16. Ankara Caz Festivali`nin son konserleri uzun süre hafızalardaki tazeliğini koruyacak.

16. Ankara Caz Festivali`nin son konserleri uzun süre hafızalardaki tazeliğini koruyacak.

Her yıl heyecanla beklenen bir Ankara Caz Festivali daha güzel anılara dönüştü ama sadece anılarda değil, Fatih Erkan`ın günlüklerinde hep kayıtlı olacak. Geçen hafta son konserlerle günlükler de sona eriyor. Günlüğün son sayfasında Kerem Görsev Trio, Alan Broadbent ve Ernie Watts konseri ve gitarist Antonio Forcione`ye dair gözlemler var.


16. Ankara Caz Festivali kapanış haftasındaki

konserleriyle hafızalardaki tazeliğini uzun süre

koruyacak...

16. Uluslararası Caz Festivali, Şubat ayındaki yoğun programının ardından yaklaşık iki hafta mola vermişti. Festival, bu molanın ardından Mart ayında gerçekleştirdiği çok iyi iki etkinlikle 2013 sezon konserlerini tamamlamış oldu. Önce 7 Mart’ta Meb Şura Salonu’nda Kerem Görsev Trio’yu Therapy albümünde de yer alan dünyaca ünlü caz müzisyenleri Alan Broadbent ve Ernie Watts ile birlikte dinledik. Ardından 9 Mart’ta Bilkent Konser Salonu’nda Antonio Forcione’yi dinleme şansı yakaladık.

7 Mart Kerem Görsev Trio, Alan Broadbent ve Ernie Watts konseri ile ilgili anlatacak çok şey var.

Yaklaşık 2,5 saat süren bir caz şöleni desek yeridir galiba bu konser için. Kerem Görsev kendi bestelerini ve Kamil Özler’in düzenlemelerini içeren Therapy albümünü bu ekip ve Londra Filarmoni Orkestrası ile birlikte 2010 yılında Abbey Road Stüdyoları’nda kaydetmişti. Üç yılın ardından İstanbul, İzmir ve Ankara’da gerçekleştirilen konserler dizisi ile bu çok beğendiğim albüm Türk dinleyicisine yeniden sunuldu. Alan Broadbent ve Ernie Watts’ın çok önemli caz müzisyenleri olduklarını ve özellikle Charlie Haden Quartet West ile birlikte önemli işlere imza attıklarını eminim birçok caz dinleyicisi zaten bilmektedir. Kerem Görsev Trio’da uzun süredir Türkiye’nin en iyi caz davulcularından Ferit Odman ve en başarılı kontrbas sanatçılarından Kağan Yıldız performans vermekte. Albümü dinlerken de iki genç müzisyenin başarısı beni çok etkilemişti. Ferit Odman’ın Nommo ve Autumn in New York adlı albümlerinde de dünyaca ünlü birçok müzisyenle beraber çalıştığını hatırlatayım. Konserde caz müzisyenlerimize Orkestra Akademik Başkent eşlik etti.

7 Mart günü her zaman arabamla gittiğim Meb Şura Salonu’na bu sefer Bahçelievler’in içinden yürüyerek ulaştım. Neden bu ayrıntıyı verdim? Çünkü bu yürüyüşün keşmekeşinden ve gürültüsünden bir an sıkılıp, gittiğim konserde çalınacak albümün adını hatırladım: Therapy. “Şimdi konserde toparlarım bünyeyi” dedim kendi kendime. Öyle de oldu. En solda Ferit Odman, hemen yanı başında Kağan Yıldız, sahnenin tam ortasında Kerem Görsev, önde ve hafif sağda Ernie Watts ve arkada orkestrasının başında Alan Broadbent… Konserin ilk performansı Diversion albümüne adını veren ve Therapy albümünde de yer alan o güzel beste oldu. Sonrasında Kerem Görsev tarafından geçtiğimiz yıllarda kaybettiği dalmaçyalısı Bebop’a ithafen bestelenmiş Flashback’i dinledik. Flashback’in ikinci yarısında Ferit Odman’ın “swing”i ile eşlik ettiği Ernie Watts’ın o harika solosu ve mükemmel “ghost note”ları görülmeye ve dinlenmeye değerdi. Kayıt alışkanlığı ile ilgili olabilir; performansın kimi yerlerinde Orkestra Akademik Başkent’i yetersiz buldum. Üçüncü parça Kerem Görsev Trio’ya saksafonda Ernie Watts’ın eşlik ettiği quartet formatında icra edildi. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama Ernie Watts’ın bu parçadaki cümlelemelerine hayran kalmamak elde değil. Bu performansta Kerem Görsev’in solosunu, sona doğru Ernie Watts ile gerçekleştirdikleri enerjik diyalogları ve Ferit Odman’ın bu diyalogdaki geçişlerini çok beğendim. Sonrasında yine Therapy albümünden Simple Life isimli parçayı dinledik. Çok başarılı bir beste. Yaylı partisyonları oldukça baskın. Kerem Görsev’in de konserde belirttiği gibi gece boyunca salon kimi zaman klasik müzik konser salonu, kimi zaman caz kulüp havasına büründü. Therapy albümünden Captivation isimli parçanın performansından sonra Kerem Görsev, Alan Broadbent’ten piyanonun başına geçmesini rica etti. Hemen ardından dinleyici koltuğuna geçip bizlerle birlikte Alan Broadbent’in yumuşak tuşeli solosu ile başlayan, Ernie Watts’ın enstrüman hakimiyeti konusunda ders niteliğindeki performansı ile devam eden ve Kağan Yıldız’ın solosu ile tamamlanan icrayı izledi. Alan Broadbent hemen ardından aynı konfigürasyonda bizlere Star Eyes çaldı. Bu parçada Ernie Watts ile Alan Broadbent diyaloglarına Ferit Odman’ın sağladığı güzel geçişler çok başarılıydı. Bu güzel quartet performanslarından sonra orkestranın eşlik ettiği Therapy albümünden parçalarla konsere devam edildi. Önce Therapy, sonra da Oğuz Durukan’ın anısına bestelenen Story Teller parçaları çalındı. Story Teller performansında orkestra ve diğer müzisyenler arası uyumu çok beğendim. Ardından, yakın zamanda aynı ekiple kayıt edecekleri Tribute to Bill Evans albümünden aynı isimli beste çalındı. Parça, Alan Broadbent solosuna orkestranın eşliği ile başlayıp Kerem Görsev ile devam etti. Bu parçada Alan Broadbent’in solosunu bitirirken orkestrasına işareti vererek şefliğe geçişi ve bu sırada Kerem Görsev’in parmak uçlarında piyanoya gelişi çok hoş ve coşkulu bir sahneydi bence. Bu güzel performansın ardından usta isim müteveffa İlhan Mimaroğlu’na saygı niteliğindeki beste Letter to Mimaroğlu çalındı. Yine quartet formatında piyanoda önce Kerem Görsev ile başlayan sonra Alan Broadbent ile devam eden bir sonraki performansta Ernie Watts’ın işareti ile gerçekleşen Ferit Odman’ın solo performansı tek kelimeyle göz doldurdu. Bu harika tuşe ve enstrüman hakimiyeti ile Ferit Odman, Türkiye’nin en iyi caz davulcularının başında geliyor bence. Konser sona doğru yaklaşırken, önce Alan Broadbent’in harika solo performansı Body and Soul’u, sonrasında Therapy albümünden iki güzel beste Sunday ve Meeting Point’i dinledik. Konserin bisten önceki son performansında sonlara doğru Kerem Görsev’in ve Alan Broadbent’in piyanonun başına beraber oturmaları coşkuyu arttırdı. Oldukça uzun süren alkışlardan sonra ekibin tekrar sahneye çıkmasının ardından ise müthiş bir bis izledik. Performans, Alan Broadbent solosu ile başladı, Ernie Watts’ın katılımıyla duo olarak devam etti ve Kerem Görsev’in o görülmeye değer coşkusu ile Alan Broadbent’in hemen yanına oturup verdiği harika performansıyla Ferit Odman’ın ve Kağan Yıldız’ın güzel sololarına bağlandı. Davul ve bas sololarında usta isimlerin değerli müzisyenlerimize hayran hayran bakışları gözümüzden kaçmadı. Müzisyenler konserin sonunda uzun süre ayakta alkışlandı. Uzun lafın kısası, Ankara Caz Festivali’nin önemli konserlerinden biri gerçekleşti 7 Mart’ta. Salonun ses durumu aslında genel kondisyonunu hiç beğenmediğim Meb Şura Salonu’na göre oldukça iyiydi. Sanırım sahnenin arkasındaki panellerin buna katkısı oldu. Ses seviyesi yapılan müziğin naifliğine uygun olarak ayarlanmıştı. Yine de zillerinin bir kısmının yarım saniye ara ile salonun köşelerinde yeniden çaldığını duydum bazen. Ama tekrar etmekte fayda var; iyi yapıldığı belli olan provalar sonucu Meb Şura Salonu’nun genel durumuna göre oldukça iyi bir ses yakalanmış. (Geçtiğimiz günlerde yine festivalde gerçekleşen Dhafer Youssef Quartet Konseri’nde sanırım Meb Şura’da hissettiğim en iyi ses kondisyonu yakalanmıştı. Demek ki ses kontrol sırasında olabileceğin en iyisini alabilmek için elden gelenin en iyisi yapılırsa mimari durumu kötü olan salonlar da bile vasat yakalanabiliyor.)


