26 Eylül-11 Ekim tarihleri arasında İstanbul’un farklı mekanlarında caz ve ona komşu müziklerin sedaları yükselecek yeniden. Geçen yılın programını değerlendirirken cazır cazır caz dinlemek isteyenlerin seçeneklerinin sınırlı kaldığını, elektronik tınıların ve etnik füzyonların belirgin biçimde öne çıktığını yazmıştım. Bu yıl ise cazın yaratıcı ve araştırmacı damarını daha yakından izleyen, benim çok daha heyecan verici bulduğum bir seçki var önümüzde. Ana akım cazı kusursuz biçimde icra eden büyük isimlerden ziyade, geleneği bilerek dönüştüren, ritmi yeni bir kompozisyon diline çeviren ve cazı yaşadıkları zamanın toplumsal ve kültürel meseleleriyle ilişkilendiren müzisyenler ağırlıkta. Chicago’dan Londra’ya, New York’tan Los Angeles’a uzanan program, günümüz cazının en yaratıcı merkezlerinden yükselen sesleri İstanbul’da buluşturuyor. Bununla birlikte bu yıl da caz ile cazın çevresinde dolaşan müzikler arasındaki sınırlar oldukça geçirgen. O cazır cazır caz konserleri çekirdeği oluşturdukça elektronik ve etnik füzyonlar, festivalin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan bir zenginlik olarak görülebilir.
Bu yıl, 36. Akbank Caz Festivali programının üç ana eksende kurulduğu söylenebilir
Cazır cazır caz ekseni, elektronik, neo-soul ve etnik sound’lar ekseni ve genç Türk ve Avrupalı müzisyenler ekseni. Tüm bu eksenlerin ayrıntılı bir analizini sunmak yerine beni özellikle heyecanlandıran konserlerden kısaca söz etmek istiyorum.
Bu yılın beni en fazla heyecanlandıran konserlerinden biri, 1 Ekim’de Babylon’da sahne alacak Ben LaMar Gay Ensemble. Chicago’nun South Side bölgesinde yetişen Ben LaMar Gay, besteci, şarkıcı, şair ve kornetçi kimlikleriyle çok yönlü bir müzisyen. Chicago ekolü günümüz cazının en heyecan verici damarlarından biri. Aslında 1965’lerden bu yana sürüp gelen bu geleneğin bugün de sürdürülen bazı özellikleri var: kolektif üretim ve dayanışmaya atfedilen önem, serbest doğaçlama ile bestelenmiş müzik arasındaki sınırların muğlaklaşması, Afrika ve Afro-Amerikan müzik tarihine güçlü bağlılık, toplumsal mücadelelere duyarlılık, görsel sanatlar ve elektronik müzikle ilişki ve kökleşmiş caz plak endüstrisinin dışında kurumlar oluşturma. Muhal Richard Abrams, Roscoe Mitchell, Lester Bowie gibi müzisyenlerin öncüleri olduğu bu gelenek, günümüzde Isaiah Collier, Ben LaMar Gay, Jaimie Branch, Jeff Parker, Rob Mazurek ve Irreversible Entanglements gibi müzisyen ve gruplarla sürdürülüyor. Tabii Chicago okulu da yeknesak bir üslup anlamına gelmiyor ve buradan gelen her müzik de bana hitap etmiyor. Örneğin, Isaiah Collier’in John Coltrane ve Pharoah Sanders damarından gelen spiritüel cazı, Rob Mazurek’in gürültülü ve elektroniğe yaslanan müziğinden daha çekici benim için.
Ben LaMar Gay’in Müziğinde AACM geleneğinin kolektif ve deneysel ruhu kadar blues, gospel, hip hop, Brezilya müziği ve Chicago sokaklarının sesleri de duyuluyor. Fakat bunların hiçbiri Gay’in müziğinde alıntı ya da süsleme olarak yer almıyor. Kollektif bir ruh içinde birbirine karışarak onun kendine özgü müzikal dünyasını oluşturuyor. Gay’in 2025’te yayımlanan Yowzers albümü ve 1 Ekim’deki konseri bu dünyaya girmek için iyi bir şans olabilir. Gay’in konserlerinde stüdyo kayıtlarındaki parçaları aynen yeniden üretmekten çok, onları sahnede yeniden kurduğunu da biliyoruz. Beni en çok heyecanlandıran müzisyenler, albüm kayıtlarıyla konserlerin bambaşka deneyimler olduğunun farkında olanlardır. Onca zahmetle gidilecekse bu müzisyenlerin konserlerine gidilir. Babylon’daki konserde Gay’a gitarda Edhino Gerber, tubada Matthew Davis ve davulda Tommaso Moretti eşlik edecek. Alışıldık bir caz konserinden ziyade müzik, şiir, ve kolektif doğaçlamanın iç içe geçtiği, kabına sığmaz, nereye varacağını önceden kestiremeyeceğimiz bir performans bekliyorum.
