Cenk Akyol Viyana'dan bildiriyor; Harika davulcu Simon Phillips ve grubu Protocol'u Porgy and Bess'te izledim

Cenk Akyol Viyana'dan bildiriyor; Harika davulcu Simon Phillips ve grubu Protocol'u Porgy and Bess'te izledim

 

Aksak ritimler, hayalet notalar, alışıldık mucizeler

 

 

Sülaleden müzisyen Simon Phillips’i Viyana’da izleme imkânı buldum

 

 

Viyana'da yaşayan kuzenim sayesinde sık sık ziyaret ettiğim bu şehri çok seviyorum. Viyana hâlâ 19. yüzyılın dönümündeki o büyüleyici şehir benim için. Daha önce de ZWE kulüpte harika bir keşif yapmış; Alman piyanist Philipp Maria Rosenberg’in Rotwelsch üçlüsüyle ve Viyana’nın fin de siecle dönemindeki müzikleriyle tanışmıştım.

 

Bu seferki fırsat ise harika bir isimli caz kulübü Porgy and Bess’teydi. Hatta fırsat değil, fırsatlar! Simon Phillips, grubu Protocol ve her türlü tarza yatkın gitarist Oz Noy, arka arkaya iki gece bu kulüpte çaldı. Bu fırsatları yakalamamı sağlayan ve beni son anda uyaran kuzenimin eşine bir teşekkür borçluyum. “Bu sefer hiç caz kulübüne gitmedin Cenk?” diyerek beni ayılttı, kendime getirdi de son dakikada kapalı gişe bu konsere yetişip rica minnet içeri girebildim.

 

 

Simon Phillips’i ilk defa, Jeff Beck’in 1980 tarihli "There and Back" albümünde arkadaşım Okan’ın evinde dinlemiştim. Hafızam yanıltmıyorsa plâğı da piyasadaki birçok gitaristin hocası olan İzi Eli’den ödünç almıştı. Basta Mo Foster ve klavyede Tony Hymas ağabeylerinin yanında aynı kalibredeydi genç davulcu. Arkadaşım Nuran'ın taaa seneler önce plâğını incelerken Nazareth’in "Hair Of The Dog" albümündeki 'Please Don’t Judas Me' parçasındaki tablayı onun çaldığını öğrendiğimde şaşırmıştım. Onu daha sonra (gıyaben de olsa) kimlerle izlemedim ki? The Who’nun 90’ların başında Tommy’yi seslendirdikleri, yıldızlar geçidi gibi bir konseri vardı. Amerikalı session sendikası Porcaro Biraderler'in Toto’su ile yıllarca çalıştı. Phil Manzanera’nın tek albümlük grubu 801, David Coverdale, Japon piyanist “cimcime” Hiromi (ki basta gelmiş geçmiş en büyük basçılardan Anthony Jackson vardı!), Mike Oldfield’ın en popüler zamanları (bkz: To France, Moonlight Shadow) ve hatta ve hatta Judas Priest... Bunlar sadece ilk aklıma gelenler, herkesin bildikleri. Şu an 73 yaşındaki delikanlı, bin yüz küsur albümle muazzam bir geçmişe sahip. Simon Phillips, yukarıda bahsettiğim eşsiz kariyerine dair hikâyeleri YouTube’daki farklı kanallarda kendi ağzından anlatıyor. Davulculuğunun yanında harika bir hikâye anlatıcısı, sempatik ve mütevazı bir müzisyen kendisi.

 

Diğer müzisyenleri de Simon Phillips’in bu Protocol grubu sayesinde tanıdım. Basçı Ernest Tibbs yaklaşık 15 senedir grupta. Kariyerinde Allan Holdsworth, Dean Brown, David Garfield gibi füzyon müziğin "kalın enseli" isimleri var. Venezuelalı klavyeci Otmaro Ruiz’in CV’si daha da kalabalık: John McLaughlin, Alain Caron, Gino Vanelli (başlı başına büyük bir okuldur bu Kanadalı), Jon Anderson, Frank Gambale, Akira Jimbo, Jeff Berlin, Jimmy Haslip... Saksofoncu Philip Wack da nispeten kariyerinin başlarında bir müzisyen; James Brown’ın efsanevi tromboncusu olan, 2010’da izleme şansı elde ettiğimiz Fred Wesley ile bayağı bir mesaisi olmuş. ABD'li gitarist Alex Sill ise kadrodaki en "toy" müzisyen. Bununla birlikte, grupta ondan önce çalan Andy Timmons veya Greg Howe’un yerini doldurmak zor olmalı.

