1 Nisanda İş Sanat’ta konserini izleyeceğimiz ünlü müzisyen Manu Katché’yi sevgili Cenk Akyol’un sorularıyla önce Cazkolik’te ağırladık...

1 Nisanda İş Sanat’ta konserini izleyeceğimiz ünlü müzisyen Manu Katché’yi sevgili Cenk Akyol’un sorularıyla önce Cazkolik’te ağırladık...

Cenk Akyol: Merhaba Mr. Katche, sizi İstanbul’dan, Türk jazz portalı Cazkolik.com’dan arıyorum, İstanbul’da vereceğiniz konseriniz için görüşmek istemiştik, müsaitseniz sorularımı sorabilir miyim?

Manu Katche: Merhaba, iyi akşamlar, tabii sorabilirsiniz.

Cenk Akyol: Bir çok kişi bilmez, ilk çaldığınız albümlerden biri Zao grubunun 1977’de çıkardığı "Typhareth" isimli albümdü. Klavyeci François "Faton" Cahen’in Macar kökenli saksofoncu Yochk’o "Jeff" Sefferile beraber kurduğu bir "Zeuhl" grubu. Her ikisi de Magma isimli grubun üyeleriydi. Kariyerinizin ilk yıllarındaki esin kaynaklarınız nelerdi? Bize müziğe ilk başladığınız yıllardaki heyecanlarınızdan bahsedebilir misiniz?

Manu Katche: Pardon, hangi yıl dediniz?

Cenk Akyol: 1977.

Manu Katche: Evet ama hatırlayamadım, hangi gruplaydı?

Cenk Akyol: Zao grubu.

Manu Katche: Aaa, eveeettt hatırladım... (Yüksek sesle) Zao!!! Fransız grubuydu!!!

Cenk Akyol: Evet, Fransız grubuydu...

Manu Katche: Evet, tabii yaa, nerden aklınıza geldi, sanırım benim ilk grup albümümdü. Aslında, belki bilmezsiniz, 7 yaşımda klasik piyano öğreniyordum, daha sonra, 13 yaşımda klasik perküsyon çalıştım; daha sonra ise Paris’te iki ayrı yerde kayıt yapmaya başladim ve sonra Zao grubunun lideri beni çağırdı... evet, haklısınız, aynı kişi başka bir Fransız grubu Magma’nın da üyesiydi. Bu, benim bir grup üyesi olarak ilk deneyimimdi. Hatırlıyorum da, bir grup olarak konser zamanımızda bu albümü kaydetmiştik ve harika bir deneyim olmuştu. Yine bunun benim yaptığım ilk şey olduğunu hatırlıyorum; o zamanlar oldukça gençtim, hiçbir tecrübem yoktu ve hepimiz için, tüm grup üyeleri için harika zamanlardı, çok güzel ve dostçaydı. Müzikal olarak güven kazanabilmem için ilk deneyimimdi. Nerden hatırladınız bunu...

Bu albümle birlikte gittikçe daha fazla kayıt yapmaya başlamıştım, çünkü bu albümdeki müziği dinleyip çalış stilimi seven insanlar çalmamı istiyordu ve sonra daha çok şey çıkarıp, daha fazla tanındıkça daha da fazla kayıt yapmaya başladım. Evet, her şey böyle başladı.
 
Cenk Akyol: Bu açıklayıcı cevabınız için çok teşekkürler, eskilere gittik, peki... son albümünüz "Third Round"a gelelim, Mart başında yayınladınız, buradaki konserinizde de bu albümden çalacaksınız sanırım, özellikle albümünüzün açılış parçası "Swing Piece", "Senses" ve elbette diğerleri gerçekten çok güzel, nasıl bir albüm oldu sizin açınızdan öğrenebilir miyiz?
 
Manut Katche: İstanbul’a son kez iki yıl önce gelip çalmıştım...

Cenk Akyol: İki yıl önce mi?

Manu Katche: Evet, ilk albüm "Neighborhood"dan da çalmıştım biraz. Evet, önceki iki albüme göre bu üçüncünün biraz daha farklı olduğunu düşünüyorum. Örneğin, sırf enstrümantasyon açısından, daha elektrik ağırlıklı; elektro bas var, önceden kontrbas kullanıyordum. İlkinde sadece akustik piyano kullanmıştık, şimdi akustik ve elektrik piyano var; ve artık trompet kullanmıyorum, sadece saksafon, tenor ve soprano. Bu da şu demek: kaydı dinleyince, daha elektrik temelli gibi gelecek kulağa. Yani, eğer bir referans isterseniz -bilirsiniz bazen referans vermek istenir- biraz Weather Report havasına giriyor diyebiliriz. Tam öyle değil ama o yöne doğru kayıyorum sanırım. Bu da çok hoş bir şey. Konser turu için prova yaparken, önceki albümlerden, "Playground" ve "Neighborhood"dan parçalara da çalıştık ve önceki albümlerdan parçaları da bu grupla çalmak gerçekten güzel oluyor. Gerçekten heyecanlıyım, çünkü müziğim için yeni bir yön bulduğumu düsünüyorum.