Festivalin heyecanla beklediğim bir başka konseri, bu yıl doğumunun yüzüncü yılını kutladığımız büyük usta John Coltrane’e bir saygı duruşu niteliğinde
Aslında 2026 boyunca dünyanın birçok yerinde Coltrane ve onunla aynı yıl doğmuş olan Miles Davis’e saygı konserleri düzenleniyor, yeni projeler ve albümler yapılıyor. Tabii Coltrane müziğini anmak, onun bestelerini aslına sadık biçimde seslendirmek anlamına gelmiyor. O kısa ama olağanüstü yoğun yaşanmış ömrü boyunca müziğinin sınırlarını zorlayan, yapılandan çok yapılmayanı düşünen Coltrane’in bitmek bilmeyen arayışlarına uygun bir tavır gerekiyor. Bence 3 Ekim’de Zorlu PSM’de dinleyeceğimiz James Carter’ın Coltrane: A Centennial Supreme projesini heyecan verici kılan da Carter’ın Coltrane taklitçiliğine düşmeyecek kadar güçlü ve ayırt edilebilir bir müzikal kişiliğe sahip olması. James Carter tenor, soprano ve bariton saksafon başta olmak üzere çok farklı nefesli çalgılara hakim, olağanüstü tekniğiyle yıllardır tanıdığımız ve kayıtlarını dinlediğimiz bir müzisyen. Swing ve erken dönem cazdan avant-garde’a, blues’dan funk’a kadar caz literatürünün hemen tüm sayfalarını önümüze seriyor. Carter’a piyanoda Gerard Gibbs, kontrbasta Hilliard Greene ve davulda Alex White eşlik edecek. Bu kadronun, bize Coltrane’in enerjisini ve özgürleşme arzusunu yaşatacağına ve festivalin unutulmaz konserlerinden birine imza atacağına eminim.
Aynı akşam Salon İKSV’de sahneye çıkacak Cochemea da festival programında en çok merak ettiğim isimlerden biri. Sharon Jones The Dap-Kings’in uzun yıllar bariton saksafoncusu olan Cochemea, soul ve funk müziğinin içinde edindiği deneyimi kendi projelerinde çok daha geniş bir coğrafyaya taşıyor. Yaqui ve Mescalero Apaçi kökleri, Latin perküsyonları, Afrobeat, spiritüel caz ve 1970’lerin saykodelik funk müziği onun kayıtlarında iç içe geçiyor. Salon İKSV’de ona tuşlu çalgılarda Elenna Belen Canlas, perküsyonda Neil Ochoa ve Elizabeth Pupo-Walker, bas gitarda Justin Kimmel eşlik edecek. Yeterince enerjisi olanlar için bu talihsiz çakışmaya meydan okuyarak bu birbirini tamamlayan iki konseri art arda izlemek, çok güzel bir festival gecesi yaşamak anlamına gelebilir.
Festivalde öne çıkarmak istediğim bir başka etkinlik ise 8 Ekim’de Borusan Müzik Evi’nde yapılacak Sasha Berliner konseri
Perkasif yapısı ve güzel sesiyle vibrafon, en sevdiğim caz enstrümanlarındandır. Red Norvo, Milt Jackson, Bobby Hutcherson ve Walt Dickerson gibi müzisyenler onu anaakımdan serbest caza kadar tüm caz tavırlarına başarıyla taşıdılar. Belki yeni kuşak müzisyenlerin pek sık tercih ettiği bir enstrüman değil. İşte Sasha Berliner’i, Joel Ross ve Patricia Brennon’la birlikte vibrafonu günümüz cazının yeniden dikkat çeken çalgılarından biri haline getiren kuşağın temsilcileri arasında sayabiliriz. Vibrafonun ses imkanlarını olgun bir caz işçiliğiyle çağdaş kompozisyonla genişleten bir müzisyen. Vibrafonun parlak ve berrak sesini zaman zaman elektronik efektlerle karanlıklaştırıyor. Şarkılarını zaman zaman uzun sololar üzerine ve bazan de katmanlı ritimler ve dikkatle kurulmuş kompozisyonlar üzerine inşa ediyor. Borusan Müzik Evi’nin akustik ve deneysel müziğe açık ortamı da bu konser için doğru bir seçim gibi görünüyor. Berliner’e piyanoda Rasmus Sørensen ve davulda Jamie Peet eşlik edecek. Basçısız bir üçlü olarak sahneye çıkmaları, müziğe daha geniş ve beklenmedik yönlere açılabilecek alanlar da açabilir, ne yapsalar bir eksiklik, tamamlanmamışlık duygusu da yaratabilir.
