Mehmet Okonşar`la caz üzerine...

Mehmet Okonşar`la caz üzerine...

Cazkolik: 1997’de Salt Lake City konseriniz konser kaydı olarak yayınlandı, önemli övgüler aldınız, ardından sanırım 2000’lerin başlarında Bach üzerine çeşitlemeler olarak farklı albümleriniz yayınlandı, sonrasını siz anlatır mısınız? Son iki yılda albüm yayınlamadınız mı yoksa biz mi kaçırdık acaba?

Mehmet Okonşar: Yayınlamadım, albümlerim amazon.com’da oldukça istikrarlı bir gidiş göstermekte ve son yıllarda beste, oda müziği ve çağdaş repertuar üzerine yoğunlaştım ama artık birtakım şeyler düşünmekteyim fakat kesin bir proje yok sanırım stüdyoyu özledim.

Cazkolik: Klasik müzik piyanisti olmanıza rağmen caz ve latin müziğine olan yakın ilginizi biliyoruz, Astor Piazzolla yorumları ve caz standartlarını iceren 2 farklı albümünüz de var, bize biraz caz & latin, tango ile olan yakınlığınızdan sözeder misiniz?

Mehmet Okonşar: Aslında cazda son derece eklektik bir yaklaşım göstermekteyim. Başka bir  deyişle geleneksel biçimde, anlatıma hiçbir yenilik getirmeden birtakım kalıpları belli akor dizileri üzerine uygulamak beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor, ne dinlemek için ne de çalmak için. Benim ilgimi çeken geleneksel olmayan caz. Ancak burada Gershwin ve Piazzolla albümlerimin yeri farklı. Bunlar benim için caz değil "klasik". Her iki besteciyi de klasik besteci olarak yorumladım. Bunlardaki caz etkileri ve tango izlenimleri sadece birer katalizör görevi yapmıştır. Demek istediğim Gershwin ve Piazzolla caz ve tango olmasaydı da büyük besteciler olacaklardı bunların özellikleri cazı ve tangoyu kullanmak değil, sayısız besteci bunları kullanmıştır, ama bu etkileri hem kişisel özgün, samimi ve etkili bir dille işlemeleridir. Kısacası beni aslında çeken "caz" ya da "latin" değil ama Gershwin ve Piazzolla’dır.

Cazkolik: Her iki müzisyenin müzikleriyle ilgili kayıtlar yayınlamanıza rağmen bu kadar ayrı tanımladığınızı bilmiyordum doğrusu, bu açıklamanız sonrası albümlerinizi yeniden dinleyeceğim hemen. Peki, okurlarımız son sıralarda neler yaptığınızı bilmek ister, yeni albüm çalışmanız var mı, konserler, kayıtlar?
 
Mehmet Okonşar: Besteciliğe özellikle ağırlık vermekteyim. Bunun yanı sıra uzun yıllardır çalışmak istediğim repertuvarın en büyük eserleri üzerine eğilmekteyim. Schoenberg’in tüm piyano yapıtları, Stravinski, Anton Webern ve Karlheinz Stockhausen şimdiki en yoğun çalışma alanlarım.

Cazkolik: Tekrar caza dönelim; günümüzün caz piyanisti klasik eserleri yorumlamayı seviyor, aynı şekilde tersi de, Jarrett’in klasik kayıtları var biliyoruz, Fred Hersch’ün öyle, şimdi hatırlamadığım başka caz piyanistleri var ama klasik piyanistlerde caz yorumlarını seviyor ve tercih ediyor bu arada, bu durumu caz ile klasik müzik son yıllarda bir çeşit içiçe geçiyor gibi yorumlamak mümkün mü? En azından bazı müzisyenler için, ne dersiniz?