Cenk Akyol: Son albümünüz ECM’den çıktı. Jan Garbarek ile de bir çok ECM yapımında yeraldınız. Firmanın müziğe, müzik yapımlarına tavrı sizinle örtüşüyor sanırım?

Manu Katche: ECM ile çalışmaya nasıl başladığımı soruyorsanız, ECM ile bağlantıya geçmeyi bir süre denemiştim ama tam da bunun için uğraştım sayılmaz. Manfred’ı [Eicher- ECM’in kurucusu] tanıyordum, zira Garbarek’le çalışıyordum, ona demolarımdan bazılarını dinlemesi için gönderdim. O da sevdi ve tamamdır, evet, beraber birkaç iş yapalım dedi. Ben de, tabii, lütfen, dedim zira bu şirketin her zaman hayranı olmuşumdur. Harika bir kayıt şirketi olduğunu düsünüyorum. Sonra, Manfred’le demolar temelinde yanımda belirli çizgide müzisyenler olmasına karar verdik. İlk albüm "Zildjian" ve gerisi geldi. Sözün özü, o bana güvendi ve müzikten de emindi. ECM’le çalışmanın en hoş yanı da bu adam, Manfred Eicher; o, bir müzik konseptine sahip. Bu, iki kelimeyle şu demek: O, en başta, sessizliği dinlemeyi biliyor. Bu da şuna varıyor: bir ECM albümü dinlediğinizde belirli bir tarz hissedersiniz: agresif değildir, bir blues havası hissedersiniz ve bir anlamda, albüm akar. Bu yaklaşım benim müzik tarzımla örtüşüyor ve albümlerden çok memnun kalıyorum. Yani, onun prodüktörlük yapma tarzı, kilit önemde.

Cenk Akyol: Bir davulcuya sorulacak sorulardan biri de ekürisi olan basçılar olsa gerek, Pino Palladino ile beraber bir çok albümde çaldınız dikkatimi çekti. Bas gitarist olarak en rahat ettiğiniz isim kimdir?

Manu Katche: Tabii, kesinlikle. 25 yıl beraber çalıştık. Özel hayatımızda da çok yakın dostuz, aile hayatlarımızda. Manfred, Pino’yu da dahil etme isteğimi kabul ettiğinde çok sevinmiştim. Onun elektro bas çalma tarzı... O gösterişli biçimde çalan bir basçı değil; onda bir şey var, çok lirik. Ve onu dinlediğinizde, bazen elektro çalıyormuş gibi gelmez size, akustikteymiş gibi duyulur. Sadece çalınması gerekeni çalar, çok fazla süslemez; gerçekten lirik biçimde çalar. Onun kayıtta yer alması beni çok mutlu etti, çünkü ilk günden beri adeta aklımı okuyarak çalıyor diyebilirim.

Cenk Akyol: Türk müzisyenleri ile ortak çalışmalarda yaptınız, hatırladığımız kadarıyla pop müzisyeni Çelik’in bir albümünde çaldınız, sanırım Türkiye’den Kudsi Ergüner ile de çaldınız, galiba Peter Gabriel’in bir kaydıydı galiba... Böyle başka örnekler var mı bilmediğimiz?

Manu Katche: Hayır, onlar Türkiye’den çalıştığım iki müzisyen, o kadar.

Cenk Akyol: Sadece iki kişi mi?

Manu Katche: Evet, şu var ki, benim için zor... Türkiye’ye daha önce geldim; orada çaldım aslında, 3 kere. Diğer kişi de Peter Gabriel’di, ya da farklı bir şey, tam hatırlamıyorum ama problem şu ki, bunları çalmak benim için oldukça zor. Bunu çok iyi bilmiyorum. Ama şundan eminim ki harika bir Türk vardır ama pek iyi bilmiyorum. Umuyorum ki bu sefer İstanbul’a geldiğimde birileri bana yapılan işlerin kaydını verir ve bir ortak çalışma imkanı doğar. Çünkü biliyorsunuz, Hırvatistan’da Patagonya’da İtalya, İspanya, Almanya’da, Norveç’te çalıştım. Kendi kültürümü diğer kültürlerle biraraya getirip, karıştırmak beni her zaman heyecanlandırıyor. Zira hiçbir şeyden "çalıntı yapmıyoruz", kültürlerimizi birbirine karıştırıyor, yediriyoruz ve sanırım dünyadaki en iyi hislerden biri müzikleri birbirlerine karıştırarak kültür üretmek.  

