"Bir yıldız doğuyor" Leyla Diana müziğin gelecekteki yıldızlarından Emre Göral ile konuştu.

"Bir yıldız doğuyor" Leyla Diana müziğin gelecekteki yıldızlarından Emre Göral ile konuştu.

Ekim ayında gerçekleşen 24. Akbank Caz Festival fırtınası anıları ve güzel konserlerin ardından belki dindi belki ama fırtınanın ardından esen ılık rüzgar hala esmeye ve konuşulmaya devam ediyor. Birbirinden güzel konserler izlediğimiz festivalde çok güzel sürprizlere de şahit olmuştuk. Sözünü ettiğimiz sürprizlerden biri 30 Ekim Perşembe gecesi Zorlu Center’da gerçekleşen ve tüm salonu avucunun içine alan müthiş Jamie Cullum konser esnasında 16 yaşındaki bir gencin bir anda sahneye çıkıp, kırk yıllık profesyonel gibi grupla davul çalması müthiş alkış alması hala konuşulmaya devam ediyor. Festivalde bu anlamda bir diğer sürpriz ise 1 Kasım Cumartesi akşamı Akbank Sanat konser salonunda gerçekleşti. İtalyan cazının ‘harika çocuğu‘ olarak selamlanan Claudio Filippini triosu ile o akşam bize harika bir konser hediye ettiler. gelin esas konumuza geçmeden önce Claudio !ilippini hakkında kısa bir bilgi aktaralım...

* * *

2002 yılında Yamaha Müzik Vakfı’nın düzenlediği, Avrupa Solo Piyano Yarışması’nda birincilik kazanmış, 2003 yılında da Massimo Urbanı ödüllerinin de sahibi olmuş genç piyanistin 2011 yılında ünlü İtalya yönetmen Fellini’nin pek çok filminin müziklerini yapan Nino Rota için Londra Senfoni Orkestrası ile tribute CD’si yayınlandı. Bir çok ünlüye albümlerinde eşlik eden sanatçı Wynton Marsalis, Tonny Scot, Dee Dee Bridgewater ve Mike Stern gibi isimlerle sayısız kez aynı sahneyi paylaşmış. İşte, böylesine başarılı bir sanatçının verdiği konserin bitiminde ise yola, röportajımıza konu olan sürpriz ile devam etmek istiyorum.

Akşamki konserin sürpriz ismi 9 yaşındaki Emre Göral oldu.

Filippini hakkındaki bilgileri özellikle de yazmak istedim çünkü, aslına bakarsanız ikisinin de ortak yönleri var. İkisi de harika çocuk, müzik ve sinema…Bu tesadüf olamaz. Buluşmaları gerekiyordu, buluştular ve bizi de buluşturdular.

Gelin sürpriz anını yeniden yaşayalım...

Artık konser bitmiş, bis olmuş ve herkes ayaklanmıştı. Daha konser başlamadan önce farkettiğim ve müzikle çok ilgili olduğunu anladığım arkada oturan küçük bir çocuğun sahneye çıkıp, “Size piyanoda bir şey çalmak istiyorum, Mission Impossible’ın müziğini çalmak istiyorum“ demesi üzerine, çıkıp gitmekle kalıp dinlemek arasında tereddüt ettiğimiz o bir an küçük çocuk çalmaya başladığında yerlerimize adeta mıhlanmıştıktık. Küçük Emre çalarken öylesine coşmuştu ki önce Claudio kafasını uzatarak baktı ve usul adımlarla Emre’nin yanına geldi ve piyanoda yanıbaşına oturdu. Ardından trionun diğer üyeleri enstrümanlarının başına geçtiler. Artık küçük Emre’nin keyfine diyecek yoktu ve coşkuyla o an salondaki herkes bu keyfe ortak oldu.

Hep beraber müziği çalmayı bitirdiklerinde ve Claudio bize dönerek “caz işte böyle bir şey“ dedi. Emre hem müzisyenlere, hem çalması için kendisine izin veren ‘Hanımefendi‘ye de (Akbank Sanat Yöneticisi Derya Bigalı) ayrıca teşekkür ederek‚ ‘Meslektaşlarına‘ aşarılar diledi. Tabii küçük Emre ne ara Derya Bigalı’nın yanına gidip izin almış orasını kaçırmışız :) Kısaca, böyle biten bir konserin ardından Cazkolik adına Emre ile iletişime geçmek istedim ve bunu haber yapmak istediğimi söyledim. Babası Burak Bey ile kısa bir kartvizit alışverişinden sonra, ertesi gün Cazkolik’e kısa bir tanıtım -video ile- haberini girdik. Evet, girdik ama şahsen bu küçük müzisyenimizi yakından tanımak, ailesiyle görüşmek ve etraflıca konuşma merakı içimi sarmıştı. Hemen annesi Emel Hanım ile irtibata geçtim, sağolsun beni kırmadı ve bu sayede küçük dostum Emre ile güzel bir sohbeti gerçekleştirme fırsatını elde ettik.

