John Coltrane (Saxophone)

(Bu yazı Amerikan Hastanesi`ndeki bir hasta odasında yazılmıştır) - Cazın efsane isimlerinden, "Trane" lakaplı Amerikalı saksofoncu ve besteci; adı anıldığında en sıradan caz dinleyicisinde bile derin duygusal ve ruhani tepkiler uyandıran bir büyük isim. Hamlet, Kuzey Carolina`da doğdu ve yoksul siyah orta sınıfın imkanlarının -babası terziydi- el verdiği ölçüde iyi bir müzik eğitimi aldı. Özel bir yetenek olduğu yönünde herhangi bir işaret vermemesine rağmen gelişimi üzerine odaklanmış ve her fırsat bulduğunda çalışmayı alışkanlık haline getirmişti. Bu konsantrasyonu ve gayreti onun müzikal kişiliğinin belirleyici özelliklerinden biri haline gelmiş ve sonraları ulaştığı teknik ve armonik ustalığın başlıca sebebi olmuştur.

* * *

1943 yılında profesyonel müzisyen olabilmek için Philadelphia`ya taşınan Coltrane burada müzik teorisi dersleri aldı, diğer yetenekli müzisyenlerle tanıştı ve çeşitli gruplarda çalışmaya başladı. Dizzy Gillespie ve Charlie Parker`ın müziğinden esinlenerek bebop dili üzerinde ustalaşma gayreti içine girdi ve yine onların çalışmalarının etkisiyle müzikal yapıları ve müziğin daha teoretik yönlerini öğrenmeye başladı. 1945`te Deniz Kuvvetlerine katılıp Hawaii`de donanma bandosunda çaldı, daha sonra Philadelphia`ya dönüp serbest müzisyen olarak çalışmaya başladı. Coltrane`in müzikal gelişimindeki önemli kilometre taşlarından biri de 5 Haziran 1945`te Charlie Parker`ın sahne performansına ilk kez tanık olmasıydı. 1960`taki bir DownBeat röportajında bu anı şöyle anlatır: "Bird`ü çalarken ilk kez duyduğumda alnımdan vurulmuşa döndüm." Parker onun henüz alto saksofon çaldığı erken döneminin idolü oldu ve hatta kırkların sonunda onunla birlikte çalma olanağı da buldu. Ancak bu etkiyle kendisini sınırlandırmak istemeyen Coltrane, 1948 yılında tenor saksofona geçtikten sonra kendi sound`unu geliştirmeye başladı. Ellilerin başlarından ortalarına kadar Dizzy Gillespie, Earl Bostic ve Johnny Hodges`in liderliğindeki gruplarda çalıştı, 1955`te Miles Davis`ten aldığı bir davetle New York`ta onun "First Great Quintet"ine (Birinci Büyük Beşli) katıldı. Red Garland (piyano), Paul Chambers (bas) ve Philly Joe Jones (davul)`un tamamladığı bu grupla olan birlikteliği Ekim 1955`ten Nisan 1957`ye kadar sürdü ve önceleri oldukça ham olan ve eleştirmenlerce beğenilmeyen çalışı Miles`ın da desteğiyle zaman içinde ustalık emareleri göstermeye başladı. 1956 yılında Prestige plak şirketi adına yapılan bir dizi kayıt (Cookin`, Relaxin`, Workin` ve Steamin`) Coltrane`in kapasitesinden örnekler sergilemeleri açısından ilginçtir. 1957 Nisan`ında grubun -kısmen de olsa Coltrane`in eroin bağımlılığının sebep olduğu- dağılışından sonra sanatçının Monk evresi başladı.

