Murat Verdi yeni albümü "Shuara"da müziğini Nana Vasconselos ile `şair-i âzâm`ların katına çıkarıyor.

Murat Verdi yeni albümü "Shuara"da müziğini Nana Vasconselos ile `şair-i âzâm`ların katına çıkarıyor.

Dinlediğiniz müzik röportajda da sözü geçen Beyond The Horizon isimli çalışmadır.


Albümü satın almak için bu satıra tıklayın.


Son günlerin festival telaşı içerisinde yayınlanan yeni albümleri gözden kaçırmamak önemli. Son sıralarda yayınlanan yeni çalışmalardan biri de caz ve müzik sahnesinde daha sık izlemeyi istediğimiz müzisyenlerden Murat Verdi`nin Shuara isimli albümü oldu. Albüm yeni ama öyküsü ve müzikleri uzun, tecrübeli ve yoğun bir çalışmanın ürünü... Birazdan okuyacağınız söyleşide sadece yeni albümü konuşmadık, Murat Verdi`nin yaşamından gelip geçen dünyaca ünlü bir çok caz müzisyeninin kesiştiği bir öyküyü ve an be an müzikle örülü bir hayatı konuştuk. Bu söyleşinin devamında albümü de ilk fırsatta arşivinize katarak konuşmalarımızdan oluşan portrenin müzikal yanını da tamamlamış olursunuz.


Murat Verdi: "Müziklerimin hepsi benim derinden

hissettiğim temalar ve melodiler, ben sadece

müzikal zevklerim ve yeteneklerim ölçüsünde

bunları diğer katılımcı müzisyenlere azami ifade

alanları yaratacak şekilde düzenlemeye

çalıştım..."

Cazkolik: Murat Bey yeni albümünüz hayırlı olsun, sizi aktif caz ortamı içinde ara ara gördüğümüz için öncelikle okurlarımız adına biraz daha yakından tanımayı rica ediyoruz. Müziğin, cazın içinde çok tecrübeli ve yıllardır emek veren bir müzisyensiniz ama Shuara albümüne kadar ki süreci kendi cümlelerinizle öğrensek?

Murat Verdi: İstanbul’da ileri derecede müziksever bir ailenin içine doğdum. Babam Nejat Verdi tanınmış bir sanayici ve işadamıydı, aynı zamanda çok iyi bir perküsyoncuydu. Evimiz tüm dünyadan toplanmış el yapımı conga, bongo, djembe, talking drum, tabla, kudüm, darbuka ve hatta Ghana’dan kocaman neredeyse insan boyunda (Sun Ra’nın orkestrasında kullandığı gibi) Master Drumlar ile doluydu. Bunların içine doğdum ve tam tabiriyle çok küçük yaşlarda onlarla oynamaya başladım. Akla gelebilecek en iyi caz, klasik ve Güney Amerika müzikleri plak koleksiyonu, kuyruklu piyano ve bir tane de Hammond org vardı evimizde. O dönemin en kaliteli müzik grupları, aralarında Louis Armstrong’un da bulunduğu bir çok yabancı ve yerli sanatçı evimizde ağırlanırdı. Müzikal açıdan abartısız şekilde bir cennet durumu söz konusuydu. Nitekim ben de bu yoğun müzik ortamının etkisiyle orta okul lise dönemlerinde davul çalmaya başladım, müzik grupları, konserler, yarışmalar, ödüller vs. derken lisenin bitmesiyle aile dostumuz olan ünlü Türk prodüktör ve müzik adamı Arif Mardin’in tavsiyesi ve referansı ile “Berklee College of Music” “Arranging & Composition” bölümüne major enstrümanım davul olarak başladım ve sonra da mezun oldum. Davul hocam Sonny Rollins, Dave Brubeck, Charles Mingus’la çalan ve Tony Williams, Terri Lyne Carrington, Vinnie Colaiuta’nın da hocası da olan müstesna insan Alan Dawson oldu. Ayrıca Gary Burton’un ensemble, Herb Pomeroy ve Michael Gibbs’in arranging & composition derslerine katıldım.

