"Gençler kendilerini nasıl rahat ve mutlu hissediyorlarsa sahnede de çalarken öyle düşünmelerini isterim" diyen İmer Demirer ile yeni JAmZZ`i konuştuk.

"Gençler kendilerini nasıl rahat ve mutlu hissediyorlarsa sahnede de çalarken öyle düşünmelerini isterim" diyen İmer Demirer ile yeni JAmZZ`i konuştuk.

Dinlediğiniz müzik dünyanın en prestijli genç caz müzisyeni yarışmalarından Thelonious Monk Competition`ın 2010 yılı kazananı ve şimdi dünyaca ünlü bir müzisyen olan Ben Williams`ın ilk albümü State Of Art`tan seçtiğimiz Moontrane`dir. Gelecek senelerde genç bir Türk caz müzisyeninin bu başarıyı yakalaması hiç de imkansız değil. Biz inanıyoruz...


Akbank Caz Festivali`nin başlattığı ve kısa zaman içinde kurumsal hale dönüşme yolunda önemli adımlar atılan JAmZZ, yani bu yıl ki sloganıyla "Cazın ustalarıyla genç yetenekleri JAmZZ"de buluşuyor projesinin başında geçen sene Baki Duyarlar vardı, bu yıl yeni JAmZZ`de ise İmer Demirer var. Genç müzisyenlerin katılımlarının başladığı proje 30 yaşını aşmamış amatör genç yeteneklere Akbank Caz Festivali`nin parçası olma, sanatçılarla birlikte sahnede jam session yapma imkanı sunan bir yarışma ve bu yıl "Nefesli", "Vurmalı", "Tuşlu", "Telli" ve "Vokal" olmak üzere 5 ayrı kategoride gerçekleşecek. Genç müzisyenler için katılımın son derece kolay olduğu projede katılımcılardan istenen tek şey bir demo CD ile kısa öz geçmişlerini içeren, müzik tarzlarını özetleyen bir yazı ve resimlerini 22 Eylül 2012 Cumartesi gününe kadar Akbank Sanat`ın Beyoğlu`ndaki binasına ulaştırmaları yeterli. Birazdan okuyacağınız röportaj aslında az önce özetlediğimiz JAmZZ ile ilgili olduğu için bu detayları yazının başında sabit tutmamız iyi olacak çünkü bir çok genç müzisyen konuyla ilgili ayrıntıları buradan öğrenecektir eminiz. Bu yıl projenin başındaki isim sevgili İmer Demirer ile hem geçen yılın tecrübelerini hem bu yıl neler öngörüldüğünü bütün detaylarıyla konuştuk, sevgili İmer`e bize zaman ayırdığı için teşekkür ediyoruz ve şimdiden çok önemli genç müzisyenlerin ayak seslerini duyduğumuzu söylemeyi istiyoruz.

Yukarda okuduğunuz bilgilere ekleyeceğimiz son not kazanacak isimlerin harika ödüllere sahip olacağı. Bunların içinde Venedik Caz Festivali`nde 8 gün boyunca workshop`a katılmak, New York New School For Jazz ve Contemporary Music Academy`de farklı alanlarda dersler almak dahil... ve tabii başka hediyeler de...


İmer Demirer: "Gençler kendilerini nasıl rahat ve

mutlu hissediyorlarsa yarışma esnasında

sahnede çalarken de öyle düşünmelerini

isterim..."

Cazkolik: Sevgili İmer Demirer, geçen sene Baki Duyarlar`ın yürüttüğü çalışmanın içinde bu sene siz varsınız, geçen seneden devraldığınız JAmZZ çalışması şu anda hangi noktada ve siz kendinize bir hedef koydunuz mu, nasıl bir sonuca varmayı istiyorsunuz?

İmer Demirer: Gurur verici bir katılım oranına sahip JAmZZ bizler ve özellikle katılımcılar açısından yarışma kavramından uzaklaşmalı ve yerini her defasında yenilenen bir "workshop" almalı... Aslında düşünce öyle fakat geçen seneden beri gelişmesini istediğim kişisel fikrim katılımcılarla JAmZZ`dan önce bir şekilde bağ kurulması gerektiği. Soruları veya akıllarına takılanlar cevaplandırılmalı, bunun için belki şöyle bir örnek olabilir; Konservatuar giriş sınavından önce 10-15 günlük okul içinde bir kurs vardı, burada kulak  sınavından önce küçük alıştırmalar yapılarak öğrencinin kendi kendine çalışması sağlanırdı, bu dediğim tabii eskiden di :) 1976. Şimdi internet çağında bu bağı çok kolay olur diye düşünüyorum...

Cazkolik: Daha ilk soruda önemli bir detay verdiniz, `yarışma gibi değil workshop gibi olmalı`, evet çok önemli... Peki ama bir sorunumuz var, caz konusunda maalesef yerleşik bir eğitim sistemi oturtamadık, geçenlerde bir yazı okurken Polonya`nın nispeten ufak bir şehrindeki caz okulundan bahsediyordu, JAmZZ gibi önemli bir etkinlik yapmaya kalktığınızda ister istemez bu anlamda yarışmalara iştirak edecek genç müzisyenler konusunda bir karışıklık ve dağınıklığın olduğunu görüyoruz, bu görüşe katılır mısınız?

