Yemek yazarı & caz yazarı?

Yemek yazarı & caz yazarı?

Notaların etrafındaki alan...

Derin caz Monk`u unutmuyor

Bu yıl cazın üç büyük isminin doğumunun yüzüncü yılı, Monk, Fitzgerald ve Buddy Rich ama içlerinde yıl boyu ismi en çok anılan, adına en çok konser, albüm, proje üretilen Monk oldu, bence, derin caz Monk`u hakkıyla sahiplendi ama popüler caz Ella`yı o kadar anmadı, üçü arasında ise en az Rich`i andı. Geçen hafta 18 saygın caz piyanisti Monk`un 100. doğum gününü özel konserle andı, beyanat verdi. Wayne Horvitz "cazın normal olmadığını onunla farkettim", Ran Blake "tek tanrı piyanist", John Beasley "Hiç kimse onun gibi değildi", Johnny O`Neal "benim için 20. yüzyılın en etkili bestecisidir", Matthew Shipp "Monk, piyanonun kara gizem okuludur, Oscar Peterson ne kadar burjuvaysa Monk o kadar devrimcidir", Fred Hersch "Notaların etrafında yarattığı alanı hâlâ çözemedim", Frank Kimbrough "Caz müzisyenlerinin ve dinleyicilerinin gerçek bir şekilde cazip bir topluluk olduğunu Monk`la öğrendim" dedi.


Motéma coştu bir kere

Motéma dur durak bilmiyor

Ödül avcısı Artura O`Farrill`in The Afro Latin Jazz Orchestra`sının "Familia" albümünü nasıl övgülere boğayım diye düşünürken albümün Motéma`dan çıktığını farkettim. Dur, dedim, başka neler çıkarmışlar, meğer adamlar son sıra beğendiğim albümlerin çoğuna imza atmış. O`Farrill`inki bence latinde yılın albümü olur, benden söylemesi, yazıyım bir kenara, peki ya Hudson… DeJohnette, Grenadier, Medeski ve Scofeld`lı projeye ne demeli. Hem 21. hem de 22. yüzyılın şimdiden starı ilan edilen Joey`nin "Monk" albümüne ne demeli? Bunların hepsi yeni işler. Durun, daha Mark Giuliana var, kasımda burada olacak. Donny McCaslin çok ses getiren albümü "Beyond Now" da Motema`nındı, Gerald Clayton`ın bir türlü değinemediğim albümü "Tributary Tales", Charnett Moffett`nin "Music from Our Soul"u… Şimdi genç ses Deva Mahal`in singılını çıkarmışlar, bir kulak verin, Amy`nin gırtlağının siyah olanını düşünün, öyle bir şey.


Yemek yazarlarıyla caz yazarlarının ortak noktası

Ustalık ve solistlik üzerine...

Şimdi söyleyeceğim çoğu kimseye yok artık dedirtecek ama bir dinleyin. Dünyada pekçok caz yazarını okumaya çalışıyorum, hepsinden sayısız şey öğrendim, öğreniyorum ama ilginçtir, yemek yazarlarını da merakla okurum, son yıllarda dünyada ve bizde bu iş nasıl büyüdü, gelişti, her gazetenin yemek yazarı var, tv kanalları, yemek programları ama özellikle birkaç iyi gazete yazarının yemek yazıları, yemek eleştirisiyle müzik ama özellikle caz eleştirmenliği arasında ilginç paralellik var. Her iki yazar tipi de önlerindeki yemeği ve malzemeyi analiz etmeyi seviyor, aşçı ile müzisyen arasında ustalık/solistlik, yaklaşım/besteleme, malzeme/ilham, yenilik/doğaçlama gibi kavramlar ortaya çıkan yemeği/müziği anlamak bakımından bize sayısız fırsat veriyor. Son yıllarda müzisyenlerin besteleme süreçleriyle ilgili birçok şey okudum, yazdıklarına bakın eminim benzerliği siz de farkedersiniz.