Daha sonraki süreçte NewYork’ta NYU’da ve Juilliard`da kompozisyon ve çağdaş müzik üzerine dersler aldım, ünlü besteciler Vincent Persichetti ve Lawrence Widdoes ile çalışma fırsatım oldu. Aynı zamanda farklı gruplarla müzik yapmaya başladım. “Creativity” isimli bir free funk avantgarde grubumuz vardı gitarist Alfonio Tims, basçı Melvin Gibbs ve trompetçi Miles Evans (Gil Evans’ın oğlu) ile. Ornette Coleman’la ve Gil Evans’la tanıştım onların evinde provalar yaptık bazen beraber çaldık. Bu arada ünlü Türk müzisyeni İsmet Sıral’la tanıştım, kendisiyle beraber Woodstock’taki “Creative Music Studio”ya gittik. Orada tam bir yaratıcı ortam hakimdi, çağdaş, caz ve etnik müziklerin en ileri gelen müzisyenlerinin uğrak noktasıydı, bunlardan bazıları Don Cherry, Dave Holland, Karl Berger, John Cage, Trilok Gurtu, Jack DeJohnette, Carla Bley gibi isimlerdi. Burada Nana Vasconcelos ile tanıştım, Nana, Karl Berger, Trilok Gurtu, Marilyn Crispell, Mike Richmond, Bai Konte, Steve Gorn, Badal Roy gibi müzisyenlerle beraber müzik yaptık, konserler verdik. Bu arada Nana’yla bazı film müzikleri kaydettik, Woodstock müzisyenleriyle beraber “Asian Journal” adında bir kayıt yaptık, performanslar sergiledik. Çok özel, verimli ve ufuk açıcı bir dönemdi benim için.

Cazkolik: Murat Bey anlattığınız isimler ve geçmişiniz bu röportajın çok dışına taşan, saatler sürecek bambaşka ve harika bir söyleşi olur, hatta bunun sözünü şimdiden alalım sizden. Aileniz ve eğitiminiz bakımından hem çok şanslı biri olarak dünyaya gelmiş hem de bunu çok iyi değerlendirmişsiniz. Sözünü ettiğiniz tüm bu isimleri bir başka caz sohbetine bırakıp yeni albümünüze baktığımızda gerek müziğinizde, gerek albüm görselinde Anadolu`nun müzikal temalarından elektronik formlara uzanan zaman dışı fütüristik imgeler var. Müziğinizin, bestelerinizin beslendiği kaynaklar konusunda ne söyleyebilirsiniz?

Murat Verdi: Küçük yaşlardan beri Türk Halk müziğine, danslarına, özellikle bağlama, zurna ve asma davula yakın ilgim vardı. Daha sonra modern caz, çağdaş kompozisyon, tasavvuf ve Afrika müziklerine olan ilgim gelişince bu etkiler de doğal olarak müziğimin içinde yeralmaya başladı.

Cazkolik: Peki, madem öyle Anadolunun müzikal temaları kısmında biraz kalalım isterseniz; Çoğunu hepimizin iyi bildiği bu temaları yeni etnik yorumlar anlamında kullanmıyorsunuz, Subindo, Corcovado gibi farklı coğrafyaların temaları da var!

Murat Verdi: Çok doğru, etnik müzik yapmak veya özellikle yapmamak diye bir kaygım veya düşüncem olmadı. Bunlar hepsi benim derinden hissettiğim temalar ve melodiler ben sadece müzikal zevklerim ve yeteneklerim ölçüsünde bunları diğer katılımcı müzisyenlere azami ifade alanları yaratacak şekilde düzenlemeye çalıştım. Çok farklı coğrafyaların ve müzik evrenlerinin etkisi mevcut ama bunları benim tanımlamam zor, zira oluşmaları sırasında bunları düşünmeye fırsatım olmadı. Sevgili Hülya Tunçağ benim eklektik müziğimi seksenlerin fusion’ı, Brezilya ritimleri, Türk Halk Müziği renkleri ve ikibinlerin modern caz yelpazesi içerisinde güzel bir şekilde tanımladı.

