Akbank Caz Festivali kapsamında Babylon`da sahne alan Robert Glasper ile buluşan caz müzisyeni dostlarımız Ozan Musluoğlu ile Can Çankaya birlikte harika bir söyleşiye imza attılar.

Akbank Caz Festivali kapsamında Babylon`da sahne alan Robert Glasper ile buluşan caz müzisyeni dostlarımız Ozan Musluoğlu ile Can Çankaya birlikte harika bir söyleşiye imza attılar.

Dinlemeye başladığınız müzik Robert Glasper`ın 2009 yılında yayınladığı albümü Double Booked`dan alınan 59 South isimli çalışmasıdır.


21. Akbank Caz Festivali biteli onbeş günden fazla oldu ama konserlerin etkisi halen cazseverlerin üzerinde devam ediyor. Biz de Cazkolik olarak bu etkiyi daha da sürdürmeye kararlıyız. 20 Ekim akşamı festival kapsamında Babylon sahnesinde "Experiment" projesini gerçekleştiren Robert Glasper ile caz sahnemizin seçkin müzisyenleri, sevgili dostlarımız Ozan Musluoğlu ve Can Çankaya konser öncesinde ünlü müzisyenle bir araya gelip birlikte oldukça içten, müzisyenlerin kendi aralarında konuştukları dinamik, yaratıcı harika bir söyleşi ortaya çıktı. Glasper gibi cazın geleceğine ilişkin sözü ve günümüzün en baskın müzik türü hip hop ile caz arasında kökenleri itibariyle yeni bağlar kurma arayışı içinde olan usta müzisyenin anlattıkları bize ikibinlerin ötesindeki cazın geleceğine dair önemli şeyler söylüyor.

Bir solukta okuyacağınız bu güzel söyleşi için öncelikle dostlarımız sevgili Ozan Musluoğlu ve Can Çankaya`ya özel olarak teşekkür ediyoruz.

Bir teşekkür de aşağıda okuyacağınız söyleşiyi Cazkolik okurları için titizlikle Türkçeye aktaran iyi bir Cazkolik okuru ve iyi bir cazsever olan dostumuz sevgili Ümit Coşkun`a.


Robert Glasper: "Aslına bakarsanız caz, bir

bakıma ellilerin, altmışların hip-hop’udur..."

Ozan Musluoğlu: Robert merhaba, bu konserle İstanbul’a grubunla ilk gelişin mi?

Robert Glasper: Bundan önce de triomla İstanbul Jazz Center’da çalmıştım. 2005 veya 2006 olmalı...

Ozan Musluoğlu: Sen şu anda caz ve hip-hop gibi dinleyicileri ve yapısı birbirinden çok farklı iki müzik türünün sentezinden oluşan çalışmalar yapıyorsun. Bu iki farklı türün biraraya gelmesiyle ilgi neler söyleyebilirsin?

Robert Glasper: Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum çünkü biliyorsunuz caz dinleyicilerinin çoğunu orta yaş ve üstü insanlar oluşturuyor. Bir çok insan, cazın geçmişte kaldığını ve hatta öldüğünü, bizlerinde onu saygıyla anması gerektiğini söylüyor. Ben böyle düşünenlerden değilim. Bana göre caz evrim geçiriyor ki böyle de olması gerekir. Aslına bakarsanız caz, bir bakıma ellilerin, altmışların hip-hop’udur. Ben de kendi kuşağımdaki müzisyenlerle, cazı o yıllardan günümüze getiriyorum. Bizim yaşlarda ve bizden daha genç olan insanlar caz standartları ile ilgilenmiyorlar. “Stella by Starlight” genç neslin ilgisini çekmiyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, annem bir caz vokalisti olmasına rağmen eğer konservatuvara gitmemiş olsaydım ben de caz standartlarının çoğunu bilmiyor olacaktım. Ortalama bir dinleyici, eğer caz ile ilgili bir konservatuvara gitmiyor ya da bir caz radyosu dinlemiyorsa standart parçaları duyması pek olası değil. Zaten standart cazdaki ‘sound’un yada ‘swing’in bu güne ait olduğunu düşünmüyorum. Günümüzde insanlar; rock, hip-hop, R&B, soul dinliyorlar. Ben de bunları alıp cazla birleştiriyorum. Bazı insanlar benim çağ ötesi birşeyler yaptığımı düşünüyorlar. Hayır, aslında ben sadece bu güne dair birşeyler, güncel olanı yapıyorum. Aslında zor olan güncel olmayanı yapmaktır. Örneğin geçmişten birşeyler yapacak olsam gidip o dönemi çalışmam, daha fazla çaba sarfetmem gerekir.

