When you got the [Engin] blues... son günlerde kendini Blues`a adamış genç bir müzisyene denk geldim

When you got the [Engin] blues... son günlerde kendini Blues`a adamış genç bir müzisyene denk geldim

Rock’la caz arasındaki “tartışmalı bölge”nin en tartışmasız ve haşarı elemanı kimdir derseniz, blues kardeşimize işaret edebiliriz. Kaynak, köken, etkileşim, füzyon, müzyon neresinden bakarsanız bakın, ikisinde de blues var, blues’dan gelen bir şeyler var, blues yüklü besteler var... İnkar edilemez.

 

Varlığın yanında bir “kayıp hali” de var. Onu da yıllar önce İstanbul’da Açıkhava Sahnesi’nde konser veren ünlü caz trompetçisi Dizzy Gillespie’den öğrenmiştik.

 

Sene 1988, üniversitede talebelik zamanımız, yanaklarını şişire şişire trompet çalan ünlü müzisyenin bir “big band”le İstanbul’a geldiğini duymuş, hemen tribündeki yerimizi almıştık (en arka, sağ üst talebe bölmesi, konser başlamadan birkaç dakika önce önlere doğru yavaş yavaş ilerlenir tabii!). Üstad, blues ritmiyle akıp giden bir parçanın ortasında, solosunu tamamladıktan sonra diğer soloları dinleyip kendinden geçerken, mikrofona doğru yanaşıp fısıldamıştı; “When you got the blues, you lose man, you loooooose.”

 

“Bir kez blues’a kaptırıp gittiğinizde, kendinizden geçersiniz, kendinizi kaybedersiniz, gevşeyip rahatlayıverirsiniz” manasındaki bu söz, sonradan “motto”larımızdan biri oldu hayatımızda ve şu üç günlük dünyada çıktığımız tüm müzikal yolculuklarda.

 

Bir şarkıda blues varsa, önce şöyle bir zihninizi sarıyor, sonra etkisi bedeninize doğru uzanıyor, onun kendine özgü ritim ve temposuna kaptırıyor, tekrar etmeye başlıyorsunuz; ardından hafiften bir devinim, ritim tekrarlarıyla öne arkaya bir salınım, gevşeme, mırıldanmalar falan, kendini kaptırıp koyverme halleri işte.

 

Belki bugün çoğumuzun “günlük dinleme alışkanlıkları” içerisinde merkezi bir yerde değil ama dinleyip ettiğimiz müziğin içinde bir şekilde mevcut. Arada bir hard bop albümünün orta yerinde soul ve boogaloo ile devindikten sonra, daha ritmik hareketlere geçmeye başladıysanız, bilin ki blues ritmi estiriyor zihninizin içinde. Bop, bebop, hard bop, post bop, cool, west coast, contemporary... onlarca bestenin içinde. Nasıl diyor eskiler; “mündemiç”.

 

Eskilerden yenilere baktığımızda, kendini blues’a adamış yeni ve genç bir müzisyene denk geldim son günlerde.

 

Lise yıllarından beri rock gruplarında gitar çalmış, önce klasik yoldan Beyoğlu barlarında sahne almalar derken sonra bir rock grubuyla şarkılar, klipler falan ufaktan ün de yapmış, arkasından bazı şeyler onu tatmin etmemeye başlayınca hem bu tarz müzikten hem ülkeden uzaklara kaçmış ve ilginçtir, Paris’te herkesin gitmeye gıpta edeceği üniversitelerden birinde Sosyoloji doktorası yaparken bu kez farklı bir bunalıma girip çıkış yolu olarak “blues”u keşfetmiş bir müzisyen kardeşimiz bu.

 

Blues müziğiyle kişiliği arasında deyim yerindeyse “tam uyarlık” bulmuş bir müzisyen: Engin Yavuz. Yeni grubunun ve debut albümünün adı da kendi adıyla “tam kafiye”: Engin Blues

 

Aradıklarını, kendini ve sesini, blues’da bulduğunu düşünüyor. Demek blues’da “kaybolmak” kadar “bulmak” da mümkün.

 

Onlarca bestesi arasından seçtiği 3 parçasıyla çıkardığı ilk EP albümünü dinledik, biz de bir şeyler bulduk: Önce Kıyak; içinden swing’le birlikte Fransız gypsy etkisi de (D. Reinhardt) geçen, birazcık ZAZ taraflarına uğrayan, blues’dan yola çıkıp caz dünyasına da açılan bir parça. Frankofil havası zaten yarı Türkçe, yarı Fransızca sözleriyle de çok açık. Bir de kaçınılmaz olarak insanın diline dolanıyor; dinleyiciyi baştan uyarmalı...

 

Sonra, Batan Gemi, tam bir klasik blues. Her şey yerli yerinde. Grup üyelerini de buraya yerleştirelim o halde: Besteler, güfteler ve gitardan çıkan nağmeler, dediğimiz gibi Engin Yavuz’a ait. Ona bas gitarda Atahan Çiftçi, davulda Onur Önder eşlik ediyor. Hepsi genç kardeşlerimiz, genç ama gayet olgun çalıyor, blues nasıl yaşatılır biliyorlar.

 

Üçüncü şarkı, Dünyamızın Sonu, başta blues dünyasının daha sakin sularında yüzen bir parça, sonra hafif Led Zeppelin taraflarına uğruyor sanki, cazdan çok rock’a meylediyor ama ritmiyle yine kaptırıp gidebileceğiniz o geniş ve tanıdık coğrafyaya uzanıyor.

 

Üçü de hoş. Engin’in cebinde daha onlarcasının olduğunu ve kendisini blues’a adadığını düşünmek daha da hoş. Demek yakında yeni Engin Blues şarkıları dinleyeceğiz.

 

Dilerseniz siz de bir “Kıyak” dinleyin önce, sonrasına bakarız o halde:

 

Ali Haluk İmeryüz

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Ali Haluk İmeryüz

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X