Cazkolik: Evet, o güzel yazıyı okuduk, hatta kendi adımıza biz biraz daha ileri giderek yetmişlerin Weather Report tarzı müzik damarına uzanan izler bulduk diyebiliriz. Bu arada, albüm kitapçığından öğreniyoruz ki çok sayıda besteniz var ve bunların ancak bir kısmı albüme girebilmiş, sizin için beste yapmak gerek teknik olarak, gerek kavramsal anlamda nasıl bir süreç, beste yapmayı tetikleyen şeyler neler?

Murat Verdi: Evet doğru birçok bestem var. Farklı şekillerde veya metotlarla beste yapabiliyorum. Uzun seneler teorik eğitimler aldığım için profesyonel bestecilerin yapabileceği şekilde oturup ilham almadan veya “bir şeyler” olmasını beklemeden bir proje zorunluluğu mantığı ile müzik yazabilirim. Bu durumda tek tetikleyici unsur belli bir süre içerisinde tamamlanmak üzere müzik yazılması zorunluluğu. Zaten bu disiplin içerisinde başladığınız ve devam ettiğiniz zaman o “bir şeyler” ve ilham denen olgular ortaya çıkıyor ve yerini bulmaya başlıyor.

Bir diğer oluşum da herhangi bir zamanda müzik yaparken veya yapmazken aklınıza gelen fikirleri kaydedip o anda veya daha sonra bunları geliştirmek olabilir. Bu durumdaki çıkış noktası daha duygusal ve iç güdüsel. ”Shuara” albümündeki bütün besteler üzerimde zaman baskısı olmamasının da katkısıyla bu şekilde oluştu.

Cazkolik: "Beyond The Horizon" ve "Kudema" albümün kreşendo duygusu en çok dikkat çeken parçaları. Kudema`da Nana Vasconcelos`un voice`ları müthiş, büyük ustaya bir sonraki soruda gelelim ama bu iki parça konusunda neler diyebilirsiniz? (Bu soruya dahil edelim, bir parantez de Corcovado için açarsak ne söylemek istersiniz?) (Galiba bu parça hariç diğerlerinin bestesi sizin ve Jobim`in bestesine çok rafine bir yorum getirmişsiniz)

Murat Verdi: Teşekkür ederim. Corcovado hariç diğer 10 beste benim. “Beyond the Horizon” ve “Kudema” herhalde en az on beş yıllık parçalar. İkisi de yukarıda tasvir ettiğim şekilde çıktı, melodi ve ana yapıları birer günde doğaçlama esnasında bestelendi. ”Kudema”da buna ilave olarak çaldığım tüm solo ve melodileri besteleme anında tek seferde çaldım, kaydettim ve hiç dokunmadan albüme koydum. ”Kudema” ismini çok sonra koydum, eski Türkçe’de “geçmiş zamanlarda yaşamış saygın kişilere verilen ad” anlamını taşıyor. Bu parça beni bizim coğrafyamızın geçmiş derinliklerine götürüyor her defasında. “Beyond the Horizon” adı ise parça biter bitmez aklıma geldi, bu şarkı uçsuz bucaksız sonsuz bir ufka bakışı çağrıştırdı hemen bende. Yalnız parçanın sonu nasıl olsun konusunda kuşkularım vardı. Nana, Levent Altındağ ve Mısırlı Ahmet ile bu parçayı Koç Allianz’ta bir konserde çaldık, fazla partisyon olduğu alt yapının bir kısmı bilgisayardan geliyordu. Şarkının sonunda bilgisayar kendi kendine bir bölümü loop halinde tekrarlamaya başladı, bizde beraber çaldık, hoşumuza gitti, ben de parçanın albümde nasıl biteceğini bu şekilde öğrenmiş oldum. “Corcovado” her bestesini olağanüstü sevdiğim Antonio Carlos Jobim’e bir “hommage”. Brezilya’da “Ritmistanbul” grubuyla katılmış olduğumuz “Perküsyon Festivali" esnasında Rio’da Jobim’in mezarını ziyaret edip dua ettik, şehrin en büyük mezarlığında çok zor bulduk zira mezarına isim ve kayıt koydurmamış ancak özel yardımlarla ulaşabildik.