Mehmet Okonşar: Aslında Jarrett’in Bach ve Shostakovitch yorumları dinlediklerim en iyileri arasında özellikle Goldberg çeşitlemeleri (ki bunları klavsende seslendirmiştir) kanımca dünyanın en iyilerindendir. Corea’nın Mozart ve Bartok’larını ise oldukça sıradan buluyorum. Ancak klasik piyanistler caza yönelince bence sonuç hiç ama hiç iyi olmuyor!! Son yıllarda, malum modalar ülkemize son derece çabuk uyarlanır özellikle "aberration" dediğimiz saçma sapan akımlar, birtakım bildik klasik piyanistlerimiz her nedense "caza soyunmak" istediler... Sonuç rezalet oldu! Ben bir klasik piyanistin caz çalamayacağı kanısındayım, caz piyanisti eğer klasik eğitim almışsa, ki en iyileri almıştır, çok güzel caz çalabilir ama klasik piyanist, caz eğitimi alsa dahi caz çalamaz. Burada cazdan kastım, bir "lead-sheet" üzerine doğaçlama çalmaktır. Bu bir klasik piyanist için olanaksızdır. Yapmayı deneyen gayet iyi piyanistlerin berbat sonuçlar aldıklaını biliyoruz. Cümle yapıları, tuşe, pedal, sol el herşey uyumsuzdur. Benim de adım bazen "caz albümü yaptı" diye geçiyor ama Gershwin ve Piazzolla albümlerin hiç ama hiç caz değildir. Bunlar yazılmış eserlerin stillerine sadık kalınmaya çalışılarak yorumlanmasıdır. Ancak bir klasik piyanist caz olmayan doğaçlama pekala yapabilir. Bunu Jarrett’in serbet solo doğaçlamalarına benzetebilirsiniz. Benim de bu alanda bir çalışmam var "Shadowy Arcade". Bu caz değildir, caz esintileri olabilir ama bu solo doğaçlamadır.

Cazkolik: Bir anlamda bildiklerimizi tersten ve yeniden okumamızı gerektiren şeyler söylediniz ama müthiş bulduğumu belirtmeliyim. Sıradan caz dinleyicisi için tam tersi mantıklıdır oysa...
Peki bu arada çok merak ettiğim şeylerden biri de caz piyanistleri arasındaki tercihleriniz, pek çok klasik müzisyen Bill Evans, Cecil Taylor gibi isimleri ayrı tutuyor, sizin için de böyle mi? Farklı isimler varsa kimler var, ne dersiniz bu konuda?

Mehmet Okonşar: Aslında hepsi bir yana Cecil Taylor bir yana diyebilirim. Her bakımdan benim besteci dilimi de en çok etkileyen müzisyenlerden biridir. Bunun yanında Corea ve Hancock’u her zaman beğenmişimdir hatta bazı (seçilmiş) parçalarına bayılırım ama hiçbiri bence Taylor olamaz. Tabii Jarrett benim için çok değerlidir özellikle fazla "new-age" takılmadığı zaman ve solo olduğu zaman. Bir de Pat Metheny’nin "alter-ego"su Lyle Mays var bu gerçekten muazzam bir müzisyen. İhtiraslı değildir fazla tanınmaz ama işte zaten bunlar en iyileridir, öyle değil mi?

Cazkolik: Cecil Taylor’ı tahmin ettiğimi söylesem inanır mısınız? Bir yandan da Chick Corea, Eric Dawson gibi isimlerden önemli övgüler aldınız, ayrıca besteci yanınızı da öne çıkaran övgülerdi bunlar, besteciliğinizden söz etsek biraz, klasik eserler besteliyorsunuz ama bu arada caz parçaları da var mı acaba, bilmiyor olabilir miyiz?

Mehmet Okonşar: Cazın etkisi besteciliğime son derece derinden olmuştur. Burada yüzeysel ve kolayca görünebilir etkilerden değil daha derinden ve kavramsal düzeyde etkilerden söz etmekteyim. Bu etkiler ise şu isimlerden kaynaklanmıştır: Birincisi kuşkusuz Cecil Taylor sonra Corea ve Hancock ama bunların yanında Lyle Mays ve Keith Jarrett de vardır. Bu etkiler özellikle armonik dilimin gelişmesinde yararlı olmuştur. John Mehegan’ın "non-modal" harmony dediği ve doğrudan atonal caz’a yönelecek olan formasyonlar, klasik armoni eğitimi almış bir genç besteci olarak armonik dilimi zenginleştirmiştir. Klasik armoni, çağdaş müziğe de uzansa bile 3-5-7 oluşumları üzerine kurulmuş  olduğundan "caza bulaşmamış" güncel bestecilerin eserlerinde bu armonik "tıkanıklılık" kolayca görünmektedir. Özellikle Debussy ve Scriabin’in açtığı armonik ufuklar ise, bunların geleneksel armoni eğitimi içerisinde yer almaması yüzünden, bugün dahi, genç bestecilerin paletlerine yanısmamaktadır. Ayrıca caz armonisinin, özellikle 6-9 ve daha üst katmanlarında (11’li 13’lü akorlarda), kendine özgü ve akustik (doğuşkan yapısı) bakımından son derece güzel özellikleri vardır. Bir armonik dil ancak bunun doğuşkanlar gibi temel bir akustik olguyla bağdaşımı biçiminde değerlendirilebilir. Klasik armonin düştüğü temel yanlışlardan belki de en önemlisi temel uyumluluk olarak kabul ettiği do-mi-sol akorunun aslında hiç de uyumlu olmadığı gerçeğidir ki bunu ancak akort sistemlerinin incelenmesiyle anlayabiliriz. Bu bağlamda, tipik bir majör 6-9 akoru benim kulağıma çok daha uyumlu daha doğrusu kullandığımız akort sistemiyle daha uyumlu gelmektedir. Gene bu bağlamda, ülkemizde popülerlik kazandırılmaya çalışılan "Dörtlü Armoni Sistemi" tam bir zırvalıktır akustik olarak ayakta duramamaktadır.