Can Çankaya: Biliyorsun, caz aslında bir lisandır.

Robert Glasper: Kesinlikle bir lisandır ve ben bu lisanı da, kendi dönemimin müziğini de biliyorum, kullanıyorum. Bizden öncekilerde bunu yaptılar; Herbie Hancock, Oscar Peterson, Art Tatum... Örneğin blues çaldılar. Bu da onlar için başka bir müzik türüydü. Şimdi bizim o zamankinden daha çok üzerinde çalışabileceğimiz ve bizi etkileyen müzik türü var. Biz modern caz müzisyenleriyiz ve yaptığımız da caz. Miles Davis eğer yaşıyor olasaydı, Jay Dilla, Pete Rock ile albüm yapardı. O, modern kalma konusunda uzmandı. Geniş bir kitle tarafından sevilmesinin sebebi de budur. Hep aynı şeyi çalardı ama çaldığını o döneme çok iyi adapte ederdi.

Can Çankaya: Aynı şeyi ama farklı zamalarda çalardı. (Gülüşmeler). Bana bunu Mulgrew (Miller) söylemişti. “Miles Davis hep aynı şeyi çalar ama farklı zamanlarda...”

Robert Glasper: Evet, aynen öyle.. (Gülüyor). Miles doğru zamanda doğru grubu kurma konusunda da ustaydı. Elliler, altmışlar, yetmişler, seksenler... Hep farklı gruplar kurdu. Ellilerde Wynton Kelly, sonrasında Bill Evans, Herbie Hancock... Her zaman, günün ‘sound’una uygun grubu kurmayı başarmıştır. Değişim ve gelişim... Aslında cazın geleneği budur. Eğer değişiyor ve gelişiyorsan cazın geleneğine uygun hareket ediyorsun demektir. Bir yere çakılıp kalıyorsan bu caz değildir. Bunun aksini söylüyorsan, cazın ne demek olduğunu bile bilmiyorsun demektir. Kırklarda birinin çıkıp caz budur dediğini ve Miles Davis’in, John Coltrane’in, Herbie’nin de hiç bir şey yapmadığını düşünebiliyor musunuz?

Can Çankaya: Herhalde caz, bir otel grubunun çaldığı müzik olarak kalırdı.

Robert Glasper: Herşeyin New Orleans’ta başladığı gibi devam ettiğini düşünün. Birilerinin çıkıp yeni bir şeyler yapması gerekiyordu. Bazıları beğendi, bazıları beğenmedi ama yeni birşeyler yapıldı ve caz evrim geçirdi. Kimileri çıkıp “Biz bunu beğenmedik” de diyebilir, bu da normaldir.

Can Çankaya: YouTube’da Roy Hargrove’un bir röportajını görmüştüm. O’na hip-hop hakkında ne düşündüğünü sormuşlardı ve O da hip-hopu cazın torunu olarak tanımlamıştı.

Robert Glasper: Evet, kesinlikle. Eğer caz olmasaydı hip-hop da olmazdı. Caz, hip-hopun temelidir. Caz olmasaydı fusion diye bir şey de olmazdı. Biliyorsunuz, fusion denilen tür, cazın diğer müzik türleriyle etkileşimidir.

Can Çankaya: Dediğim gibi benim için caz bir müzik türü olmaktan öte, konuştuğumuz bir lisandır.

Robert Glasper: ...ve söylemek istediklerinizi bu lisanla da söyleyebilirsiniz, aynen katılıyorum.

Ozan Musluoğlu: Senin Vicente Archer ve Chris Dady Dave ile bir grubun daha var, bu iki grubu nasıl yürütüyorsun?