Yakın bir gelecekte, bir kaç yıl sonra, Türkiye

müzik sahnesi genç, müzisyen bir yıldız adayıyla

tanışacak ama siz, Cazkolik okuru olarak o kadar

beklemek zorunda değilsiniz, şimdiden takdim

ediyoruz; Emre Göral.

Röportaja geçmeden önce kısa da olsa sohbeti gerçekleştirdiğimiz mekandan sözetmemiz lazım: Beşiktaş Akaretler’de BJK Plaza’yı geçtikten sonra köşede çok güzel ve keyifli bir Kitap Evi & Cafe MİNOA. İki katlı bir kitapçı dükkanından içeri kıvrıldığınızda bir köşesinde Cafe’si olan sıcak ve kahve / kitap kokan bir yer burası.

Evet nihayet artık röpotajımıza başlayabiliriz. Emre’nin müzikle olan daha anne karnındayken başlamış. 

Leyla Diana: Evet Emre, anne karnındayken dedik, devamı nasıl geldi sonra?

Emre Göral: Ben daha annemin karnındayken babam bana müzik dinletiyormuş ve müzik dinlemeyi hep çok seviyorum, özellikle uyumadan önce...

Annesi (Emel Göral): Emre klasik müzik seven bir çocuk. Daha çok küçükken Doğan Kitap’tan klasik müziği masallarla sevdiren bir seri çıkmıştı, onları aldık denemek için. Çok sevdi. Kitabın içindeki CD’leri mp3’e cevirip müzik çalarına yükledik, gece okuduğumuz masallardan sonra onları dinleyerek uyumaya başladı.

Piyano çalmayı Emre istedi, kendi isteği ile oldu. 4-5 yaşlarındaydı. Org çalıyordu, ritme ve notalara yoğun ilgisi vardı, sonra baktık ki bu ilgi bir hevesten öte bir şey kulağının durumunu anlamak için birkaç müzisyene dinlettik. Olumlu geri dönüşler aldık. Değişik enstrümanlara karşı da ilgisi vardı. Konservatuar giriş sınavlarında da bizi şaşırttı. Önceden çaldığı enstrüman olduğu için açıkçası çalacağı enstrümanı piyano olarak bekliyorduk. Fiziksel yeterlilik sınavından kontrabas müjdesiyle çıkması bizi hem şaşırttı hem de çok sevindirdi. Konservatuarda ikinci enstrümanı piyano şimdi.

Babası (Burak Göral): Film eleştirmenliği yaptığım için evde çok film izleniyor tabii. Emre’nin müziğe olan ilgisini farkettikten sonra 5-6 yaşlarındayken ona Beethoven’ın hayatından uyarlanan “Ölümsüz Sevgi” (Immortal Beloved) filminden kısa bir bölüm izlettim. Çok beğendi ve hepsini izlemek istedi. İzlettim, ben de Emre‘de çok etkilendik. Sonra, bana ne zaman kızsa ve üzülse o filmdeki Beethoven’in babası geliyor aklına ve sen onun gibi olma baba diyor...

“Amadeus” filmini de çok sevmiş Emre...

Burak Göral: Sıkılır diyordum ama çok büyük zevkle izledi... Sonra müzikalleri denedim birer birer... “Operadaki Hayalet” favorisi oldu... Geçenlerde “Batı Yakasının Hikayesi”ni de izledik birlikte, bayıldı... 

Emel Göral: Sonra, müziğe olan ilgisi ilkokul döneminde de farkedildi. Emre konservatuvar dışındaki eğitimini 7 İstek Atanur Oğuz Okulu’nda sürdürüyor. Okuldaki müzik öğretmeni çok iyi müzik kulağının olduğunu söyledi. Piyano eğitimi zaten devam ediyordu.

Emre Göral: Evet şöyle diyeyim, okuldaki ritm grubuna alındım. Öğretmenimle de piyano çalışıyordum zaten.

