Fotoğraflar: Cem Gültepe
Arturo Sandoval, ne tür müzik yaptığını uzun zamandır bildiğim ama şimdiye kadar canlı hiç dinlemediğim bir müzisyendi. Akbank Caz Festivali’ne kalabalık, elektrikli bir kadroyla geleceğini gördüğümde bu güzel tanışma fırsatını kaçırmak istemedim.
Oturduğunuz yerde tempo tutmadan izleyemeyeceğiniz bu tür latin kombolarından Ray Barretto ve Tito Puente’yi bir zamanlar çok dinlemiştim. Seksenlerde çok meşhur olan Gloria Estefan ve Miami Sound Machine ise benim için sinir bozucuydu. TRT bir dönem bıktırana kadar ekrana çıkarırdı onları. (Conga ve Oye Mi Canto’yu hayatım boyunca bir daha duymak istemiyorum).

Arturo Sandoval, müziğini ve repertuvarını Küba müziğiyle sınırlayan biri değil; zaten konserinde bunu gösterdi
Chucho Valdés önderliğindeki caz fusion grubu Irakere’nin tarzını yıllarca yönlendiren müzisyenlerden biriydi. Çarşamba akşamı Feridun ağabeyle konseri ismini bir gece önce Dhafer Youssef’ten öğrendiğimiz ışıkçı Orhan’ın, ses ve ışık kontrol masasının hemen yanında izledik. Feridun ağabey, konser başlamadan gitarist adaşım Cenk Erdoğan’la sohbet ederken onun o akşam özellikle Will Brahm’ı izlemeye geldiğini öğrenmiş. Doğal olarak ben de ona biraz daha dikkat kesildim.
Konser kadrosu küçük bir big band gibiydi;
• Arturo Sandoval: trompet, piyano, timbal, vokal
• Lisandro Pidre: piyano
• William Brahm: gitar
• Daniel Feldman: davul
• Maximilian Gerl: bas gitar
• Michael Tucker: tenor saksofon
• Larry Bustamante: bariton saksofon
• Keith Fiala: trompet
• Samuel Torres: perküsyon
İkimiz de doğrusu hiçbir müzisyeni tanımıyorduk. Grup konseri kısa bir introyla açtı, ardından Sandoval sahneye girip timballerin başına geçti. Konser boyunca trompetinin yanı sıra piyanoya geçip trio formunda baladlar söyledi, bol bol şaka yaptı, kısa hikâyeler anlattı; eksiksiz bir şovmenmiş Sandoval usta. Sahneden inip seyirciyle sohbet de etti. Konsere gelen üç dört kişilik Kübalı bir grupla karşılıklı atışıp, gülüştüler; onlar Marianela’yı isteyince hiç ikiletmeden çaldı. Sonradan öğrendim ki karısına yazdığı bu parça, onun en bilinen eserlerinden biriymiş. Bebop’un ne olduğu sorusuna Clark Terry’nin, Charlie Parker’ın ve Sandoval’ın mentörü Dizzy Gillespie’nin nasıl cevaplar verdiğini, gelininin ve oğlunun müziğini demode bulmasını da eğlenceli bir dille anlattı.

Müzisyenler de en az o kadar etkileyiciydi
Tenor ve bariton saksofon uzunca bir soloyu unison çaldı; keşke kaydetseydim, inanılmaz bir ustalıktı. William Brahm’ın solosu, Joe Pass inceliğindeki cümlelerin Frank Gambale’nin keskin tonu ve hızıyla icrası gibiydi. Cenk Erdoğan’ın referansı boşuna değilmiş.
Başta söylediğim gibi, repertuvar Küba’yla sınırlı kalmadı. Thriller’la başlayan bir medley’nin ardından Nat King Cole’la ünlenen Charlie Chaplin bestesi Smile’ı çaldılar; Sandoval, Rhodes piyano ve nefesliler eşliğinde harika bir scat yaptı. Son albümü Sangu’yu tüm salona söyletti, herkesi çok eğlendi.
Konser bitince Feridun ağabey, Sandoval’ın geldiği müzisyenlik noktasını tek cümleyle özetledi: “Fenafillaha ermiş artık bu”.
Cenk Akyol
Cazkolik.com / 19 Ekim 2026, Pazartesi
Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.