Robert Glasper: Normalde, bir triom bir de “Experiment” grubum var. Bu grup Experiment grubu olacaktı, bir süre önce ayarlamıştık ama Casey, Patrick Stump’la birlikte Fall Out Boy’da çaldığı için turnenin bu yarısına katılamıyor, Chris katılıyor. Bazen grubun tamamını toplamak zor oluyor. Ben yine de bu açıdan şanslıyım ama bu sıralar bir grubu birlikte tutmak gerçekten çok zor. Normalde, Experiment grubu Derreck (bas), Chris (davul) ve Casey’den oluşuyor bir de DJ olarak Oliver Lake’in oğlu Jahi Sundance var.

Ozan Musluoğlu: Senin “Double Booked” albümünde DJ Logic de var değil mi?

Robert Glasper: Yok hayır.

Ozan Musluoğlu: Bir önceki miydi? Yo hayır pardon, O Christian McBride albümüydü.

Robert Glasper: Evet, Christian McBride’dı.

Can Çankaya: Biz, Dj Logic ile burada çaldık, daha doğrusu beraber bir konserimiz vardı. Ben aynı zamanda bir Slum Village hayranıyım. Yaptıkları işleri çok beğeniyorum.

Robert Glasper: Ben de.

Ozan Musluoğlu: Fantastic Volume 2...

Can Çankaya: Evet, fantastic isimli bir şarkıları var ama içinde fantastic geçmiyor (gülüşmeler)...

Robert Glasper: Ama bir sürü fantastic içeren ‘loop’ var...

Can Çankaya: Diğer albümleri Trinity (Past, Present and Future)’u da beğeniyorum. Onlarla hiç biraraya geldin mi?

Robert Glasper: Bir kere onlarla çalmıştım. The Roots için çaldığım zamalarda, New York’da Jay Dilla anısına bir tribute yapılmıştı ve Slum Village da katılmıştı. Hatta Jay Z. de birkaç parça için bize katılmıştı, büyük bir süprizdi ve çok güzel geçmişti. Slum Village’den T3’i iyi tanıyorum aslında hepsini iyi tanıyorum.

Can Çankaya: Grupda bir de Elzhi var değil mi?

Robert Glasper: Elzhi ayrıldı, kariyerine solo olarak devam etmek istedi. Yeni bir albüm çıkardı, belki biliyorsunuzdur. Onunla da iki ay önce New York da beraber çalımıştık. Slum Village ile ilk defa, Bilal’in ilk albümü için Jay Dilla ile çalıştığımız zaman karşılaşmıştım.

Can Çankaya: Bilal ile seni Highline Ballroom’da izlemiştim.

Robert Glasper: Gerçekten mi? Bilal’in ilk albümü için, Jay Dilla ile çalışma durumumuz olmuştu ve o sıralar da T3 ve diğerler ile zaman geçirme imkanım olmuştu. Dilla benim favorimdir.

Can Çankaya: Dilla hakkında neler söyleyebilirsin?

Robert Glasper: Dilla’nın soundu beni içine alıp götürebiliyor. Aynı zamanda parçaları çok melodiktir. Bana göre en melodik hip-hop yapımcısı.

Can Çankaya: Sen hiç bu tarz bir yapımcılığı denedin mi?

Robert Glasper: Yoo hayır... Çok önceleri denemiştim ama limitlerimi bilirim. Ben bu işi iyi yapanlarla birlikte çalışmayı tercih ederim. Eşlik etmek benim için daha uygun gibi geliyor.

Can Çankaya: Bu ya da bundan önceki albümünde miydi emin değilim “Yes I`m Country” isimli bir parçan vardı. Burada ne demek istiyorsun. “Country” ile ilgin varmış gibi görünmüyor.

Robert Glasper: Aslında öyleydim. Onbeş yıldır New York’tayım ama öncesinde Houston / Teksas’taydım ve orada büyüdüm. New York’a ilk geldiğimde aksanım taşralıydı.

Can Çankaya: Anladım. Yani bu aslında aksana yapılan bir gönderme. Ben de müzikle ilgili bir şey sanmıştım.

Robert Glasper: New York’a ilk geldiğim zamanlarda, insanlar aksanımdan dolayı hep nereli olduğumu sorarlardı ama artık pek farkedilmiyor. Zamanla aksamın değişti...