Ana teması gitar olan festivalde gitarist

Antonio Forcione konseri mükemmel bir kapanış

imzası oldu...

Tarihler 9 Mart’ı gösterdiğinde ise ünlü gitarist Antonio Forcione’yi 2012’de çıkardığı son albümü Sketches of Africa’yı perküsyonda Anselmo Netto ve akustik basta Matheus Nova’dan oluşan ekibiyle birlikte çalacakları konserde dinlemek için Bilkent Konser Salonu’na gittik. Bu albümün konserini daha önceden başka bir ekiple geçtiğimiz yaz Edinburgh’da izlemiştim. Müthiş bir performanstı. Sonrasında albümü de birçok kez dinleme fırsatım oldu. Kendisinin konserde de anlattığı gibi Afrika’da geçirdiği bir sürenin ardından, müziğinden çok etkilendiği bu bölge ile ilgili bir albüm yapmak istemiş Antonio Forcione. Eminim perküsyon yönünün çok kuvvetli olmasının bu müzikten etkilenmesinde rolü büyüktür.

Konser Antonio Forcione’nin en önemli solo performanslarından biri Heartbeat ile başladı. Etkileyici giriş diye ben buna derim. Sanırım üstat en baştan bizlere “Şu elimde görmüş olduğunuz enstrüman benim çok iyi dostumdur ve ben onunla ilgili her ayrıntıyı bilirim.” demek istedi. Sanırım, gitarını kimi zaman perküsyon aleti olarak kullandığı bu harika performansıyla beni olduğu kadar salondaki birçok dinleyiciyi de derinden etkilemiştir. Antonio Forcione’nin ekip arkadaşlarının sahneye gelmesinin ardından albümden duygulu ve huzurlu beste Tar’ı dinledik. Hemen ardından albümdeki başka bir güzel beste Stay Forever başarılı bir şekilde icra edildi. Dördüncü parça Antonio Forcione’nin “Afrika ile ilgili yaptığım albüm kesinlikle onsuz olmazdı: Nelson Mandela. O mutlu olduğunda dans ederdi. Bu şarkı ona ithafen.” diye tanıttığı Madiba’s Jive’dı. Madiba, Nelson Mandela’nın ait olduğu Xhosa kabilesinin adı. Bu parçadaki perküsyon performansını çok beğendim. Perküsyoncu Anselmo Netto ayağının vuruşuyla ayrı, dizinin dokunuşuyla ayrı enstrüman çalabilen perküsyonculardan. Eğlenceli Madiba’s Jive’ın ardından Zimbabweli insanlar için bestelediği Song for Zimbabwe’yi dinledik. Bu parçalardan sonra Antonio Forcione’den solo olarak El Hamra Sarayı için yapmış olduğu ünlü bestesi Alhambra’yı dinledik. Müthiş bir akustik gitar performansıydı. Antonio Forcione bir ara sol eliyle gitarın en üst telini diğerlerinden belli olacak şekilde ayırdı ve bu teli gevşetip sıkarak gitardan çok daha mistik ve makamlı sesler elde etti. Konserin sonlarına doğru bu üçlüden öncelikle Miriam Makeba tarafından üne kavuşturulan Pata Pata’yı, sonrasında Kuzey Afrika köylerinden birine ithafen bestelediği parçayı ve albümden Africa’yı dinledik. Hareketli son parça Maurizio’s Party, Ankaralıların aklından çıkmayacak bir performanstı. Antonio Forcione bu parçanın sonlarına doğru gitarını dizine yatay koyup kimi zaman nazikçe kimi zaman sertçe vuruşlarla enstrümanını adeta bir perküsyon aletine dönüştürdü. Yetmedi, telleri dizinde kaydırarak ritim tuttu. Tam bu sıralarda perküsyoncu ile atışmaya başladılar ve Anselmo Netto bütün uğraşlarına rağmen en sonunda Antonio Forcione’nin gitardan daktilo sesleri çıkardığını görmesinin ardından yenilgiyi kabul etti. Parça sırasında bir ara Forcione ön koltuklardan bir çifti göstererek Strangers in the Night’ın ana temasını bile çaldı. Bu performans uzun süre alkışlandı. Bis için Antonio Forcione sahneye yalnız geldi ve çok sıkı bir Touch Wood performansı izledik. Hemen öncesinde Antonio Forcione Türk Müzisyenleri ve özellikle Erkan Oğur ile ilgili çok özel sözler söyledi. Daha önce İstanbul’a konser için gelmiş ve Erkan Oğur ile buluşup çalma fırsatı yakalamış. Beraber üç saat kesintisiz müzik yaptıklarını ve bunun hayatındaki en önemli deneyimlerden biri olduğunu öğrendik. Bu konserden önce yapmış olduğu atölye çalışmalarında tanıdığı Türk müzisyenlerinin gelmiş olduğu seviyeden hayranlıkla bahsetti. Uluslararası platformda gitar festivali düzenleyen bütün arkadaşlarına Türkiye‘den bahsettiğini belirtti. Böyle bir virtüözün müzisyenlerimizden böyle bahsetmesi göğüslerimizi kabarttı doğrusu. Bilkent Konser Salonu yüksek tavanı ile daha çok yükselteç kullanılmayan akustik konserler için tasarlanmış bir salon. Daha önceden burada gerçekleştirilmiş ve sesin çok açık olduğu bazı caz konserlerinde oldukça kötü deneyimlerim var. 9 Mart günü biraz korkarak gitsem de salona, duyduklarım bütün korkularımı yıktı. Ses çok açılmamıştı. Enstrümanlar yansımalı salon göz önünde bulundurularak oldukça iyi mikrofonlanmış ve yükseltilmişti.

* * *

16. Uluslararası Ankara Caz Festivali’nin kapanışı 14 Mart’ta Ankara Hayal Kahvesi’ndeki parti ile yapılacak.

* * *

Bu senelik benden bu kadar. Umarım festival yazılarım siz okuyucuların ilgisini çekmiş ve caz dinleyicileri için faydalı olmuştur.

Fatih Erkan
http://fatih-erkan.blogspot.com/

Cazkolik.com / 12 Mart 2013, Salı

 

 

 






Geçen hafta festivalin konser maratonu İtalyan gitarist ve besteci Francesco Diodati ve grubu Neko konseriyle başladı...

Francesco Diodati ve NEKO grubu tüm festivalde hakkında en az bilgi sahip olduğum ekipti. Genç müzisyenlerden kurulu bir ekip olduğunu bildiğim için 18 Şubat’ta Cer Modern’e hafif risk taşıyan bir konsere gideceğimi tahmin ediyordum sadece. Headache adlı parça ile başlayan konser sırasında, modern caz sahnesinde önemli yere sahip olduğu söylenen bu grup liderinin girizgahları fazlaca uzattığını, tansiyonda sık sık tekdüzeliğe düştüğünü düşünüyorum. Kendisine davulda eşlik eden müzisyen Ermano Baron’u da çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Sanırım performansta sıradanın üstünde olan tek kişi kontrbastaki Francesco Ponticelli idi. Yine de konserde zaman geçtikçe ekibin daha iyi çaldığını düşünüyorum. Öyle ki, bisteki performansı oldukça beğendim. Francesco Diodati’nin konser sırasında ara ara denediği bazı cüretkar şeyleri, kimi fena olmayan bestelerini ve daha önceden çok ünlü caz müzisyenlerinden aldığı övgü dolu sözleri göz önünde bulundurduğumda bu müzisyenin modern caz sahnesine kazandıracağı şeyler olabileceğini düşünüyorum. Ama bence hem bestelerinde hem de müzisyen arkadaşları ile ortaya koydukları müzikal performanslarda geliştirilmesi gereken çok nokta var.