 

 

Simon Phillips konser başlangıcında grubunu tanıttı; albümlerinin ismini çıkış sırasına göre vererek ne kadar yaratıcı olduklarını belirttikten ve son albümlerini baştan sona çalacaklarını söyledikten sonra ilk parçaya gök gürültüsü gibi giriştiler. Simon Phillips’in alamet-i farikası olan TAMA marka davul seti için, sol tarafa 4'lü roto-tom seti ve sağ tarafına gong bas davul ilave edilmiş bir Billy Cobham seti denilebilir. Stilini geliştirirken Panamalı davulcuların davulcusundan etkilendiğini birçok kez dile getirmişti zaten. Sağlak bir davulcu olmasına rağmen "açık el" tekniğiyle çalan ustayı izlemek gerçekten büyük keyif.

 

Grupta sololar genellikle gitar ve nefeslilere ayrılmış. Tecrübeli klavyeci Otmaro Ruiz, gençlere bilgece daha fazla alan açıyor. Sazını az ama öz eline alan, aldığında da alttan gelen Jan Hammervari Moog “notaları” 😊, Rhodes dokunuşları ve gövdeli klavye yapısı; davul-bas omurgasına uyumla eklemlenmiş sequencerlar ve yastık seslerle birlikte grubun en büyük gücü haline geliyor. Cabernet Sauvignon gibi güvenilir, Pinot Noir gibi zarif... 😉

 

 

Füzyon müziğin olmazsa olmazı unison gösteriler, Simon Phillips’in aksak ve tekil ölçülü ritimleri, hayalet notalar... İşte biz füzyonseverlerin bu konserlere gelme sebepleri! Grup, cömertçe bunları önümüze saçıyor. Davulda üçleme denilince ilk akla gelen isimlerden biri şüphesiz John Bonham'dır. Simon Phillips’inkiler onunkiler kadar vahşi değil belki ama müziğe daha iyi yedirilmiş, üzerine daha çok düşünülmüş şeyler.

 

Bu arada Porgy and Bess kulübü; U şeklindeki locası, kızıl ve bordo tonlarıyla sıcak, minyatür bir sinema salonunu andırıyor. Gelenlerin ekseriyeti benim gibi kel, keltoş ve "kelaj" (Öztürk Serengil’i analım) erkeklerden ve onlara eşlik eden zarif hanımefendilerden oluşuyor. Yaş ortalaması moralimi yükseltecek kadar yüksek; salondaki en genç kişiler sahnedeki gitarist ve saksofoncu. Bu tür müziklerde seçilen gitar tonu, duyumu smooth jazz’a da kaydırabilir, alevli ve cayır cayır bir caz-rock’a da. Gitaristimiz Alex biraz munis bir çocuk. Ben şahsen Greg Howe veya Andy Timmons gibi rock kökenli bir gitaristi yeğlerdim.

 

 

Gitaristin beklenmedik bir şekilde bozulan akordu, Ernest Tibbs’e sürpriz bir bas solo imkânı verdi. Müzisyenlikte bu tür kötü sürprizlerin böylesine hoş bir şekilde çözülmesi, canlı konserlerin o alışıldık mucizelerinden biri değil mi zaten? Konser üç bölümden oluştu. Açılışta belirtildiği gibi ilk sette son albümleri "6"yı tamamen çaldılar; aradan sonra eski albümlerden bir seçki sundular ve biste ise temmuzda çıkacak yedinci albümden doğaçlamalar içeren uzun bir parça çaldılar.

 

Salonun neredeyse yarısı, Simon Phillips’in muazzam davul solosunu telefonlarıyla kaydetti. Ama bu solodan sonra gelen saksafon ve davul düeti, sanırım konserin en sükseli bölümüydü. Bir anda gelişen bu sürpriz bölümü ise kimse kaydetmedi; küçük bir pasaj zannedildi ama uzun, gösterişli ve konserin akılda en çok kalacak anlarından biriydi. Sonrasındaki alkış sağanağı da zaten bunun bir teyidi niteliğindeydi.

 

 

Son olarak size, Simon Phillips’i tekrar popüler kılan ve göz önüne çıkaran bir canlı performans bağlantısı bırakmak istiyorum. Yine Avusturya’dan... Kendine "ses fotoğrafçısı" diyen Avusturyalı müzisyen, prodüktör ve ses mühendisi Manfred “Little” Konzett’in Little Big Beat isimli stüdyosunda, bir avuç şanslı seyirciyle gerçekleştirdiği titiz bir canlı kayıt bu. O da sıkı bir caz-rock tutkunu; stüdyoda çalan harika müzisyenleri görünce siz de hak vereceksiniz.

 

Cenk Akyol

 

Cazkolik.com / 29 Mayıs 2026, Cuma

 

 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cenk Akyol

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.