İmer Demirer: İşte anlatmak istediğimde tam bu. 1986 senesinde ben de 10 gün hoca olarak Polonya`ya gittim... Bazı geceler konserler, etkinlikler olurdu nerdeyse herkesin birbiriyle çaldığı bir ortamdı. Gün içindeki çalışmalar konser öncesi edinilen tecrübe herkese yön veriyordu. Eğitim derken, Bilgi Üniversitesi’nin 8-10 senelik deneyiminin ülkemize kimleri kazandırdığını ve okul dışındakileri nasıl etkilediğini hatırlatmak isterim...

Cazkolik: Bilgi Üniversitesi çok doğru bir örnek... Geçtiğimiz yıl düzenlenen JAmZZ etkinliğinde özellikle piyanistlerin başarısı göz doldurmuştu. Anıl Bilgen (En iyi Performans) ve Tolga Erzurumlu (En iyi Doğaçlama) isminde gencecik iki yeni yetenekle tanışmıştık. Geçtiğimiz yılın JAmZZ finalistleriyle Babylon’da gerçekleşen geceden ve sahnedeki genç müzisyenlerle olan paylaşımınızdan bahsedelim mi?

İmer Demirer: Evet, gerçekten heyecanlı bir ortamdı. Dediğiniz gibi piyanist arkadaşların yaptıkları müzikler hepimizi etkiledi. Sahne üzerindeyken aralarındaki farklılık duruşları, tavırları kendi açılarından büyük tecrübe elbette. Sahne tabii ki kendini gösterme yeri ancak caz gibi büyük bir sanatı icra ederken hayatınızı ne zaman ortaya koyup koyamayacağınızı çok iyi hissetmeniz gerekir, aynen gerçek yaşamda olduğu gibi.

Cazkolik: Hayatın bir yansıması gibi değil mi... Geçen sene JAmZZ’de sizin kendi enstrümanınız trompetten Utku Akyol gibi başarılı bir ismi izledik. En İyi Yorum kategorisinde birinci oldu. Nefesli ve tuşlu çalgılarda nasıl bir tablo vardı geçtiğimiz yıl ve cazda yeni nesiller adına olumlu gelişmelerin yaşandığını söyleyebilir miyiz?

İmer Demirer: Özellikle son 10 yılda büyük bir atılım açıkça görülüyor. Bir tek nefesli değil her alanda görülüyor. Utku Akyol haricinde bildiğim, zaman zaman beraber çalıştığım o kadar çok genç müzisyen var ki. Hepsi birbirinden değerli isimler. Utku aslında şu açıdan çok iyi bir örnek oldu; geçen sene kazandığı burs için Amerika`ya gidemedi. Bunun gibi sorunları olan bir çok genç müzisyen tanıyorum. Bir şekilde  ilgilenilmeli, araştırılmalı ve bu değerler kaybolmamalı. Ayrıca, günümüzdeki genç müzisyenlerin efektif anlamda da enstrümanlarıyla arayış içinde olmaları müthiş bir adımdır ve örnekleri çoktur.

Cazkolik: JAmZZ’in Türkiye’de caz müziğine gönül vermiş fakat birbirlerini hiç tanımayan gençlerin tanışmasına ve birlikte çalması içinde bir fırsat oluşturduğunu söyleyebiliriz. Daha sonra duyduğumuz kadarıyla JAmZZ’e katılan isimlerden bazıları birlikte çalmışlar ve arkadaş olmuşlar. Hatta Haziran ayında Akbank Sanat’ta gerçekleştirilen Caz Günleri konserlerinde de geçtiğimiz yıl JAmZZ‘de sahne alan bir ekip vardı. Bu gelişmeler mutluluk verici. Siz bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle genç kuşak cazcıların desteklenmesi adına soruyorum bunu...

İmer Demirer: Kesinlikle katılıyorum. Birkaç idealist üniversitenin yaptığı gibi bienaller ya da workshoplar düzenlenmeli. Müzisyenler bu okullara davet edilmeli. İTÜ de Koray Sazlı’nın yaptığı çok iyi bir örnek.

Cazkolik: Peki, paralel bir soru olsun, İmer Demirer olarak ülkemizdeki caz ortamının son 30 yılına tanıklık etmiş önde gelen bir müzisyen olarak arada geçen yılların yarattığı değişimi gözlemlediniz mi, sizin yetiştiğiniz dönemle şimdi arasında vardığınız sonuçlar var mı?

İmer Demirer: Eskiden 15 müzisyen vardı ve 4-5 caz kulübüne sahipti sadece İstanbul. Ece Bar, Bilsak, Bodrum Caz, Jazzino, Naima, İstanbul Sanat Merkezi. Daha çok sayabilirim.... Ankara da 3-4 yer İzmir Mavi, Telefon Bar, hatta Eskişehir’de, Bursa da ya da Adana da bir kaç yer ismi  söyleyebilirim. Şaka gibi... Şimdi İstanbul’da belki 2-3 yer. Elliden fazla çok çok iyi ve caza gönül vermiş müzisyenler nerde çalacak.