Cazkolik: Bu son dediğinizi bilmiyordum, çok ilginç... Peki, albümdeki müzisyen arkadaşlarınızın tamamı çok başarılı ama müsadenizle büyük bir usta Nana Vasconcelos`a özel bir soru ayıralım. Albüme emsalsiz bir katkısı var, bunu her parçada hissetmemek elde değil. Nasıl bir birlikteliğiniz oldu, bunu özel olarak anlatmanızı rica etsek? Nasıl tanıştınız, onunla bir albüm fikri nasıl gelişti, tüm bu detayları merak ediyoruz...

Murat Verdi: Nana ile tanışmama beni Woodstock’taki Creative Music Studio’ya götüren İsmet Sıral vesile oldu. Orada tanıştık, daha hiç müzik yapmadan aramızda bir yakınlık oldu ve o zamandan beri de kopmadık dost olduk müzik içinde ve dışında. New York’ta çeşitli gruplarda beraber çaldık, kayıtlar yaptık, benim evim müzisyenlerin uğrak noktasıydı, nerdeyse her gün beraberdik. İnsan olarak da, müzisyen olarak da çok yüksek seviyede kendisi. Bana çok şey öğretti, müzikal kariyeri ve başarılarını sıralamaya kalksam buraya sığdıramam. O perküsyon evreninin tartışmasız en büyük üstadı. Hangi projede yer alsa kişiliği ve özgünlüğüyle seviyesini yükseltiyor ve derin anlamlar katıyor. Afrika’dan Amazonlara, Brezilya şehir müziklerinden, modern caza, avant garde müziklere kadar geniş bir yelpazede yaratıcılığını sergiliyor. Solo albümü “Sinfonia & Batuques” 2012`de en iyi Brezilya albümü dalında Latin Grammy ödülü kazandı. İstanbul Caz Festivali`ne bir çok defa geldi. Tabii albüm yapma fikrim oluştuğunda aklıma gelen ilk isim oldu Nana ve bir kaç sene önce yine Caz Festivali`ne neyzen Kudsi Ergüner ve basçı Palle Danielsson ile konsere geldiği esnada Nana ile kayıtları gerçekleştirdik.

Cazkolik: Nana`nın özel bir farkı var, bunu farketmemek mümkün değil, tabii, diğer müzisyenler, hepsi aktif müziğin önemli isimleri, albümde çok önemli bir soundu olan soprano saksofon ustası Levent Altındağ, Mısırlı Ahmet, İmer Demirer, Murat Berber, Ebru Yazıcı... Tüm bu isimleri sizden dinlesek?

Murat Verdi: Tüm sanatçılar birbirinden değerli gerçekten, bu bakımdan çok şanslıyım. Levent Altındağ ve Nana ile beraber Brezilya’da ve İstanbul’da daha önce çalmıştık. Levent gerek saksofon gerekse flütte büyük üstat, tonu ve çalış tarzı çok üstün ve orijinal. Mutlaka Levent’in katılmasını istedim, ona serbest alanlar yarattım özellikle “Funky Zeybek” parçasında çok uzun solosu var. O parçaları Levent’in nefesi olmadan düşünemiyorum, o kadar iyi örtüştü ki şarkılarla. İmer Demirer’in trompetteki zerafeti ve sofistikasyonu şarkılara çok güzel anlatımlar kattı. Mısırlı Ahmet darbukanın tartışılmaz üstadı özellikle “Ovada”daki mükemmel solosu ve ritmleriyle öne çıktı. Murat Berber Türkiye’nin gizli yeteneklerinden çok iyi bir müzisyen, zurna, ney, kavalın yanı sıra çok iyi bağlama çalıyor, eldivenin ele uyduğu gibi benim konseptime uydu. Ebru Yazıcı “Yarın Senin” şarkısının sözlerini yazdı ve söyledi. Güzel sesinin yanı sıra farklı tarz müziklerle olan şarkıcılık tecrübesi onun değişik anlatımlara önyargısız yaklaşmasını sağlıyor ki bu benim için çok önemliydi. Albüm, bu değerli müzisyenlerin her birinin içten katkısı olmasaydı bu seviyede gerçekleşemezdi.

Cazkolik: Çok haklısınız. Bir soru da teşekkür kısmında öğreniyoruz ki İsmet Sıral için, genç nesillere için İsmet Sıral`ı sizin sözlerinizle anlatsak, neler söylemek istersiniz? Size verdiği destek ve ilham ne idi?

