Sanat dünyasında hangi iktidar?

Sanat dünyasında hangi iktidar?

Yılın en iyilerinden biri olabilir mi?

Yılın en iyi albümlerine ilk adaylar

Yılın en iyi albümleri hemen herkesin başını çevirip baktığı sihirli bir cümledir. Yıl sonunu beklemeden şimdiden ilk önerilerimi söyleyim. Yıl içinde zamanla değişir mi? Olabilir tabii, o zaman da onları söylerim. İşin lâtifesi yılın en iyileri olur mu bilmem ama dinlediğim andan beri bir kenara ayırdığım hakikaten çok iyi çalışmalar var. Julian Lage’in “Love Hurts”ü mesela. Yaptığı rock coverları çok başarılı. Aşağıda daha ayrıntılı not ettiğim “Ganymede” mesela. Çok acayip bir albüm! Bu saydığım ikisi kadar değilse de Chris Potter’ın “Circuits”i. Branford Marsalis’in Joey Calderazzo ile albümü “Gölge ve Ruh Arasındaki Sır”, özellikle albümden “Cianna”, tam bir başyapıt... Tubacı Theon Cross’un albümü “Fyah”. Adam tam bir başbelası. Mükemmel bir herif. Bende hayal kırıklığı yaratan birkaç albüm de söyleyim. Büyük bir hevesle dinlediğim Joe Lovano’nun yeni triosu Trio Tapestry’ye ısınamadım. Dave Douglas ile daha iyi ikiliydiler bence. Randy Brecker “Rocks” isimli albüm çıkarmış, caz-rock albüm ama biraz açılıştaki “First Tune” ve daha da iyisi olan “The Dipshit” iyi olsa da ikisinin varlığı albümü kurtarmaya yetmemiş. Ve Joey DeFrancesco’nun yen çalışması “in the Key of the Universe”... Açıkçası ona bu sound hiç mi hiç yakışmamış. Kim bu fikri kafasına sokmuş ki...


Sanat dünyasında yedi gün!

Maurizzio Mattelan`ın doldurulmuş at isimli çalışması

“Sanat dünyası iktidarla değil kontrol ile âlâkalı. İktidar kaba olabilir. Kontrol daha akıllıdır, daha hedefe kilitlenebilir. Kontrol en başta sanatçıların elindedir çünkü onların çalışmaları işlerin nasıl ilerleyeceğini belirler. Fakat sanatçıların da bir ‘komplocu’ ile dürüst bir diyaloğa girmeleri gerekir. Karşılıklı güvenle işleyen sessiz bir kontrol: İşte, sanat dünyasının esas gerçeği budur.” Bu cümlelerin sahibi Jeff Poe bir sanat simsarı. Şu sıra okuduğum “Sanat Dünyasında Yedi Gün” isimli kitabın yazarı Sarah Thornton (çeviri Mine Haydaroğlu’na ait) New York, Los Angeles, Londra, Basel, Venedik ve Tokyo’da geçirdiği yedi günü anlatıyor. Sanat dünyası dediğimiz ortamın esasen büyük bir pazar olduğunu unutmamak gerektiğini sık hatırlatıyor yazar. Eserlerin ve sanatçıların nasıl manipüle ettiğini/edildiğini, iyi sanatın nasıl bir pazarlama mekanizmasının ürünü olduğunu anlatıyor. Bu anlatıcının sektörün içinden bir oyuncu olması ayrıca dikkat çekici.


Bu gitar her derde devâ

Filmin müzikleri albüm olarak çıktı

Türkiye’nin en yetenekli ve çalışkan gitaristlerinden sevgili Cenk Erdoğan gitarını çok farklı alanlarda, çok farklı ihtiyaçlar için çalarken tarzını koruyan, daha ilk notadan sesini hissettiren harikulade bir sanatçı. Konser vermek farklı bir iş ve konsantrasyon gerektirir, beste yapmak farklı, albüm kaydetmek farklı, başka sanatçılar için çalışmak çok daha farklı, bunların yanında, kendi tarzınıza en uzak kalabileceğiniz alan olarak mesela film/dizi müziği yapmak çok daha farklı. Ama bunların hiçbiri Cenk için farketmiyor. Onun perdeli/perdesiz her iki gitarının sağlam, köklü ve ayağı bu topraklara basan bir soundu var. Reklam müziği de yapsa, ne yaparsa yapsın kendi müziği hep işin ruhunda saklı kalıyor. Bunları, son çalışması “Beyaz Balina” soundtrack albümü için söylüyorum. Müziği dinlerken hep bunlar aklıma geldi. Anadolu’nun ücra bir köyündeki iki küçük çocuğun hikayesinin perdesiz gitarın içinde kendine yeni bir duygu buluyor adeta. Eline sağlık Cenk!


