20 Ağustos gecesi Maçka Küçükçiftlik Parkı`nı dolduran Portishead hayranları bu yaz İstanbul`da izlediğimiz en güzel konserlerden birine şahit oldu.

20 Ağustos gecesi Maçka Küçükçiftlik Parkı`nı dolduran Portishead hayranları bu yaz İstanbul`da izlediğimiz en güzel konserlerden birine şahit oldu.

Portishead ile Küçük Bir Gece Müziği

Maçka Küçükçiftlik Park uzun zamandır yaşamadığı mahşeri bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Gökkuşağını andırır bir renklilik hakim seyirci kitlesine. Gençler olduğu kadar anneler ve babalarda yok değil müziğin ruhları kendine tutsak edecek olduğu gecede. Dakikalar ilerlerken bir karınca sürüsü edasıyla çalışan teknisyen ordusu sahneden ayrılıyor. Dev perdede Portishead`in logosunun belirmesiyle seyircinin çığlıkları eş zamanlı olarak yükseliyor. Saatler 22:00’yi gösterdiğinde 20 Ağustos Çarşamba gecesi 23 yıllık hasret sona eriyor: Bristol’un dünya müziğine kazandırdığı İngiliz grup Portishead sahne alıyor. MIDTOWNFEST kapsamında ilk kez Türkiye’ye gelen topluluk, karanlığın içinden doğan aydınlık, umuda bakan melodileri fısıldıyor kulaklarımıza. Hüzünbaz armonilerin Beth Gibbons`ın büyülü sesinden geceye yayıldığı konserde, geride kalan her parça görsel olarak da başka hikayeler anlatıyor. Müziğin sahnenin arkasındaki görsellerle olan uyumu, en az müzisyenlerin kendi aralarındaki armoni kadar kusursuz. Adeta görsel bir senfoni izliyoruz. Kimi zaman Jackson Pollock, Piet Mondrian, Mark Rothko resimlerini andıran kareler, kimi zaman ise Rus konstrüktivizmine ve sinema tarihindeki ilk soyut filmlerden biri olan Viking Eggeling’in Diagonal Senfoni’sine selam gönderen videolar geçiyor gözlerimizin önünden. Görsel estetik anlamında konserin en keyif veren anlarından biri ise daha ilk dakikalarda geliyor: Solist Beth Gibbons’un yüzünün, sahnenin arkasında beliren dev otomobil kadranının üzerine çifte pozlandırıldığı görüntü konserin görsel anlamdan en yaratıcı anlarından biriydi.

Konserin ilk yarım saati geride kaldığında topluluğun hitleri de peşi sıra geldi. Sour Times, Wandering Star, Glory box parçalarının nakaratları seyircinin katılımıyla söylendi. Özellikle Wandering Star’ın sadece bas, gitar ve vokalden oluşan özgün konser yorumu bir kez daha ne kadar sofistike müzisyenlerle başbaşa olduğumuzu hatırlattı. Bir anlamda müzik ve kısa filmler üzerinden sembolist bir performans izlediğimiz gecenin en çoşku dolu anı ise 2008 tarihli “Third” albümlerinden Machine Gun’un çalındığı zamandı. Parçanın insanın içine işleyen kesik ritimlerinin duyulması ile beraber Gezi Parkı olayları sırasında yaşanan olayların görüntüleri de sahneye yansıtıldı. Uzun bir aradan sonra bir yaz konserinde “Her Yer Taksim Her Direniş” sloganı duyulurken `İstanbul united` görüntülerinin sahneye yansıtılması ise seyircinin alkışlarıyla karşılık buldu. Parça sona yaklaşırken tamamiyle karanlığa gömülen sahnenin arkasından doğmaya başlayan kırmızı güneş ise bütün yaşananlara ayrı bir anlam katıyordu.

Gecenin sonlarına yaklaşırken Portishead repertuvarının marş mertebesine yükselmiş şarkılarından Give Me A Reason To Love You’nun giriş notaları duyuldu. Turntable’ın vokal ile birlikte başrolde olduğu bu parça sonrasında ise video klibi ile herkesi hipnotize eden The Rip geldi. Bir saatin sonunda Beth Gibbons, seyirci ile ilk kez doğrudan iletişim kurarak “Teşekkürler” dedi. Türkçe olarak söylenen bu söz iyi müzik, iyi ses ve her detayı incelikle hazırlanmış görüntülerle yeni anlamlara açılan bu konserin bittiği anlamına geliyordu.

Sami Kısaoğlu
Müzikolog

Cazkolik.com / 31 Ağustos 2014, Pazar

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Sami Kısaoğlu

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.