Özel Haber: Türkiye`nin ilk caz festivali hangisi? Kaynaklar bizi 18-30 Mayıs 1982 Beyoğlu Dünya ve Fitaş sinemalarına geri götürüyor.

Özel Haber: Türkiye`nin ilk caz festivali hangisi? Kaynaklar bizi 18-30 Mayıs 1982 Beyoğlu Dünya ve Fitaş sinemalarına geri götürüyor.

Türkiye caz tarihi kimi tekil isimler ve olaylarla dilerseniz 1930`lara kadar geri götürülebilir ama derli toplu bir tarihten söz etmek için 1950`li yıllar ve sonrasına bakmak gerek. Yaklaşık altmış yıllık bir zaman ve yaşananlar dizininden sözederken hâlâ bazı şeylerin tam olarak bilindiğini söylemek ne kadar doğru?

Türkiye`nin ilk caz festivali hangisi?

Geçtiğimiz aylarda elime 35 yıllık bir broşür geçti. Broşürün özelliği bir çoğumuzun aklındaki yakın tarihe ilişkin bilgileri değiştirecek olması. Nedir o? Caz müziğin yakın dönem geçmişini bilenler ve yaşayanlar çoğunlukla ilk caz festivalimiz olarak 1985 ile 1989 arasında gerçekleşen Bilsak Caz Festivali`ni söyleyecektir, elimdeki broşür ise bilinmeyen değil ama unutulmuş bir gerçeği gözler önüne seriyor. İlk kurumsal caz festivalimiz 1985 değil 1982 yılının 18 ile 30 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen Uluslararası 1. İstanbul Caz Festivali idi. Festival, kurucuları arasında ünlü konser salonumuza ismini veren bestecimiz Cemâl Reşid Rey, Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi Nadir Nadi, İstanbul`un ünlü eski belediye başkanlarından Lütfi Kırdar, büyük romancılarımızdan Halit Ziya Uşaklıgil gibi önemli isimlerin olduğu İstanbul Filarmoni Derneği tarafından düzenlenmişti. Derneği o dönem başkan olarak Cemal Reşid Rey, ikinci başkan olarak, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası`nın efsane müdürü Mükerrem Berk gazeteci ve yazar Panayot Abacı, Nejat Girgin, Teoman Turalı, Ömer Tektaş gibi tanınmış isimler yönetiyordu. Bu dernek hâlâ faal ve çalışmalarını sürdürüyor.

Broşürün ilk sayfasında, yönetim kurulu adına kaleme alınan yazıda caz festivaline dair bilgiler veriliyor, bu kısa sunuş yazısı dahi bu anlamda tarihi öneme sahip. "Türk kültür ve sanat yaşamına daima olumlu hizmetler sunmuş olan İstanbul Filarmoni Derneği şimdi de uluslararası bir caz festivali düzenlemenin kıvancı içindedir" dediği festivali dernek aslında daha önce gerçekleştirmeyi istiyormuş ama şartlar o döneme denk gelmiş. Dernek, destekleri için Kültür Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı`na özel teşekkürünü de iletiyor broşürün sunuş yazısında.

Broşürün devamı festivale katılan gruplar ve sanatçılarla ilgili fotoğraflar ve bilgilerle dolu. Yakın döneme ışık tutacak bu festivalin caz tarihimizin bilinen ilk festivali olması çok önemli. Festivalle ilgili görsel malzemeler de sanat tarihimizin en önemli sanatçılarından Mengü Ertel`in kurucusu olduğu San Grafik firmasına ait. Zaten, San Grafik sayesinde bu görselleri  temin edip değerlendirme imkanı buldum. Başta Mengü Ertel`in ortağı ve vefatından sonra San Grafik`in sahipleri olarak firmayı devam ettiren, Deniz Özsezen ve oğlu caz piyanisti, sevgili dostum Ülkem Özsezen`e ayrıca teşekkür ederim. Bu bilgiler ve görsel malzeme Mengü Bey`in kurduğu San Grafik olmasaydı bugün elimizde olamazdı. Mengü Bey, Türkiye grafik tasarım tarihimizin en önemli ismi, adetâ Türkiye grafik tarihini tek başına yazan bir sanatçı. Özellikle, kültür-sanat ortamıyla yakın ve içiçe olan Mengü Bey ellili, altmışlı, yetmişli, seksenli ve doksanlı yıllarda gerçekleşen tüm kültür etkinliklerinin önde gelen tasarımcılarındandı. Bir çoğumuz izlediğimiz tiyatrolardan operalara, konserlerden kitap kapaklarına, afişlere her şeye onun gözünden bakar, onun ve San Grafik`in birbirinden önemli tasarımcılarla dolu atölyesinde çalışan sanatçıların tasarımlarıyla değerlendirirdik.

