David Helfgott "Shine" konserine dair notlar

David Helfgott "Shine" konserine dair notlar

Uzun bir bekleyişti benimkisi. Haftalar öncesi David ile buluşabilmek için planlar düşünüp, geceye hazırlanmak gerekirdi. Son dakikaya kadar heyecan ve bekleyişim devam etti.


Şükürler olsun Tanrım! Ve Teşekkürler


Bu bizim David ile ortak cümlelerimizdi. Avustralyalı yönetmen Scott Hicks, 1986 yılında Avustralya’da David Helffgot’un bir konserine gider ve hayranlıkla izledikten sonra, filmini yapmaya karar verir. İşte, o "Shine“ filmi üzerinden ancak on yıl geçtikten sonra 1996`da vizyona girebildi. Genç piyanist David Helfgott’un dramatik yaşam öyküsünün anlatıldığı biyografik filmde, Geoffrey Rush Oscar, Bafta ve Altın Küre en iyi erkek oyuncu ödüllerini almıştı. Sonuç, Amerikalı eleştirmen Peter Travers’ın deyimiyle:


“Olağanüstü… Gerçek bir öykü”


David 1947 yılında Polonyalı Musevi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmişti. Babası, ailesinin çoğunu soykırımda kaybetmesi nedeniyle içinde bulunduğu psikolojik durumun yaşamında kendisine ve etrafındakilere zarar verdiğini biliyoruz. Müziğe aşkla bağlı babası David’e küçük yaşlarda piyano eğitimi vermiş, sahip olmak istediği yeteneğin oğlunda olduğunu görünceyse hayatı drama dönüşmüştür. Babası oğlunu tipik bir ‘harika çocuk’ olarak görmüştü. David, on yaşında bir yarışmada Chopin çalarak başarı elde etmiş, 14 yaşında Isaac Stern ile tanışıp Amerika Curtis Enstitüsü’nde piyano eğitimi teklifinde bulunmuştu, ancak, babasının izin vermemesi üzerine bu teklifi geri çevirmek zorunda kalmıştı. Beş yıl sonra kazandığı bursla Londra’daki Royal College of Music’e giderek, birçok ödül kazanmış ve okulun pırlanta öğrencilerinden olmuştur. Mizacı ve tekniğiyle Amerikalı piyanist ve besteci Horowitz’e benzetilmiştir.



1970 yılında, Royal Albert Hall’da, Rachmaninoff’un 3. Piyano Konçertosu’ndaki başarısından sonra ‘bu büyük bir meydan okuma ve böyle devasa eserleri çalmak çok tatmin edici` dese de, yaşadığı psikolojik sorunlar, duygusal geçişler, sanrılar ve şizofreni ataklarıyla mücade etmek zorunda kalmış ve ardından sinir krizi geçirmişti. 1971 yılında Avustralya’ya döndüğünde şizoafektif bozukluk (psikoz ve duygu durumu değişikliklerinin birleşimi ve bu ruhsal hastalığın semptomları ve tedavisi. Şizoafektif bozukluk, kişinin şizofreni semptomlarını, halüsinasyon veya sanrılar gibi ve manya ve depresyon gibi duygu durum bozukluklarını bir arada gösterdiği rahatsızlık durumu) tanısı konmuş ve onbir yıl kadar çeşitli kliniklerde yardım alarak tedavi süreci yaşamıştı. Bu zaman zarfında onun için en feci şey kaybettiği ‘iç müziğini’ savaşarak yeniden elde etmesi olmuştur. Seksenli yılların başlarında yeniden konser piyanistliğine dönmüş ve kendisi için ‘sis ortadan kalktı, yeniden duyabiliyor ve yaşayabiliyorum’ dediğindeki yaşama sevincini hayal edebiliyor musunuz?


