O kadın bana ne yaptıysa benim de dinleyiciye yapmak istediğim bu!

O kadın bana ne yaptıysa benim de dinleyiciye yapmak istediğim bu!

Sanat türlerinde avantgart kelimesi birçok sanatçı için bir çeşit taltif, övgü gibi kullanılır ama bu kelimenin ağırlığını, bedeli ödenmiş yaratıcılık ve adanmışlık dikkate alındığında, hakiki anlamda taşıyabilen son derece az isim vardır, elbette bu isimlerin başında Cecil Taylor gelir.


Başlık dikkatinizi çekmiştir, uzun yıllar önce Taylor`ın henüz çok gençken Billie Holiday`i ilk kez sahnede izledikten sonra ağızından dökülmüş bir cümledir. Taylor o gördüğü ilk anı şöyle anlatır; "başının sol tarafında gördüğüm gardenya idi. Beyaz uzun eldivenleri dirseklerinin üzerine kadar çıkıyordu. Vücudunu kaplayan bembeyaz kürk giymişti. Şarkı söylemeye başladığında sağ dirseği kıvrıldı, sol bacağını öne attı. İşte, o an istemsizce ağzımdan `whoaa` kelimesi döküldü. Ertesi gün evin mutfağında kendi kendime konuşurken şöyle dedim `o kadın bana ne yaptı, büyüdüğümde benim de dinleyiciye yapmak istediğim şey işte bu`. Aslına bakılırsa, tam 60 yıl cazın içinde yaşayan Cecil Taylor bir anlamda dediğini yaptı, insanları hep şaşırttı.


New York Times`ın caz eleştirmeni Ben Ratliff onun için her zaman cazın ve zamanın önündeydi diyor. Eğer avangart olmak sanatın ve o sanatı üreten toplumun en önünde olmak ise Taylor daha da önde koşuyordu. Müziğini dinleyen insanları nefessiz bırakmak istediğini söylerdi. Caz piyanist Ethan Iverson büyük sanatçının ölümü haberi üzerine alel acele yazdığı yazısında sanatçının "I am the artist" sözcüğünün altını çizer. Bu tür bir atılganlık o dönem, yani ellili ve altmışlı yılların caz dünyasında yeniydi, alışılmadıktı der. Daha önceki caz ustalarından çok daha güçlü bir Avrupa estetiği düzeyine sahipti diye ekler, Picasso`nun resimde kübizm ile yaptığını Taylor`ın cazda yaptığından dem vurur ama Iverson Picasso`nun kübizm için Afrika`dan gelen heykellerden esinlendiğinin de unutulmamasını hatırlatır.


Queens`li bir New Yorker olan Taylor son derece karmaşık ve güçlü doğaçlama tabanlı tarza sahip klasik eğitimli bir piyanistti. Ellilerin ortalarında Steve Lacy, Buell Neidlinger ve Dennis Charles gibi o sıra geleceğin fütüristik caz ikonları arasında görülen isimlerle ilk dörtlüsünü kurdu. Bu dörtlü ona caz dünyasında kimliğini tanımlayan bir şöhret kazanmasına yol açtı. Burada yol açtı dememden kasıt caz dünyası onu para kazanmaktan birlikte çalmaya kadar bir anlamda etiketlemiş ve son derece sınırlı bir alan ve ilişkiler içinde yaşamasına neden olacak çevreye bir anlamda hapsetmişti. İlk albümü "Advance"ı 1956 yılında çıkardı. İki yıl sonra ise John Coltrane ile "Stereo Drive"da birlikte çaldı. Altmışlı yıllara gelindiğinde The Unit Structures olarak kurdukları takımda saksofoncu Jimmy Lyons ile çalıştı. Bu ekiple yetmişlerin ortalarına kadar sürecek uzun işbirlikleri oldu. Bu dönemi 1966 tarihli "Conquistador!" ile 1976 tarihli "Dark to Themselves" arası diye tanımlamak mümkün. Bir yıl sonra, 1977 yılında "The Great Concert of Cecil Taylor" albümünü yayınladı. Clinton ve Obama dönemi Beyaz Saray`da caz müzisyenlerinin konser vermesini büyük olay olarak tanımlayanlar unutmasın ki yetmişli yılların ünlü Amerikan Başkanı Jimmy Carter aynı sarayda Cecil Taylor gibi bir büyük öncüyü henüz genç yıllarında ağırlamış ve konser verdirmişti. İşte, o konser Taylor`ın caz dünyasının dışı büyük dünya tarafından da tanınmasını sağlamıştı.


Lyons`ın 1986 yılında ölümünün ardından Taylor, William Parker ve Tony Oxley ile yeni üçlü kurdu ki Türkiye`de onu son izlediğimiz konserde Tony Oxley sanatçıya eşlik etmiş, konserin daha ortalarında salonun yarısı boşalmıştı.


Zincirleme sigara içmesiyle tanınan (son yıllarında hâlâ öyle miydi bilmiyorum) Taylor bir Queens`li olarak çocukluk yıllarının en gerisine uzandığında küçükken izlediği Fats Waller`ın onu ilk etkileyen isim olduğunu söylemişti. "Şişman ve çok komik bir adamdı ama çaldığı her nota inci gibi parlaktı" derdi.


Taylor`ın ölümü sonrası bir dönem kapandı gibi klasik ve yapışkan cümleler kurmayacağım artık, zira o kapı çoktan kapanmıştı, ara ara açılıp 20. yüzyıla dair kalan son büyük isimler perdenin ardına çekiliyor. Ethan Iverson`ın dediği gibi o ve onun gibiler olmasaydı bugün bu müziği böyle yaşıyor olmazdık.


Feridun Ertaşkan


Cazkolik.com / 06 Nisan 2018, Cuma


BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.