Ozan Musluoğlu: Seni takip eden ve seni örnek olan müzsisyenlere neler önerebilirsin. Nereden başlamalılar? Ne çalmalılar? Nasıl çalışmalılar?

Robert Glasper: Ben Houston’da performans sanatları ile ilgili eğitim veren bir liseyi bitirdim. Jason Moran da aynı dönemde olmasa da o okuldaydı ve diğer birçok müzisyen... Daha sonraları, yine üniversitede de caz üzerine eğitim aldım. Sonuçta bütün bu eğitimlerle birlikte caz geleneğinden geldiğimi söyleyebilirim. Aslında bu biraz da sizin neyi hedeflediğinizle ilgilidir. Eğer çok iyi bir caz piyanisti olmak istiyorsanız, mutlaka caz tarihini çalışmanız gerekir çünkü bu işin sadece bir kısmını öğrenerek iyi bir müzisyen olamazsınız. Kim sadece bir yıllık eğitim veren tıp fakültesinden mezun olmuş bir doktora gitmek ister ki? (Gülüşmeler) Cazı her dönemiyle çalışsınlar ama geleneğe de kendilerini kaptırmasınlar. Caz tarihini çalışın, onu iyi bilin ama kendi fikirleriniz olsun ve mutlaka diğer müzik türlerini de dinleyin. Diğer müzik türlerinden etkilenerek kendi soundunuzu yakalayabilirsiniz. Beste yapmak da çok önemlidir. Kendi soundunuzu, başkalarının yaptıklarını çalarak değil, kendi bestenizi yaparak yakalayabilirsiniz. Bu benim için de geçerliydi. Ben de beste yapmaya başladıktan sonra kendi soundumu yakaladım. Kendi kalıpların, kendi akorların bunlar hep senin üslubunu oluşturuyor. “Kendine ait” olanı başkalarının ürettikleriyle elde edemiyorsun. Bu biraz da kendi diktiğin takım elbiseyi giymeye benziyor. Sana göre dikilmiş bir takım elbise... Kendi besten de böyledir “sana göre” dir. Beste yapmak çok ama çok önemlidir. Göreceksiniz ki etkilendiğiniz şeyler, oluşturduğunuz eserde kendisini gösterecektir. Bu alanda çalışan öğrencilere bol bol yazmalarını öneriyorum. Şöyle de bir durum var. Ortalama bir dinleyici sizi, sizin yaptığınız şarkılarla tanıyor, o muhteşem akorları ne kadar hızlı çaldığınızla ilgilenmiyor çünkü bunu ancak bir başka müzisyen anlayabilir. Ortalama dinleyici sadece güzel bir şarkı ister, aynen diğer bütün müzik türlerinde olduğu gibi. Biz cazı sadece “solo” dan ibaret görüyoruz, caz dinleyicilerinin sayılarının az olması da bu yüzden, oysa ki “solo” diğer müzisyenlerin ve az sayıda dinleyicinin ilgisini çeker. Güzel şarkılar yazdığınızda, sıradan dinleyiciler de sizi dinlemeye gelecektir, kompleks şarkılar ortalama dinleyicinin uzaklaşmasına neden olur. Tabii ki kompleks şarkılar da olmalı ama her zaman değil.

Can Çankaya: Ben aslında senin de şarkılarında bir miktar kompleks olma durumu görüyorum. Farklı ritimler vs. Marcus Gilmore da Vijay Iyer’le dün buradaydı ve onunla da bu konudan bahsettik.

Robert Glasper: Marcus Gilmore’da muhteşemdir. Basit çalar ama aynı zamanda karmaşıktır da. Çok çılgınca. Marcus Gilmore’u severim...

Can Çankaya: Aynen öyle. Onunla da bu bölümler arası ritmik değişimlerden ve parçalardaki karmaşıklıktan bahsettik. O da şöyle bir şey söyledi: “Ben bu tip şeyler çalarken müzikal cümlelere bakarım. Tek tek her vuruşu saymam”. Ben senin müziklerini de dinlerken aynı karmaşıklığı görüyorum ama kulağa çok doğal geliyor. Senin müziğini sevmemin ana sebebi de budur aslında.