* * *

1957`nin kalan bölümünde Five Spot caz kulübünde ve yine aynı yılın temmuz ayından aralık ayına kadar Monk`la birlikte çalışan Trane, kendisi için bir okul niteliğindeki bu dönemi şöyle anlatır: "Bazen, benim çaldığımdan farklı olarak, altere akorların kendine özgü şemasına göre çalardı. İkimiz de parçayı kendi akorlarına göre çalmazdık. Böylece belli bir noktaya gelirdik, ve oraya gerçekten de birlikte gelmişsek, mutlu olurduk. Monk hep tam da en gerekli olduğu anda yetişir ve bizi kurtarırdı. Birçok kişi bize bu kadar şeyi nasıl olup da akılda tuttuğumuzu sorardı; oysa akılda tutulacak fazla birşey yoktu. Sadece temel akorları bilirdik; sonra herkes istediğini denerdi..."  Bu gruptan bize sadece bir stüdyo kaydı (Thelonious Monk with John Coltrane), Juanita Naima Coltrane tarafından yapılan bir özel kayıt (Live at the Five Spot-Discovery!.) ve Kasım 1957`de  Voice of America tarafından kaydedilen ve 2005`te Blue Note tarafından yayınlanan "Thelonious Monk Quartet with John Coltrane at Carnegie Hall" adlı canlı performans kaydı kalmıştır ne yazık ki. Yine bu dönemde lider olarak Blue Note adına kaydettiği "Blue Train" albümü en iyi çalışmalarından biri olarak kabul edilir. 1958 yılında Miles Davis`le tekrar biraraya gelen Coltrane, Monk`la birlikteliği sırasında geliştirdiği ve caz eleştirmeni Ira Gitler`in "sheets of sound" (sound katmanları) olarak tanımladığı stili mükemmelleştirmeye girişti. Bu çalış tarzını en iyi Leroi Jones anlatır: "Trane`in bir soloda çaldığı notalar, biri diğerini izleyen notalar olmaktan çıkardı. Notalar birbirinin peşinden hızla koşar, işe birçok alt ve üst ton karışırdı. Bu tarz, birçok farklı akoru hızla çalan, ama yine de belirli notaları ve alt tonların titreşimlerini hissettiren bir piyanistin yaptığı etkiyi uyandırırdı..." Nisan 1960`a kadar süren bu ikinci birlikteliğinde Miles`ın alto saksofonda Cannonball Adderley; piyanoda Red Garland, Bill Evans, ve Wynton Kelly; basta Paul Chambers; ve davulda Philly Joe Jones ve Jimmy Cobb`dan oluşan sextet`inde çaldı, Milestones ve Kind of Blue gibi önemli stüdyo kayıtlarıyla Miles & Monk at Newport ve Jazz at the Plaza gibi canlı performans kayıtlarında yer aldı.

* * *

1960 yılında Atlantic Records adına ilk albümü "Giant Steps"i kaydeden Coltrane, bu albümde sadece kendi bestelerine yer verdi. Yine aynı yıl New York Jazz Gallery kulübündeki bir performansı için ilk dörtlüsünü kurdu. Yıllar içinde, bazı değişiklikleri ve ilaveleri saymazsak, davulda Elvin Jones ve piyanoda McCoy Tyner`in yer aldığı bu dörtlüde basçı sık sık değişti, ki bu da Coltrane`in basçının temel armonik ve ritmik görevi konusunda sürekli gelişen bir anlayışa sahip olduğunun işaretiydi. Steve Davis`le başlayarak Art Davis ve Reggie Workman`a, Jimmy Garrison`a dek uzanan değişik basçılarla çalıştı. Özellikle Garrison`ın yer aldığı dörtlü grup liderinin düşüncelerini mükemmel bir uyumla icra eden eksiksiz bir gruptu; ta ki 1965`teki kesin dönüm noktası gelinceye kadar. Bu noktada Coltrane`in tamamen "özgür" bir davulcuya ve benzer şekilde "özgür" bir piyaniste ihtiyacı vardı; Rashied Ali`yi ve karısı Alice Coltrane`i seçti. Ancak daha önce 1964`te, birçokları için Coltrane`in yaratıcılığının doruğu olan "A Love Supreme" adlı plak çıkmıştı: Tanrı`nın yüceliğini konu alan büyük bir ilahiydi bu. Metnini Coltrane`in kaleme aldığı duanın sonunda John Coltrane Quartet`in çaldığı müziği en iyi niteleyen üç sözcük yer alıyordu: "Mutluluk, zarafet ve coşku." Dışardan bakan birine, Coltrane gibi bir modern caz müzisyeninin böyle Tanrı`ya yönelmesi şaşırtıcı gelebilir. Ancak o Duke Ellington`un aksine parlak ve çok yönlü kariyeri boyunca hep dinsel problemlerle uğraştı.

