vokal ve gitarda Kenan Doğulu, trombonda Bulut Gülen, trompette Şenova ülker, tenor saksofonda Engin Recepoğulları, piyanoda Ercüment Orkut, gitarda Sarp Maden, kontrbasta Ozan Musluoğlu, davulda Mehmet İkiz ve Ferit Odman vardı.

 


 

 

6 Haziran Igor Butman ve Sergey Mazayev

 

 

 

Diyebilirim ki, festivalin daimî konuklarından, dünyaca ünlü saksafoncu ve Rusların caz elçisi Igor Butman bu yıl Moskova Caz Orkestrası eşliğinde ve yeni repertuvarıyla, vokalde Sergey Mazayev ile coşkulu saatler yaşattı. Butman’ı, 2018 yılında Akra’nın ikinci senesinde izlemiş ve bir de röportaj gerçekleştirmiştim. Müthiş bir performansa sahip olan sanatçı genç müzisyenlerle bir arada olmayı ve bir aradalığın dinamizm ve coşkusunu iliklerinize kadar yaşamanızı sağlıyor.

 


 

 

10 Haziran Dianne Reeves

 

 

 

Beş Grammy sahibi, cazın efsanevi divası Reeves, festivalin en gözde isimlerinden biri oldu. İstanbul’a daha önce birkaç kez gelen sanatçıyı, 2016 yılında Angélique Kidjo ve Lizz Wright ile birlikte sahne aldığı o muhteşem üçlüyle, Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde izleme imkanı bulmuştum. Reeves; caz tarihinin gelmiş geçmiş en özel kadın sesleri Billie Holiday, Ella Fitzgerald ve Sarah Vaughan’ın ardından ardından gelen jenerasyonun en önemli isimlerinden biri. Kazandığı beş Grammy ödülünden biri prodüktörlüğünü Arif Mardin'in üstlendiği, 2003 yılına ait "A Little Moonlight" albümünü de hatırlayalım. Türk kültürüne ve ülkemize kendini çok yakın hissettiğini belirten Reeves, bize dair çok şeyi Arif Mardin’dinden öğrendiğini dile getirdi. İstanbul’dan sonra Antalya onun için farklı bir deneyim ancak, Antalyalı izleyiciler için de eşsiz bir müzik şölenine dönüşen gecede, daha önce Antalya'ya nasıl olup da gelemediğine şaşırdığını ve “buraya ilk gelişim ama kesinlikle son olmayacak” diyerek bir dahaki sefere ailesiyle birlikte gelmek istediğini belirten sanatçının sözlerinin büyük alkış aldığını biz de paylaşımlardan öğrendik.

 

Feridun Ertaşkan’ın Dianne Reeves’i konu alan ve festival için kaleme aldığı yazısına buradan erişebilirsiniz. Konserde sanatçıya gitarda Romero Lubambo (her zaman yanında), basta Reuben Rogers ve davulda Terreon Gully eşlik etti.

 

 


 

 

12 Haziran Joss Stone

 

 

 

Çok sevilen sanatçılardan bir diğeri de Joss Stone. İstanbul’a defalarca festivallere gelmiş tam bir yaz sanatçısı. Sempatik tavırları, güler yüzüyle sahnede ışık saçan aşk bir sevgi insanı.

 

Stone’un sahne performanslarında en dikkat çeken özellik yalın ayak çıkması, mikrofonuna uzunca bir kumaş bağlaması ve sahnden ayrılırken de mutlaka son şarkısını kucak dolusu ayçiçekleriyle söyleyip her birini tek tek izleyicilerle paylaşması olmuştur. Bu onunla dinleyici arasında kurduğu samimi bağa dönüşüyordu. Bence Akra sahnesine de çok yakıştı.