Cazkolik: Caz müzigi son yıllarda ülkemizde gerçekten güçlü bir ilgi yakaladı, gittikçe artacak umuyoruz, önemli ve büyük isimler gelmeye başladı, özellikle İstanbul da bir kaç kulüp var ki dünya isimlerine her yıl sahnesinde yer veriyor, festivaller, konserler, ne dersiniz sizin de caz konseri düşünceniz var mi?

Mehmet Okonşar: Gerçek bir caz müzisyeni değilim ancak cazı başka bir kalıp içerisinde, bir bütün olarak düşünüldüğünde çağdaş müziğe etkileri bakımından ele almaktayım. Bu bakımdan gerçek anlamda bir caz konseri yapmak düşüncem yok. Ama bestelerimde sürekli caz olgusu, en azından kafamda , her zaman vardır!

Cazkolik: Güher&Süher Pekinel’lerin Louissier ile kaydettikleri albümü hatırlıyorum, sizin böyle bir projeniz var mı? Klasik piyanist ve caz müzisyeni bir arada gibi bir şey?

Mehmet Okonşar: Pek ilgimi çeken bir çalışma olmadı, burada ne Pekineller ne de Louissier tam anlamıyla ortaya çıkamadılar kanaatindeyim. Aynı tabakta servis edilen iki harika yemeğin birbirini olumsuz yönde etkilemesi gibi..
İlgimi çekebilecek olan projeler, caz müzisyenleri topluluğuyla Gershwin Mavi Rapsodi çalmak ya da gerçek bir tango orkestrasıyla Piazzolla çalmak olabilir...

Cazkolik: Sitemiz icin seçimlerinize gelirsek, seçimleriniz nasıl yaptığınızı, neler düşündüğünüzü merak ediyoruz...

Mehmet Okonşar: Yüzyılımızın müzik diline en önemli katkılardan bir tanesini yapmış olan Conlan Nancarrow’dan iki parça dinletmek isterim. Bu besteci için Ligeti benim yukarıda söylediklerimi söylemiştir. Kendi kendini ABD’den Meksika’ya sürgün eden (!) bu besteci insanlar tarafından çalınacak besteler yerine "pianola" (rulo kağıt çalan piyano) için besteler yapmıştır. Bunun temel amacı bestelerinde herhangi bir "insani-fizksel" sınır tanımamak ve tüm (çılgın) fikirlerini seslendirebilmek içindir. Besteci aslında caz kökenlidir. Sunmak istediğim iki parçadan ilki bir "çılgın Boogie-Woogie" olarak düşünülebilir. Burada sanki aynı anda bir Art Tatum bir Earl Hine piyanolara oturmuş ve farklı tonlarda alabildiğine çılgınca çalmaktadırlar gibi!! İkinci parça ise daha ileri armonik ve polytonal-polyrhythic araştırmalar içerisindedir. Bunlar gibi düzinelerce "Studies for the Player Piano" bestelemiştir. Beni en çok etkileyen müziklerdendir.

"Shadowy Arcade" adında, tam serbest doğaçlama bir albüm yapmış olduğumu yukarıda söylemiştim. Buradan iki farklı parça sunmak isterim son olarak. Bu parçalar hiçbir formel armonik melodik kalıp hazırlanmadan kaydedilmiştir. Bildiğiniz gibi kendi stüdyoma sahibim bu bakımdan "Rec ON" yapıp piyanoya oturarak kayıtlar yapabilme şansım vardır. Bundan yararlanarak "anı yakalama" çalışmaları yapmıştım. Parçalarda hiçbir "edit" yapılmamıştır. Yalnızca beğenmediğim "take"ler sonradan silinmiş ve yeniden başlanılarak bu albüm oluşturulmuştur. Başlıkları ise, parçaları kaydettikten sonra edebi alıntılar araştırarak buldum.

