Şimdi önünde iki yol vardı

Şimdi önünde iki yol vardı

"John Coltrane kendi uzay gemisine binip istediği her yere gidebilir.” Bunlar, Benny Golson’ın can dostu Coltrane için söylediği sözler. Onun ismini söylemek bile müzikle ilişki kurmuş bir müzikseverin tüylerini diken diken etmeye yetebilir. Şahsi bir görüş olarak son birkaç yüzyılda yaşamış tüm önemli bestecilerle ve icracılarla müzik dehası ve artistik duruş anlamında rahatlıkla boy ölçüşebilecek bir figürden bahsediyoruz. Hayatını güzellik ve doğruluk ilkelerine bağlı kalarak yaşamayı seçmiş, içimizde bir yerlere dokunabilmek için kendini feda eden bir insan bugün konumuz;


John Coltrane


Yaşam öyküsü belgesellere ve kitaplara konu olmuş bir müzisyen. Sadece Japon koleksiyoner ve iş adamı Yushiro Fujioka bile Coltrane üzerine dört kitap yazmıştır. Fuji, Coltrane’in saplantılı bir takipçisi ve sahip olduğu koleksiyon, dünyanın en geniş Coltrane koleksiyonu olarak biliniyor. Fuji’nin Coltrane’in müziğiyle tanışması küçük yaşlarda gittiği bir plak dükkanında gerçekleşiyor. Mingus’un Pithecanthropus Erectus albümünü almak için girdiği dükkanda Coltrane’in Olé albümünü görüyor ve dinledikçe aşık oluyor. Birkaç yıl içinde o kadar büyük bir Coltrane eserleri ve eşyaları koleksiyonu sahibi oluyor ki, sahip olduğu eşyaları sergilemek için Osaka’da Coltrane House isimli bir müze açıyor.



Farklı türlerde müzik üreten pek çok müzisyenin hayatına çeşitli zamanlarda dokunmuş bir müzisyen ve ruhâni bir figür olarak Coltrane’in hayatı ve felsefesi müzisyen dostları ve ailesinden hayatta olanların anlatımlarıyla beyaz perdeye aktarılmış. Yönetmen John Scheinfeld, senaryolaştırdığı ve yönettiği 2016 tarihli belgesel yapım “Chasing Trane”de caz dünyasının yaşayan pek çok efsanesinin anılarının yanı sıra eski Amerikan Başkanı Bill Clinton, hip hop starı Common, gitar efsanesi Santana, Doors grubunun davulcusu John Densmore gibi isimlerin kişisel görüşleriyle Coltrane’in fikirlerinin ve ruhunun peşiden giderek bir portresini çizmeyi hedefliyor. Coltrane’in kendi kaleminden kelimeleriyse Denzel Washington’ın sesinde hayat buluyor.


Coltrane’nin içine doğduğu topraklar, siyahilerin toplumda ötekileştirildiği, azınlık konumuna düşmeye zorlandıkları bir coğrafyaydı. Bugün bile din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet ayrılıkları yüzünden acı çektirilen insanların olduğunu biliyoruz. Yaşadığı toplumun tüm özellikleri Coltrane’in müziğinin DNA’sına kodlanmış durumdaydı. Din etkisi altında büyümüş, siyahi kilise ve dindar ailesi müziğini yaratmasında etkili olmuştu.


Henüz 12 yaşında yaşadığı kayıplar sonrasında müzik; tutunabileceği tek can simidiydi. Seneler geçip, enstrümanıyla vakit geçirdikçe sınırlarını tanımaya ve bu sınırları zorlamaya başlamıştı. Enstrümanı tanıdıkça neler yapılabileceğini anlarsınız. Sürekli pratik yapıyordu, adeta bir Spartalı savaşçının kendi kendini yenebilmek için çalışması kadar sıkı çalışırdı.



Tarihin en iyi beşlisi Miles Davis Quintet’e girdiğinde, Naima Austin`le henüz yeni evliydi. Üvey kızı ve eşi Naima’yı çok seviyordu. Belgeselde üvey kızı Antonia Andrews’in ağzından dinlediğimiz hikayelerde Trane’in çok iyi bir baba olduğu ve ailesiyle sağlıklı bir iletişim içinde olduğundan bahsediliyor.