Emel Göral: Sonrasında, konservatuar düşünmez misiniz, neden olmasın gibi öneriler almaya başladık. Konservatuara birkaç aşamalı bir sınavdan geçerek girebiliyorsunuz. Bir yandan Emre çok küçük olduğu için hem sınav nedir bilmiyor hem de çok sevdiği müzikle sınav stresi yaşasın istemiyorduk fakat Emre istekliydi. Epey bir ikilem yaşadıktan sonra -Emre ile de konuşarak- sınavı denemeye karar verdik. Sınavları görmesi ve tanıması için de hem İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı hem de Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı sınavlarına girdi. İkisini de kazandı. Tabii ki ilk tercihimiz Mimar Sinan Üniversitesi oldu. Böylece Emre 8 yaşında ve yarı zamanlı olarak konservatuara başlamış oldu.

Emre Göral: Sonra sınavlara girdik. Mimar Sinan Üniversitesi‘ne girdik, İstanbul Üniversitesi’ne de girdik. İkisini de kazandık. Ama İstanbul Üniversitesi’nde şöyle bir şey oldu; benden şarkı söylemem istendi ama ben söylemek istemedim. Benim için Mimar Sinan Üniversitesi daha değerli oldu, orada şarkı söylemem istenmedi. Piyano çal dediler, ingilizce de çaldım Türkçe de çaldım ve kazandım. Böylelikle yarı zamanlıya başlamış oldum.

Burak Göral: Piyano diye bekliyorduk... Büyük sürpriz oldu kontrabas...

Emre Göral: Kontrbasa alındım.

Leyla Diana: O nasıl oldu peki? Neden kontrbas da başka bir enstrüman değil?

Emre Göral: Bize enstrüman denettirdiler, uygun olup olmadığımı, gücümü ölçtüler nasıl bir şey olabilir diye. Piyano çalmama rağmen çello ya da kontrabas dediler. Sonra da kontrbasa karar verdiler.

Emel Göral: Konservatuara giriş sınavı daha önce de sözettiğim gibi 2-3 aşamalı bir sınav. Önce kulak ve ritm sonra da fiziksel yeterlilik sınavlarına giriyor çocuklar. Fiziksel olarak da uygun olduğu enstrümanı çalmasını hedefliyorlar. Emre’nin 4 yaşından beri yüzüyor olması, boyunun uzunluğu ve yapılı olması kanımca bu enstrüman için seçilmesinde etkili oldu.

Sınav sonucunu bahçede beklerken -sonrasında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın kontrabas grup şefi olduğunu öğrendiğimiz- Onur Özkaya, kendisini tanıttıktan sonra Emre‘den çok etkilendiğini sınav sonucunda uygunluğunun jüri tarafından ya çello ya da kontrbasa uygun görüldüğünü, kendisinin bu yıl tek öğrenci alacağını ve eğer “Kontrabasın büyüklüğü sizi ürkütmezse...“ bu kişinin Emre olmasını istediğini söyledi. [çünkü gerçekten büyük bir enstrüman, özellikle 8 yaşındaki bir çocuk için]. Gururla karışık kısa bir şok yaşadık önce tabii. Biraz konuştuktan sonra kontrabas konusunda ikna olduk fakat sonrasında Onur Bey’e güvenmemizin ne kadar doğru bir karar olduğunu gördük, yaşadıkça da görüyoruz. Emre bu konuda çok şanslı bir öğrenci. Birlikte çalıştığı hocasından sözetmek istiyorum biraz...

Onur Özkaya, çok başarılı bir müzisyen ve aynı zamanda başarılı bir akademisyen. Emre’nin müzik sevgisi için de ciddi bir destekçi. Biliyorsunuz, çok küçük yaşlarda öğretmen büyük rol oynuyor. Çocuğunu iyi tanıyan biri olarak eminim ki Onur Bey’i bu kadar sevip ona hayran olmasaydı henüz başladığı bu zor enstrümandan da, müzikten de uzaklaşırdı. Kendisinin de küçük yaşlarda başlamış olması ve Emre ile kurduğu olumlu bağ bizim için de büyük şans doğrusu. Onur Bey Mimar Sinan Üniversitesi Devlet konservatuarı’nda yardımcı doçent. Bölümde çok sevilen ve gerçekten paylaşılamayan bir hoca. Şehir dışından bile birçok öğrencisi var. Bölümün de en küçüğü Emre dolayısıyla, farklı bir dil var aralarında. Aynı zamanda Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın kontrabas grup şefi ve Münih Filarmoni orkestrasında çalıyor.