Festivalin merakla beklenen konserinde Nguyen Le, Mieko Miyazaki ve Prabhu Edouard farklı kültürlerin müzikal kaynaklarını kullandıkları besteleriyle heyecan verici bir gece yaşattılar...

Tarihler 19 Şubatı gösterdiğinde ise festivaldeki en favori iki konserimden ilki ünlü gitarist Nguyên Lê‘nin tablacı Prabhu Edouard ve koto sanatçısı Mieko Miyazaki ile beraber gerçekleştirdiği Saiyuki konserine tanıklık ettik. Tanıklık etme tabirini bilerek seçtim; çünkü sahnede müzikten fazlası, salonda sesten ötesi vardı. Saiyuki, adını aynı isimli bir kitaptan alıyor. Türkçe karşılığı “Doğu’dan Batı’ya Yolculuk”. Bu yolculuğun Japonya’dan Hindistan’a doğru olduğunu söylersek kafa karıştırıcı olabilir. Ancak bir zamanlar Hindistan’ın Japonya’ya göre batı sayılıyor olması sanırım kafa karışıklıklarını giderir. Bu sebeple Mieko Miyazaki’nin Japon, Prabhu Edouard’ın da Hint asıllı olmaları ve Vietnam asıllı Fransız Müzisyen Nguyên Lê’nin bu projesi için bu ekibin bir araya gelmesi çok anlamlı. Nguyên Lê’nin böyle bir albüm yapma fikri oldukça öncelere dayanıyor; ancak istediği virtüözite seviyesinde sanatçılar bulması biraz zaman almış. Albüm parçaları farklı kültürlerin müzikal kaynaklarını kullanarak yapılmış çok farklı beste ve düzenlemeleri içeriyor. Konser öncesinde Nguyên Lê ile zaten yazışmış; hem “sound-check”i dinleme hem de röportaj hususunda anlaşmıştık. Konser salonu Cer Modern’e biraz erken gidip konser öncesi müzisyenlerle güzel bir kahve eşliğinde sohbet edip onlarla beraber “sound-check”e geçtim. Tam iki buçuk saat bu titiz müzisyenlerin, performanslarını kusursuz bir deneyime dönüştürmeleri için yaptıkları hazırlıkları izledim. Hem koto hem de tabla oturularak çalınan enstrümanlar. Bu müzisyenler için iki adet yerden yükseltilmiş platform içeriye girdiğimizde çoktan sahnedeydi. Özellikle Prabhu Edouard’ın ses kalitesi için uğraşları takıntı boyutundaydı. Müzisyenler sırayla diğerlerinin enstrümanlarının seyirci koltuklarından nasıl duyulduğunu bizzat test ettiler. Sonuçta ortaya çıkan ses belki Cer Modern’de bu ekipmanlarla gerçekleştirilebileceğin en iyisiydi. Bu hazırlıklardan hemen sonra başlayan konserde albümdekinden daha enerjik bir performans ile karşılaştım. Müzisyenlerimizin hepsi kendi geleneksel kıyafetleri ile sahnedeydi. İlk olarak Azur parçası ile yavaş bir giriş yapıldı. Nguyên Lê her zamanki olgun gitar tonuyla bir harikaydı. Tabla dinleyiciler tarafından büyük ihtimalle daha önce dinlenilmiştir; ancak sanırım koto birçoğuna oldukça ilginç geldi. Her parçada perde aralıkları değiştirilen bu enstrüman uzun bir kanuna benziyor diyebilirim. Tek kelimeyle çok gizemli bir sesi var. Sizi anında Uzakdoğu’ya taşıyor. Sonrasında Nguyên Lê’nin kendi anlatımıyla ünlü Bulgar ritmi Kopanitsanın üstüne bazı eklemeler yaparak oluşturduğu Kokopanitsa’yı dinledik. Ritmik açıdan takibi zor bir eserdi. Üçüncü parçada Nguyên Lê parçanın tanıtımı için sunumu Prabhu’nun yapacağını söyledi ve Prabhu sözlerinin manasına kadar Sangam adlı parçayı tanıttı. Parçanın performansı sırasında da seyirci ile interaktif vokaller gerçekleştirdi. Prabhu Edouard çok ünlü bir tablacı. Tablayı dinleyenler bilir, tabla her ritmiyle aslında aynı zamanda konuşur ve manalı sözler söyler. Dördüncü parça Izanagi ve Izanami için Mieko Miyazaki, Japon Mitolojisi’nde iki tanrının birleşmeleri ve Japonya’nın yaratılışına ait hikayesini baştan sona anlattı. Bu parçanın performansı müzikal olmanın yanında özellikle Mieko’nun mimikleri ve tonlamaları ile neredeyse tiyatraldı. Sanırım bu parçada Mieko Miyazaki inanılmaz vokal tekniği ile beni olduğu kadar birçok Ankaralıyı etkiledi. Yer yer gerilim filminde gibi hissettik kendimizi. Salonda dinamik aralığı çok yüksek harika bir ses ortamı yaratıldı. Mieko’nun ve Prabhu’nun vokalleri ile birleşme ve çoğalma unsurları üzerine gerçekleştirdikleri betimlemeler öyle her müzikal performansta karşılaşılacak cinsten değildi. Bütün bunlar olurken Nguyên Lê tansiyon kontrolünü çok iyi ayarladı. Bu performans dinleyiciler tarafından uzun süre alkışlandı. Sonrasında tansiyonu yumuşatan Ila ve eğlenceli Sweet Ganesh performanslarını dinledik. Aynı zamanda Prabhu Edouard’ın tablası ile yine seyircilerle interaktif olarak gerçekleştirdiği tablanın konuşması üzerine gösterisi de beğenildi. Konser uzun süre alkışlandı ve bis için sahneye yeniden gelen müzisyenler tarafından Haeju Arirang parçası çalındı. Bu konser sonrasında Nguyên Lê ile gerçekleştirdiğimiz güzel söyleşiyi (bu satıra tıklayarak) okuyabilirsiniz.


Karsu Dönmez konserinde yerli bestelere ilginç düzenlemeler, farklı bir vokal tadı ve bol alkış vardı...

Karsu Dönmez`in vokalini dinlemeyi merakla bekliyordum. 20 Şubat`ta yine Cer Modern`de gerçekleşen konserde Karsu Dönmez`in sahnede sergilediği enerji dolu tavırları ve zaman zaman gerçekleştirdiği caz vokal performansları oldukça ilgi çekiciydi. Konser sırasında Karsu Dönmez`in yerli eserlerimize ilginç düzenlemeleri ve farklı vokali ile dokunuşlarını da dinledik. Konserde ciddi bir vokal performans izledik belki; ama ne yazık ki Karsu Dönmez`in piyanosu dahil kayda değer bir enstrüman icrası göremedim. Karsu Dönmez`in daha iyi performanslar için daha iyi müzisyenlerle çalışması gerektiğini düşünüyorum. Konser, salonu tıklım tıklım dolduran dinleyiciler tarafından uzun süre ayakta alkışlandı. Hemen sonrasında da ciddi sayıda albüm satışı gerçekleşti.


Philipp Van Endert Trio ilk üç parçanın ardından `groove`unu buldu...

