Cazdan elektronik müziğe, İstanbul’dan dünyaya; Fiba Salon İKSV yeni sezonda sınırları kaldırıyor

Cazdan elektronik müziğe, İstanbul’dan dünyaya; Fiba Salon İKSV yeni sezonda sınırları kaldırıyor

 

Fiba Salon İKSV’de yeni sezon: Müziğin türlerden çok karşılaşmalarla anlatıldığı bir program; yeni sezonda müziğin sınırları genişliyor

 

 

Fiba Salon İKSV’nin Eylül 2026’dan Ocak 2027’ye uzanacak yeni sezon programına bakınca, dikkatimizi ilk çeken şey, programın tek tek sanatçıların toplamından çok daha fazlasını bize söylüyor olması.

 

Salon bu sezon caz, elektronik müzik, indie, rock, R'n'B, reggae, halk müziği ve deneysel müziğin birbirine temas ettiği geniş bir müzikal salona açılıyor. Üstelik bunu, “her türden biraz olsun” mantığından ziyade, günümüz müziğinde türler arasındaki sınırların kalkmaya başladığı gerçeğini göstererek yapıyor.

 

 

 

Yeni sezon programının caz açısından en önemli tarafı

 

 

Caz müziğini yalnızca “caz geceleri” etiketi içine hapsetmemesi diyebiliriz. (Her ne kadar duyurulduğu vakit büyük heyecan yaratan The Bad Plus Avrupa turnesinin iptal edildiği haberi gelse de) The Bad Plus, Sarathy Korwar Drum Ensemble, Cochemea ve Ferit Odman’la Caz Kulübü gibi başlıklar farklı yönlere açılıyor. 

 

Özellikle Sarathy Korwar’ın Hint klasik ve halk müziği geleneklerini caz ve elektronikle buluşturması, Salon’un bugün caz dediğimiz alanın genişliğini, enini boyunu merak ettiğini gösteriyor. Cochemea ise spiritüel cazı Afro-Latin, funk ve saykodelik etkilerle buluşturarak başka bir damar açıyor. Ferit Odman serisi ise tam tersine, caz kulübü ana akım kültürünün doğaçlama ve kolektif çalma ruhunu merkeze alıyor.

 

 

Ferit Odman’la Caz Kulübü serisine değinmek lazım

 

 

Çünkü bu dört konser, yalnızca tipik caz konserleri bakımından değil, Salon’un küçük ölçekli bir caz kulübü fikrini yeniden üretme girişimi olarak yorumlanabilir. Ferit Odman Quintet’in hard-bop ile günümüz cazını buluşturma fikri, Çağrı Sertel ile elektronik seslere açılan doğaçlama buluşması, genç müzisyenlerin katıldığı jam session ve Cenk Erdoğan–Mehmet İkiz’in Lahza projesiyle gerçekleşecek ortaklık, cazın tek bir estetik kalıba indirgenmediğini gösteriyor.

 

 

Programın başka bir güçlü tarafı ise Londra, Berlin ve Avrupa yeraltı müzik kültürünün İstanbul’daki karşılıklarını aynı takvim içinde buluşturması

 

 

Alex Cameron’ın teatral hikâye anlatıcılığı, TENDER’ın indie-elektronik dünyası, Vegyn’in Headache projesinin spoken word ve trip-hop yaklaşımı, Berlin’den Istanbul Ghetto Club’ın Doğu ezgilerini acid techno ile buluşturması ve Kiss Facility’nin Arapça shoegaze dünyası, Salon’un artık yalnızca konser izlenen bir mekân değil, güncel müziğin yeni estetik eğilimlerini takip eden bir keşif alanı olduğunu düşündürüyor.

 

Programın merak uyandıran isimlerinden biri Grouper. Çünkü, Liz Harris’in müziği, büyük konser atmosferinden çok içe dönük dinleme deneyimi üzerine kuruluyor. Onun öncesinde Ekin Fil’in yer alması da tesadüfî olmayan güzel bir eşleşme gibi görünüyor. The Notwist ise Salon’un geçmişiyle bugünü arasında ayrı bir bağ kuruyor. Alman grubun 11 yıl aradan sonra Salon’a dönmesi, mekânın kendi tarihini de programın bir parçası haline getiriyor. Nitekim The Notwist, 2010’daki ilk sezonun önemli isimlerinden biri olmuştu.

 

İstanbul’un alternatif müzik hafızası da programda güçlü biçimde karşılık bulmuş görünüyor. Ayyuka, Bedük, Büyük Ev Ablukada ve Nayah gecesinde buluşan Sattas, Ras Memo, C-Fyah, Melis Karaduman ve Özge Ürer, Salon’un sadece uluslararası güncel müziği İstanbul’a taşıyan bir sahne olmadığını gösteriyor. Özellikle Büyük Ev Ablukada’nın üç gecelik retrospektifi sezonun en akılda kalıcı program fikirlerinden biri. Full Faça, Fırtınayt ve Defansif Dizayn üzerinden grubun üç farklı döneminin art arda ele alınması, sıradan bir konser serisinden çok bir grubun ve aynı zamanda İstanbul alternatif sahnesinin yakın tarihine bakma fırsatı yaratıyor.

 

 

Programın dünyaya açılan bir başka güçlü kapısı ise DakhaBrakha

 

 

Rusya ile savaş halinde olan ülkenin, Ukrayna halk müziğini teatral performans, rock, ritim ve deneysel yaklaşımlarla bir araya getiren grubun “ethno-chaos” tanımı, aslında Salon’un yeni sezon ruhuna da uyuyor: geçmişten gelen müzikal malzemeyi koruyarak bugünün ses dünyasına taşımak. Zeyne’nin R'n'B ile Arap müziğini birleştiren yaklaşımı da aynı nedenle önemli. Burada farklı coğrafyalar “world music” başlığı altında egzotikleştirilmiyor; kendi güncel müzik dilleriyle İstanbul’a geliyor.

 

 

Bir de Nosferatu gösterisini özellikle ayrı tutmak gerekiyor

 

 

Circuit des Yeux ve Alan Sparhawk’ın canlı müziği eşliğinde F.W. Murnau’nun 1922 tarihli Nosferatu filminin gösterilmesi, Salon’un “konser mekanı” tanımının ötesine geçtiğini gösteren iyi bir örnek. Burada müzik artık filme eşlik eden bir unsur değil, görüntüyle aynı anda üretilen yeni bir anlatının parçası haline geliyor.

 

 

Fiba Salon İKSV’nin yeni sezonundaki en önemli yenilik, daha fazla konser yapması değil; müzik türleri arasındaki geçiş alanlarını programın merkezine alması olarak görünüyor

 

 

Cazdan elektronik müziğe, Arap müziğinden shoegaze’e, Ukrayna halk müziğinden İstanbul alternatif sahnesine uzanan bu çizgi, günümüzde müziğin tek bir merkezden ilerlemediğini bize söylüyor. Salon’un 2010’dan beri taşıdığı güncel müzik kimliği bu sezon belirgin bir “keşif sahnesi” karakterine dönüşmüş durumda. Mekânın kendisinin de güncel müzikten tiyatro, edebiyat ve söyleşilere doğru genişlemesi bu yaklaşımı destekliyor.

 

Ezcümle, Fiba Salon İKSV yeni sezon için türleri yan yana dizmekten ziyade, günümüzde müziğin birbirine nasıl dönüştüğünü gösteren bir program hazırlamış.

 

Cazkolik.com / 09 Eylül 2026, Çarşamba

 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.