Leyla Diana: Peki Emre sen ürkmedin mi, kendinden büyük bir enstrümanı çalacağın için?

Emre Göral: Tabii o zaman 8 yaşındaydım küçüktüm, hala küçüğüm de :) zamanla alıştım. Şimdi en iyi arkadaşım kontrabasım...

Emel Göral: Enstrüman hocası Onur Özkaya’nın da çok büyük yardımları ile Emre’ye uygun Almanya’dan bir kontrbas getirttik.

Emre Göral: Evet sonra bir şeyler çalmaya başladım. Klasik, caz, biraz pop Michael Jackson ve rock.

Leyla Diana: Cazı sevdiğini gördüm, seni caza iten neydi?

Emre Göral: Aslında kontrbas deyince akla caz geliyordu. Arşesiz (yay) çalmak tam caza benziyor. Sonra caza geçtim, döndürüp çalmayı çok seviyorum (kontrbası kendi etrafında döndürüp show yapmayı seviyor :)

Burak Göral: Evde bir gün ’Görevimiz Tehlike‘yi dinledi ve ‘ben bunu çıkartırım‘ dedi.

Emre Göral: Biraz da “Görevimiz Tehlike” hakkında konuşmak istiyorum. Ben bunu okulumda İstek Atanur Oğuz Okulu‘nda arkadaşımla çıkarttım. Aslıda ikimiz bir grup kuracaktık. Two pianos. Albüm falan yapabilir miyiz diyorduk? Dinledim çok hoşuma gitti ve ben bunun notalarını çıkartırım dedim. Arkadaşımla beraber çalıştık. Ipad’de piyano uygulaması vardı orada Mission Impossible’ı buldum. Oradan da yararlanarak çıkarttım. Tamamen kopyaladım dersem yanlış olur, ben yorumladım. Sonra arkadaşımla birlikte çalmaya başladık. Caz festivalini duyunca gideyim dedim. Hatta yanımda bir de kız arkadaşım vardı.

Leyla Diana: Biliyorum arkamda oturuyordunuz :) peki Emre, nasıl oldu konserde çalma isteğin. Oraya gittiğinde önceden planlamış mıydın yoksa ani mi gelişti?

Emre Göral: Evet... İşte, orada piyanoyu kontrbası ve davulu görür görmez çalayım diye aklmdan geçirdim. Kontrbas büyüktü... ölçtüm biçtim... Çok büyüktü yetişemezdim... (Riske atmak istememiş kendini ;))
Piyanonun eğitimini daha çok aldım ama kontrbasın eğitimi hem daha zor hem devam ediyor. O yüzden, kontrabas büyük şimdi yanlış yaparım diye düşündüm ve piyano çalmaya karar verdim.
Benim her zaman böyle bir hayalim vardı. Eğer kocaman salonun arkalarında oturmuyorsam, ön sıralardaysam zaten hep çalmak isterdim.

Leyla Diana: Daha önce oldu mu böyle bir şey?

Emel Göral: Hayır bu şekilde olmadı. Hep hayaliydi ama Akbank Jazz Festivali Emre için bir ilk. Şehirdeki birçok konseri takip ediyoruz. Klasik, caz vb. hocası Onur Özkaya’nın Borusan Filarmoni konserlerini kaçırmıyor. Onur Bey de Emre’yi hemen her konser için teşvik ediyor sağolsun. Hemen her Borusan Flarmoni konserinden sonra Emre’de bu duygu oluyor, o konserlerde de hep sahneye çıkmak istediğini söylüyor...

Burak Göral: Evet çok girişken bir çocuk. Teoman’ın konserine gitmek istemişti, götürdük. Konser öncesinde kulise giderek muzisyenlerle konuşup gitarları hakkında bilgi almak istedi hatta ben de çıkıp çalabilir miyim diye sormuştu. Kuliste bütün müzisyenlerle ve Teoman’la müzik sohbetleri yaptı. Bütün müzik aletlerine bir ilgisi var. O konserden sonra da ukelele’ye merak sardı mesela.

Birden çok enstrümanı çalabilen Emre, "kontrabası bitirdikten sonra bu aileden olan tüm enstrümanları çalarım diye düşünüyorum” derken hayli kararlıydı.

Emel Göral: Evde enstrüman koyacak yer kalmayacak yakında. Kontrabas eve girdiğinden beri zaten dört kişi yaşıyoruz neredeyse :) Piyano, kontrabas bir de okulda bu yıl gitara başladı.

Leyla Diana: Taşıması konusunda ne yapıyorsunuz?

