19. İstanbul Caz Festivali Özel: Festivalin 3 önemli konseri, Esperanza Spalding ve Caz İçin Tuhaf Bir Yer gecesinin üç konseri ve Dhafer Youssef Cenk Akyol`un köşesinde...

<span style="color: rgb(183, 33, 38);">19. İstanbul Caz Festivali Özel:</span>  Festivalin 3 önemli konseri, Esperanza Spalding ve Caz İçin Tuhaf Bir Yer gecesinin üç konseri ve Dhafer Youssef Cenk Akyol`un köşesinde...

Dinlediğiniz müzik Dhafer Youssef`in çok ünlü çalışmalarından biri olan les Ondes Orientales`dir.


Aşkın Zaferi...

Zafer Yusuf `un (böyle yazmak çok daha kolay) müziğini yazarken onun ruhani, sûfî aşkını anlatan müziğini hissettirmek gerekecek okuyana.

Sûfî bir aşk / meşk...

Doğu müziğine ait emprovize bir vokal...

Yani terennüm....

Batının yazılı beste, hatta emprovizasyon geleneğinin neredeyse dışında bir doğaçlama anlayışı ile sizi sarıp sarmalayan ruhanî bir seans. Ünlü Tunus`lu udi, şarkıcı, besteci müzisyenin kişisel ve tarifi zor müziği neredeyse her albümünde kendisine eşlik eden müzisyenlerin alaşımı ile değişip, tekrar şekilleniyor ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki her ne kadar kökeni Kuzey Afrika olsa da artık yaptığı müzik Avrupalı. Zaten kendisi de yaptığı müziğin anavatanını Avrupa olarak belirtiyor bir söyleşisinde. Tunus`ta yerel düğünlerde ud çalarak, Kuran kurslarında ilahi okuyarak başlayan müzik kariyeri henüz ondukuzunu bulduğunda Viyana`da dünyanın diğer müzikleri ile zenginleşme şansını bulmuş, Avrupa cazı, Hint müziği hevesleri ile bugüne kadar katmerlenen diskografisi Renaud Garcia Fons, Iva Bittova, Wolfgang Muthspiel, Eivind Aarset, Living Colour ritm ikilisi Will Calhaun & Doug Wimbish, Jon Hassell, Nguyen Le, Omar Sosa gibi imrenilecek isimleri içeren, herkese nasip olmayan bir spektrum. Bugün çalacağı grup da bu paralelde bir dünya karması sanki. Gil Evans, Miles Davis, Jan Garbarek`le beraber hatırlayabileceğiniz, Ruth Underwood ile kadın vurmalı denilince aklıma gelen iki isimden biri olan Marilyn Mazur, Estonya`lı parlak piyanist Kristjan Randalu, çok uzun zamandır beraber çaldığı gitarist Eivind Aarset ve ismini duymadığım kontrbasçı Phil Donkin`e ek olarak buralardan iki enstrüman cambazı... Klarnetçi Hüsnü Şenlendirici ve Taksim Trio`dan arkadaşı kanunî Aytaç Doğan.

* * *

Tunus`un küçük kasabasından (Teboulba) gelip, dünyayı fetheden bu çağdaş Anibal gemilerini yakıp, Avrupa`ya ayak bastıktan sonra bir çok müzisyenin hayal bile edemeyeceği müzikal bir geçmişe sahip oldu.

* * *

Kartaca`nın aslanı Zafer Yusuf`un Arkeoloji müzesindeki konserinde çalgıcılığı mı? Yoksa bir anda sizi kavrayacak eşsiz sesi mi etkileyecek sizi? Yoksa çaldığı ve söylediği her grupla sağladığı uyum ve ahenk mi?






“Esperanto” (*) Spalding

Esperanza - Esperanto kolayca akla gelen bir kelime oyunu ama Esperanza Spalding`in müzikal DNA`sını oluşturan zenginliği tarif ederken biçilmiş kaftan. Ailesinden aldığı zengin etnik mirasla (Annesinin kökleri Gal, Amerikan yerlisi, Afrika gibi eşsiz bir bileşime sahip, babası ise Afrika kökenli) harikulade İngilizce, İspanyolca ve Portekizce şarkılar söyleyen geleceğin divası harika kız bugün 28 yaşında ve geçen sene aldığı “Yılın En İyi Yeni Sanatçısı” Grammy ödülüne tezat 4 solo albümü ve başka müzisyenlere eşlik ettiği 2 düzineye yakın albümü ile görmüş, geçirmiş bir “cat”. Aldığı bu ödül bir caz müzisyeni tarafından caz kategorisi dışında alınan ilk ödül aynı zamanda.