Su sızdırmayan caz

Basçı Matt Brewer

En sevdiğim caz hangisi desem işte bu albümdeki derim, su sızdırmayan, güneş geçirmeyen, ısı yalıtımlı caz. Basçı Matt Brewer’ın kurduğu taş gibi bir trio. Saksofon, bas, davul... Aralarından damla su sızmıyor. Öyle sağlam doku/hat oluşturuyorlar ki parçaların başlayıp bittiğini anlamıyorsun bile. Parça isimlerinin önemi yok. Tüm albüm taş gibi sert tek bir set olmuş. Çok yeni bir kayıt “Ganymede”. Kelimeyi bilmiyorsanız zaten ‘ganimet’ diye kendiliğinden çeviriyorsunuz. Antik Yunanda tanrılara içki sunan sâki anlamına gelirken öte yandan Jüpiter’in en büyük uydusunun adı. Piyanosuz üçlü. Saksofon, bas, davul. Saksofonda Mark Shim Jamaikalı. Az tanıyorum ama müthiş bir herif fakat özellikle davulcu Damion Reid’i ayrı tutayım. Eleştirmenler onun için ‘kontröllü öfke’ diyor. Albümü dinleyince hak veriyorsunuz. Karşısında durması zor bir çalışı var. Birlikte çaldığı insanları hırpalayabilir de, yüceltebilir de, onunla kurduğunuz ilişkiye kalmış. Bu üçlüde hat mükemmel işliyor. Bir de, mikroskobik ölçekte karmaşık vuruşlara sahip yorumu var. Aynen katılırım. Çok farklı tarzları olmasına rağmen ‘complex Beats’ tabirini görünce nedense aklıma Fred Hersch’ün davulcusu Eric McPherson geldi. Büyük adamdır.


Marş olmayan marşlar!

Neyin marşları?

Mayısta Zorlu PSM Caz Festivalinde izleyeceğimiz Madeleine Peyroux son albümü “Anthem” ile etkili çıkış yaptı. Adı “Anthem” olunca insan haliyle şarkıları merak ediyor. Sıkı bir kadro eşlik etmiş. Hepsi yıldız isimler. Peyroux hiçbir zaman tipik bir caz şarkıcısı olmadı. Folk, blues, rock ve caz... Hepsi onun parçası. Albümün ismine ve kapağına bakıp patriotic bir kayıt sanmayın. Genel anlamda, zor zamanlarda hayatta kalmaya dair marşlar bunlar. Her biri binbir zorluğun üstesinden gelen hayata yönelik şarkılar. Uyuşturucu, içki, yoksulluk… seçin birini! Bu gibi sorunlar başlı başına hayatta kalma mücadeleleridir. Zor mücadeleler. Herbiri bir marşı hakediyor. Tabii sosyo-politik belirsizlikler de albümün kaçınılmaz konularından. Onlar daha büyük marşları hak ediyor; “İşsiz kaldım / Sigortam kesildi / Kredi kartları artık gelmiyor / Avukatım hapiste / Daha önce duymadığım bir yasayı çiğnemiş / Düşmeye devam ediyorum / Herşey üzerime geliyor... Leonard Cohen’in gölgesi her daim Madeleine Peyroux’nun üzerinde. (Son not; Albüme adını veren şarkıdaki duduk benzeri nefesli hayli etkileyici)


Kelebek yeniden çekilmiş!

Yeni Kelebek filminde taze Oscarlı Malek de var

Çocukluğumda izlediğim en güzel filmlerdendi Papillon. O film yüzünden Dustin Hoffman ve özellikle Steve McQueen sevgim ayrıdır. McQueen sevgisi Yılmaz Güney sevgisine benzer. Tabii hemen aklıma orijinal filmin Jerry Goldsmith imzalı müziği geldi. Akordiyonla başlayan son derece basit bir melodi ama nasıl güzel... Goldsmith’in melodisi dönemin Enrio Morricone melodileri gibi emsalsizdi. Yeni filmde müzikler David Buckley’e emanet edilmiş ama bizim müzikten eser yok. Filme adını veren tema müziğine hiçbir şekilde ısınamadım. Filmlle beraber izleyerek karar vermeli şüphesiz ama orijinal müziğin gücünden eser yok. Fazlaca A Capella bölümü olan soğuk ve aritmetik bir kompozisyon. Umarım perdede anlamlı durur, yoksa, ciddi hayal kırıklığı olacak. Oyunculukları da merak ediyorum. Dustin Hoffman’ın 1969’da Jon Voight’la oynadığı “Midnight Cowboy”daki performansı olağanüstüydü. 4 yıl sonra bu filmde de sıradışı bir role imza atmıştı. McQueen de gerçek öyküye dayanan karakterde Hoffman kadar başarılıydı. Filmi izleyen herkes kendini o azimle özdeşleştirir ama gerçek şu ki çok az kişi o eziyetin altındaki azme ve inanca sahiptir.


Miyavlayan banka kartı?

Miyav diyen banka kartı

Başta hayvan sevgisi olmak üzere tüm zaaflarımız itinayla ticarileştirilir. İngiltere merkezli fintech şirketi Anna adında temassız ödeme yapınca kedi gibi miyavlayan bir banka kartı piyasa sürmüş. Böyle şeyleri duyunca insan yok artık diyor, aklı başında kimse buna itibar etmez diyor ama sonra bakıyorsun orda burda görmeye başlamışsın. Bu akla ziyan fikir bir süre sonra ‘canım ne var işte’ klişeleriyle makulleştirilmiş, pıtrak gibi herkes miyavlayan, havlayan banka kartı sahibi olmuş, bir de birbirlerine gösterip dururlar. Bizde bu salaklık oldukça üzerinde tepinen çok olur. Bu fikir Londra Tasarım Ajansına aitmiş. Elbette bir de reklam filmi var. Film için 300 kedi seçmelere katılmış, sonunda Pickles isimli kediyi seçmişler. Şirketin fikrine göre miyav sesi müşterilere harcamalarına dair dikkatli olmaları gerektiğini hatırlatıyormuş. Dikkat buyurun, bir de enayi muamelesi görüyoruz. Miyav sesi dikkatli olmamızı hatırlatıyormuş. Lan kart harcamadan miyavlamıyor ki, harcadıktan sonra miyavlıyor! Filmi seyredip hayvanların mikrofon başında miyavlatılmaya çalışılmalarını görünce buna önce hayvanseverleri karşı çıkması lazım.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 11 Mart 2019, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.