Bu şekilde bir albüm doldurabilir veya konserde bir kaç performans verebilirsiniz. Ancak koca bir konseri tansiyonu devamlı düşük olarak geçirmek belki de sadece enstrümanınızda çok iyi bir virtüözseniz ilgi çekici olabilir. 21 Şubat`ta Cer Modern`de gerçekleşen Philipp Van Endert Trio konserindeki ilk üç parçadan sonraki hislerim böyleydi. Ancak dördüncü parçadaki gerçekten sıkı performans bir anda fikirlerimi değiştirdi. İlk üç parçadan sonra değişen başka bir şey de Kurt Billker`in davuldaki performansı idi. Öncesinde enerjisi alınmış ve kuru olarak yorumlayabileceğim davulcu sonrasında temiz tuşesi ve "groovy" yaklaşımlarıyla çok hoşuma gitti. Bu parçadan sonra da iyi performanslar izledik. Özellikle, Andre Nendza`ya ait iyi bir kontrbas solosu ile başlayan son performans Gershwin "Lady Be Good" düzenlemesini çok çok beğendim. Biste çalınan pop parçası I Only Want To Be With You “cover”ı da oldukça başarılıydı.


Tanrı, ruhuna üflediği `groove` ile Dhafer Youssef`u bir Avrupa Trio`sunun ortasına bırakmış...

22 Şubat`ta Meb Şura Salonu`nda, festivalin belki de en önemli konserinde, Dhafer Youssef Quartet`i dinledik. Son İstanbul Caz Festival`inde Hüsnü Şenlendirici ile beraber gerçekleştirdikleri konser çok beğenilmişti. Ankara Caz Festivali`ne katılan bazı sanatçıların bile Dhafer Youssef`un katıldığı bir festivale katılmak benim için gururdur diye övünmesine sebep olan bir isim Dhafer Youssef. Nguyên Lê de yakın dostunun festivalde çıkacağını duymuş ve bana kendisiyle yapmış olduğum röportaj sırasında bu konseri hatırlatmıştı. Konser “line-up”ına baktığımda Dhafer Youssef’un Avrupa Caz Trio olarak nitelendirebileceğim bir ekiple çalacağını görüp meraklanmıştım. (Khrisjan Randalu piyano, Phil Donkin kontrbas, Chander Sardjoe davul) Daha önceden bu ekiple bazı performanslarını görmek mümkün. Dhafer Youssef’un benzer performansları (bir arada Abu Nawas Rhapsody albümünün de kayıtlarını gerçekleştirdiği) piyanoda harika Tigran Hamasyan, kontrbasta Chris Jennings ve davulda Mark Guiliana ile verdiğini hatırlatalım. Aslında, festivalde ilk açıklanan “line-up”da da Chris Jennings’in adını görmüştük ama bu isim sonrasında Phil Donkin ile değişti. Dhafer Youssef`un o inanılmaz tizlere çıkabilen vokali ile başlayan ilk parçadaki performans, uyumlu udun, harika yumuşaklıkta piyano dokunuşlarının, dengeli kontrbasın ve fazla güçlü bir davulun eşliğinde devam etti. Dhafer Youssef hem vokali, hem udu, hem el hareketleri hem de sahnede sık sık yer değiştirmeleri ile adeta bir şef gibiydi. Her biri ayrı ayrı çok iyi müzisyen arkadaşlarının güzel performansları sanırım Dhafer Youssef`un katkılarıyla oldukça organik bir uyum yakaladı. Ekibi tek cümleyle özetlemem gerekirse; Tanrı Dhafer Youssef`u bir Avrupa Trio`sunun ortasına bırakmış ve ruhuna da "groove" üflemiş. Müzikte beni en çok etkileyen inişli çıkışlı tansiyon konusunda şimdiye kadar dinlediğim en iyi konserlerden biriydi. Konser sırasında özellikle Dhafer Youssef’un dinlemede olduğu zamanlarda kendimi Avishai Cohen konserlerinde gibi hissettim. Sanırım bu hissiyatımda piyano ve davul ikilisinin katkısı büyük. Konserde Abu Nawas Rhapsody albümünden gerçekleştirilen performanslar (özellikle Les Ondes Orientales) başta olmak üzere her parça ayrı ayrı tek kelimeyle mükemmeldi. Davulcu Chander Sardjoe, gerçekten güçlü ve enerjili vuruşları ile sanırım dinleyicilerin en çok ilgisini çeken müzisyen oldu. Dhafer Youssef konserlerinde davulculara çok iş düşüyor. Davul partisyonları hem oldukça güçlü ve hızlı hem de oldukça temiz çalınmalı. Chander Sardjoe bunu çok iyi başardı. Piyanodaki Khrisjan Randalu`nun harika tuşesini belirtmeden geçmek istemem. Dhafer Youssef parça aralarında dinleyicilere sık sık Türkçe hitap etti. Şarap sevgisini anlattığı sözler salondan büyük alkış aldı. Uzun lafın kısası, akıldan çıkmayacak bir konserdi Dhafer Youssef konseri.


Ahmet Kanneci`nin gitarı ile klasik besteler ve caz standartları arasında...

23 Şubat`ta Meb Şura salonunda festivalin Şubat ayında gerçekleşen son konserinde Ahmet Kanneci sahneye çıktı. Konserin klasik gitar eserleri ile dolu ilk kısmından sonra Gershwin`den Prelude ve Summertime, Django Reinhardt`tan Nuange, Dave Brubeck`ten Blue Rondo Ala Turk, Ray Evans`ten Mona Lisa, Duke Ellington`tan Dancers in Love ve Bernstein`dan bazı eserler, iki gitar düzenlemeleri ile çalındı. Bu eserler “swing" duygusundan biraz yoksun çalındı diyebilirim. Performans dinleyicilerden yoğun alkış aldı.

* * *

Festival 7 Mart’taki Kerem Görsev Therapy ve 9 Mart’taki Antonio Forcione konserlerinin ardından 14 Mart’ta gerçekleşecek kapanış partisi ile son bulacak.

Fatih Erkan
http://fatih-erkan.blogspot.com/

Cazkolik.com / 25 Şubat 2013, Pazartesi

 

 

 






16. Uluslararası Ankara Caz Festivali 13 Şubat Cenk Erdoğan & Onur Aymergen Trio, 15 Şubat Bülent Ortaçgil, 17 Şubat Trio Mrio konserleri ile devam etti.

Festivalde bir Ankaralı ve bir İstanbullu gitaristin buluşması; Onur Aymergen Trio feat. Cenk Erdoğan...

13 Şubat’taki Cenk Erdoğan & Onur Aymergen Trio konseri, biri Ankaralı biri İstanbullu iki gitaristin buluştuğu ilginç bir konserdi. Davulda Akın Bağcıoğlu, perdesiz basta ise Orhan Deniz’i dinledik. Cenk Erdoğan’ın güzel besteleri ve gitar hakimiyetini bilerek ve bir Onur Aymergen Trio konserini daha önceden izlemiş olarak nasıl bir ortak seste buluşacaklarını merakla bekliyordum. Açık söylemem gerekirse ilk iki parçada (Cenk Erdoğan’ın Kavis albümündeki güzel Büyükada bestesi ve Onur Aymergen’in caz temelindeki Pswing bestesi) beklediğim uyumu özelikle davul açısından bulamadım. Ancak sonrasında uyumun yakalanması ile birlikte Cenk Erdoğan’ın İle albümünden babasına yazdığı Daddy Goes ve devamında Onur Aymergen bestesi Party performansları gerçekten görülmeye değerdi. Bu parçalardan özellikle ilkindeki tansiyon ve enerji planlaması oldukça başarılıydı. Bahsettiğim parçalar dışında Cenk Erdoğan’ın iki albümünden Kına, Yağ Bal, Kavis ve Onur Aymergen’in bestelerinden Afrika, Ev ve Code’u dinledik. Cenk Erdoğan’ın iki saplı gitarı ve efektleri ile ortaya koyduğu tonu çok beğendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Bu konserdeki başarıda çok farklı konfigürasyonlarda sayısız müzisyenle çalışan Cenk Erdoğan’ın büyük payı olduğunu düşünüyorum. Gerçekten ülkedeki önemli gitaristlerden biri bence. Akın Bağcıoğlu’nun iyi bir davulcu olduğunu birçok performansında takip etmiştim. Sadece özellikle ilk iki performansta tarzını yapılan müziğe göre biraz sert bulduğumu ifade etmem gerekiyor. Konserin sonlarına doğru verdiği solo oldukça başarılıydı. Basçı Orhan Deniz’in yaklaşımları uyumlu ve yerindeydi. Bas gitarı olması gerektiği ölçüde ve oldukça doğaldı. Bu konser sayesinde Başkent Üniversitesi İhsan Doğramacı Salonu’nu da görmüş olduk. Salon, şehir merkezinden biraz uzak olsa da konsere ilgi fena değildi. Ankara’daki konser salonu meselesinden mütevellit izninizle salon hakkında da biraz bilgi vermek istiyorum. Bu salon bence, ODTÜ Kemal Kurdaş Salonu ve Meb Şura Salonu gibi festival boyunca konserler verilen diğer mekanlardan daha iyi akustik kondisyonlara sahip. Ama daha küçük bir salon tabii. Sahneye hakim iyi koltuk yerleşimi ile bizdeki genel salon mantığından da biraz farklı. Salonun görsel açıdan tek eksiği ortalardaki kolonlar. Sahnenin tavanı ile seyircinin tavanının aynı olması ve salonun kısmen butikliği aslında burada akustik performanslar da verilebilir diye aklıma getirse de salonun iyi planlanmamış yansıma oranlarının bunu engelleyeceğini düşünüyorum. Yükselteç ve hoparlör kullanılan konserlerdeki performans, sanırım salonun arkalara doğru yükselen zemini sebebiyle azalan tavan aralığından dolayı bol yansımalı oluyor. En azından geçtiğimiz Çarşamba benim kulağıma gelenler böyleydi. Bu mekanda ses düzeneği kuran insanlara tavsiyem, hoparlörleri çok yükseğe çıkarmamaları ve sesi tiz ve orta seslerden yana biraz kısmaları. Kesinlikle, daha sık değerlendirilmesi gereken bir salon.