1984 yılında, küçük bir barda yeniden çalmaya başladığı sırada, kendinden 15 yaş büyük Gillian Murry ile tanışmasıyla hayatında olumlu anlamda büyük gelişmeler olmuş ve Gillian’ın ona aşkı, verdiği huzur ve güvenle yardımları yeniden konser piyanistliğine döndüğünde yeniden doğuşu olmuştur.


“Böylesi deneyimleri yaşayan çok insan yoktur” diyor ve anlatmaya başlıyor Gillian Helfgott; “David’i Oscar’lar verildiğinde, onun salonu nasıl coşturduğunu ve nasıl memnun, mutlu olduğunu görmek içime tarifsiz bir şükran ve sevinç doldurmuştu”



Çöküşünden otuz yıl sonra unutulmaz bir dönüşle Albert Hall’da yeniden konser vermiş ve bugün de dünyayı dolaşarak konserler vermeye devam etmektedir.


İşte bunlardan birini, 15 Kasım 2017 çarşamba gecesi Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde izleme fırsatı bulan İstanbullu izleyiciler salonu hınca hınç doldurmuş ve David’in sahneye çıkışını heyecanla bekliyordu, ben de dahil...


Bu kısımdaki paylaşımım tamamen kişisel ve hissettiklerimle ilgilidir


Sessizlik sonrası David’in koşar adımlarla sahneye gelmesiyle alkış koparken, selamını vererek piyanosunun başına geçti. İskemlesini hızlıca kontol etti, öyle ki, bir an önce Chopin`le randevusuna yetişmek ister gibiydi. İlk eser eser Chopin’in Ballade No.1 in G minör, Op23 idi (şu an fonda dinlediğiniz eser). Konser öncesi çalacağı eserler hakkında bilgim vardı ve akla ilk gelecek soru da, niye bu eserleri repertuvarına seçtiğiydi. Basit birkaç cevap;


• Kendi gibi romantikleri seviyordu,
• Chopin ilk gözağrısıydı ve ilk ödülünü Chopin’le almıştı,
• İkinci bölümde çalacağı Rahmaninov ile aralarındaki sıkı bağ

Bilmem, belki öyledir... Chopin’in 1 numaralı baladını dinlediğimde bence eserdeki iniş çıkışlar dikkat çekiciydi. Eserin ağır başlangıcı vardır ve giderek melankolik bir ezgiye dönüşür. Bu hüzünlü tema, heyecanlı ataklarla başka bir yere varırken bir de bakmışsınız hızlı ve sert etkiyle eser son bulmuş.


Tüm bunlar adeta David Helffgot’un ruh hallerinin yansıması gibiydi. Eser bitince alkışlarla ayağa kalkarak seyirciyi içten bir gülümsemeyle selamladı. Bu selamlama konser boyu tüm alkışlarda olacaktı. Adeta, her seyirciyle göz kontağı kurduğu sevincin, mutluluğunun bir ifadesiydi. Yukarıda oturan seyircilere varıncaya kadar herkesleydi.



İkinci eser Liszt’in 3 numaralı etüdü "Un Sospiro"ydu. Kelime anlamıyla ‘iç çekiş’. İç çekişlerini ya da iç huzurunu bu eserle dinletti bize. Yumuşak ve sakin, isyankâr.


Üçüncü eser yine Liszt’ten, Les Jeux D`Eaux A La Villa D`Este. Este Villası’ndaki Su Oyunları. David’in en sevdiği şeylerin arasında su da var. Belki onun için seçmiştir. Parmaklarını suda çırpar gibi bir aşağı bir yukarı oynatarak su ile oyunlar oynuyor olabilir mi?


Konserin birinci bölümünün son eseri Liszt’in 1 numaralı Memphistovals’iydi. Hayli karışık görünen notalarla başa çıkmak onun için zor olmasa gerek ve bir vals ile dansını tamamlamak istercesine hareketli, telaşlı çalıyordu eseri. Hem bir rüzgar esintisi ama iyice kuvvetlice ve hem de şaşırtmacalı kaçışmalar ve sakince biter diye düşünürken yine coşku ile sona erer. Bu çoşkulu bitiş aslında izleyiciyi de ateşliyor. Biter bitmez alkışlar ve yine her birimize gönderdiği sevgi ile birinci bölüm sona eriyor.