Cazkolik: Mehmet Bey, öncelikle bize gösterdiğiniz yakınlık ve samimiyetiniz  için çok teşekkür ederiz. Sizden gerçekten müthiş cevaplar aldık, çok çok teşekkür ediyoruz.

MEHMET OKONŞAR:

İstanbul’da doğan Mehmet Okonşar, müzik eğitimine Ankara Devlet Konservatuarı’nda başlayıp, Devlet Bursu ile Brüksel Kraliyet Konservatuarı’nda sürdürmüştür. 1981 yılında "Premier Prix" diplomasını alan Okonşar, aynı yıl ünlü Belçikalı piyanist Vanden Eynden’in solist piyanist yetiştirme amacı ile kurduğu "Avrupa Yüksek Müzik Eğitim Merkezi"ne yüzlerce konservatuvar öğrencisinin arasından seçilen dört sanatçıdan biri olmuştur. 1986 yılında Yüksek Piyano Diplomasını birincilikle (“Avec La Plus Grande Distinction-Premier Nommé”) alıp, kompozisyon ve orkestrasyon dallarında da ihtisas yaparak, 1989 yılında bu branşlardan üstün başarı ile mezun olmuştur.  Aralarında dünyanın en büyük yarışmalarından biri kabul edilen “Gina Bachauer International PianoCompetition”da bulunan pek çok uluslararası yarışmalara katılarak Avrupa ve Amerika’da dereceler almıştır. Bunların yanı sıra, Belçika’da Enghien şehrinde, Uluslararası Çağdaş Sanatlar Akademisi’nin düzenlediği “Büyük Enghien Ödülü” yarışmasında, kompozisyon dalında birincilik ve altın madalya kazanmıştır.? "Gramophone" dergisinin ünlü İngiliz eleştirmeni ve piyanist Bryce Morrison’un "21. yüzyılının enönemli piyanistleri arasına girecek” dediği Mehmet Okonşar, Utah Senfoni, Anvers Filarmoni, Brüksel Opera Orkestrası, Joseph Silverstein, Charles Dutoit, Christof Escher gibi ünlü şeflerleçalışmıştır. Paris, New York, San Francisco, Tokyo, Brüksel, Anvers, Amsterdam, Rotterdam, Roma, Atina, Calgary, Salt Lake City, Ljubljana(Festival) gibi şehirlerde ve "Salle Gaveau", "Concertgebouw" gibi ünlü konser salonlarında resitaller vermiş olan sanatçı, Avrupa, Amerika ve Japon basınlarında piyanodan elde ettiği renkler, özgün yorumları, eklektik repertuvarı ve sahne karizmasıyla dikkat çekerek birçok makaleye konu olmuştur. A.B.D., Kanada, Belçika ve Türkiye’de çok sayıda radyo ve televizyon çekimlerine katılmıştır. 2000 yılında Mehmet Okonşar, merkezi Cambridge’de bulunan, “Who is Who in Music”in yayıncıları olan International Biographical Centre’in hazırladığı,“2000 Outstanding Musicians of the 20th Century” kitabına girmeye değer bulunan Okonşar, Alexis Weissenberg’in seçtiği sekiz stajyerden biri olarak İsviçre’de bu büyük usta ile çalışmıştır.
J. S. BACH’ın en büyük dört çalgısal eserini kapsayan CD serisinin tamamı yayınlanmıştır. Die Kunts Der Fugue, Das Wohltemperierte Klavier, Die Goldberg Variationen, Musikalisches Opfer. Bu CD’ler yurt içi ve yurtdışında çok olumlu eleştiriler almıştır.

Bu çalışmalar, sanatçının kendi müzik stüdyosunda gerçekleşmektedir. Gene aynı stüdyoda, en gelişmiş teknolojileri kullanarak, Kerem Görsev’in prodüktörlüğünü yaptığı “Mehmet Okonşar Plays Gershwin” CD’si yayınlanmış ve büyük bir beğeniyle karşılanmıştır. İzmir Devlet Senfoni Orkestrası solist sanatçısı ve Başkent Üniversitesi öğretim üyesidir.

Cazkolik.com / 04 Mayıs 2009, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X