Emre Göral: Hiçbirimiz bir şey yapmıyoruz babam taşıyor.

Emel Göral: Normalde kontrabas okulda var ama, Emre’nin kontrabası daha küçük (1/3). Emre bölümün en küçük kontrabasçısı olduğu ve evde de yoğun bir şeklide çalıştığı için kontrabası derslere getirip götürüyoruz. Diğer tam ve yarı zamanlı öğrenciler taşımıyor. Okuldaki enstrümanları kullanabiliyor. Babamız götürüp getiriyor, ben dahi taşıyamıyorum.

Leyla Diana: Peki Emre, hayalin ne, ne olacak sonra?

Emre Göral: Müzisyen olmayı, yazar olmayı düşünüyorum. Yazar-müzisyen-mimar.

Emre operaları da çok seviyor ve hayali Operadaki Hayalet’e gitmek.

Leyla Diana: Sonra operadayken “Operadaki Hayalet” olarak çıkmayasın ama sahneye :) Arkadaşlarınla aran nasıl? Sen bu kadar müzik, kitap, opera ile ilgilenirken onlar sana yad sen onlara ayak uydurabiliyor musunuz? Onlar da en az senin kadar ilgililer mi? Sen daha mı kültürlü kalıyorsun onların yanında? Arkadaşlarınla bir şeyler yaparken zorlanıyor musun?

Emre Göral: Arkadaşlarımı çok seviyorum. Müzik konusunda hepsiyle aynı şeyi konuşamıyorum tabii ama çok müzik seven arkaşım da var. Genelde arkadaşlarım klasik değil pop dinliyorlar. Hele caz hiç dinlemiyorlar. Hiçbir şey dinlemeyen sadece bilgisayar oyunu oynadığım arkadaşlarım da var. Ben de tabi arada oynuyorum. Hiç oynamıyor değilim.

Leyla Diana: Elbette oyun da oynanır onun da keyifli tarafları var, ama kitap okumayan da çok çocuk var. Sen ama okuyorsun ;)

Emre Göral: Tabii ki de okuyorum... Her gün okuduğum kitabı yazdığım okuma listem var ve bir tek hasta olduğum gün boştu.

Emel Göral: Bir okuma çizelgemiz var, haftalık, aylık ne okuduğumuzu görüyoruz.

Emre Göral: Annem ve babam çok fazla kitap, özellikle de müzik kitabı alıyor. Ayrıca defter koleksiyonum var çok sevdiğim.

Emel Göral: Defterleri çok sever Emre. Bazı yorum defterleri yaptı kendine babasından özenerek, okuduğu kitaplar ve izlediği filmlerle ilgili yorumlar yazıyor. Hatta Radikal’e tiyatro eleştirisi bile yollamıştı.

"Bazen müzikle alakalı olmayan şeyler de yapıyorum. Arada oyunlar oynuyorum."

Emre Göral: Ben size şimdi kontrbas çalmak istiyorum. Kontrbasımı hazırla sen baba! Müzik benim için önemli bir şey. Benim yarımı tamamlıyor diyebilirim. Bağcık bağlamak kadar zor diyemem ama... :) Ben bağcık bağlayamıyorum ama düğüm yapabilirim, o garip bir şey...

Ve el yapımı kontrbas kendini gösterir.

Emre kontrbasının bakımını da üstlenmiş, “çalmadan evvel mutlaka teller silinmeli“ diyor. “Yoksa sesi bozar, kötü çalmanıza neden olabilir.“ Arşenin reçinelenmesi gerektiğini de ilave ediyor. “At kıllarından yapılıyor, kılların birbirinden ayrılmaması için şart“ diyor.

Ve bizim için çalmaya başlıyor. Aralarda da kendi bestesini çalmak istediğini, serbest çalmak da istediğini ve kurallara sıkı sıkıya bağlanmak istemediğini özellikle de vurguluyor.

Kontrabası arşe ile çalıyor Emre ama “bir an evvel arşeyi atıp parmaklarımla çalmak istiyorum“ diyor.