Festival "Sensiz Olmaz"dı Bülent Ortaçgil...

15 Şubat’ta Meb Şura Salonu’nda Caz Festivali kapsamında Bülent Ortaçgil’i, basta Gürol Ağırbaş, klavyede Baki Duyarlar ve davulda Cem Aksel eşliğinde dinledik. Yıllardır dinlediğim ve her şarkısını bildiğim Bülent Ortaçgil hep iyi müzisyenlerle çalışmıştır. Bestelerinin çoğunun hayatımda önemli anlara tanıklık ettiği bu değerli müzisyeni bir kez daha dinleyebildiğimiz güzel bir akşam oldu 15 Şubat akşamı. Festival caz festivali olunca, dinleyiciler de fazla sessiz ve saygılı olunca Bülent Ortaçgil bu kadarı fazla diye hafif sitemde bulundu ama bilenler bilir; Bülent Ortaçgil şarkılarının sessiz dinlenilmesini daha çok sever. Ben de sessizce dinlemeyi sevdiğimden kendimi 40 yılın şarkılarının ellerine bırakıverdim. Bu konserdeki en ciddi performans sanırım Sensiz Olmaz parçasında (özellikle Cem Aksel ve Baki Duyarlar performansları) ortaya çıktı.

* * *

Konserlere gece Samm`s Bistro`da jam`lerle devam ediliyor...

Gece festival boyunca her Cuma olduğu gibi “jam session” ile devam etti. Bu hafta Samm’s Bistro’da normal program Meltem Ege ile Gershwin gecesiydi. Konser ekibinden Cem Aksel, Rhythm Changes parçasında sahneye çıktı ve yine davulda iyi bir performans verdi.


Trio Mrio`nun birbirinden güzel sololarla dolu konserini Ankaralı cazseverler çok sevdi...

17 Şubat Pazar akşamı Ankaralılar Cer Modern`de Sarp Maden, Çağlayan Yıldız ve Volkan Öktem`den oluşan Trio Mrio ekibini dinlediler. Beklediğim gibi çok iyi bir konser oldu. Sarp Maden kendisine özgü tonu olan gitaristlerimizden. Buna, bu konserdeki özellikle iyi sololarında bir kez daha tanıklık ettik. Çağlayan Yıldız tecrübesi ile her zamanki gibi formundaydı. Çağlayan Yıldız`ın harika bas gitarına değinmeden geçmemeliyim. Bu organik tonlu iri gövdeli perdesiz gitarın sesini anlatması biraz zor. En basit manada kontrbas gibi tonluyor diyebiliriz belki. Çağlayan Yıldız bu güzel gitarla ekibin bas hattını oldukça iyi oluşturdu. Volkan Öktem gibi teknik kapasitesi çok yüksek bir davulcu bu üçlünün hem ritim altyapısını gerektiği gibi yüksek kaliteden sağladı hem de zaman zaman çıktığı başarılı sololarıyla ne kadar önemli bir müzisyen olduğunu gösterdi. Çağlayan Yıldız, Volkan Öktem ve Sarp Maden belki de müzikte en çok önemsediğim "groove" meselesinde çok başarılılardı. Volkan Öktem sadece caz çalmamasına ve rock tarzına daha yakın bir davulcu gibi görünmesine rağmen rahatlıkla ve hızlıca tuşesini ayarlayabilen çok iyi bir davulcu. Aralıkların hepsinin bu kadar hızlı vuruşlarla dolu olduğu bir caz konseri öyle her zaman karşılaşacağımız bir şey değil. Ekibin uzun süre bir arada performans verdikleri her hallerinden belli. Kimi zaman ekibin hepsinin gözlerinin kapalı olduğu çoklu doğaçlama anları görülmeye değerdi. Konserde ekibin Trio Mrio - 2 olarak yakın zamanda yayınlanacağını öğrendiğimiz albümlerinden Sarp Maden`e ve Çağlayan Yıldız`a ait besteler çalındı. En beğendiğim performanslar Artık (Sarp Maden), Peace Attack ve Adanalı (Çağlayan Yıldız) parçalarında sergilendi. Genel olarak bütün besteleri ve performansları beğendim. Albümü merakla bekliyorum. Konser salonu sonuna kadar dolduran Ankaralı dinleyiciler tarafından çok beğenildi ve müzisyenler uzun süre alkışlandı. Konser mekanı Cer Modern`i zaten minimal konfigürasyon konserlerde çok beğenirim. Sebebini bilmiyorum ama bu performansta her zamankinden çok daha iyiydi ortaya çıkan akustik. Özellikle Çağlayan Yıldız`ın dinamik aralığı oldukça yüksek bestelerinde hem en tepedeki sesler içeride şişmedi hem de en kısık ayrıntılar rahatça duyuldu. Aydınlatmanın da başarılı olduğunu ekleyelim.

* * *

Festival 18-21 Şubat tarihleri arasında Cer Modern’de sırasıyla gerçekleşecek Francesco Diodati NEKO, Nguyen Le, Karsu Dönmez Trio ve Philipp Van Endert Trio konserleriyle devam edecek. Ardından gerçekleşecek 22 Şubat’taki Dhafer Youssef ve 23 Şubat’taki Ahmet Kanneci konserlerinin sonrasında 7 Mart’a kadar uzun bir ara verilecek.

Fatih Erkan
http://fatih-erkan.blogspot.com/

Cazkolik.com / 11 Şubat 2013, Pazartesi

 

 

 






16. Uluslararası Ankara Caz Festivali, 6 Şubat’ta Bora Çeliker Quartet, 7 Şubat’ta Alp Bora Quartet, 8 Şubat’ta Gitar Zirvesi, 9 Şubat’ta Murat İşbilen Quintet ve Önder Focan Group & Meltem Ege konserleri ile devam etti.

Ankaralı cazseverler yeni albümü "Borabook" ile Bora Çeliker Quartet`i izledi...