* * *

Caz dünyasının son yıllarındaki yeni heyecanı ve şansı olan sempatik kız çok iyi hocalardan onaylı mektepli bir yetenek. Berklee yıllarında Gary Burton ve Pat Metheny ve Terri Lyne Carrington tarafından teşvik edilen sıradışı öğrenci bu ustalardan icazet almamış olsaydı müzik kariyerini bırakıp siyasi bilimler okumaya meyledeceğini itiraf etmiş bir çok söyleşisinde.

* * *

Bu akşam son iki albümünde beraber çaldığı Arjantinli klavyeci Leo Genovese ve kalabalık bir ensemble ile akıllarda kalacak bir konser vereceğine inandığım Lady Spalding bizlere tanıdık bir kaç beste de sunacak büyük ihtimalle. Son albümde Michael Jackson hiti, Stevie Wonder bestesi I can`t help it, David Bowie`den hatırlayacağınız Dimitri Tiomkin bestesi Wild is the wind (Evet! tabiki Nina Simone`dan da hatırlıyoruz) konsere ilginizi daha da arttıracaktır. Son iki albümü Chamber Music Society ve Radio Music Society`i bir arada yayınlamayı planlamış olsa da albümlerin adlarından da belli olduğu üzere farklı tavırdaki kayıtları ayrı ayrı yayınlamayı uygun görmüş yapımcıları. Büyük sükse yaptığı Chamber Music Society`deki nispeten klasik tavrı son albümü ile popüler bir şekle, hip-hop ve neo soul`a çeviren müzisyen, bunun kişisel kahramanları Joe Lovano ve Terri Lyne Carrington`ı daha geniş çevrelere tanıtmak için iyi bir sebep olduğunu söylüyor. Eskiden sokağın müziği olan cazın yerini şimdilerde bu yeni müzikleri aldığını düşünürsek, caz müziğinin yeni umudu (**) Esperanza, 7 nefesli enstrüman içeren 12 kişilik kocaman bandosuyla Cemil Topuzlu sahnesini dolduracak, ve bizlerle çağdaş caz müziğinin yeni ortak lisanı ile anlaşacak.

(*) Esperanto: İspanyolcadan “umudu olan kimse” olarak çevrilebilecek, 19. yüzyılda Polonyalı Ludwig Lazarus Zamenhof tarafından türetilen yapay dil.

(**) Esperanza: Umut






Ich bien ein Berliner!!!

Lyambiko ve triosu Esperanza Spalding`in ön grubu olarak koca açık hava tiyatrosundan ziyade Salon`a veya Babylon`a uygun düşecek klasik caz vokal ve eşlikçisi bir üçlü. Yaklaşık 20 senedir beraber, 8 senedir de Lyambiko ile beraber çalan grup klavyeci (Fender Rhodes da çalıyor) Marque Lowenthal`in önderliğindeki ritm ikilisi büyük kalabalıklara da rahatlıkla uyum sağlayacak esneklikte ve modern tonlara hakim. Ernie Watts`a Avrupa`da bir çok kez eşlik eden üçlü ayrıca Marque Lowenthall`in bestelerini de yorumluyor. Her ne kadar Youtube`daki Don`t Let me be misunderstood yorumlarını beğenmesem de iki sene önce çıkan son albümlerindeki Grunge klasiği Black Hole Sun yorumu ile ömrünün ikinci yarısını yaşayan izleyicileri avuçlarına alacak diye düşünüyorum. Lyambiko küçük kombosu, davul & bas ve umarım Fender Rhodes elektrik piyano eşliğinde gündelik mucizelerini bu akşam bizlerle paylaşacak.


Atlı Köşk’te `Üçü Bir Arada` caz gecesi...