Robert Glasper: Stevie Wonder gibi... Bana göre tapılası bir bestecidir. Herkes Stevie Wonder şarkısı söyleyebilir. Yazdıkları aslında çok zor parçalardır ama kulağa çok doğal ve basit gelir. Benim şarkılarımda da melodi önceliklidir ve kulağa basit gelmesini önemserim.

Ozan Musluoğlu: Turnelerin oluyor ve sıklıkla seyahat ediyorsun. Hem Avrupa’da hem de Amerika’da konserler veriyorsun. Amerikalı ve Avrupalı dinleyicileri kıyasladığında neler söyleyebilirsin?

Robert Glasper: Ben burada daha çok takdir edildiğimizi ve daha çok ilgi gördüğümüzü düşünüyorum. Buna sebep olarak da, cazın Amerika’ya göre Avrupa’da daha nadir rastlanan bir aktivite olmasını gösterebiliriz. Amerikalılar için caz alışıldık bir şey ama avrupalılar için durum böyle değil. Burada insanlar caza daha az rastlıyorlar. Örneğin, New York’da adım başı bir ‘jam session’a rastlarsınız ve bu orası için normaldir. Avrupa’da böyle şeylere rastlamak pek alışıldık birşey değildir. Bu da insanların bize burada daha çok saygı ve ilgi göstermelerini sağlıyor.

Can Çankaya: Caz standartlarına geri dönersek, ben New York’da şunu gördüm: bir ‘jam session’a katırlırsınız ve orada bir standart çalarlar ama sizin bu parça hakkında hiç bir fikriniz olmaz. Senin de muhakkak kendi standart repartuvarın vardır ama yine de bu tip aktivitelerde başına bahsettiğim gibi durumlar geliyor mu?

Robert Glasper: Evet tabii ki ben de zaman zaman bu tip durumlarla karşı karşıya kalıyorum. O gibi durumlarda, parçayı bilen başka bir piyanistin olmasını dilerim. (Gülüşmeler) İkibinlerin başında, ‘jam session’lara katıldığım sıralarda böyle şeyler yaşamıştım.

Can Çankaya: Bana göre şöyle bir şey var. Eğer parçayı bilmiyorsan, gruba katkı sağlaman imkansız oluyor. Bu gibi durumlarda kalmamak için bütün standartları bilmelisin ve eğer tüm eforunu bu yönde harcarsan sadece bir ‘jam session’ müzisyeni olursun. Session piyanisti olmak ve özgün bir piyanist olmak arasında ince bir çizgi olduğunu düşünüyorum.

Robert Glasper: İşin komik tarafı bu şarkılar orda burada sıkıkla duyabileceğiniz şeyler de değil. Kimisi yerel parçalar ama bu tip ‘jam session’lar bir müzisyenin tanınılırlığı açısından da çok önemli. Birisi gelir sizi beğenir ve hemen numaranızı alır. Bir gün, küçük bir kulüpte ‘jam session’da çalarken Russell Malone geldi, benim numaramı aldı ve iki buçuk yıl onunla çaldım.

Can Çankaya: Repertuvarında yaklaşık olarak kaç tane caz standartı var?

Robert Glasper: Açıkçası çok emin değilim. Okul zamanında, elimize bir liste verirler ve o standartları öğrenmemizi isterlerdi. Sanırım 50 civarında standart biliyorum. Bunların ‘jam sessionlar’da çok faydası oluyor. Orada neler çalındığını anlamak ve ayak uydurmak için bilmek gerekiyor.

Ozan Musluoğlu: Bahsettiğimiz gibi, iki faklı grubun var: Experiment ve Acoustic Trio. Her iki gruba ayırdığın zamanı kıyaslarsan hangisi daha ağır basıyor?

Robert Glasper: Şu sıralar daha çok Experiment’la çalışıyorum. Aslında bu değişiyor. Mesela, geçtiğimiz ay Acoustic Trio ile çalıştım bu ve önümüzdeki ay ise Experiment’la çalışacağım. Ağırlık, dönem dönem değişiyor. Ocak ayında Experiment ile kaydettiğimiz albüm çıktığında da 2-3 ay boyunca yine onlarla çalacağız. Sonra tekrar Acoustic Trio... Farklı işler yapmak önemli çünkü dünyada caz dinleyicisinin sayısı az ve sadece onların anlayabileceği işler yaptığınızda dinleyici kitlenizi genişletemiyorsunuz. Daha çok insana ulaşmayı önemsiyorum.

