Palyaçonun zihinde bıraktığı etki

Palyaçonun zihinde bıraktığı etki

Charles Mingus’un “The Clown” albümü 20. yüzyılı aydınlatan en yenilikçi caz albümlerinden biri olarak gösteriliyor. Bu ufuk açan albümün en önemli özelliklerinden biri dönemin ünlü radyocularından Jean Shepherd'ın doğaçlama anlatılarıyla bezenmiş olması. Albüm, Mingus’un kişiliğinin ve kompozisyonlarının ilerlemek istediği yönden ziyade teknik olarak müziğine katmak istediği yenilikleri aradığı bir zamanda kaydedildi. Sanatçı, henüz kariyerinin başlarındayken çıkardığı bu albümle ileride neler yapabileceğine dair kopyalar veriyor.

 

Albüm, ikisi basçı olmak üzere yalnızca 5 kişilik küçük bir grubun bir araya gelmesiyle Mart 1957’de New York Atlantic Records stüdyosunda kaydedildi. Bu grubun 3 üyesi 15 yıl boyunca birçok konserde sıkça bir araya gelerek ortaklıklarını sürdürdü. Charles Mingus bu albümde ilk defa "alter egosu" davulcu Dannie Richmond ile çalıştı ve ritmleri ona emanet etti.

 

Açılış parçası olan enerjik “Haitian Fight Song” ile Mingus, yeteneklerine olan saygıyı daha ilk dakikada toplamayı başarıyor. Bu muazzam parça tipik bas solosu ile başlayıp sonrasında ise dinleyiciyi ısrarlı bir ritm tekrarıyla şarkının ana çatısını oluşturan karanlık bir melodinin içine çekiyor. Başlangıç notalarıyla sanki nereye gitmek istediğini bilemeyen bir yolcunun tınılarıymışcasına savruk ilerleyen ezgiler, sonrasında yolunu bulup kaydedilmiş en şahane caz melodilerinden birine dönüşüveriyor. 1800'lerin sonlarındaki Haiti Devrimi atmosferini bir caz parçasında yansıtabilen bu müziğe eklenen nida ve haykırışlarla devrim havası kulaklarda fırtınaya dönüşüyor. Bir süre sonra davul ve kornonun katılmasıyla nidalara ait sesler bastırılıyor ve kaostan doğan düzen yerini başlangıçtaki karanlık melodiye bırakıyor. Bu noktada bas en yüksek düzeyde sesi duyulan enstrüman olarak yerini alıyor. Her anıyla tınılarındaki girdabı derinleştiren bu şarkı her dinlenişte yeni bir duygu karmaşasını dinleyiciye hediye ediyor. Herhalde caz denilen şey bundan daha iyisi olamazdı. 

 

“The Clown” albümüne kadar basın en önde yer aldığı bir müzik pek alışılagelmiş değildi. Charles Mingus bir virtüöz olduğu kadar aynı zamanda harikulade bir kompozitör olduğunu da burada kanıtlıyor. Röportajlarda bu parçanın kendi kendisiyle bir hesaplaşmadan ibaret olduğunu söyleyen Mingus, şarkıyla birlikte içindeki öfkeli adamın "Hepsini sonunda söyledim, umarım biri beni duymuştur!" diye haykırdığını anlatıyor.

 

Haitian Fight Song'un ardından Blue Clee ile yolculuk farklı bir yöne kayıyor. Patlayıcı bir performansla başlayan albüm, okyanusun dingin sularında ilerlemeye başlıyor. Ancak yine de ortaya unutulması güç bir Charles Mingus bestesi çıkmış oluyor ve bir sonraki parçada neler geleceğinin ipuçları veriliyor.

 

 

Bird lakaplı Charlie Parker'a adadığı 1940'lı yılların caz tınılarıyla bezenmiş "Reincarnation of a Lovebird" ile Mingus, geçmişe kendi imzasıyla bir mektup gönderiyor. Shafi Hadi'nin altosu bir kuşun kanatlarında yankılanır gibi yükselirken başlangıçtaki bop girişimleri oldukça yenilikçi izlenimler bırakıyor. Bunlar olurken Mingus'un bası ve Richmond'ın davulu bluesla içiçe geçmiş bir swingi ortaya atarak keskin bir harmoni ve modern bir ritmin gölgesinde ilerliyorlar.

 

Jean Shepherd'ın anlatıcı olduğu ve albüme ismini veren The Clown'da Charles Mingus'un insanlara mutluluk saçmaya çalışan; ancak ölene kadar kimseyi memnun edememesi nedeniyle tıpkı bir caz müzisyenine benzettiği bir palyaçonun hikayesi anlatılıyor. Trombonist Jimmy Knepper'ın doğaçlamalarıyla parça daha da ilginç bir hale geliyor. Parçanın sonunda ise buruk bir gülümseme ister istemez yüzünüze yerleşiyor.

 

Albüm hızlı bir swing parçası olan Tonight at Moon ile biterken başladığı yerdeki Haitian Fight Song ile bütünleşmiş halde düşünüldüğünde tarifi imkansız bir müzik hazzı yaşatıyor.

 

Bir önceki albümü Pithecanthropus Erectus'ta Mingus birlikte çalıştığı sanatçılara özgür alanlar tanıyarak içlerindeki arzu ve öfkeyi açığa çıkarmaya çalışmıştı. The Clown'da ise müzisyenlerin soloları için uygun başlangıçları ortaya çıkarmanın ötesine geçerek ardına kadar açtığı çağrışım kapılarını her sanatçının kendi hikayesini anlatması için kırmızı halılarla döşüyor.

 

Mingus tüm hayatı boyunca bop ve blues'a saygı duymuş ve elektrik müziğe doğru kayan avant-garde müziğe mesafeli durmuştur. Arayışı tutku ve aşırılığın müziğe kazandırılmasına yönelik ihtimallerin bulunması çabası içinde geçmiştir. Telefonun çalışından bile müzik yapmaya çalışan bu beyin, umutsuzluğu ve hırsı kendi bünyesinde eriterek tüm müzik yaşamını yeniliklerin müziğine adadı. The Clown'la birlikte Charles Mingus sürekli değişken olmasıyla diğerlerinden ayrılabilecek tarzını kendi içinde şifreleyerek belki de kopyalanması imkansız bir müzik oluşturuyor.

 

Albüm biterken dinleyici olarak bir palyaçonun zihinde bıraktığı etki ve birkaç soru işaretiyle başbaşa kalıyor. Bir palyaço sadece hatırlanabilmek için seyircisinin her istediğini yapmak zorunda mıdır? Veya bu palyaço insan ırkının vahşiliğinin kurbanı mıdır? Tüm bunları düşünürken caz tarihinin en fazla iz bırakan albümlerinden birinin hazzı damakta eriyip damarlara hücum ediveriyor.  İnsan kendi kendine soruyor: Fobi olsun veya olmasın palyaçolar o kadar da kötü değil galiba?

 

Hüseyin Giray Biçer

 

Cazkolik.com / 15 Mayıs 2020, Cuma

 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Hüseyin Güray Biçer

  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X