 

 

Fotoğraflar: Akra Caz

 

 


 

 

13 Haziran Kenny Garrett

 

 

 

NEA Jazz Master unvanına sahip bir  efsane ve Grammy ödüllü Kenny Garrett, son dönemin önemli çalışması "Sounds from the Ancestors" projesiyle Antalyalıların karşısına çıktı. Charlie Perker’in izinde ve atalarından ilham alan sanatçıyı İstanbul’lu cazseverler yakından izleme fırsatını yakalamıştı, Cazkolik olarak biz de hayranlıkla izlemiş ve yazmıştık.

 

 

Sanatçının 2024 yılı çalışması Who Killed AI? projesi elektroniklerle bir araya gelmeyi deniyor ve yapay zekâya bir gönderme niteliğini taşıyordu. Bu yıl festival kapsamında Kenny Garret’in davet edilmiş olması, Miles Davis’in 100. doğum günü kutlamalarında onu Miles’ın bir parçası olarak görmenin ayrıca anlamlı olduğunu belirtmek isterim. Sanatçının müzisyen kadrosu hepsi ünlü müzisyenlerden oluşuyor; alto saksafonda Kenny Garrett, perküsyonlarda Rudy Bird, vokalde Melvis Santa, piyanoda Keith Brown, davulda Michael Ode ve kontbasta Corcoran Holt vardı.

 


 

 

17 Haziran Richard Bona ve Alfredo Rodriguez Trio

 

 

 

 

Kamerun asıllı ünlü basçı ve vokalist Richard Bona ile Kübalı piyanist Alfredo Rodríguez'in Triosu muhteşem bir performans ortaya koydu. 2016 yılında Rodriguez’in triosuna konuk olarak başlayan dostlukları uzun soluklu devam ederek birçok projede beraber devam ediyor. Her iki müzisyen de Quincy Jones’un keşiflerinden.

 

 

Fotoğraflar: Leyla Diana Gücük

 

Kübalı davulcu Michael Olivera’ya gelecek olursak Afro-Cuban ritimlerinin son derece hakim. Üçlünün bu birlikteliği de ortalığı kasıp kavuruyor. Trio, Antalya’nın izleyicisinin enerjisini o kadar yüksek buldu ki, burada kötü müziğin olmasına imkan yoktu ve bunu da bir söyleşisinde dile getirdi. Sıcaklıklarıyla müzikleri tam bir yaz akşamına uygun Akra’nın muhteşem atmosferiyle unutulmaz bir gece yaşattılar.

 

 


 

Ana sahnede konserlerden sonra The 251 Social Club sahnesinde konserler devam ediyordu. Gitarist Cem Tuncer liderliğinde jam sessionda gecenin yıldızı Ricky Ford’du. Jam Session’ı hayranlıkla izledik. Onunla aynı sahnede olabilmek müzisyenlerimiz için büyük ayrıcalık ve gençler için paha biçilemez bir deneyim.

 

 

Fotoğraf: Leyla Diana Gücük

 

2000-2006 yılları arasında Bilgi Üniversitesi’nde ders veren ustanın günümüz caz sahnesindeki başarılı müzisyenlerin yetişmesinde büyük katkıları olduğunu söylememiz gerek. Gecenin konuk sanatçıları arasında Önder Focan, Selen Beytekin, Aydın Kahya, Esra Kayıkçı ve Hakan Kamalı vardı. Orkestra müzisyenlerinin performansları da dinamik ve sanki pilleri bitmeyecekmiş gibi coşku içindeydi. Orkestranın diğer yıldızları trompette Barış Doğukan Yazıcı, tenor saksafonda Engin Recepoğulları, trombonda Ozan Çelikel, kontrbasta Barış Öztürk ve davulda Ferit Odman idi.

 

 

Fotoğraf: Leyla Diana Gücü, (soldan sağa) Cem Tuncer, Ricky Ford, Barış Öztürk, Barış Doğukan Yazıcı, Engin Recepoğulları, Ozan Çelikel, Ferit Odman

 


 

 

Richard Bona ile sohbet fırsatı

 

 

 

Sanatçıyla bir araya gelerek sohbet etme ve merak edilen sorular ile kendisini daha yakından bulma fırsatını sağladıkları için teşekkür etmek isterim.

