Yıllar uçup gitmiş!

Yıllar uçup gitmiş!

Otuz yıl ha? İnsanın inanası gelmiyor. Öte yandan, Akbank Caz Festivali’ni ilk yılından beri izleyen kişiler olarak bizim gibi cazseverlerle, festivallerde sahneye çıkan sanatçılarla, Pozitif’çilerle sayısız hatıramız var bu otuz yıldan kalan...

 

Ben aslında Akbank Caz Festivali’nin sadece Türkiye’nin değil, dünyanın nabzını tutan bir caz birleşmesi olduğunu, Memo (Mehmet Uluğ) ve Cem’le (Yegül) 20’nci yıl şerefine Tünel House Cafe’de söyleşi yapınca fark etmiştim. Daha önceden yıl yıl kimlerin olduğunu saptayıp deftere yazmışım. Sırayla hepsinin üstünden geçtik. Saydıkça heyecanlandık.

 

15’nci festivale gelmiştik galiba ki, “Tatmin duygusu var mı?” diye sordum. Memo, “Bugün oldu,” dedi. “Listeyi görünce bugün oldu. Ciddi söylüyorum. Yoksa unutmuşum. Böyle bu mantıkla bakmadım ben bu listeye.” İnsan sahiden heyecanlanıyor. “Müthiş ama, değil mi?” dedim. “Evet,” dedi Mehmet. “Yok yok yani.”

 

Öyleydi, evet. Yok yoktu. Gene de hemen hemen hepsi iyi olan yıllar içinde (bir ekonomik sorunlu 4. yıl vardı, o hariç), en iyisinin ikinci yıl olduğunu düşünürüm.

 

"Sevin: Ben asıl ikinci yılı çok iyi hatırlıyorum... David Murray, Cecil Taylor...

 

Cem: Biz de mi vardık?... Taylor var mıydı?

 

Sevin: Tabii vardı.

 

Cem: Öyleyse kesin ben de vardım, o zamanlar Cecil'in peşinden ayrılmıyordum.

 

Sevin: Cecil'in mor kaftanlı çıktığı yıldı. Herkesten geç geldi, masanın başına geçip oturdu. Kraliyet ailesi reisi olarak.

 

Mehmet: Bence yirmi yılın içinde en iyi festival, ikinci yıl olan festival.

 

Sevin: En iyi mi bilmiyorum; ama çok iyi bir yıldı.

 

Mehmet: Cecil Taylor, David Murray, Don Cherry, 'Butch' Morris. Cassandra Wilson da olması lazım.

 

Sevin: Var zaten.

 

Mehmet: O da o zamanlar meşhur değildi.” 

 

Üç genç çocuk, aslında ne yapmak istediklerini ilk yıldaki bir konserle mükemmelen anlatmışlardı: Art Ensemble of Chicago konseri… Yıllar, yıllar sonra yeniden bekledik ama gelemediler.

 

İkinci festivalde Nat Adderley de vardı, Cannonball’un kardeşi… Cem Yegül anlatıyor: “Nat Adderly bir basın toplantısı yaptı, Cecil Taylor yine oraya kral gibi geldi. Pencereden köprüye bakıyor, köprü manyağı ya…. O sırada da Nat Adderly ‘Biz müzisyenler’ diye vızıldıyor. ‘Rüyaları dokuyan biziz, yaratıcıyız, çok farklı insanlarız. Kılığımız kıyafetimiz de farklı.” Cecil tabii oraya bir Afrika kralı gibi gelmiş, rengarenk, küpeler bilmem neler. Döndü bana, “Utanmadan bir de kılık kıyafetten konuşuyor, şunun haline bak,' dedi.”

 

Cecil gerçekten bir âlemdi. Müthiş bir müzisyendi. Sahneye de o mor kaftanla çıkmıştı. Ama o yıl o müşkülpesent müzisyen bile Butch Morris’i beğenmişti. Benim de Lawrence “Butch” Morris’in ilk konseri gibi aklımdan silinmeyenler var: Anthony Braxton’ın salonun yarısını boşaltan nefis konseri (Salon düzenli boşalıyordu, “havuz problemi gibi” demişti Cem), Resim Heykel Müzesi’ndeki hiç unutamadığım Matthew Shipp-William Parker konseri, John Lurie the Lounge Lizards’ın kalabalık yüzünden CRR balkonunda tek ayak üzerinde izlediğim konseri; ukalalıklarına hiç aldırmadığımız John Zorn, Steve Colman, Eski Yeşil’de Hülya ile ikimizin masasına selamsız sabahsız oturup epey sonra aynı şekilde kalkıp giden James Carter; tek ve yegâne Muhal Richard Abrams, meselâ, Sam Rivers; beni oradan oraya koşturan Craig Harris (Cem, “Pozitif elemanı sanmıştır) dediydi); bacağı aksıyor diye Pera Palas’da bavullarını bana taşıtan Archie Shepp. Konseri için gerekli olanları küçük bir kamyonetle getiren, dönerken kendi de kamyonete binip bacaklarını aşağı sarkıtan, insan olarak da, müzisyen olarak da hayran kaldığımız George Garzone. Saymakla bitmez. Kafama nakşolmuş unutulmaz anlar, portreler var. Hatırlar hatırlamaz kendimi o ânın içinde buluyorum.