Avuç dolusu piyano tuşu

14 yaşından 89 yaşına caz pyanistleri buluştu

Türkiye`de sadece TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası konserlerinde ve tabii yurtdışından gelirse eğer böyle büyük bir big band onların konserlerinde aldığımız bir tad vardır bilirsiniz, caz geleneğinin mükemmel yanı bu konserlerde hissedilir. Klasikleşmiş standartlar konser boyunca akar gider, solistler, müzisyenler hatta biz dinleyiciler farklı bir edeple dinleriz. Büyük salonun ciddiyeti ve ağırbaşlılığı vardır. Müzisyenlerin üzerinde resmi bir ciddiyet, önlerindeki bankolarda sırası geldikçe ayağa kalkıp sololarını çalar ve aynı ciddiyetle oturur. Selamlar başlarla verilir, gülümsemeler nezaketle, ciddiyet ölçülüdür. Ritüeller iyidir. Salonun sesi dahi farklıdır alkışların salondaki akustik dağılımı güzeldir. İşte, tüm bunları ve daha fazlasını Wynton Marsalis`in Jazz at Lincoln Center Orchestra`sı yeni konser kaydında pek güzel veriyor. O duyguların unutulmaması şart. Yaşatılmalı.


Makam müziğinde yeni nefesler

Sonbaharın albümü olabilir

Uzun zamandır Anouar Brahem`den ses çıkmıyordu ya da Enver İbrahim diyelim. En az beş-altı yıl olmuş. Yeni albümü görünce, özellikle kapaktaki isimleri heyecan bastı, nasıl basmasın ki. Caz doğaçlamalı makam müziğinde dünya üzerinde yaşayan birkaç zirveden biridir İbrahim. Albümü heyecanla bir `ilk dinleme` seansı yaptım ve sonuçlar coşturucu. En az birkaç kez can kulağıyla dinlemeli. Volümler coşmalı. Albümdeki isimler ayrıca çarpıcı, Holland ve DeJohnette tamam, biliyoruz, muhtemelen İbrahim`le DeJohnette ilk kez beraber çalıyor olabilir. Ya İngiliz piyanist Django Bates`e ne demeli? Duyduğum doğruysa Manfred Eicher önermiş ama ben eskiden beri tanıştıklarını sanıyordum. Neyse, önemli değil. İbrahim doğaçlama sever, Holland ve DeJohnette da öyle. Holland zaten malum. Bates de mükemmel ayak uydurmuş. Sonbaharın en iyi işlerinden biri olabilir. Bir an önce dinlemeye bakın derim.


Amerika`daki caz okulları kime yarıyor?

Bu sektör giderek büyüyor

Amerika`da caz okulları sayısında patlama yaşanıyor. Yeni değil, yıllardır böyle, bu okulların çoğu özel okullar ve sertifika eğitimi veriyor. Başta Avrupa dünyanın dört yanından öğrenci aldıkları için giderek daha cazip hale geliyorlar. Asıl soru bu öğrencilerin mezun olduktan sonra ne yaptıkları. Hakikaten, bunca çocuk sonra caz müzisyeni mi oluyor? Hiç sanmıyorum. Sayısız yeni büyük orkestra açıldı da biz mi duymadık. Olan biten belli, peki bütün bu okullarda okuyanlan sonra ne yapıyor? Bu sorunun cevabını henüz bilen var mı emin değilim, zaten diyebilirsiniz ki şansını dener, oldu oldu, olmadı başka işe bakar, zaten caz müzisyeni olmaya ne kadar hevesli olduğuyla ilgili bir konu ama esas kime yaradığını biliyorum. Profesyonel müzisyenlere. Şu sıralar bu okulların internet sitelerine girin bakın, tanıdığınız onlarca müzisyeni hoca olarak göreceksiniz. Bari onlara yarasın.


Caz kasetlerine ne oldu?

Sizinkileri saklayın, atmayın!

Bir sanatçı hakkında şu kadar plak, şu kadar CD, şu kadar kaset kaydetti diye bir cümle okuyunca aklıma kasetler geldi. Hiçbir zaman sevmedim kasetleri ama nedense gelip gençliğimin ortasına kuruldular. Sonra şu soru geldi aklıma, o zamanlar albüm kaydedip de plak ya da CD basmadan (zaten CD yoktu) sadece kasete basılan albümlere ne oldu? Sonnadan CD`sini mi bastılar? Böyle çok albüm olmalı. Hadi plağı anlıyorum, bu kültürün merkezinde o var zaten, CD`yi de biliyoruz, hiç değilse kaydı kaliteli filan diyoruz peki ya kaset? Merak etmeyin, onlar da bir şekilde geri dönmeye başladı ama nostaljik olarak. Elimde kalan bir kaç caz kasetine gözüm gibi bakmaya başlayım, sevdiğimden değil, artık hatıralar da ondan.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 16 Ekim 2017, Pazartesi

 

 

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.