 

Sohbetten bazı konu başlıkları;

 

Ruhanî bir sanatçı ve yaklaşımları da bir bakıma öyle. Yoğun turne programına ve ses tellerinin yorulmasına rağmen, sahneye çıktığı an yorgunluğun kaybolduğunu belirtiyor. Hastalık ve yorgunluk gibi durumların büyük oranda zihinsel olduğuna inanıyor. İnsanın kendine olumlu telkinlerde bulunarak performansını doğrudan etkilediğini savunuyor ve bence haklı.

 

Hindistan Seyahati ve "Shiva Mantra"nın Doğuşu

 

Hindistan'a yaptığı ilk seyahat, Bona'nın müzikal vizyonunu derinden etkilemiş. New York gibi büyük bir şehirden sonra Hindistan'ın kalabalığı, trafiği (sürücülerin çılgınca korna çalması) ve şehrin kaosu karşısında şaşkınlık yaşamış ama oranın güçlü müzikal dilinden ilham alarak döndüğünde "Shiva Mantra" adlı ünlü parçasını bestelemiş. Bona için Hindistan, hem çok renkli hem de hayatının merkezinde yer alan spiritüelliği besleyen bir yer olmuş.

 

Sanatçıya göre dinleyici, müzik samimi ve dürüst olduğunda dili ne olursa olsun onu benimser. Grammy kazandığı ânın da sadece kendi kıyafetlerini ve tarzını yansıttığı an olduğundan bahsetti.

 

New York'a ilk geldiğinde mekân sahiplerinin onun özgün müziğine ve diline mesafeli yaklaştığını, bu engeli aşmak için popüler ve bilinen bir isim olan Jaco Pastorius'a saygı (tribute) geceleri düzenlediğinden bahetti. Zamanla bu konserlerin arasına kendi şarkılarını katmış ve seyircinin talebiyle bu etkinliklerin tamamen bir "Richard Bono" konserine dönüştüğünü söylüyor ve engelleri aşmak için biraz esnek olmak gerektiğini belirtiyor.

 

Bona, günümüzde albüm sektörünün çöktüğünü, albümlerin sadece birer promosyon aracı olduğunu belirtmekle birlikte Türk müziği hakkında son derece olumlu gözlemlere sahip, bu konuda paylaştığı notları şöyle derleyebilirim;

 

- Klasik Türk müziği kökenlerinin Bizans, Mezopotamya ve Orta Çağ'a dayandığını, çok güçlü ve köklü bir altyapısı olduğunu,

 

- Günümüz Türk müzisyenlerinin hem Batı eğitimi aldıklarını hem de geleneksel makamları ve çeyrek sesleri (mikrotonal renkleri) çok iyi bildiklerini, bu yüzden seviyelerinin çok yüksek olduğunu dile getirdi.

 

- Türkiye ve Yunanistan coğrafyasındaki enstrüman çeşitliliğinin (3 binden fazla) dünyadaki en zengin kültürlerden biri olduğunu; dünyaca ünlü Zildjian kültürünün de bu topraklardan doğduğunu biliyordu.

 

Türk müziği ile ilgili yaklaşımı

 

Türk müziğindeki 9/8'lik ritmin aslında matematiksel bir sayımdan ziyade Türk şiirinin vezninden (konuşma dilinden) doğduğunu söyledi. Müziğin temelde insanların konuşma şeklini taklit ettiğini; Karadeniz'de 7/8, Trakya'da 9/8'lik ritimlerin, hatta futbol maçlarındaki tezahüratların bile insanların genetiğine ve kültürüne işlediğini bize aktardı. Son olarak, Trakya'daki Roman (Çingene) müzisyenlerin zenginliği ile kendisinin İspanya'da (Jerez) birlikte çalıştığı Roman müzisyenlerin müzikal gücü arasında bir bağ da kuruyor.

 

Ve son olarak da birlikte bir hatıra fotoğrafı da çektirmeyi de ihmal etmiyoruz tabii ki.