Murat Verdi: İsmet Sıral hayatımda önemli rol oynamış, tasavvuf felsefesini benimsemiş değerli bir müzisyen ve insandı. Kendisiyle New York’ta bir ağabey kardeş ve usta çırak ilişkisi yaşadım. Onu dar kalıplar içerisinde düşünen müzisyenler anlayamadı, bu yüzden New York’ta ve Woodstock’ta çok mutlu ve güzel zamanlar geçirdi. Amerika’daki sanatçıların bir çoğunun  en büyük avantajlarından biri yeniliklere ve değişikliklere önyargısız yaklaşabilme özelliği. Bu yüzden dünyanın birçok ülkesinden sanatçılar özellikle New York’a geliyorlar ve burada gelişme fırsatı yakalıyorlar çünkü geldikleri ülkelerin kalıpları artık onlara dar geliyor. Caz gibi bir müziğin yüksek bir şuur, anlayış, etkileşim ve yenilikçilikten yoksun bir ortamda gelişmesi mümkün olabilir miydi? İsmet Sıral Amerika’da çok sevildi ve sayıldı, ben dahil birçok müzisyene felsefesi, müzik anlayışı ve beyefendi kişiliği ile örnek oldu ve büyük faydalar sağladı. Keşke ülkemizde de değeri anlaşılabilseydi.

Cazkolik: İsmet Sıral konusunda büyük bir eksikliğimiz var, hala da öyle... Albümün adı Shuara, anlamını içerde açıklıyorsunuz Arapça `Şairler` demek, söyleyişi, kulağa gelişi hoş, arkasında başka ne gibi göndermeler var?

Murat Verdi: “Shuara” ismini gerek anlamı gerekse de ifade ettiğiniz gibi kulağa hoş geldiğinden seçtim. Eski Türkçe’deki anlamların bir derinliği var. Tabii eskiye dayandığı için. Albümdeki müziğimin bana verdiği genel duygu ise zamansızlık atmosferi içerisinde çok eski devirlerle bahis ettiğiniz fütüristik zamanlar arasında bazen şiirsel anlatımlar da içeren bir yolculuk. Bu yüzden Shuara ismine yakınlık duyduğumu zannediyorum.

Cazkolik: Murat Bey, Shuara sonrası neler yapmayı planladığınızı merak ediyoruz. Başka bir albüm çalışması var mı, konserler, başka çalışmalar neler, bu albümü canlı sahnede albüm ekibiyle dinlemek mümkün olacak mı? Tüm bu detayları sizden son olarak rica ediyoruz.

Murat Verdi: Bir süredir Ebru Yazıcı ile yeni bir albüm üzerinde çalışıyoruz. Besteler benim, sözler Türkçe ve Ebru’nun. Tamamen şarkı formatında olacak. Ebru’yla müzikal olarak iyi anlaştık,söylediğim gibi benim fikirlerime ve konseptime tamamen önyargısız ve yapıcı bir yaklaşımı var. Benim için önemli olan şey iyi müzik yaparak müzikte ilerlemek ve bunu yaparken de beraber çalıştığım sanatçılara bir şeyler katabilmek ve onlardan öğrenmek. Ayrıca Philadelphia Senfoni Orkestrası`nda viyolonsel grup başkanı olan Efe Baltacıgil ile bir süre önce başlamış olduğum kompozisyon kaydını da bitirmek istiyorum. “Shuara” projesi performansı tabii aklımda Nana‘yı ve diğer sanatçıları İstanbul’da bir araya getirmek çok güzel olur.

Cazkolik: "Shuara" albümünü tam kadro mesela Cemal Reşit Rey sahnesinde izlemek müzikseverler için harika bir müzik gecesi olur, imkanınız varsa bunu mutlaka izlemeyi isteriz. Bu arada diğer albüm ve kompozisyon projeleriniz de heyecan verici, sonuçları merakla bekliyoruz. Yeni albümünüz tekrar hayırlı olsun, bize zaman ayırdığınız ve içten cevaplarınız için çok teşekkür ederiz.

Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 13 Temmuz 2011, Cuma

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.