Son günlerin heyecanla beklenen konserinde Magnus Öström ve arkadaşlarını Salon`da izleyen Burak Sülünbaz konsere ve geceye dair notlarını derledi.

Son günlerin heyecanla beklenen konserinde Magnus Öström ve arkadaşlarını Salon`da izleyen Burak Sülünbaz konsere ve geceye dair notlarını derledi.

Geçtiğimiz haftasonu İstanbullu müzikseverler son yılların en başarılı davulcularından Echo ödüllü İsveçli Magnus Öström ve grubunu izleme şansını buldu. Konser öncesi yazdığım yazıda beklentilerimizi yüksek tutalım derken her saniye yüzümüzü güldüren, üstüste duygusal kreşendolar yaşatan coşkulu bir konser bizi bekliyor demek istemiştim. Öström benim uzun zamandır takip ettiğim bir müzisyen, o gece performansı ve icra edilen müziğin kalitesi o kadar üst düzeydi ki Sezar`ın hakkını Sezar`a teslim etmek gerek, gerçekten etkileyici bir konserdi. Bu deyişi kullanmamın sebebi, enstrümanı olan davulu müziğinin omurgasını oluşturan bir müzisyen olarak kendine has tarzı ve fırça & baget kullanımı, yüksek konsantrasyonla yaptığı işe olan saygısı ve üst düzey profesyonel performansı her tür övgüyü hakediyordu.

* * *

Konser, önce seslerin Salon`u doldurması, ardından elektroniklerin oluşturduğu atmosferde Öström`ün sol elindeki mikrofon yardımıyla seste yansımalar kurması ve sağ eliyle bageti ziller üzerinde gezdirmesiyle başladı. Bu `cool` intro ile son albümün açılış parçası "The Moon (An the Air It Moves)" kulaklarımızda geziniyordu. Oldukça sakin, dokunaklı bir parçadır... Karlsson`un tuşesi ve Hourdakis`in gitarıyla melodiyi hafif hafif ama nakış gibi işleyişiyle birlikte salona yayılan duygu hayli etkileyiciydi. Albümün en hareketli parçalarından biri Öström`ün Hourdakis`in yolunu açarak gitar partisyonlarında özgür bıraktğı albümün en dinamik ve uzun sololarından "Dancing At The Dutchtrat"ın sona ermesinin ardından Türkiye`ye gelen hemen her müzisyen gibi ülkemizin tarihi güzelliklerine övgü dolu içten bir sesle dinleyiciye teşekkür ederek sahnede eşlik eden yol arkadaşlarını tanıttı...

* * *

Sakinleşmenin vakti geldiğinde Esbjörn`ü hatırlatan baladlardan "Mary Jane Doesn`t Live Here Anymore"da melankolik piyano ve gitarın, yumuşak fırça dokunuşlarıyla okşanan davul ve alt tondan bas eşliğiyle, Karlsson`un zaman zaman Esbjörn Svensson`un derin doğaçlamalarına uzaktan selamlayan icrasıyla geçmişi hatırlatıyordu. Devamında gelen albümün isim parçası "Searching For Jupiter" ise yeniden bir e.s.t sound`u yaratma kaygısı değil usta davulcunun gelecek vaadeden ve günümüz müziğine yakışan çağdaşlıkta oluşturduğu kendi müziği olduğunu ispatlıyordu. Parça, Daniel Karlsson`un ana melodiyi piyano ile girişiyle başlar. Bas ve piyanonun üç notayı aynı anda basışı üzerine Magnus Öström`ün ziller ve davulla yakaladığı harika tonun zevkini yaşamaya başlarız. Hourdakis ve Karlsson`un birbiri ardına gelen cümlelerle duygu karmaşaları yarattığı, durmaksızın akan parça albümün olduğu kadar konserin de patlama noktalarındandı.

* * *

Weight of Death, Öström`ün önceki albümü Thread of Life`ın sevdiğim, sakin parçalarından biriydi. Oldukça akılda kalıcı, içe işleyen melodisiyle akışa tam kaptırmış gidiyorken insanın aklına ölümle yaşam arasında geçen süreyi getiren bir müzikti. Bana, Norveçli trio "In The Country"nin sinemasal ritüelleri andıran tarzını hatırlatır. Bunun sebebi, İskandinav müzisyenlerin bir duygu olarak pek sevdiği melankoliyi en katıksız haliyle hissettirmekteki ustalıklarıdır.

* * *

Thobias Gabrielsson klavyesi ve bas sololarıyla etkilediği Through the Sun`da rhodes, gitarın da katkısıyla drum`n bass etkisi yaratmıştı. "Happy And The Fall" Magnus Öström`ün performans öncesi söylediği gibi üç yaşındaki oğlunun düşüp kalkarak yürümeyi öğrenişinden esinlenerek yazılmış parçadır.
Konserin en akılda kalıcı anları ise Searching For Jupiter albümünün son çalışması "At the End of Eternity" oldu. Parçanın sonundaki davul solosunu bilenler ilk ritmi duyduklarında heyecana kapıldılar ve doğrusu haklıydılar. Dakikalarca süren ve uzun süre hatırlanacak bir canlı performans oldu.

* * *

Biste dinlediğimiz parça ise bir önceki albümde kendine yer bulan müthiş Piano Break Song`dan başkası değildi. Nefis bir rock & jazz ve fusion harmanıydı. Patlamaya hazır, sağlam bir sound ve türün tüm gerekli trüklerini aynı potada eritmiş muazzam bir kompozisyon. Tekrarlar hızlandıkça adrenalin daha da arttı ve nihayetinde tüm salon ayakta dakikalarca alkışladı.

* * *

Performans esnasında dinleyicilerden istek parçası talep edenler ve Esbjörn Svensson`u anarcasına kimi seslenişler oldu. Öström ise ağırbaşlılığı ile seyirciyi anladı ve hoşgörüsüyle onayladı. Daha önce birkaç defa konuşma fırsatı bulduğum ve bu konser sonrası da sohbet ettiğim Öström, İstanbul`u her zaman ayrı tuttuğunu anlatır ve misafirperverliğinden dolayı Salon İKSV`den övgüyle bahsederken bende Salon`u akustik açıdan en sevdiğim mekanlar arasında olduğunu belirtmek isterim. Performans sırasında kulağıma hiç bir yapaylık gelmedi, çıkan tüm sesleri tertemiz algılayabildim. Bu konser benim için zaten bir başucu albümüne dönüşmüş olan "Thread of Life" ve "Searching for Jupiter"i kulaklarımda ve kalbimde daha da özel bir yere yerleştirdi.

Burak Sülünbaz

Cazkolik.com / 24 Ocak 2014, Cuma

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Burak Sülünbaz

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.