 

 


 

 

18 Haziran Akra Genç Caz

 

 

Cazda geleceğimiz emin ellerde! Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gençler gerçekten çok iyiler. 18 Haziran akşamı sahneye üç ayrı grup çıktı, hepsi birbirinden kıymetliydi.

 

 

 

Mojo 5

 

 

 

Mojo 5, 2024 yılında kurulmuş bir grup ve repertuvarlarını hard bop çizgisinde hazırlıyor, daha az bilinen parçaları çalmayı tercih ederken kendi özgün bestelerini de seslendiriyorlar. Topluluk, alto saksafonda Kaşif Şahin Düşko, trompette Mehmet Kağan Karabayrak, gitarda Göksu Köse, basta Melih Can Yardı ve davulda Berkay Sümbül'den oluşuyor. Ne yazık grubun performansına yetişemedim ama çevredeki herkesten iyi müzik yaptıklarını duydum.

 

 

Ardından sahneye, Ankaralı genç müzisyenlerden oluşan Leviers geldi

 

 

Leviers'ın temelleri 2022’de atılmış ve 2024 ODTÜ Caz Orkestrası ile çalışmaları sonucu grup caz-fusion tarzında şekillenmiş. Geçen sene İKSV Jaz Festivali'nde sahne alan grup Sunwarmed bestesiyle Genç Caz +25 albümünde yerlerini bulmuşlar. Orkestrada iki kardeş var. Gitarist Levent Güner ve davulcu Ertuğrul Güner, Hakan Çakıcı piyanoda, Seçkin Eroğlu ise basta. Sahne performanslarını oldukça etkileyici bulduğumu söylemeliyim.

 

 

Foto: Leyla Diana Gücük; (Soldan sağa) Levent Çakıcı, Levent Güner, Seçkin Eroğlu, Ertuğrul Güner

 

 

SU Trio

 

 

 

Henüz 20 yaşında olan İstanbul doğumlu piyanist ve vokalist Pelin Su Yavuz, caz sahnemizin gelecekteki en parlak yıldızlarından biri olmaya aday. Sahne adıyla SU, dinamizmi, güçlü tekniği, aldığı güçlü eğitim ve genç yaşında imza attığı başarılı işlerle adından yurt içi ve dışında sıkça söz ettireceğinin sinyallerini veriyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın ardından Berklee College of Music’te eğitimini sürdüren genç sanatçı; cazdan R'n'B ve Neo-Soul’a, Hip-Hop, Funk ve Fusion’dan pop ve klasik müziğe uzanan oldukça geniş bir yelpazeye sahip.

 

Uluslararası müzik arenasında adından övgüyle söz ettiren genç sanatçı, dünyanın saygın Boston Calling Music Festival’da üç gün boyunca "headliner" olarak sahne alarak büyük bir başarıya imza attı. Yanı sıra, Fidelity Young Artists Yarışması’nda birinciliği elde ederek, tarihi Symphony Hall’da Boston Pops Orkestrası eşliğinde solist olarak dinleyicilerin karşısına çıktı. Aynı salonda prestijli prodüksiyonda yer alan Yavuz, Steinway Sons piyanoları için özel kayıt projeleri gerçekleştirdi ve Boston Music Awards’a aday gösterildi.

 

 

Fotoğraf: Leyla Diana Gücük; (Soldan sağa) Ozan Çelikel, Engin Recepoğulları, Barış Doğukan Yazıcı, Pelin Su Yavuz

 

Konser izlenimlerine gelecek olursak; sahnede "Su" adını kullanan genç müzisyen, henüz yolun başında olmanın heyecanını taşırken gözlerindeki ışıltıyla ileride olacağı yerin farkında olduğunu da hissettiriyor. Triosu, Amerikalı basçı Chase Behar ve Kübalı davulcu Angel L. Ruiz’un yanı sıra trombonda Ozan Çelikel, tenor saksofonda Engin Recepoğulları ve trompette Barış Doğukan Yazıcı ile coşkulu performansları ilgiyle izlendi.
Su Trio konserini iki kısımdan oluşturmuştu. İkinci kısımda çift piyano performansı hayranlık uyandırdı.