* * *

1957`de "Tanrı`nın inayetiyle ruhsal bir uyanış yaşadığını, böylece daha zengin, daha dolu ve daha yaratıcı bir hayata yöneldiğini" anlatmıştı. Ve 1962`de şöyle dedi: "Sanırım bir müzisyenin yapmak istediği şeylerin en önemlisi, dinleyiciye evrende tanıdığı ve hissettiği birçok harika şeyden bir görüntü sunmaktır. Benim için müzik budur; bize armağan edilmiş müthiş ve mükemmel bir dünyada yaşadığımızı ifade etmek için bir fırsattır..." Plaklarında her zaman dinsel içerikli bir yan olmuştur. Bu arada yıllardır ilerleyen, ama caz kamuoyu tarafından başında fark edilmeyen bir süreç, 1964/65 kış sezonunun gerçek sürprizi olarak ortaya çıktı: John Coltrane manevi ve müzikal açıdan New York avant-garde`ıyla birleşti. 1965 Mart`ında New York`taki "Village Gate" adlı lokalde düzenlenen ve sadece müzikal değil, aynı zamanda toplumsal ve ırksal bir yönü de olan "New Black Music" adlı serbest caz konserinde çaldı. Konser, Black Arts Repertory School adına düzenlenmişti. Okulun müdürü olan ateşli siyah yazar ve ozan Leroi Jones bu konserin plağını şöyle yorumluyordu: "Trane, Nature Boy isimli parçasında oryantalisttir... bir barış lisanıdır bu... Tanrı`dan söz ettiğinde, bunun Doğulu bir Tanrı olduğunu hissediyorsun; belki de Allah... Bu çağdaş siyah kültürün müziğidir. Bu müziği yapanlar ya entelektüel ya da sufi veya her ikisidir. Siyah ritmik enerjinin, blues tarzı hissedişin ve siyah duyarlılığın izdüşümü yansıma düzleminde görülmektedir... Bu plakta siyah ulusun ozanlarını dinleyeceksin..." 28 Haziran 1965`te Coltrane`in tonal açıdan radikal bir serbestlik içeren ilk plağı "Ascension" çıktı.

* * *

Sanatçı bu plakta New York avant-garde`ının hemen hemen bütün önemli müzisyenlerini etrafına toplamıştı: Trane dışında Pharoah Sanders ve Archie Shepp olmak üzere üç tenor saksofoncu; Freddie Hubbard ve Dewey Johnson gibi iki trompetçi; John Tchicai ve Marion Brown gibi iki alto saksofoncu; Art Davis ve Jimmy Garrison gibi iki basçı; piyanoda McCoy Tyner ve davulda Elvin Jones yer alıyordu. Ascension`da birlikte üretmenin ve psişik açıdan dayanılır olanın sınırlarını zorlayan çılgın bir yoğunluk vardı. Marion Brown`a kulak verelim: "Bu müzikle soğuk bir kış günü bir daireyi ısıtabilirsin... Stüdyodaki insanlar gerçek çığlıklar atıyorlardı." Coltrane`in müziği adeta kırk dakika süren bir orgazm şiddetinde, ilahi-esrik bir müziktir. 1965`in sonuna doğru Coltrane grubunu Pharoah Sanders ve ikinci davulcu olarak Rashied Ali`yle genişletti ve bir süre sonra McCoy Tyner ve Elvin Jones memnuniyetsizliklerini belirterek gruptan ayrıldılar. Yeni grup Coltrane, Sanders, Alice Coltrane, Jimmy Garrison ve Rashied Ali`den oluşuyordu ve bu beşli turneler esnasında repertuvardaki parçaların oldukça uzun versiyonlarını icra etmesiyle dikkat çekti. 1966 yılından "Live at the Village Vanguard Again!" ve "Live in Japan" adlı canlı performans albümleri grubun en önemli çalışmalarındandırlar.

* * *

Daha güçlü bir yoğunluk yakalamak için grubuna ikinci bir tenorcuyu (Pharoah Sanders) dahil eden ve saksofonuyla giderek bir kasırgaya dönüşen Coltrane, bu esnada kendini tamamen tüketti ve 17 Temmuz 1967`de karaciğer yetmezliğinden hayata veda etti. Cenaze seremonisinin açılışını Albert Ayler Quartet ve kapanışını da Ornette Coleman Quartet`in yaptığı John Coltrane`in ölümü, durumundan habersiz olan müzik dünyasını büyük bir şoka uğrattı. Miles Davis`in ifadesiyle: "Coltrane`in ölümü büyük bir sürprizdi ve herkesi şoke etti. İyi görünmediğini biliyordum, fakat o kadar hasta olduğundan -hatta herhangi bir hastalıktan muzdarip olduğundan- haberim yoktu." İnsanî açıdan mümkün olan en derin yoğunluğun hep kıyısında dolaşan bir ömrün yol açtığı o büyük dermansızlığın sebep olduğu bir sondu belki de Trane`inki... John Coltrane 2007 yılında "ustaca emprovizasyonu, üstün müzisyenliği ve caz tarihinin merkezindeki ikonik mevcudiyeti"nden ötürü Pulitzer Prize Special Citation ile ödüllendirildi.

Arto Peştemalcıgil

Cazkolik.com / 23 Eylül 2012

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Arto Peştemalcıgil

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.