 

Gene Hülya ile bir akşam sanırım iki konserden (CRR ve Açıkhava olmalı) çıkıp soluk soluğa Şehbender’deki Babylon’a yetişmiştik. Baktık, kapılar kapalı, Ahmet Uluğ ile Butch Morris belli ki az önce çıkmışlar, kalakaldık. Saati yanlış hatırlamışız. Ahmet bizimle kafa buldu, bir sonraki konserin yolunu tuttuk. Roxy miydi? Mekâna bir vardık ki bunlar bara kurulmuş bile. Butch bana, “Sevin, anladım, sen beni takip ediyorsun,” dedi. Eh, koşabiliyormuşum da demek! (Bu arada, söyleşinin tamamı Cazkolik’te. Gerçi yazılardan alıntılar da var ama büyük ihtimalle o yazılar da buradadır...)

 

Aynı şey bu yıl “Dün Bugün Yarın” plağındaki otuz parçayı dinlerken de oldu. Siyah-beyaz, nefis kontrastlı fotoğraflarıyla, müzisyenlerin söylediklerinden alıntılarla, birbirinden farklı ama hepsini zevkle dinlediğim o müziklerle yıllar öncesine de götürdü beni, daha yakınları da hatırlattı. Tuna Ötenel’den “Altı Kardeş”, artık ABD’de müzik yapan Burak Bedikyan’dan “Drama”, üçlüsüyle Kerem Görsev, “Tango Blues”uyla sevgili Ayşe Tütüncü… Ne çok piyanist, hepsini saysam yer biter. Ama solo piyanoları sıralayabilirim: Burak ve Ayşeden başka Selen Gülün “Questions”, Aydın Esen “Generations”, Baki Duyarlar “Every Sunday”. Buna karşılık, piyanonun yanı sıra beş enstrüman çalmış olan da var. Tuna Ötenel’in “Altı Kardeş”i iki tenor saks, bir alto saks, konrbas, davul ve piyanodan oluşuyor.

 

En çok kimler çalmış diye merak ettim. Meğer Volkan Hürsever’miş en çok çalan. Volkan ve kontrbası, “Cash or Credit” (Kerem Görsev Trio), Cem Tuncer’le birlikte “Seven Stitches Blue” ve Jülide Özçelik’li “Muamma”yla karşımızdalar. Ondan başka üç grupta yer almış cazcı yok. Volkan’ın caz festivallerinde dikkati çekmek gibi bir özelliği vardır zaten. 2002’de Ray Brown öldüğü sıralarda yapılan 9. İstanbul Caz Festivali’nde de Christian McDonald, üstadın vasiyeti üzerine tabutunu taşımak için A.B.D.’ye dönünce, Roy Haynes, Kenny Garrett, Nicholas Payton ve Dave Kikoski’den oluşan grupta onun yerini Volkan Hürsever almıştı. Hatta Venedik Caz Festivali'ne de Volkan’ı götürmüşlerdi.

 

Evet, Dün Bugün Yarın derlemesinde üç grupla çalmış tek kişi Hürsever, ama ikişer grupla çalanlar var.

 

Ercüment Orkut:
TÖZ Tamer Temel, Ercüment Orkut, Cem Aksel - Annus Mirabilis 
Ediz Hafızoğlu “Nazdrave” Panayır;

 

Cem Aksel:
Sibel Köse Quintet – Ballad for Paul Orbeson (We’ll Be As One)
TÖZ Tamer Temel, Ercüment Orkut, Cem Aksel – Annus Mirabilis

 

Cem Tuncer:
Volkan Hürsever’le birlikte “Seven Stitches Blue”
Muamma (aynı isimli iki parçadan Jülide Özçelikli olanı)

 

Çağdaş Oruç:
Okay Temiz – “Atlama”
Ediz Hafızoğlu – “Nazdrave” Panayır

 

Ekin Cengizkan:
Önder Focan Organic Trio “Memo’s Expectation”
Deniz Taşar “A Thank You Card”

 

Çağrı Sertel:
Elif Çağlar “Years Go By”
Ayka

 

Alp Ersönmez:
İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions “13”
MÖE MadenÖktemErsönmez “MADÖK Ters”

 

Unutmadan, Mehmet Uluğ’un Önder’e açtığı beklentisi “Sadece caz çalınan küçük bir caz kulübüne duyulan ihtiyaç”. Karşılığı Nardis, parça da “Memo’s Expectation”.

 

Uzattık ama son bir anekdot var, gene söyleşiden. 11’nci festivalden söz ederken “Tuna Ötenel var. 'Velvele' bak demek o yıl... Oğuz Büyükberber’le Tolga Tüzün de var,” demişim. Cem sormuş: “Yani Oğuz 10 yıl önce mi çalmaya başlamış festivalde?” Mehmet hemen tamamlamış: “Ondan önce de 10 yıl rehberlik yaptı zaten.” Demek ki dünya çapında bir müzisyen olan Oğuz, bu festivalde yetişmiş, büyümüş. “Dün Bugün Yarın”da da var elbet, parçası “Swordfish”le. “30 yıl önce “Yeni Nesil” müzisyen iken, sonraları kendi öğrencilerimin festivalde yer almaya başladıklarını gördüm,” diyor. “Bu da çıkış noktasındaki idealizmden ödün vermeden büyüyen uzun soluklu bir festivalin, toplumsal kültürde ne denli önemli etkisi olduğunu gösteriyor.”

 

Doğru söze ne denir?

 

Sevin Okyay

 

Cazkolik.com / 08 Ocak 2021, Cuma

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Sevin Okyay

  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.