6 Şubat’taki Bora Çeliker Quartet konserinden beklentim yüksekti. Davulda Türkiye’de belki de tuşesini, tarzını en çok beğendiğim isim Ferit Odman’ı dinleyecek olmamın bunda etkisi büyüktü tabii. Bora Çeliker’i ise ilk kez dinleme fırsatı yakalayacaktım. Konserde Bora Çeliker’e Ferit Odman’ın dışında piyanoda Burak Bedikyan, kontrbasta ise Matt Hall eşlik etti. Herşeyden önce, Bora Çeliker’den, uzun süredir Türkiye’de yaşayan Matt Hall’ün memleketine döneceğini öğrendiğimizi ve çok üzüldüğümüzü belirtmek isterim. Dinlemekten zevk aldığımız bir misafirdi kendisi. Konsere gelirsek eğer, kimi zaman Blues’un, kimi zaman ise Avant-Garde’ın üstüne gidilen yeni "Borabook" albümünden eserler dinledik. Ferit Odman’ın performansını her zamanki gibi beğendiğimi kesinlikle söyleyebilirim. Piyano ve kontrbasın elinden geldiğince ona eşlik ettiğini söylemek mümkün. Elinden geldiğince diyorum, çünkü hem piyanonun oldukça kötü kondüsyonundan dolayı ortaya çıkan “overtone” fakiri tonlamalar hem de kontrbasın sanki yan odada subwoofer varmış da duvarlara baskı yapıyormuş gibi verdiği rezonansa giren sesler ne yazık ki performansı takibimi güçleştirdi. Bora Çeliker’e gelince ister istemez gitarın “distortion” seviyesinin diğer enstrümanların oluşturduğu bas, ritim ve melodi altyapısına biraz fazla geldiğini düşünüyorum. Neredeyse ayrı iki müzik anlayışı birden sahnede uyumun imkansızlığında performans veriyordu. Bu tür uyumsuzluklardan iyi sonuçlar çok iyi müzisyenlerin elinden bazen çıkmakta ama 6 Şubat gecesi o bazı durumlardan biri gerçekleşmedi bence. Yine de bu iyi gitaristin bazı parçalardaki solo performanslarını ve vokalini beğendiğimi söyleyebilirim. Herşeyin yanında, ne yalan söyleyeyim, Bora Çeliker’in hemen hemen her parçada arkadaşlarını taşınabilir cihazı ile kameraya alması da dikkatimi dağıttı. Komik ve çelişkili bir durumdan bahsettiğimin farkındayım ama ne yazık ki insanın alışkanlıkları var. İlk kez bir müzisyen, performansını takip etmeye çalıştığım sırada dikkatimi dağıttı. Konsere ilgi oldukça yoğundu. Ankara’nın belki de en sevdiğim yerleri Tunalı Hilmi civarlarına yakın Türk Amerikan Derneği, oldukça eski ama sıcak ve sevimli bir salon. Daha önceden de burada ses düzeneği ile ilgili sıkıntılar yaşamıştım. Aslında inanın çok bir şey yapmaya gerek yok, sadece sesi biraz baslardan yana kısacağız o kadar…

Alp Bora ve ekibi su gibi akan yorumları başarılı düzenlemeler ve derin bir müzikal anlayışla birleştirmiş...

7 Şubat günü ODTÜ Kültür Kongre Merkezi A Salonu’nda Ankaralılar (caz olmasa da) iyi müzik dinlediler. Dünyanın birçok yerinde konserler verip müziğimizi uluslararası platformlarda tanıtan ve konsere Viyana’dan kalkıp gelen Alp Bora Quartet, iş çıkışından hemen sonraya denk gelen zamana rağmen salonu ağzına kadar doldurdu. ODTÜ KKM A Salonu’nun alkıştan bu kadar çınlayabildiğini bilmiyordum açıkçası. Sahnede iki yaylı enstrümanın başında Avrupalı müzisyenler Julie Pitcher (violin) ve Lukas Lauermann (violoncello) , perküsyondaki Soner Tezcan ile vokal ve gitardaki Alp Bora’nın Anadolulu yaklaşımlarına çok farklı bir hava katmışlar. Ekibin bizden olduğu kadar başka ülkelerin de folk müziklerinden düzenlemeler yaptığını belirtmekte fayda var. Konserin başlarında “modern türkü yorumu” olarak snobca nitelendirmek üzere olduğum performans zamanla önyargımı ve direncimi yıktı. Kesinlikle çok başarılı düzenlemeler ve derin bir müzikal anlayış vardı karşımda. Özellikle Drama Köprüsü performansını çok beğendim. Yaylıların tek başlarına icra ettikleri duo bölümler oldukça etkileyiciydi. Alp Bora’nın vokal rengi ve gücü gerçekten başarılı ve bu rengi diğer enstrümanlarla oldukça uyumlu bir şekilde sunabiliyor. Ekip olarak, naif ve su gibi akan bir uyum yakalamışlar. Yaylıların yanına bir kontrbas, perküsyona bazı çeşitlemeler ve düzenlemelere de biraz daha Avrupa melankolisi ekleyerek bence her caz festivalinde etnik müzik türünün başarılı temsilcilerinden biri olarak yer alabilirler. Kendilerinden de zaten çok uzun bir turneye çıkacaklarını öğrendik. Başarılarının devamını diliyoruz.


Ankara`da gitar zirvesi...


Gitar Zirvesi gecesinde üç önemli performans izledik...

8 Şubat’ta yine ODTÜ KKM’de, bu kez Kemal Kurdaş Salonu’nda gerçekleşen Gitar Zirvesi’nde üç önemli performansı arka arkaya dinleme şansı yakaladık.

* * *

Gitar Zirvesi’nde ilk olarak Şinasi Celayiroğlu Quartet’i dinledik. Ankaralı müzisyenlerden oluşan ekibi Cuma Akşamı’na kadar herhangi bir kayıttan veya canlı performanstan dinlemişliğim yoktu. Oldukça büyük salon, yine hemen iş çıkışına denk gelen saatlerde henüz tam dolmamışken performans vokal (Sinem İslamoğlu) - gitar düosu ile başladı. Sonradan gelen Kuzey Avrupalı yaklaşımları değerlendirdiğimde bu başlangıcı çok beğendiğimi söyleyemem. Hemen sonrasında klavyede Gökhan Över, basta Koray Ergünay, davulda Kuzey Yılmaz ve gitarda Şinasi Celayiroğlu’na soprano saksafonda daha önce sanırım Meltem Ege ile verdikleri bir performansta dinlemiş olduğum Volkan İldinç’in eşlik ettiği ciddi bir Kuzey Avrupalı denemesi dinledik. Ekibin Jan Garbarek özelinde Kuzey Avrupa genelini incelediği ve dinlediği belli oluyor. Kuzey Yılmaz’ın davul tekniğini beğendim.Konserin devamında da hafif Pat Metheny kayıtlarından esintiler görmek mümkündü. Bunun yanında kimi zaman Mambo, kimi zaman Gospel denemeler de gördük. Grup eğer bizlere hangisini çok sevdiğimizi soruyor ise Kuzey Avrupa’da devam etmeleri gerektiğini belirtmek isterim. Konser genelinde ekibin örnekler verdiği bu türlerde sınırları pek zorlamadıklarını, daha çok dinleyenlerin üstüne pek gitmeden yumuşak havada geçen bir performans vermek istediklerini ve bunda da başarılı olduklarını söylemeliyim. Tek tavsiyem, dinamik aralığın hepsini kullanmaları için, tansiyonu tekdüzeliğe düşürmekten ve sadece çok kuvvetli veya çok yumuşak vuruşlar yapmaktan kaçınmaları.

* * *

8 Şubat gecesi ikinci olarak yakın zamanda Patika albümünü yayınlayan Bilal Karaman’ı, perküsyonda Yinon Muallem, bas gitarda Abdullah Çakar, gitarda ise Yurdal Çağlar eşliğinde dinledik. İlk konsere işten koşturarak geldiğimiz için henüz karnımızı doyuramadığımızdan, iki konser arası yemek yemeye çalışarak, Bilal Karaman’ın konserinin ilk solo performansını kaçırdık. Ama yine de salonun dışından o güzel gitar tonunu ve sonrasındaki alkışları duyduk. Bu solo performansın ardından sahneye gelen diğer müzisyenlerle birlikte Bilal Karaman o kendine has gitar tonuyla kimi zaman Türk Sanat Müziği’nden, kimi zaman Türk Halk ezgilerinden, kimi zaman Türk Popüler Müziği’nden, kimi zaman da yeni albümünde de yer alan kendi bestelerinden oluşan çok hoş bir yelpaze sundu dinleyenlere. Salon iyiden iyiye doluydu bu konser sırasında. Oldukça başarılı bir perküsyoncu olan Yinon Muallem İstanbul’da yaşıyor. Kendisinden Bilal Karaman ile beraber çalacaklarının çok yakın zamanda belli olduğunu öğrendim. Buna rağmen Yinon’un ekibe uyumu çok çok iyiydi bence. Bilal Karaman’ın özellikle loop kullanarak tek başına icra ettiği, karadeniz türküsü Çay Elinden Öteye, oldukça başarılıydı. Gitarından çıkan her sese hakim, müzikal anlayışı derin bir müzisyen olduğunu sadece bu performansa bile bakarak anlamak mümkün. Geniş gövdeli caz gitarını hafif oryantal tarzda kullanıyor diyebilirim. Bu da Türk dinleyiciyi kesinlikle yakalıyor. Kendisini gece Samm’s Bistro’da devam eden Jam Session’larda da dinleme fırsatı yakaladım. Gördüğüm, ben buradayım diyen, enerjisi bol, iyi bir gitarist ve müzisyen. Basçı Abdullah Çakar’ın da Bilal Karaman ile konser boyu süren harika uyumunu belirtmeden geçmeyeyim.