Can Çankaya: Mulgrew’u (Miller) izledin mi hiç?

Robert Glasper: Geçen Temmuz’da İtalya’da görmüştüm.

Can Çankaya: Nasıldı?

Robert Glasper: Güzel, süperdi.

Can Çankaya: Onu Ron Carter trio ile de dinlemiştik.

Robert Glasper: Russell Malone’la değil mi? O’nu da çok beğenirim.

Ozan Musluoğlu: Ben de Mulgrew’u, Kenny Baron’la çaldıkları duoda dinlemiştim.

Robert Glasper: Kenny Barron’da iyidir ama Mulgrew ile kıyaslanamaz bence. Kenny Barron, daha gelenekseldir. Mulgrew hem geleneksel hem de ‘hınzır’dır.

Can Çankaya: ...ama yaptıkları da kulağa çok doğal gelir.

Robert Glasper: Evet. Mulgrew’un kendine ait bir üslubu, bir lisanı vardır. Bu çok önemlidir.

Can Çankaya: Aynı zamanda çok duygulu bir insan. Bence bu da çok önemlidir. William Paterson’dayken onunla birlikte çalmıştık ve müthişti. Mulgrew benim idolümdür.

Robert Glasper: Evet, benim de... Çok da çalışkan bir insandır.

Ozan Musluoğlu: Bir akustik gruba göre ses seviyeniz sahnede oldukça yüksek. Bunu nasıl başarıyorsun. Kendi ses teknisyenin mi var yoksa gittiğin yerlerdeki çalışanlara mı güveniyorsun?

Robert Glasper: Hayır, bir ses teknisyeni bulundurma gibi bir durumum yok. Ben sadece dinlerim ve ona göre ayarlamaları yaparım.

Ozan Musluoğlu: Son yaptığın bir ayarlama vardı. Davulun sesini biraz kıstırdın galiba, piyanoyu daha öne çıkarmak için...

Robert Glasper: Evet yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışırım. Eğer, etrafta başka bir piyanist yoksa Derreck piyanonun başına oturur ve ben de sesin nasıl duyulduğuna bakarım. Ses, salondan salona da farkediyor. Bazı salonlarda daha iyidir.

Ozan Musluoğlu: Peki, son olarak bize gelecek planlarından bahsedebilir misin?

Robert Glasper: Yeni bir albüm kaydettim. Ocakta piyasaya çıkacak. Experiment grubumla yaptık. Yine Chris, Casey, Derreck ve birçok özel konuk sanatçı var. Vocaller, MC’ler... Tam bir sentez albümü. Mainstream severlerinde genç caz dinleyicilerinin de çok hoşlarına gidecek. Şöyle bir durum var: biz cazseverler olarak diğer birçok müzik türüne açığız ama mainstream dinleyenler öyle değil, onlar cazı pek sevmezler, dolayısıyla eğer mainstreame yakın bir şeyler yaparsanız her iki grubunda beğenisini kazanırsınız. Bu albümde de Erykah Badu, Mos Def, Lupe Fiasco, Bilal, Meshell Ndegeocello, Lalah Hathaway, Ledisi gibi önceden de birlikte birşeyler yaptığım birçok iyi müzisyenle çalıştım. Bir buluşma noktası gibi aslında. Birbiriyle çok fazla bağlantısı olmayan insanlar biraraya geldi. Dinleyicinin de bunu seveceğini düşünüyorum.

Can Çankaya: Q-Tip belki... O da var mı?

Robert Glasper: Çok istedik ama malesef vakti olmadığı için katılamadı. Belki ilerideki albümlerde...

Ozan Musluoğlu: Biz bu tarz röportajlarda sanatçıyı çok fazla yormamaya dikkat ediyoruz çünkü dinlenmeye ihtiyaç duyuyorlar. Bize vakit ayırdığın için teşekkür ederiz.

Cazkolik.com / 14 Kasım 2011, Pazartesi

 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.