 


 

 

19-20 Haziran Fazıl Say, Aslıhan And Say Seda Kırankaya Aykut Köselerli

 

 

 

İlk Akra Caz Festivali’nin açılışından bugüne festivalin daimî sanatçılarından biri Fazıl Say olmuştur. Her sene kapanışta izlemeye alıştığımız dünyaca ünlü piyanist, bu yıl da festival izleyicileri için iki gece üst üste iki konser için hazırladığı özel repertuvarıyla büyük beğeni topladı ve dakikalarca ayakta alkışlandı. İki bölümden oluşan programın ilk yarısında, bilinen klasik eserlerin caz yorumlarını seslendiren Say'a flütte Aslıhan And, perküsyonda Aykut Köselerli eşlik etti.

 

İkinci bölümde ise sanatçının altıncı şarkı albümü olan "Çılgın Nar Ağacı"daki eserlerini mezzosoprano Seda Kırankaya ile birlikte seslendirdiler. Türk edebiyatının unutulmaz şairleri Nâzım Hikmet, Metin Altıok, Cemal Süreya, Ömer Hayyam, Can Yücel, Orhan Veli ve Muhyiddin Abdal’ın şiirlerinin Fazıl Say besteleriyle buluştuğu bu bölüm, geceye ayrı bir derinlik kattı. Sunuculuğunu Yekta Kopan’ın üstlendiği gecenin finalinde Fazıl Say, Aslıhan And ve Aykut Köselerli’yi yeniden sahneye davet ederek son parça için izleyicilerden cep telefonu ışıklarını yakarak eşlik etmelerini istedi. Bir "insan olma çağrısı" yaparak Muhyiddin Abdal’ın ölümsüz eseri "İnsan İnsan" şarkısıyla muhteşem bir kapanış izledik.

 

 

Fotoğraf: Leyla Diana Gücük

 

Gecenin unutulmaz "bis" inatlaşması

 

"İnsan İnsan" parçasının bitiminde sona ermeyen alkışlar ve gözyaşları vardı. Dinleyicinin ısrarı üzerine müzisyenler dört kez sahneye geri gelerek selam verdi. Seyircinin bu coşkulu inadı aslında tavizsiz bir "bis" davetiydi. Ancak Fazıl Say ve ekibi, verdikleri bu dört selamla aslında mesajlarını vermiş ve "bu parçanın üzerine artık başka bir şarkı çalınmaz" demek istiyordu.

 

 

Fotoğraf: Leyla Diana Gücük

 

Tam bu noktada sunucu Yekta Kopan sahneye gelerek ‘Fazıl’ı ikna ettim’ dedi ve izleyicilerden bir önceki katılımdan çok daha fazlasını bekleyerek sanatçıları yeniden sahneye davet etti. Aynı parça bir kez daha coşkuyla çalındı, izleyiciler için unutulmaz bir geceydi.

 

Fazıl Say, ertesi gece de aynı repertuvarla yeniden müzikseverlerin karşısındaydı. Ancak festival gözlemlerime dayanarak küçük bir not düşmem gerek: Eğer elimde sihirli bir değnek olsaydı, o ilk konser akşamını festivalin son kapanış gecesi olarak tamamalamak isterdim. Zira ikinci gece her ne kadar kusursuz geçse de, ilk akşam salonda yaşanan o benzersiz coşku ve duygu selinin bir adım gerisinde kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

 

 

Fotoğraf: Leyla Diana Gücük

 

Bana göre bu durumun şöyle bir sebebi olabilir: Muhtemelen ilk konseri izlemiş olan dinleyici ikinci akşam da çoğunluktaydı. İlk gecenin yüksek coşkusunu yaşayan ve dört defa alkıştan sonra bu parçanın üzerine başka bir eserin çalınmayacağını sezgisel olarak anlayan dinleyiciler, bu kez bilinçli olarak çok ıda srarcı olmamış olabilir. Dolayısıyla ikinci akşam, her ne kadar farklı izleyiciler olsa da, ilk geceyi izleyenlerin bu tutkusu daha baskın gelmiş, atmosferin dingin kalmasını sağlamış olabilir.