Fotoğraf: Alper Köksal


* * *

Gitar Zirvesi’nin son konseri Akın Eldes Trio’ya aitti. Basta Çağlayan Yıldız, davulda ise Cem Aksel... Yani isimleri arka arkaya söylediğinizde sahneye en son ağır ağabeylerin çıktığını ve gecenin kapanışının bu tecrübeli ellerin iyi müziğiyle gerçekleştiğini herhalde anlamışsınızdır. Onların performansları hakkında söyleyecek çok şey var mı bilmiyorum. ODTÜ KKM’nin büyük salonunda biz bize, Akın Eldes’in albümlerinden parçaları kendine has stiliyle çok farklı yorumladığı, Çağlayan Yıldız’ın kesinlikle çok iyi uyumuyla ona katıldığı, Cem Aksel’in davul dersi verir nitelikteki performansı ile bir trio performansının altı nasıl devamlı davulla dolduruluru öğrettiği sıkı bir konserdi. Konserin bence en önemli anı Çağlayan Yıldız’ın gözleri dolarak, müzisyenlerin müziğin elinde birer enstrüman olduğunu düşünen bir müzisyen olduğunu, aslında müziğin onları çaldığını, onların müziği bize aktararak müziği kaynağa geri aktardıklarını, o gece orada çalınan birçok gitarın tasarımcısı Murat Sezen’in ölüm kalım mücadelesi vermekte olduğunu ve ona destek göndermek istediğini belirttiği andı. Hemen ardından gelen Akın Eldes’in Ara Taksim albümündeki duygusal bestesi Sen Ben performansı eminim beni olduğu kadar salondaki birçok müzik dinleyicisini duygulandırdı. Ben de buradan Türkiye’deki iyi gitaristlerin birçoğunun gitarını yapan ünlü tasarımcı Murat Sezen’e acil şifalar diliyorum. Gece, Akın Eldes’in 14 yıllık geçmişim adına diye sunduğu ve son albümü Başka Türlü’de de yer alan ünlü Bulutsuzluk Özlemi bestesi Sözlerimi Geri Alamam ile bitti. Yine bu performansta da Akın Eldes, diğer birçok performansında olduğu gibi ne albümdekine ne de daha önceki canlı performanslarına benzeyen, bambaşka partisyonlar ve sürprizlerle yepyeni bir Sözlerimi Geri Alamam sundu bizlere.

Fotoğraf: Arzu Sayarer


Samm`s Bistro`daki Jam Session`lar festivalin rengi oldu...

Festival boyunca her Cuma gecesi devam eden Samm’s Bistro’daki Jam Session’ların 8 Şubat Gitar Zirvesi’nden hemen sonra olanına katıldım. Mekana gittiğimizde ilk olarak programın asıl basçısı olan Murat Ulus’un davetiyle sahneye çıkmış olan Kamil Erdem’i de dinleme şansı bulduk. Sonrasında Bilal Karaman, Çağlayan Yıldız ve Cem Aksel değişen konfigürasyonlarda güzel bir konserin ardından devam eden geceyi performanslarıyla renklendirdiler.

Caz gitarda yılların tecrübesi Önder Focan ve arkadaşları için Ankaralılar alkışlarını eksik etmedi...

9 Şubat günü önce ODTÜ KKM A Salonu’nda Murat İşbilen ve ekibini dinledik. Konser, klasik gitar tutkunlarına hitap etti diyebilirim. Murat İşbilen’in kendisine ait besteleri ve birçok popüler klasik gitar bestesi üzerine yaptığı düzenlemeleri içeren bir program dinledik.

* * *

Fotoğraf: Arzu Sayarer

Yine 9 Şubat’ta KKM A Salonu’ndaki konserden hemen sonra Önder Focan Group ve Meltem Ege’yi dinlemek için aynı binadaki büyük salon olan Kemal Kurdaş Salonu’na geçtik. Konser, gitarda yılların tecrübesi Önder Focan’ın, davulda Drum & Bass dergisinin editörlüğünü yapan, birçok farklı projede çalan, Türkiye’nin belki de en üretken genç müzisyenlerinden Ediz Hafızoğlu’nun ve basta yakın zaman içerisinde My Best Friends are Pianists albümünü çıkaran Ozan Musluoğlu‘nun yer aldığı trio formatında gerçekleştirilen bir Gershwin bestesi icrası ile başladı. Sonra sahneye trompeti ile başka bir tecrübeli müzisyen Şenova Ülker geldi. Daha sonrasında Wes Montgomery’nin Jingles adlı eserinin çok başarılı bir performansını dinledik bu dörtlüden. Trombonu ile Bulut Gülen’in de ekibe katılımından sonra Önder Focan’ın 2009 yılında çıkan 36 mm Biometric albümünden önce albümle aynı adı taşıyan parçayı sonrasında ise Ballad for 2 Guitarists’i dinledik. Konser, Önder Focan’ın harika bestesi Hodgesism’in Meltem Ege ve Önder Focan’ın duo olarak gerçekleştirdiği mükemmel bir icrası ile devam etti. Bu beste, Önder Focan’ın Blue Note’dan çıkan albümünde Aydın Kahya tarafından seslendirilmekteydi. Bu parça konserde dinlediğimiz formatta Meltem Ege’nin yakın zamanda piyasaya çıkan albümü Önder Focan & Meltem Ege Songbook’ta da yer almakta. Bu parçadan sonra da yine Önder Focan’ın çoğu Meltem Ege’nin albümünde yer alan birçok farklı bestesini tüm ekipten dinledik. Ediz Hafızoğlu’nun, Önder Focan’ın ve Şenova Ülker’in solo performansları gerçekten etkileyiciydi. Bu konser, bu yıl festivalin sloganında bahsi geçen ve cazla dans eden enstrüman gitarın cazın anavatanındaki gibi çalındığı önemli bir konserdi. Performans Ankaralı dinleyiciler tarafından oldukça beğenildi. Hem alkış çoktu, hem de sanırım kayda değer miktarda albüm satışı oldu.

* * *

16. Ankara Caz Festivali, önümüzdeki hafta, 13 Şubat Çarşamba Onur Aymergen Trio feat. Cenk Erdoğan, 15 Şubat Cuma Bülent Ortaçgil ve 17 Şubat Pazar Trio Mrio (Sarp Maden, Çağlayan Yıldız, Volkan Öktem) konserleri ile devam edecek. Merakla bekliyoruz...

Fatih Erkan
http://fatih-erkan.blogspot.com/

Cazkolik.com / 11 Şubat 2013, Pazartesi

 

 

 






Bu yazıyı güzel bir konserden hemen sonra evimde iyi bir albüm dinlerken yazıyorum: Çağrı Sertel Trio’nun 2010 yılında yayınladığı harika albüm Newborn. Bu kez öyle uçaklara atlayıp İstanbul veya başka ülkelerin yollarına düşmedim konser için. Başkent Ankara’da benim de mezunu olduğum güzeller güzeli ODTÜ’nün Kemal Kurdaş Kültür Merkezi’nde 16. Ankara Caz Festivali kapsamında gerçekleşen Jülide Özçelik Konseri’dir bana bu yazıyı yazdıran.