Tam herşey yolunda gidiyor derken bir problem çıkıyor. Coltrane, selefi Charlie Parker’ın yaptığı hataya düşerek uyuşturucu batağına saplanıyor. Gece kulüpleri ve kötü alışkanlıklar Trane’in hayatını rayından çıkarıyor.


Şimdi önünde iki yol vardı


Trane`in pek konuşkan biri olmadığı ama çevresinde sevildiği biliniyor. Sadece alkol ve uyuşturucu sorunları olduğu süreçlerde çekilmez biri olduğundan bahsedilir. Şimdi önünde iki yol vardır. Birincisi hayatını, hayallerini adadığı yaşama daha sıkı sarılmak, ikincisi ise bir hiç uğruna hayatını çarçur etmek.


Coltrane, Miles ve Dizzy ile farklı zamanlarda çalışmış, alkol ve uyuşturucu yüzünden atılmıştı. Miles’ın Coltrane’den bahsederken “sahneye öyle bir kıyafetle gelirdi ki sanki içinde uyumuş gibiydi” demesi, durumun kötüye gittiğinin göstergesiydi.


Trane’in inancıyla yarattığı bağımlılıktan kurtulma seçimi, müzik tarihini kökten etkileyen olaylar zincirinin de ilk halkası olmuştu. Sadece iyi bir icracı olmanın yanında, yeri yerinden oynatan bir besteci ve vizyoner bir figüre dönüşmüştü. Tanınmış ve kolay ulaşılabilir sınırlara sıkışıp kalmış bir müzisyen olarak kazancını arttırmanın keyfini sürmek yerine farklı olanı, geleceğin müziğini bulmayı denedi. Asla yetinmedi, çok söz söyledi. Yeniden toparlanma süreci, düşüşleri ve yükselişleriyle Picasso’nun sanattaki devriminin bir benzerinin daha da kısa sürede yapılabilirliğinin müzikteki karşılığıydı. Sonraki yıllarda hayatını birleştirdiği Alice Coltrane’le tam bir ruh eşi olmuştu. İyi bir baba ve mutlu bir erkek olarak hayatının geri kalanını uyumlu ve anlayışlı bir hayat arkadaşıyla geçirdiğinden bahsediliyordu.


* * *


Coltrane 40 yaşında huzurlu bir şekilde gözlerini kapattığında arkasında pek çok güzellik bıraktı. Sevgiyle anılıyordu. Ruhu bedenini terk ettiğinde bıraktığı efsanevi miras nesillere ışık olmuştu. Kendi cümleleriyle müziği; bilgisinin, varlığının, inancının ruhani bir ifadesiydi.


Kilisede Pazar günleri anlatılan bir şey vardır. Tanrının yolundaysanız nereye giderseniz gidin arkanızda bir cennet bırakmalısınızdır. Görünüşe göre Coltrane de arkasında bir miktar cennet bırakarak hayata veda etti.


Coltrane’in müziğini kelimelerle açıklamaya çalışan belki de en güzel tasvir, belgeselin ilerleyen bölümlerinde Santana’nın ağzından dökülenlerdi: “Bazıları caz çalar, bazıları blues çalar, bazılar reggae çalar, Coltrane hayatı çalardı”.


Chasing Trane’de yönetmen John Scheinfeld çok katmanlı bir hikaye diliyle dönemin politik, sosyal ve kültürel elementlerini konunun içine dahil ederek geniş bir tasvir gücü yakalıyor. Yaşadığı zamanın çok ötesinde bir yaratım yeteneğine sahip olan Coltrane’in hayatından pek çok detayı izleyiciye aktarıyor. Dünyada insanlara sefalet getiren kötü güçler var biliyoruz ama Coltrane tüm bu kötülüğe karşı tamamen iyilik dolu bir güç olmak istiyor.

Coltrane’i, nesiller boyu takip etmeye ve yaydığı güzel enerjiyle birlikte olmaya devam ediyoruz.


Burak Sülünbaz


Cazkolik.com / 23 Aralık 2017, Cumartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Burak Sülünbaz

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.