Tasarımlarıyla kültür hayatımızın simge ismi Mengü Ertel ve San Grafik

Bu malzemeleri bir caz haberi olarak değerlendirmek istediğimi söyleyince sevgili Deniz ve Ülkem Özsezen`le buluştum, özellikle o dönemin tanığı Deniz Bey`in anlatacakları çok önemliydi, gelin Deniz Özsezen`in anlattıklarına kulak verelim;

"San Grafik `in 1953 yılından beri, bir atölye görünümünde devam eden yapısı Türkiye`nin hızla gelişen şartlarına uyum sağlamakta güçlük çekiyordu. Genişleyen ve çeşitlenen iş konuları San Grafik`i yeni bir yapılanmanın eşiğine getirmişti. 1982 yılını San Grafik`in bir tüzel kişilik olarak anonim şirket tarzında yapılanması için, çalışmaların hız kazandığı telaşlı bir yıl olarak hatırlıyorum. Yılların getirdiği çalışma tarzlarını günün gereksinimlerine uyumlu şekilde re-organize etmek kolay bir iş değildi. Idari yapıdaki bu değişimin iş yükü ise ağırlıklı olarak benim üzerimdeydi. Bu nedenle, bahsettiğiniz caz festivaline dair afiş ve diğer tanıtım malzemelerinin hikayesini çok iyi anımsayamıyorum. Bu noktada Filarmoni Derneği`nin, Panayot Bey`in; Kültür Bakanlığı`nın; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Müdürü, ki emin değilim o tarihlerde Istanbul Devlet Opera Balesi Müdürlüğü`ne getirilmiş de olabilir flütist Mükerrem Berk`in önemli katkıları olduğunu biliyorum. Sırası gelmişken, CSO`dan flütist rahmetli babamın da yakın dostu olan Mükerrem Bey`i bu orkestranın kuruluşuna, gelişimine; nice emsalsiz konserlere ev sahipliği yapan konser salonunun başkent Ankara`ya kazandırılmasına olan hizmetlerinden dolayı saygıyla anmış olalım. Ülkem`in müziğe yönlenmesinde de önemli teşvikleri olmuştu. "Müzik eğitimi önemli pedagoji bilgisi gerektirir " derdi. Festivale dönersek, Akademi`den kıymetli bir hoca, Selahattin Ganiz`in atölyede bu festivalin işleriyle ilgili çalıştığını hatırlıyorum. Ülkem`in bu öncü etkinliğin afişini Nardis`e armağan ettiğini de biliyorum. Caz müziğine katkıları tartışmasız olan bu mekanda cazseverlerin önünde ve doğru ellerde bulunması bizlerin arşivinde bulunmasından kuşkusuz daha yararlıdır. Sizlerin bu konuyu ele almanız bence çok yararlı olmuş. Maalesef Türkiye`de sanatsal ve kültürel olgulara dair sağlam bir hafıza oluşamıyor. Bakın şu eğildiğiniz uluslararası nitelikteki ilk caz etkinliği, tarihsel süreler nazara alındığında çok da eski değil ama hafızalardan silinmiş, unutulmuş. Bu olaya büyük emekleri geçenler de birlikte unutulmuş oldular. Sizler şimdi bu insanları, yapılanları, izlenimleri  tekrar gündeme taşıyorsunuz, ne güzel, ne faydalı. Daha da ilginç olanı, bu unutulma süreçlerinde başkaca bir olayın adeta ilk olayın yerine ikame olmasıdır. Böylece sonraki bir olay haketmediği halde öncü niteliği kazanmakta, bu şekilde anılır olmakta, çeşitli bilgi kaynaklarına da ne yazık ki bu şekilde işlenmektedir. Kendimizden bir başka örnek vereyim, Sedat Simavi Uluslararası Karikatür Yarışması. Yine seksenlerin başında organize ettiğimiz muazzam bir girişimdir. Türkiye`de bir ilktir, uluslararası manada dahi o tarihlerde çok az sayıda örneği vardı. Onlarca ülkeden yağmur gibi akan yüzlerce karikatür eser o günün imkansızlıklarına rağmen herbiri dünya çapında karikatüristler olan jüriler tarafında değerlendirilmiş; ödüller sahiplerini bulmuş, başta Istanbul ve Ankara olmak üzere çeşitli mekanlarda büyük emeklerle sergilenmiş ve çok büyük bir ilgi uyandırmıştır. Eski Türk Ocağı, Resim Heykel Müzesindeki açılışı hatırlıyorum, Ankara`daki yabancı misyon tarafından ziyaretçi akınına uğramıştı.  Böyle birkaç yıl devam etmiştir. Bugün ise Aydın Doğan Vakfı bu hizmeti güzel bir şekilde devam ettirmekle birlikte başlangıçta emekverenler hemen hemen tamamen unutulmuştur. Sırası gelmişken, bu festivale önayak olan İstanbul Filarmoni Derneği`nin logo tasarımının da San Grafik`e ait olduğunu belirteyim."

TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası kurulduğu yıl Uluslararası 1. İstanbul Caz Festivali`nde konser verdi.

Bugün, Türkiye`nin ilk caz festivali olan Uluslararası 1. İstanbul Caz Festivali`ni yeniden hatırlamamıza vesile olan San Grafik, Mengü Ertel ve Deniz Özsezen`e buradan teşekkür ediyorum. Onların arşivi olmasaydı zamanla hatırlayan birkaç kişi dışında bu gerçek belki iyice unutulup gidecekti. Yanısıra, festivali hatırlayan başta o festivalde konser vermiş caz müzisyenleri olmak üzere başka isimler de var. Mesela, Neşet Ruacan, mesela Emin Fındıkoğlu, TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası ki işin ilginci, o yıl TRT Hafif Müzik ve caz Orkestrası Süheyl Denizci şefliğinde yeni kurulmasına rağmen festivalde "TRT İstanbul Radyosu Caz Orkestrası" adıyla yeralmıştı. Orkestrada Süheyl Denizci haricinde bugün bir kısmı hayatta olmayan, trompetlerde Gökmen Ahmet Noyan, Halil Yiğit, Fehmi Özbilek, Güray Atalay, trombonlarda Nejat Dayıoğlu, Halil Gürşan Saçlı, Hakkı Sakul, saksofonlarda Yalçın Ateş, Çınar Apay, Atakan Ünüvar, Erol Duygulu ve Ergüven Başaran, piyanoda geçtiğimiz ay vefat eden Ayhan Yünkuş, gitarda Neşet Ruacan, vibrafonda Süheyl Denizci, basta Eray Turgay ve vurmalı çalgılarda Veysel Çadır ile Hasan Hür yer alıyordu.

İstanbul Filarmoni Derneği`nin önemi

Eğer internete girip "Uluslararası 1. İstanbul Caz Festivali" diye arama yapmaya çalışırsanız karşınıza pek bir şey çıkmayacak, pek değil, hiçbir şey çıkmayacak. İstanbul Filarmoni Derneği`nin bu konudaki arşivini internette yayınlaması caz dünyası için bilinmeyen pek çok ayrıntının öğrenilmesi bakımından önemli. Dernek halen aktif çalışıyor ve güncellenen kurumsal web sitesi var, klasik müzik eksenli faaliyetleri sürüyor. www.istanbulfilarmoni.org adresine girdiğinizde geçmişi 1945 yılına kadar uzanan köklü derneğin zaman içindeki faaliyetlerine dair geniş bilgi ediniyorsunuz, hatta o dönem Saray Sineması`nda gerçekleşen konserler de hatırlatılıyor ama Uluslararası 1. İstanbul Caz Festivali`ne ilişkin bilgi yok. Derneğin uzun yıllar omurgasını hayatta tutan Panayot Abacı`nın 2015`de ölümünün ardından dernek yeniden yapılandı ve şu an Alp Altıner başkanlığı ile keman sanatçımız Cihat Aşkın`ın başkan yardımcılığında faaliyetlerini sürdürüyor.