 

 


 

 

Söyleşiler ve atölyeler

 

 

 

Festivalin her yıl kendini aştığından ve üzerine yeni bir tuğla daha koyduğundan bahsetmiştim. İşte bu adımlardan biri de ‘yan etkinlikler’ demek doğru olur. Aslında festivalin tamamlayıcı parçası olan programa ayrı bir zenginlik katan bu etkileşimli buluşmalar, dinleyiciler tarafından çok seviliyor. Güncel konuların uzmanlarca masaya yatırıldığı samimi ortamlarda, dinleyiciler hem keyifli sohbetlere tanıklık ediyor hem belki de hayatlarında ilk defa hayranı oldukları sanatçılarla doğrudan buluşma fırsatı yakalıyor. Müzisyenlerin masterclass’ları tabii ki başka müzisyenlerle karşılıklı fikir alışverişleri ile ve eğitim alan öğrenciler için büyük katkı sağlamakta. Ancak müzisyenlerin katılımlarının sayıca daha fazla olmasını beklerdim. Ben, 18 Haziran itibariyle katıldığım etkinlikleri izlediğim için daha uzun anlatacağım ama katılamadıklarımdan da kısa notlar vereceğim.

 

 

Mehmet İkiz

 

 

6 Haziran’da Mehmet İkiz, ritmin yalnızca eşlik eden bir unsur olmadığından, müziğin karakterini ve enerjisini belirleyen yaratıcı bir dile de sahip olduğunu dinleyicilerle paylaştı.

 

 

Fotoğraf: Leyla Diana Gücük; solda Cenk Erdoğan, sağda Batu Akyol

 

 

Cenk Erdoğan

 

 

10 Haziran’da Cenk Erdoğan gitar atölyesinde kendine özgü müzikal dili, geniş sahne tecrübesi ve doğaçlamaya dayalı anlatımıyla gitarın caz müziğindeki ifade olanaklarını, armoni, ritim, tını, teknik yaklaşım ve yaratıcı doğaçlama ekseninde katılımcılarla paylaştı.

 

 

Batu Akyol

 

 

Batu Akyol’un 13 Hazirandaki anlatısı “Cazın Türkiye’ye Yolculuğu: Bir Belgeselcinin Gözünden” başlıklıydı. Akyol, 2013 yılında Türkiye’nin ilk uzun metraj caz belgeselini hazırladığında, yaklaşık elli müzisyen ve tanığın anlatımıyla Türkiye’de cazın izini sürmüştü. Aradan geçen on üç yılda bu hikâye kapanmadı; aksine yeni katmanlar kazandı. Yeni arşiv görüntüleri ve ses kayıtları gün yüzüne çıktı, daha önce anlatılmamış hikâyeler ve dönemin gölgede kalmış ayrıntıları belirginleşti. Batu Akyol, Türkiye’de cazın ilk adımlarını yeni belgeler, arşivler ve canlı anlatımla şimdi yeniden kuruyor. Bir belgeselcinin gözünden, hafızanın, müziğin ve dönemin ruhunun iç içe geçtiği bu anlatı, Türkiye caz tarihine ışık tutmaya devam ediyor.

 

 

 

Ricky Ford

 

 

Bu özel buluşmanın konuğu olan dünya çapındaki caz ustası Ricky Ford ise 17 Haziranda, melodik yaklaşımın caz müziğindeki farklı boyutlarını kendi tecrübeleriyle örneklendirdi. Ford, saksofonun enstrümantal gücü ve doğaçlamanın bir ifade biçimi olarak nasıl şekillendiği üzerine katılımcılarla ilham verici bir sohbet gerçekleştirdi. İzleyenler arasında tecrübelerinden faydalanmak isteyen sadece birkaç müzisyenin oluşu düşündürücüydü.