Atlı Köşk`te dün üçü bir arada caz vardı! Cumartesi için harika bir alternatif oldu. “Caz için tuhaf bir yer” adı altında ikinci kez düzenlenen etkinlik geçen seneki Tersane`den sonra çok daha konforlu kabul etmek lazım ki. Ayrıca seçilen üç grubun farklı müzikal zevklere seslenmesi sebebiyle de akıllıca bir seçim. Bugge Wesselhoft, Eric Truffaz, İlhan Erşahin ile elektro caz (Nu-Jazz daha mı doğru?); Nicholas Payton, David Sanchez ve Stefon Harris`in beraber inşa ettiği Porto Riko - Küba esanslı caz ve son olarak İskandinavya`nın rock kökenli, eski Esbjörn Svennson Trio davulcusu Magnus Öström’un kendi adını taşıyan dörtlüsü...

* * *

Geçen seneki festivalde tarihi Haliç Tersanesi’nde, sonrasında da Salon’da sahne alan e.s.t. basçısı Dan Berglund’u, Tonbruket isimli grubuyla izlemiştik. Esbjörn Svensson’u yine yad etmek için bu sene de davulcusu Magnus Östrom’u ağırladık. Önceki akşam önce diğer büyük bir basçı Lars Danielsson’a eşlik ederken izleyenler bu sefer davulcunun kendi bestelerine kulak kabarttı. İlk albümü Thread Of Life açılışından kapanışa kadar kasvetli bir albüm. Parçalardan bir ikisinin isimleri “Lanetli düşünceler ve sonsuz düşüş”, “Ölümün ağırlığı” yaz sıcağında kuzey ışıklarını hissettirdimi acaba? Albümde yer alan ve kaybettiği arkadaşı Esbjörn için yazdığı Ballad for E’yi; gitarda Pat Metheny, basta Dan Berglund ile çalmak için tasarlamış.

* * *

Sanırım cazın sınırlarına en yakın sularda seyreden bu gruptan sonra; Marimbası ile Stefon Harris, tenor saksofonu ile David Sanchez ve trompeti ile Christian Scott, Karayipler, Küba, Porto Riko müziğini, Amerikan ambargosu altındaki Küba’da özel izinle kaydettikleri projeleri Ninety Miles Project ile tüm seyirciyi sarsmıştır. Afro-Bebop diye tarif edilebilecek müziği piyano, davul, bas ve vurmalılar eşliğinde sahneleyerek yerel müzisyenlerin de içinde olduğu bu coşkulu jam-session kaydının belgeselini de yapan Ninety Miles Florida’dan 90 mil uzaklığındaki bu güzel adaya yapılan politik ambargoyu samimi ve kıvrak müzikleriyle deliyorlar.

* * *

Gecenin son performansı da kalabalık ve renkli bir ekiptendi... Çevresi hayli geniş olan Bugge Wesselhoft farklı tarzlarda ama aynı kafadaki arkadaşları ile doğaçlaması yoğun bir set çaldı. Oslo`dan hemşerileri bas ve davul ikilisi Marius Reksjø ve Andreas Bye ile sağlam bir üçgen kurduktan sonra buralarda da iyi tanınan, kendi gibi elektronik dostu trompetçi Eric Truffaz ve bizden saksofoncu İlhan Erşahin ile rahatça düet yapabileceği kalabalık ve jam session sırasında birbirlerini dinlendirebilecekleri geniş bir bando oluşturmuş. Sos olarak da aslında bir DJ olan, ama bu gece bas çalacak olan New York`lu Joaquin “Joe” Claussell ve yine Oslo`dan yanında getireceği, elektro-akustik vurmalıların başına geçecek Erik Holm ile bol efektli ve metronomu zaman zaman hayli yükselecek bir groove hedefliyor. Tahminimce wah wah pedalı ile Truffaz diğerlerinden bir çok kez rol çalmıştır bu gece.

Cenk Akyol
[email protected]

Cazkolik.com / 15 Temmuz 2012, Pazar

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cenk Akyol

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Suat Güven
    17 Temmuz 2012 Salı 12:33

    Cenk Bey, Eşşiz bilginize hayranım. Çok geniş bir yelpazede, bir ansiklopedi hassasiyeti ve detayı ile verdiğiniz bilgiler inanılmaz. Çok teşekkürler.

    Bu Yoruma Cevap Yazın »

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.