19 Mayıs 1982 tarihli Cumhuriyet Gazetesi haberi

Uluslararası 1. İstanbul Caz Festivali`ni hatırlayanlar nasıl anlatıyor?

Türkiye caz tarihi sınırlı sayıda anı ve olaya sahip olsa da bunları doğru sırayla yerli yerine koymak önemli. Bugünden geriye bakınca, `keşke`ler yaşananları değiştirmiyor ama insan yine de İstanbul Filarmoni Derneği gibi bir kurumun öncülük ettiği, Kültür Bakanlığı`nın desteklediği böyle bir festival bu sene 35. yaşını kutlasaydı diye düşünmeden edemiyor. Ne kadar büyük bir gelenek ve tecrübe birikmiş olurdu. Daha sonra hayata geçen ve bugün Türkiye caz sahnesinin en önemli kurumları olan Akbank Caz Festivali ve İstanbul Caz Festivali de bu tecrübenin devamı olur, daha fazla caz ve festival yöneticisi yetiştirmiş olurduk.

* * *

Festival broşürünü iyice incelemeye başlayınca ki aslında şahsen benim de genç bir üniversite öğrencisi olarak bizzat yaşadığım günler olmasına rağmen konserleri izlememiştim ama hayal meyal hatırladığımı sanıyorum, bu nedenle, bizzat konserleri izlemiş, o çevrenin içinde yer almış kişileri bulmak umuduyla telefona sarıldım. İlk aradığım sevgili Neşet Ruacan ağabeyimizdi. Ben telefonda anlattıkça hatırladı, önce Bilsak Caz Festival konserleriyle karıştırdı ama sonra yerli yerine oturttu. Çaldığı konserleri hatırlıyor ama kadroyu hatırlamıyordu, dahası, kendi konserleri haricinde başka pek bir şey hatırlamıyordu. Belki de izlememişti. Derken sevgili Sevin Okyay`ı aradım, o da Bilsak konserlerini hatırladı ama bu festivali ayrıntılı anımsamadı fakat o sıra Milliyet, Cumhuriyet gibi gazetelerde çıkan haberleri konuştuk, Milliyet Sanat Dergisi`nde yayınlanan sevgili Emin Fındıkoğlu ağabeyimizin iki sayfalık ayrıntılı yazısını konuştuk, derginin orjinalini hâlâ bulma ümidim var. Yine o festivalde ve konserde yer almış bir başka isim olan sevgili Ergüven Başaran ağabeyimizi aradım, o daha net hatırladı, o yıl kurulan TRT Caz Orkestrası üzerine anılarla dolu uzun bir sohbet oldu. Yap bozun parçalarını biraz daha birleştirmem lazımdı, en umutlu olduğum sevgili Emin Fındıkoğlu ağabeydi, onun zehir gibi hafızası imdadıma yetişti. O kadar güzel ayrıntılar bulup çıkardı ki şaştım kaldım ve bir kez daha hayran oldum. Sevgili Emin ağabey ayrıca açık sözlüdür, lafını sakınmaz, festivali konser konser hatırladığı gibi hangi konserin, hangi sanatçının iyi hangilerinin kötü olduğunu da hatırlıyordu, onun hafızasıyla kimi konserler âdetâ gözümde canlandı. Aşağıda Emin ağabeyin notlarını derlemeye çalıştım, siz de gözatın, belki yaşı yeten, konserleri hatırlayanlarınız bile çıkacaktır.