 


 

 

"Türkiye’de Caz Yayıncılığı" paneli

 

 

 

Festivalin Talks and Masterclasses programında 18 Haziranda “Türkiye’de Caz Yayıncılığı” başlıklı panel de Etnomüzikolog Duygu Mühürdar moderatörlüğünde Jazz Dergisi editörü Zuhal Focan, Loft Caz kurucusu Eray Düzgünsoy, Cazkolik radyo programcısı olarak ben (Leyla Diana Gücük) ve Dark Blue Notes kurucu ortağı Burak Sülünbaz ile cazın yazılı, dijital ve kültürel bellekteki yerini konuştuk. Biraz daha ayrıntılara girersek eğer, konu başlıkları şöyleydi;

 

Caz yayıncılığının bugün üstlendiği işlevler;

 

Dijitalleşme, algoritmalar ve sosyal medyanın yayıncılık üzerindeki etkileri
Müzik yazarlığında uzmanlık, editörlük ve eleştirinin dönüşen anlamı
Türkiye’deki yayıncılık deneyimlerinin uluslararası örneklerle ilişkisi

 

– 2026 yılında bir caz yayınının işlevi nedir?
– Türkiye’de caz tarihini kim yazıyor ve bunu nasıl koruyoruz?
– Müzik yazarlığı hâlâ bir uzmanlık alanı mı?
– Dijitalleşme eleştiriyi dönüştürdü mü?
– Caz yayınlarının başka müzik türlerine açılması bir hayatta kalma stratejisi mi, yoksa doğal bir evrim mi? gibi konular konuşuldu

 


 

 

Kesişen kökler

 

 

 

Bu yıl 100. yaşları kutlanan iki büyük caz efsanesi John Coltrane ve Miles Davis’in çalışmaları, 20 Haziranda düzenlenen özel bir masterclass çalışmasında ele alındı. Kendileri de anlattıkları efsanelerle aynı enstrümanları çalan saksofon sanatçısı Engin Recepoğulları John Coltrane’i, trompetçi Barış Doğukan Yazıcı ise Miles Davis’i mercek altına aldı. Bu iki devrimci figürün müziğe nasıl yön verdiğini; yollarının kesişim noktalarını, zıtlıklarını ve aralarındaki çatışmaları ve sanatsal yaklaşımları albümleri üzerinden aktaran etkinlik,teorik derinliği ve canlı performansıyla izleyicilerden tam not aldı.

 

 

 

Ayrıca, Barış Doğukan Yazıcı konservatuvarda trompet eğitimi alan Ozan Efe Köse ile Miles’ın bir motifi üzerinde kısa örneklemeler yaptı. Dileriz birkaç yıl sonra kendisini genç cazcılar arasında görürüz.

 

Bitirirken...

 

Dolu dolu geçen festivalde emeği geçen herkese yeniden teşekkür ederek bitirmek istiyorum. Akra Caz ekibi ve otel personeline sevgilerimizi iletiyoruz. Ayrıca, festival boyunca birbirinden güzel enstantaneler ve videolar yakalayan, sahnedeki yaratıcı gösterileri görsel bir şölene dönüştüren ve festivali sosyal medya paylaşımlarından anbean takip etmemizi sağlayan görsel ekibe özel bir teşekkür borçluyuz.

 

 

Gelecek yıl yeniden buluşmayı diliyoruz.

 

Gelecek yılın tarihlerini şimdiden ajandanıza not edin: 2 - 20 Haziran 2027.

 

Sevgili Kadir Dursun gelecek yılın organizasyonuna çoktan başlamış bile. Üstelik açılış konserinin müjdesini şimdiden verdi: Caz vokalin dev ismi Dee Dee Bridgewater ve kızı China Moses ile aynı sahneyi paylaşacak.

 

Leyla Diana Gücük

 

Cazkolik.com / 06 Temmuz 2026, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Leyla Diana Gücük

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.