36. Akbank Caz Festivali’nin bu seneki programında 2000’lerin başından itibaren rönesansını yaşayan Londra caz sahnesinin özellikle de müziklerinde neo-soul, broken beat ve elektronik ögelere sıkça yer veren müzisyenleriyle belirgin şekilde öne çıkıyor. Örneğin, 26 Eylül’deki konseriyle festivali açacak olan Ezra Collective’in kurucularından ve klavyecisi Joe Armon-Jones, bestelerinde dub, reggae, funk ve broken beat sedaları yoğun şekilde kullanan çok yönlü bir sanatçı. Klavye çalma biçiminde Herbie Hancock ve Lonnie Liston Smith gibi müzisyenlerin izleri duyuluyor. Ancak eklektik müziğinin asıl karakterini Londra’nın çok kültürlü ve hareketli ortamı belirliyor. Sahip olduğu Aquarii Records etiketiyle çıkardığı albümlerde prodüktör olarak da karşımıza çıkıyor. İlk albümünü bu yıl Strut etiketiyle çıkaran davulcu, vokalist, prodüktör ve şarkı yazarı Momoko Gill konserinin de dikkate değer olduğu fikrindeyim. Yeldeğirmeni Sanatta gerçekleşecek dinletide Gill’e bariton saksafon/bas klarnet/flütte Tamar Osborn, tuşlularda Mei Kirby ve basta Ezekiel Ajie eşlik edecek. Neo-soul akımının en beğenilen figürlerinden, Ezra Collective’le de çalışmış olan Yazmin Lacey ise Babylon’da dinleyicisini ağırlayacak.
Ve Londra sahnesinden dikkat çekici bir başka konser de Sarathy Korwar Drum Ensemble konseri. ABD’de doğan, Hindistan’da büyüyen ve uzun zamandır Londra’da yaşayan Korwar, Britanya’daki yeni caz hareketinin en özgün davulcu ve bestecilerinden biri. Hint klasik müziğinin ritmik yapıları, Güney Asya halk müzikleri, spiritüel caz ve elektronik müzik onun çalışmalarında sürekli birbirine açılıyor. Drum Ensemble projesinde melodik çalgılardan çok davullar, davulların tetiklediği elektronik sesler ve insan sesi merkeze alınıyor. Korwar’a Magnus Mehta, Donna Thomson ve Prathap Ramchandran’ın eşlik edeceği bu konser, benim ilgimi çekmese de meraklısı için iyi bir konser olacağına eminim.
Bunların dışında 8 Ekim’deki Latin cazın ustalarından büyük grupla gelen Arturo Sandoval, 9 Ekim’de Babylon’da sahne alacak Kassa Overall konserleri de dikkat çekici. Festivalin dünya müziğine açılan tarafında ise festivali 11 Ekim’de kapanışında çalacak olan Savina Yannatou, Primavera en Salonico ve Tunuslu vokalist Lamia Bedioui ile birlikte Watersong projesini seslendirecek. Yannatou, Akdeniz halk şarkılarını yıllardır serbest doğaçlama ve çağdaş müziğe açan çok özel bir yorumcu. Bu havzada konuşulan hemen tüm dillerde şarkılarını söylüyor. Ayrıca genç Türk cazcıların sahne alacakları kulüp geceleri ve genç Avrupalı cazcılara yer açan ACT konserleri de övgüye değer etkinlikler. Zira birçok genç müzisyen, seslerini duyurabilecekleri, dinleyiciye ulaşabilecekleri mecraları bulmakta zorlanıyorlar.
36. Akbank Caz Festivali bu yıl da günümüz cazının türlü renklerini önümüze seren bir programla salonları şenlendiriyor
Bu yıl ana akım cazın büyük ve güvenli isimlerinden çok, müziğin bugün nereye doğru gittiğini gösteren sanatçılara alan açıyor. Emeği geçen herkese teşekkürler.
Alper Kaliber
Cazkolik.com / 18 Eylül 2026, Cuma
Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.