"Yugoslavya`da o dönem Belgrad, Zagreb ve Ljubliana olarak üç büyük big band vardı ve aralarında büyük rekabet olurdu, her üç orkestra da çok iyiydi."

"Festivalde çalan Theo Lovendie dörtlüsünde alto ve soprona saksofon çalan Hans Dulfer şimdilerde tenor saksofon çalan ve iyice ünlenen Candy Dulfer`ın babasıydı. bu grup gerçekten iyi bir gruptu ve anlamlı bir müzik çalıyorlardı."

"Polonyalı Stanislaw Sojka dörtlüsü ve şarkıcı Sojka ki hala söylemeye devam ediyor, grubun piyanisiti Wojciech Karolak ile süper swingli çalan, Amerikalı piyanistler gibi biriydi, tadına doyulmaz bir konser yapmışlardı."

"Sahneye çıkıp benim takdim ettiği Macar basçı Aladar Pege dörtlüsü ve basçı Aladar Pege büyük bir virtüözdü. Charles Mingus öldükten sonra Mingus`ın bir bası karısı tarafından ona hediye edilmişti, grubunda genç müzisyenler vardı ve virtüözitesini gösterdiği bir konser olmuştu."

"Bulgar Maria Todorova`nın çok iyi bir şarkıcı kız olduğunu hatırlıyorum, Theodossi Stoykov adlı harika bir basçıları vardı."

Buraya kadar iyi olanlardı, bundan sonraki notlar ise iyi olmayanlar, gelin onlara da bakalım.

"Çek Viclicky & Andrst Caz İkilisi piyano & gitar ikilisiydi ama ruhsuzlardı."

"Belçikalı aptal oğlanlardan oluşan Milkshake Banana berbat oluşan bir gruptu."

"İtalyan diktatör Mussolini`nin oğlu piyanist Romano Mussolini Quartet pavyon müziği gibiydi."

Emin ağabeyin Fransız ikilisi olarak hatırladığı Jean-Pierre Jumez caz dörtlüsüydü, gitarda Jean-Pierre Jumez, piyanoda Herve Selin, perküsyonda Gilles Fontan ve basta Robert Gassar`ın olduğu grubun müziğini "tatsız-tuzsuz bir müzik" olarak hatırlıyor Emin Fındıkoğlu.

Geçmişten bugüne bakınca...

Artık yaşı yeten biri olduğum, her ne kadar o konserlere gitmemiş olsam da (ah akılsız kafam!) o yılları hatırlayan biri olarak o günkü dünyanın bugünden çok daha küçük bir dünya olduğunu söylemeliyim. Geriye dönüp bakınca bugün elimize ulaşan birkaç vesikayı ancak bulabiliyoruz. Bir iki küçük gazete kupürü, bir dergi yazısı, varsa şimdi kimbilir kimlerin bilebileceği bir kaç haber ve yazı daha. Keşke demenin faydası olmayacağını yazmıştım ama demek zorundayım, keşke bu festival yaşasaydı, keşke Bilsak Caz Festivali 5 yıllık ömrünü devam ettirebilseydi, ama maalesef pekçok şeyin ekonomik ömrü var ve maalesef sürdürülemedi.

* * *

Son bir söz de arşivciliğimize, uzak olmayan geçmişe dair dahi bir şeyler bulmanın zor olduğu bir ülkeyiz, bu yüzden Cazkolik`i hiç değilse 2010 ve sonrası için aynı zamanda Türkçe caz arşivi olarak görüyoruz, tek bir haberi bile çöpe atmıyoruz. Eğer bu haber gibi ya da bu habere dair elinizde bilgi ve belgeler varsa lütfen bize ulaşın, Türkiye caz tarihine ait sayfalara ilişkin bilgileri yerli yerine oturtalım. O emekler, konserler, festivaller, notalar ve anılar yaşayanlarla uçup gitmesin ve bugüne, gelecek nesillere ulaşabilsin.

Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 01 Mart 2017, Çarşamba

Kaydet

Kaydet

4 Mayıs 1982 tarihli Milliyet Gazetesi`nde yayınlanan ilan

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.