* * *

Takip edenler bilir ama hatırlatmakta fayda var; 16. Uluslararası Ankara Caz Festivali 11 Ocak’taki açılışının ardından 1 Şubat 2013’te Türk Armoni Yıldızları Orkestrası & Melis Sökmen Konseri ile performanslara devam etmişti. Geçtiğimiz akşam da nicedir Ankara’nın dinlemeyi istediği caz vokal Jülide Özçelik, piyanoda Çağrı Sertel, gitarda Cem Tuncer, kontrbasta Kağan Yıldız ve davulda Alpdoğan Türeci eşliğinde Ankaralıların akıllarında yer edecek bir konser verdi.

Türk Armoni Yıldızları Orkestrası & Melis Sökmen

Hemen hızlıca Türk Armoni Yıldızları Orkestrası & Melis Sökmen konseri hakkında bilgi verip Jülide Özçelik Konseri’ne geçeceğim izninizle. Türk Armoni Yıldızları bu konser için birçok ana akım ve latin caz standardını içeren, özellikle vokal manada kulaklarda yer edinmiş eserler üzerine yoğunlaşan bir program hazırlamış. İlk birkaç performansın ardından sahnedeki yerini alan gitarist Hasan Murat Aran’ın solo performanslarının oldukça başarılı olduğunu söylemek mümkün. Yine birkaç parçadan sonra sahnede arz-ı endam eden değerli vokal Melis Sökmen’in ise bazı parçalardaki “scat”leri dışında incelememde belirtmem gereken bir performans gösterdiğini söyleyemem. Orkestraya genel olarak baktığımda, tansiyonu eksik davul ve perküsyon, üflemelilerdeki zaman zaman uyumsuzluk ve etkisiz piyano dikkati çeken eksikliklerdi. Konser sonrasında gerçekleşen ve festival boyunca Cuma akşamları Samm’s Bistro’da gerçekleşecek olan Jam Session’ların ilkinde Melis Sökmen’e öğrendiğim kadarıyla Hasan Murat Aran eşlik etmiş.

Festival organizasyonunda Pınar Gürer`in başarılı sunumları dikkat çekti...

Diğer bölümde söz verdiğim gibi bana yazıyı yazdıran asıl konsere gelirsek; öncelikle Ankara Caz Festivali Organizasyonu’ndan Pınar Gürer’in harika sunumundan başlamalıyım. Bir gece önce güzel diksiyonu ile bütün konserler hakkında çok başarılı bir şekilde kısa kısa bilgi vermişti kendisi dinleyenlere. 2 Şubat akşamı ise yansıdaki fotoğraflara ek olarak, benim de tanıtım yazımda faydalı olacağını belirttiğim gibi, sanatçıların performanslarından kısa kısa müzik dinletileri tanıtımı harika bir hale getirdi. Jülide Özçelik Konseri’nin aslında caz dinleyicisinin de dışında oldukça geniş bir spektruma hitap ettiğini ve bu akşamın festivalin ilk akşamlarından biri olduğunu düşünürseniz genel dinleyiciye festivalde çalacak müzisyenlerle ilgili verilen bilginin değerini anlayabilirsiniz.

Jülide Özçelik ve arkadaşları uzun zamandır Ankara`da izlediğim en iyi konserlerden birine imza attılar...

Bu sunumun ardından, sahne düzeni, aydınlatması ve ses düzeneği ile çok iyi planlanmış bir konsere tanıklık ettik. Festival “line-up”ında piyanoda Ercüment Orkut’un adını görmüştük ama onun yerine Çağrı Sertel’i dinledik. Çağrı Sertel, Newborn albümünden beri dikkatimi çekmekte. Harika besteler var bu Kuzey Avrupa tonlarındaki albümde. Alınız, aldırtınız, dinletiniz. Bu albümdeki trio performansının dışında, çok farklı konfigürasyonlarda ve türlerde çalışmalarda da yer alan, çaldığı her esere ruhunu katan bir müzisyen Çağrı Sertel. Jülide Özçelik ve arkadaşları, konser için her iki albümünden de en sevilen parçaları içeren bir program hazırlamışlar. Jülide Özçelik’in albümlerindeki düzenlemelerin çoğu gitarist Cem Tuncer’e aittir. Bilenler bilir, Jülide Özçelik’in albümlerinde onun kendine has vokalinin ardında genellikle Anadolu ezgilerine yapılmış oldukça kaliteli caz düzenlemeler bulunmaktadır. İşte bu eserler, sahnedeki müzisyenler tarafından gayet başarılı bir şekilde icra edildi. Kağan Yıldız, hem Jülide Özçelik’in albümlerinde hem de Çağrı Sertel Trio’da çalmakta. Bu nedenle olsa gerek, konserin başından sonuna Cem Tuncer, Çağrı Sertel ve Kağan Yıldız arasında oldukça güzel bir uyum dikkatimi çekti. Stüdyo kayıtları ve son İKSV Caz Festivali Tünel Şenlikleri`nde Ercüment Orkut’un klavyede olduğu performans ile kıyasladığımda oldukça farklı bir sound vardı sahnede. Tabii diğer performansta Kağan’ın elektrik bas çaldığını bu konserde ise kontrbası ile ekibe eşlik ettiğini hatırlatalım. Çağrı Sertel hemen hemen her parçadaki katkıları ile beni etkiledi. Konser sonrası sohbetimizden öğrendiğim kadarıyla bu ekiple daha önceden bir performans daha vermişler. Çağrı Sertel’in uzun ve enerjik soloları, Kağan Yıldız’ın doygun ve ağırbaşlı solosu ve eşliği, Cem Tuncer’in ise lirik gitar tonu konserden aklımda kalanların başında gelmekte. Cem Tuncer kesinlikle oldukça iyi bir gitarist ve müzisyen. Bunu konser sonrası kısa sohbette piyanonun başında da bizlere gösterdi. Jülide Özçelik vokal açıdan stüdyo kayıtlarından çok farklı sürprizlere kalkışmadı. Sesinin naifliğine uygun tonda, belki Anadolu Caz diyebileceğimiz bu türün iyi örneklerini canlı canlı sundu bizlere. Hazır böyle bir “Anadolu Caz” tanımı yapmışken şunu da belirtmek isterim, dünya çapında da cazın tanımlaması ile ilgili sıkıntılar çekilmekte. İşin sonunda herkes onun özgürlük olduğu gerçeği üstünde hemfikir gibi. Dahası Avrupa Cazı diye bir şey tanımlayabiliyorsak eğer, bu türün atalarının klasik müzik eğitimlerini kendi folk müzikleri temelinde caz ile birleştirdiklerini biliyoruz. Yani hangi açıdan bakarsanız bakın Jülide Özçelik’in yaptığı albümler Türk dinleyicisini yakalamak ve Türk Cazı nasıl bir şey olabilir sorusuna yanıt verebilmek için önemli. Konser sonrasında seyircinin uzun süre müzisyenleri ayakta alkışlamış olması konserin ne kadar çok beğenildiğini ortaya koyuyor. Jülide Özçelik’in ODTÜ’lü arkadaşının bestesini sunmadan hemen önce yapmış olduğu ODTÜ’lü olmak vurgusunun da salondan uzun bir alkış aldığını hatırlatmakta fayda var. İstemeye istemeye eleştirmek zorunda olduğum iki husustan ilki sanırım yetenekli ve genç davulcu Alpdoğan Türeci ile ilgili. Biraz sert ve karışık tuşesi zaman zaman vokallerin naifliğine karşı uyumsuz gibi geldi bana. Kendisi sıkı bir rock davulcusu olabilir ancak sanırım caz tuşesi ile ilgili geliştirmesi gereken noktalar var. Sanırım zillerinin de bir kaçında sese yansıyacak sıkıntılar vardı. Diğer bir sıkıntılı husus ise gitar çıkış katının ses masasına girdiği noktada “clip” olmasından dolayı gerçekleştiğini tahmin ettiğim gitar sololarında “high register”lara gelindiğinde duyduğum distorsiyonlar.

* * *

Uzun lafın kısası, Jülide Özçelik ve müzisyen arkadaşları yakın zamanda Ankara’da dinlediğim en iyi konserlerden birine imza attılar. Bu süper başlangıç, devam edecek konserler için umutla doldurdu içimizi.

Gelecek performans 6 Şubat’ta Türk Amerikan Derneği’ndeki Bora Çeliker Quartet performansı. Merakla bekliyoruz.

Fatih Erkan
http://fatih-erkan.blogspot.com/

Cazkolik.com / 04 Şubat 2013, Pazartesi

 

 

 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X