Böyle bir festival bizde de olmalı

Böyle bir festival bizde de olmalı

Bu resmi ilk belediye yazısında kullanmıştım. Bu iki salonda İstanbul`da bulunuyor ama burada caz konserleri izliyor muyuz? Hayır!

Belediyelerin cazla ilişkisi

PUL köşesini ilk yazdığımda ki 2017 başı oluyor, ilk konu belediyelerin cazla ilişkisi olmuştu. O günden bu güne belediyelerin cazla ilişkisi nasıl diye sorsanız o gün kötüydü bugün daha kötü derim. Son dönem ekonominin kötüye gidişinden dolayı müzik sektöründeki genel ilgi ve etkinlik azalması cazda çok daha belirgin, bu durumda, belediyelerin sosyal hizmet olarak gördükleri ve biletlerinin ucuzla bedava arası olan konserlerin normalde artmasını beklerken -ki tam bu süreçte büyük ihtiyaç var- tersine onlar daha da azalttı, üstelik, önümüz yerel seçimler, yani, hiç değilse oy avcılığı yapmak için dahi olsa kültürel faaliyetlerini artırmaları gerekmez mi? Ama artmıyor! Yıllık takvimlerinde düzenli olarak caza yer veren belediyeleri burada takdirle anmalı, gerçi, bence onların da caza bakışlarında bariz sorunlar var ama o kadarına razıyım, hiç değilse konser hâlâ yapıyorlar. Beni en şaşırtan İstanbul’un Beşiktaş, Şişli, Bakırköy gibi merkez belediyelerinin sosyal demokrat parti yönetiminde olmasına rağmen âdetâ hiç caz konseri düzenlememesi. Umarım buralar merkez semtler, konser salonları vs. zaten burada, ne gerek var diye düşünmüyorlardır, zira, Beyoğlu belediyesi tam öyle düşündüğü için Beyoğlu’nda hiç konser düzenlemiyor.


Böyle bir festival bizde de olmalı

Tam olması gerektiği gibi bir tür açık kültür etkinliği

BRIC, Arts for All! Bizde festivaller her sanat dalının kendi kompartımanında kendi kendine olan biten, birbirlerine hayrı, katkısı olmayan etkinliklerdir. Yeni ve capcanlı bir fikir mi arıyorsunuz? İşte size BRIC. Üstelik, hiç de yeni değil, tam 40 yıllık bir festival. New York Brooklyn’de gerçekleşen festivalde yöneticiler hepimizi çevreleyen kültürel çeşitliliği sanatçı ve medya yapıcıların çalışmalarıyla eşleştiriyoruz diyor. Yani, sanatın tüm alanları BRIC’de kendine bir performans alanı buluyor. Caz ve konserler bu alanın vazgeçilmezi. BRIC topluluğu televizyon ve dijital platformları yerinde ve etkin kullanıyor. Caz müzisyenleriyle performans sanatçısı, ressamla televizyoncu ortak iş yapıyor. Medya önde, öncü ve etkin. Bizde olduğu gibi herkes karşı kamptakinin enerjisini emerek tüketmeye alışmıyor. Birlikte enerji üretiyorlar. Yaratıcı ve etkileyici sonuç peşindeler. Dünyanın kültürel renkliliğine açıklar. Yeni deneyimleri paylaşmak ortak amaç. Yeni, yaratıcı ve renkli olan burada gözde. Başlığı yeniden yazıyım, böyle bir festival kesinlikle bizde de olmalı ama bu vizyon kimde var?


Odyofiller çıldıracak

Sadece müziğiyle değil kayıt kalitesiyle de çıldırtacak

Stereophile dergisi kasım sayısı yayınlandı. Dergide ilk işim önerdikleri albümlere bakmak oldu. Odyofilleri anlamakla birlikte bir odyofil olduğumu söyleyemem ama herkes elinin altında kaliteli bir ses sistemi olsun ister elbette. Neyse, konumuza dönelim. Dergi ayın albümü olarak Wolfgang Muthspiel’in son albümü “Where the River Goes”u seçmiş. Performans ve sonik olarak her iki kategoride 5 üzerinden 4,5 yıldız vermiş dergi, baya beğenmiş anlayacağınız. Klasikte ful 5 yıldız alan var! Stephen Layton, Trinity Kolej korosu ve Age of Enlightenment Orkestrası’nın Bach kayıtları zirve yapmış. Bir tık aşağısındaysa yine Bach var ama Yo-Yo Ma’nın kaydı bu sefer. Hepsi yeni. Tord Gustavsen Trio yeni albüm 4,5 ile ödüllendirilmiş. Cazda 5 alan yok mu: Var! Keith Jarrett yeni albümüyle performansta 5, sonikte 4,5. Eski kayıt olmasaydı sonikte de 5 alırdı bence. Performansta Ted Nash’in kaydı da performansta 5 almış ki bu usta bizde az tanınır ama hakikaten ustadır. Bu albümden bir parça CazFM.com’da çalıyor. Denk gelirseniz kaçırmayın.


Sessizlik ve yaratıcılık yalanı

Şşşştt... Sesiz olun...