Cenk Akyol: Geçtiğimiz sene İstanbul’daki konseri sırasında tanıştığımız Makedon gitar virtüözü Vlatko Stefanovski sizden övgü ile bahsetmişti, Onun yapımcılığını üstlendiği Gibonni (Hırvat popstar) albümünde Tony Levin ile de çalmışsınız. Stüdyo müzisyeni olarak Türkiye’den Çelik’in albümünde de çaldığınızı biliyorum. Dünyaca ünlü bir stüdyo müzisyeni olarak mı takdir edilmek istersiniz? Yoksa solo albümlerinizle mi anılmak istersiniz?

Manu Katche: 20 yıl stüdyo çalışmaları yaptım. Ortak çalışmaları seviyorum; bu yakınlarda Herbie Hancock’la da çalıştım ama tabii, ortak çalışma da zor; çünkü kendi müziğinize konsantre olduğunuzda, müziğiniz için bir kompozisyon ve yazım gerçekleştiriyorsunuz; sonra bir albüm kaydediyorsunuz, kendi müziğiniz ve grubunuzla devam ediyorsunuz. En azından benim için bu 2-3 yıllık bir süre oluyor ve sonra yeni bir albüm, böyle gidiyor... Bu durumda, size başka şeyler yapmak için çok zaman kalmıyor. Ortak çalışma yapabilirsiniz ama zor, başka bir müzisyenin çalışmasına yoğunlaştığınızda ve onunla bir süre turne yapınca, bu zaman alıyor. Bunu uzun yıllar boyunca yaptım ama şu an yaptığım şey beni oldukça mutlu ediyor... Yani, kendi müziğimi çalmak çok heyecan verici.

Cenk Akyol: Teşekkürler, bu da son sorumuz olsun, solo albümlerinizde (ilk albüm "its about time" dışında) tam anlamıyla caz tarzında işler yapıyorsunuz. Session müzisyeni olarak çalmadığınız tarz kalmadı neredeyse, peki favori tarzınız nedir?

Manu Katche: Hmmm... (Gülerek) Bu zor bir soru çünkü kendimi bir caz müzisyeni (player) olarak tanımlamıyorum. Sadece bir müzisyen olduğumu düşünüyorum. Kendime netlik kazandırmak için, bir sürü farklı tarzda çalabilirim. Dünyada varolan tüm tarzlarda değil tabii ama çalarak kendi tarzımı ifade edebileceğim tarzlarda. Bu durumu, belirli bir müzik tarzını tercih ettiğimi söyleyerek dile getirmem. Tarzdan bağımsız olarak, çaldığım müziğe yoğunlaşmak beni mutlu ediyor. Örneğin, Stefanovski’yle, kendi grubumla çaldığımda, bunlar beni çok heyecanlandırıyor. Yani, deneyimin kendisi önemli. Bu, hani, farklı farklı arkadaşlara sahip olmak gibi; bir arkadaşınız denizci, bir başkası tamirci olur; sanatçı, doktor arkadaşlarınız olur vs. Bu arkadaşlarınız sayesinde birçok farklı etkileşiminiz, deneyiminiz olur, farklı deneyimlerle kendinizi genişletirsiniz. Müzik tarzları da benim için aynı şey; müzikal açıdan kendinizi zengin hissedebilmeniz için tüm o tarzlardan bir parça olmalı içinizde. Uzun yıllar boyu, tüm o farklı müzisyenlerle beraber yaptığım şey, beni değiştirdi; birçok deneyim ve zenginlik kattı. Şimdi, bunları kendi müziğimde dile getirmeye çalışıyorum.

Cenk Akyol: Mr. Katche, bize zaman ayırdığınız ve bu detaylı, harika cevaplarınız için teşekkür ederim, burada harika bir konserin bizi beklediğini biliyorum, size şimdiden İstanbul konseriniz için başarılar dilerim.

Manu Katche: Bu güzel söyleşi için ben teşekkür ederim.

Cazkolik.com / 29 Mart 2010, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.