İkinci kısım herkesin beklediği ve Haang Pham ile dört el çalacağı Rachmaninoff’un 3. Numaralı Piyano Konçertosu’ydu. Onu ilk çaldığında zafer olarak gördüğü ve hayatına mal olan konçerto. Travmalarıyla çaldığı eser bugün onun ‘David Helfgott’ olmasında adeta ona oynanan bir oyun muydu?


Artık geçmişti her şey... Cektigi eziyetin empatisini dahi kuramadığım, ancak ona bir çok şeyin zor gelmediğini gördüğüm, duyduğum eserlerini, kendisinden dinleyebilmek büyük şanstı benim için.


Konser esnasında, çektiği acılar ve bugün eşiyle yaşadığı güzel hayatını düşündüm. Mutlu son demek istedim. Bitti David. Acılar geride kaldı. Şu an hâlâ sevgili eşiyle birlikte olması ve hâlâ birbirlerini ilk günkü aşkla sevmeleri belki de hayatın onlara verdiği bir ödüldür. David’in içinde yaşattığı çocukla sonsuz sevgisi insanlara örnek olsa keşke. O bir sevgi ve ışıltı. İnsanlar dünyaya ‘bir şeyler‘le gelir. O da, ona gelirken cebine konulan ‘bir şeyler’le bu dünyaya gelmiş ve hem bedel ödeyip hem de ödülünü yaşayarak gidecek. Bedel ve ödül. David’in daha hayatının başındayken babası tarafından yaşatılanlar bedel iken hayatının geri kalan kısmını eşi Gillian ile ödül olarak yaşamasının, insanların hayatında kimlerin ne şekilde etki ettiğinin de çarpıcı örneği.


Konser dört bisle sona erdi. "Hiç bitmeseydi…" O hiç bitirmek istemeyen, içindeki coşkuyu durduramayan çılgın adam son nefesine kadar hep çalsın. Ondan kimse piyanosunu almasın ve varsın o hep piyano başında hep konuşsun, iç çeksin, öfkesini ve sevincini müziğin ritmiyle bize duyursun. Nefesini çığlıklarla duyalım ve hep etrafındaki insanlara sarılsın. Selamlarken de yanındakine hep sarılsın. Onun söylemek istediği hep bir şeyler var belli. Hiç susmayacak içindeki ateş ve müziği. Hep gülsün içtenliğiyle.


En çok kullandığı cümle? “Şu anı yaşamalıyız”


Her anınızın kıymetli olduğunu unutmayın…


Leyla-Diana Gücük


Cazkolik.com / 23 Kasım 2017, Perşembe


Fotoğraflar: Leyla-Diana Gücük


BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Muhsin Doğrular
    23 Kasım 2017 Perşembe 11:32

    Sende ki Helfgott etkisi çok hoş olmuş. Keyile okudum :)

    Bu Yoruma Cevap Yazın »
  • Tankut Bozlu
    24 Kasım 2017 Cuma 05:10

    Leyla Hanım, Yazınızı çok beğendim. Adeta yaşatmışsınız konseri. Gerek hayatının detaylarından çıkarttığınız değerlendirmeler ve yaklaşımları çok değerli buldum. Emek ile yazdığınız bu yazınızda beni en çok etkileyen şey de, insanların hayatlarına giren kişilerin onların hayatlarını ne denli değiştirebileceklerini bu yazı ile çok güzel ifade etmişsiniz. Gerçekten okumaya değer bir içtenlikle yazılmış. Tebrik ederim. Yazılarınızı takip edeceğim.

    Bu Yoruma Cevap Yazın »

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X