Son albümü “Blow.”a bayıldığım saksafoncu Donny McCaslin albümüyle ilgili verdiği röportajdaki tespiti benim de aynı görüşte olmam nedeniyle ilgimi çekti. Çocukluğumdan beri duyduğum bir abartıdır sessizlik ve yalnızlığın konsantrosyunu sağlayarak yaratıcılığı artırdığı. Özellikle yazar-çizer takımı için söylenir bu. Dağda bir kulübeye kapanıp yazmak filan. Filmlerde böyle sahneler olur. Yazarlar için kısmını bilemem, insanı meşgul edip dikkatini dağıtacak gündelik şeylerden uzak olmak yazmak bakımından daha mantıklı ama müzik, resim gibi bilfiil işler için bu yöntemin faydası olacağının sanmam, özellikle de müzik için. Müzik kolektif bir faaliyet. McCaslin de öyle söylüyor zaten, ‘kendimi dağdaki bir kulübeye üç ay kapatmamın yaratıcılığıma katkısı olacağını sanmıyorum, sahnede grubumla beraber daha yaratıcıyım’, işte bu kadar! Hele sessizlik... Yaratıcı bir faaliyet için sessizliğin gerektiğine hiç inanmadım, tersine müzik dinlemek en önemlisi ama hangi müzik? Tabii bu soru önemli...


Coltrane çemberi ya da müziğin matematiği

Coltrane çemberi?

John Coltrane vaktiyle müziğin matematiğini gösteren bir diagram çizmiş. Diyagram yandaki çizim. Diğer tabirle müziğin matematiği. Coltrane’in Einsten’in çalışmalarına ilgi duyduğu biliniyor, hatta, bu konuda konuşmaktan hoşlanırmış. Müzisyen David Amram, Coltrane’in “Giant Steps” albümünde müzikte böyle bir şey yapmaya çalıştığını söylemiş, yani, müziğin matematiği. Müzisyen Roel Hollander bir Coltrane meraklısı olarak onun matematiğini “Music & Geometri” ve “Tone Circle” isimli iki makalede özetlemeye çalışmış. Bir başka müzisyen klarnetçi Arun Ghosh Coltrane’in müzikle matematik arasında kurduğu ilişkide ilahi bağlantılı bir müzik sistemi gördüğünü söylüyor ve iş urada ilginçleşiyor, Coltrane, o bağlantı benim için oldukça İslamik bir bağlantıydı diyor. Anlaşılan bu konu o zamanlar en azından belli bir kesimde sıklıkla tartışılmış. Bunlardan biri Coltrane’le bağlantısı olmadan Monk’un söylediği. Monk ‘tüm müzisyenler bilinçaltında matematikçidir’ dermiş mesela. Anlaşılan bu konu daha çok su kaldırır ama ben bu noktada ajitatif bir şey söyleyip bırakayım, Coltrane yaşasaydı acaba İslamı seçer miydi?


Bu fotoğrafçıyı tanımalısınız

Bu küçüklükte anlaşılmıyor web sitesine girip büyüklerine bakın mutlaka

Arthur Elgort. Ben de yeni tanıdım. 78 yaşındaki usta sanatçı cazdan baleye, modadan sinemaya hep artistik alanlarda çalışmış. Ben cazla ilgili fotoğraflarını gördüm ve gördüklerimin tamamı siyah-beyazdı ama çok güzel fotoğraflardı. Çoğu canlı çekilmiş ama bir çoğu da kurgu izlenimi veren çekimler olmakla birlikte fotoğrafın dışına taşan canlılık beni hayran bıraktı. Özellikle etkileyici olan fotoğrafların bir çoğu konserden olmasına rağmen moda defilesinden fırlamış gibi durmaları. Müzisyenler şık, hepsi havalı, sanki otuzlu, kırklı yıllar ama böyle hoş bir retro hava da var. Bazı sanatçılar çok acayip, mesela Dexter Gordon’ın bu fotoğrafı. Genellikle bohem görmüşüzdür büyük ustayı ama burda iki dirhem bir çekirdek, fotoğraf karesinin tasarımı, boşluğun katkısı herşey dört dörtlük. Bir başka fotoğrafta da Ron Carter. O zaten hep şıktır zaten ama fotoğrafta kontrbasıyla kendisinin tersine evaze duruşlarının yarattığı cazibe fevkaladenin fevkinde.


Babasının kızı

Brenda babası gibi sesiyle oynamayı seviyor

Bu güzel genç kadın babasının kızı, Brenda McFerrin, soyadından tanıdınız; Bobby McFerrin... Daha önce dinlememiştim, internete girerken içimdeki ses babası gibi bir şeyler işiteceğimi fısıldıyordu, kısmen yanılmamışım. Hakikaten babasının izinde ama haliyle farklı. Tipik bir caz vokalisti değil, onu baştan söyliyim. Daha çok R&B, pop, elektronik falan filan ama temiz ve kontrollü bir ses. Zaten ses teknolojisi okuyormuş. Vokal kontrol yönetimi, elektronik arka planlar vs. En son mayıs ayında Manhattan’da modadan entelektüel camiaya bir grup genç insanı özel bir klübe toplayıp mini bir şov yapmış. Bir laptop, bolca kokteyl, kanepeler, mini sandviçler eşliğinde döngü pedallarını kullanarak sesinin maharetlerini dinletmiş. Sonucu bilmiyorum. Etkinlenmişlerdir eminim. Temiz ve berrak bir ses akışı var ama sanırım moda platformlarından, sanat galerisi akustiklerinden öteye gitmeyecek bir uğraş olabilir. Gerisi size kalmış. Bulur dinlersiniz, beğenir ya da beğenmezsiniz.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 19 Kasım 2018, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.