Cazkolik: Caz klüpleri açısından hepimizin dikkat ettiği bir noktaya parmak basıyorsunuz, haklısınız... Peki, yarışmanın süreci hakkında bu söyleşiyi okuyacak ve katılmayı isteyenlere bilgi verebilir misiniz?

İmer Demirer: Belki şunu söylemek hoş olabilir. Kendilerini ifade ettikleri yer neresidir acaba? Evde mi, atölyede mi, küçük bir çalışma odasında mı, orda nasılsa sahnede de öyle düşünmelerini isterim, farklı bir şey yapmayı düşünmesinler, farklılık zaten göze çarpar.

Cazkolik: Geçen yıl ki röportajda Baki Duyarlar`a sormuştuk, sizin de görüşünüzü merak ediyoruz, Akbank gibi büyük bir kurumun bu işi sahiplenmesi önemli bir imkan, JAmZZ`in sadece ülke içinde değil, yakın coğrafya çevresinde uluslararası bir projeye dönüşmesi sizce mümkün mü? Neler yapılmalı?

İmer Demirer: Böyle genç müzisyenleri ne kadar çok bir araya  getirirseniz o yumak çok daha büyük ve güçlü olur. Eskiden olduğu gibi iletişimi kaybetmek artık mümkün değil, tabii bu çağın getirdiği iyi bir şey. Farklı yapıda caz festivallerine sahibiz. Örnek olarak İstanbul Caz Festivali hepsinden daha akustik bir sounda sahip. Akbank Caz Festivali daha efektif ve avangard bir yürüyüşü var. Nedense Ankara, Türkiye’de cazın temellerinin atıldığı şehir olmakla beraber sahip olduğu festival son derece amatör ve geçen yıllara oranla biraz ticari. Ankara daha iyi ve kültürel sahnelere sahipken İzmir kendisi gibi her zaman "cool". O zaman daha enternasyonal bir çerçeve çıkar karşımıza. Bugün New York, Berlin nasıl birbirinden farklı duruyorsa İstanbul da onlardan farklı bir köşede olmalı. Olmak zorunda çünkü çok daha büyük kültürel değerlere sahibiz. En önemlisi ruhumuz çok daha güçlü ancak imkanlarımızın az olması kitleleri kenetlemeye yetmiyor.

Cazkolik: Özellikle kendi enstrümanınız trompetle ilgili bir soru sormayı istiyoruz, genç müzisyenlere ya da müzisyen adaylarına ilham veren birisiniz ve trompet starlar yaratan bir enstrüman, siz bu şiirsel enstrümanı nasıl tanımlıyorsunuz, onunla nasıl bir ilişkiniz var?

İmer Demirer: Hayatımı paylaştığım eşimle nasılsa aynen onun gibi...:)

Cazkolik: Sevgili Ayşe bu komplimanı okuyunca çok hoşuna gidecektir. Peki, genç müzisyenlerimizin geleneksel olarak yatkın olduğu bir enstrüman var mı, bunu merak ediyoruz? Buna ek olarak vokali ayrıca sormak lazım, iyi solistler çıkarabiliyoruz, bu konuda gözlemlerinizi öğrenmeyi istiyoruz.

İmer Demirer: Gitar, elektro gitar, davul, bas gitar, biraz piyano, org, flüt (tabii düz)... Böyle olması normal tabii gençlik sesini duyurmaya çalışıyor. İlkokuldan hatırladığım şunlar var: Müzik dersinde mandolin, flüt, akordeon, koro çalışması, nota öğrenimi ve folklor olurdu. 3-4 sene Almanya’da okudum 9-12 yaş dönemi. Hatırladıklarım odada bir piyano, gitar, akordeon, en az 3 sesli müzik kitabı (müzik hocası o kitabı bana hediye etmişti herhalde heyecanlanıyordum fazlasıyla:) "unser lieder buch"...) neyse biraz fazla bu eski örneklemeler ama küçük yaşta kalıcı etkisi büyük olduğu için gençliğin gidebileceği yönü aydınlatmada muazzam eylemler, içeriği sadece sosyalleşmek. Vokal katılımcıların arasında en yüksek orana sahip. Ancak göze çarpan yaratıcılık anlamında daha zayıf bir grup oluşu. Bunun nedenlerinden biri kendi başlarına çalışırken yardımcı enstrüman kullanmamaları. Bütün katılımcılada gözlemlediğim ortak özellik ise eskiyi yeniden daha az bilmeleri. Bu da bu çağın olumsuz etkileri... Nerdeyse elimizle tutabileceğimiz kaset, plak cd gibi şeyler kalmadı.

Cazkolik: Sevgili İmer Demirer, yukarda değindiğiniz detaylardan özellikle yarışmaya katılacak genç kardeşlerimiz oldukça faydalanacaktır, ayrıca biz normal cazseverler için de epey yeni şeyler var. Size kolay gelsin diyor ve çok teşekkür ediyoruz.

Cazkolik.com / 27 Temmuz 2012, Cuma

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.