Emel Göral: Emre hem çok eğlenceli hem de çok duygusal bir çocuk. Bize çok farklı sevinçler ve gururlar yaşatıyor. Emre’nin güzel şeyler yapacağına inanıyoruz. Çok kendiliğinden bir şeylerin olduğunun farkındayız. Müzik yeteneğini erken keşfettik ama temelinde onun isteği, sevgisi ve yeteneği var tabii. Onun bu yoğun müzik ve okul temposuyla birlikte bizim de ebeveyn olarak hayatımızda bir takım değişiklikler oldu. Devam ettiği okul dışında konservatuar da girince hayatımıza ben her şeyimi Emre’ye göre ayarlıyorum çoğunlukla mesela. Çünkü bazı planlamaları yapabilmek için çok küçük. Desteğe ve yardıma ihtiyaç duyuyor henüz. İki okulu birlikte götürmekse göründüğünden çok daha zor. Müzik, ciddi bir disiplin ve çalışma gerektiriyor çünkü, çok sevmeden yapılacak bir şey değil. İsteğim denge ve ifadesini bulduğu bu tonu uzun süre koruyabilmesi. Devam etmek istediği sürece biz anne-baba olarak hep destek tam destek vereceğiz.

Leyla Diana: İyi ki sanat var, iyi ki bazı insanlar sanatla uğrasiyorlar. Yoksa gerçekten de bir damar kopuk yaşıyor olurduk.

Emel Göral: İyi ki var! Evet ve özellikle de keşke tüm çocuklar sanatın bir dalı ile uğraşabilme olanağı bulabilseler. Çünkü iç dünyalarına çok büyük katkı sağlıyor, ifadelerine. Her çocuğun içinde bir deha olduğuna inanıyorum ama çocuklara imkan verilmeli. Bakın günümüzde çocukların özgür kalabildikleri alanlar çok kısıtlı.Oysa çocuğu bir şekilde özgür birakmak gerekiyor ki o iç sesini bir şekilde ifade edebilsin. Bu günümüz çocukları için en iyi spor ya da müzikle oluyor sanki. Bu Emre’de müzikle oldu. Çok da memnunuz iç dünyasını çok zenginleştirdi.Dolayısıyla müzik bir çok şeyle de bağlantı kurduruyor. Müzikle ilgilenince, sinemaya, tiyatro, operaya da ilgi başlıyor ve o yolculuk o kadar farklı yönlere gidebiliyor ki. Biz de bu yolculukta Emre’ye eşlik ediyor, her yeni gün ve olayla heyecanlanıyoruz.

* * *

Evet bu öyle bir yolculuk ki, ufuk, akıl ve benlik açık olduğu sürece alabildiğine gidecek. Sevgili Emre’nin ailesi ile yaptığımız bu samimi, sıcacık sohbeti sizlerle de paylaşmak istedik. Her şeyden önce çocuklarına sonuna kadar destek olan bir ailenin özverilerini görüyoruz, bu da Emre’ye ayrı bir özgüven katıyor. Victor Hugo; “Bir çocuğu eğitmeye karar verince işe büyükannesinden başlamak gerekir.” demişti. Haklıydı da, çünkü eğitimli, bilinçli, farkındalıklı, modern anne babalar olmazsa o çocukların eğitimleri nasıl olacak ki? Emre bu anlamda güzel anne ve babaya sahip olduğu için şanslı. Anne ve baba modeldir ve ne görürse onu alacaktır. Dolayısıyla Emre’ye anne ve babadan sinema tutkusu, yazarlık geçtiği gibi; sevecenlik, sevgi dolu bir yürek de geçmiş. Emre’nin yolu açık aydınlık olsun. Cazkolik adına hem Emre’yi hem de ailesini tanımaktan mutluluğumuzu yineleyerek yazımı bitiriyorum. Teşekkürlerimle...

Röportaj: Leyla Diana Gücük
E-Posta:
leyladianag@cazkolik.com
Twitter:
@jazzmuzikkadin

Cazkolik.com / 09 Aralık 2014, Salı

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Aykut Göral
    2014-12-09 21:02:11

    Emre bizim ilk torunumuz.öyle olunca da bir çok ilki onunla birlikte yaşadık.İlk oyunlar,ilk okumalar,ilk müzikler.Ancak müzik diyince burada durmak lazım.Zira o daha doğmadan annesi babası ana karnında ona klasik müzik dinletirlerdi de bizler gülerdik.İşte o zaman başlayan müzik zevki daha sonra müzik dinleyerek uyumasına,ardından enstrüman çalma konusunda kabiliyetini geliştirmesine yol açtı ve Akbank caz festivalinde ki cesaretli çıkışına gelip dayandı.Bu yetenek ve özverili gayretiyle ileride iyi bir müzisyen olacağına inandığımız Emremizin başarılarının devamını dilerken,bu konudaki duygularımızı dile getirmemize vesile olan sizlerede ayrıca teşekkür ederiz.

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.