Başladığım yerde bitsin isterdim, Düşlerimin seyahati...

Başladığım yerde bitsin isterdim, Düşlerimin seyahati...

Başladığım yerde bitsin isterdim,
Düşlerimin seyahati...
Şimdi tüm çorak topraklar tanır beni,
Yalnızlığa alışmış tüm karanlıklar...
Vakitlice kalkmak gerekli evet!
Vakitlice sevmek gibi...

 

Oğuzhan Aydemir

 

Hep yalpalıyor insan üzerinden sekip değmeden, görmeden yaşayıp gitmek istediği gerçekleri es geçmeye çalışırken...

 

Aslında, birini diğerine değişirken hayattaki seçimlerin, hayal ve gerçeklik arasında kalmakla başlıyor her şey...

 

Sarsıcı, umursamaz ve gerçekçi olmak artık sıkıcı geliyor düş dünyasından koparken...

 

Orda bir yol yok mu? Oraya dahil olurken korkmayacak biri yok mu?

 

Sessizlik geliyor çarpıyor tüm gücüyle kapıyı yüzüne...

 

Hayırlı olan sessizlik diyor ama dinmek bitmiyor halen bastırılmamış isyan, gerçeklerin ve onun imge gücünün samimiyetinin çelişkisi içindeki boşluğu dolduramamış...

 

Dolmuyor, dolmayacak ve dolmasını istedikçe bunu daha mı küçülerek yapacak her seferinde insan diye düşünüyor alt benliği...

 

Bazen de anlatmak istiyor onun içinde yaşayan, büyüyen ve kabullenip bağrına bastığı ve hayranlık duyduğu şeyleri...

 

Beklemeden sadece anlatmak ve anlaşıldığından emin olarak evrene düş dünyasından sihirli bir an bırakmak istiyor büyülü atmosfere karışan... Anlaşılmıyor anlaşılan diyor Bill Evans...

 

Anlaşılmıyor ve yalpalayan parmak izleriyle çarptırarak başlıyor söze. Albüme ismini veren Michel Legrand parçası ‘’I Will Say Goodbye’’ile.

 

Bill Evans’ın 1977 yılında kaydettiği ve ancak ölümünden sonra 1980 yılında ortaya çıkan albümü ile 1981 yılında en iyi enstrümantal caz dalında Grammy ödülü alıyor. Albümün en ilginç yanlarından biri ise Evans’ın ölümü ve hayatındaki trajik olaylar arasında, bu albümü başına geleceklerden habersizken öncesinde olacakları bilen bir kahin gibi kaydetmesi.

 

Onun müziğinde kendi kırılganlığını yansıtan kristal bir cama dokunurcasına dinleyiciye hissettirdiği tuşelerinin, sona yaklaşırken bir veda iniltisi gibi çınlaması, sanatın yaşam süreciyle akılsal olmasa da duygusal olarak ne kadar birlikte ilerlediğini bize göstermiyor mu aslında?

 

Bu albümde "The Bill Evans Trio" olarak Eddie Gomez bas, Elliot Zigmund davul çalıyor. Kardeşi ve en yakın arkadaşının ölümü üzerine bağımlılıklarına yeniden dönmek için bahane bulan Evans, kurduğu her melodik cümlenin üzerindeki duyguyu yön olarak çok iyi tayin ederek büyük bir jübile yapmak istiyor bu vedalaşmada.

 

Anlaşılmayan sadece düş dünyası değil diyerek yüzsüz arsız sevgiyi tanımlıyor da aslında. Sevgi sadece verilen bir şey değildir, evinde gibi hissetmektir. Artık yoruldum burda kök salabilirim demektir diye ekliyor. Dışarısı çok soğuk içeride ısınacağım diyebilmek ve seni tanıyanların seni selamladığı bir akşamda sofraya davet edilmektir derken, melodiler hep bir yarım kalmışlık hissiyle ‘’A house is not a home’’ konuşuyor seninle.

 

Bazen yıllarca evi bulamıyor olabiliyor insan. Yaşamın en ağır geldiği noktalardan biri bir yere gidememek olsa da bir yere dönememekte devam eden bir uğursuzluk sanki insanoğlunun alnına yazılmış olan. Yine de çok ciddiye almamalı içinde ne kadar kalacağını bilmediğimiz dünya denilen bu yeri gibi devam ediyor melodilerde ironisi Evans’ın. Doğru ya insan aslında bir duyguyu çok yaşadığında artık onu sıradanlaştırmak için kara bir mizah anlayışına sahipte oluyor.

 

İnsan ilişkilerinde en basit temeli kurduğumuz şey, almak ve vermek üzerine. Acıklı olan tarafı paylaşmak üzerine dayanması gereken şeylerin üzerinin de bu kuralla örtülmesi. Bir şey almadan ve vermeden bazen sadece anlatabilir insan. Sadece bunun üzerine düşünmeden, başkasının hayatında parıltılar yaratabilir ya da kendi hayatına pırıltılı hikayeler serpiştirebilir. Zaman zaman ihtiyacımız olan şey denizde yüzmek ve büyük kulaçlar atmak yerine; onun ihtişamını, maviliğinin verdiği derinlik hissini ve içindeki yaşayan canlıların mutluluğunu uzaktan izlemektir. Bu da bize bizi katan eşsiz bir deneyimdir ve daima besleyici olacaktır. ‘’Seascape’’ parçası işte hayranlık uyandıran manzarası, maviliği, derinliğiyle tam da böyle hisler uyandırır.

 

Bill Evans caz müzikte "third stream" denilen akımın vazgeçilmez bir ismi ve ilham kaynağı olan çok önemli bir besteci ve piyanisttir. Klasik müzik ve cazın çeşitli stillerinin karışımıyla ortaya çıkan dahiyane müzikal yaklaşımları ondan sonra gelen tüm müzisyenler için yol göstericidir. O tüm bunları yaparken üzerinde çok çalışmış, sadece duygusal değil akılsal boyutta da müziğin anlatıcılığına kafa yormuştur. Kullandığı notalardaki nağmeli melodik dizileri, serbest ritimsel yaklaşımları ve cazın dünya tarafından bir sanat müziği kavramı içine yerleştirilmesine neden olan izlenimci bestecilerin armonik yaklaşımlarını benimseyip kullanmasıyla sadece caz müzikte değil müzikte de fark yaratan isimlerden birisidir.

 

Tutunamadığı yerlere müzikle dokunan, zamanın içine zamansızlıklar bırakan romantizmi adeta vakitlice sevmesini bilmek, vakitlice gitmesini bilmek ile doludur onun bu albümünde…Kim bilir bildiği karanlıklar bilmediği ortaklıklardan daha merhametlidir hayatında. Elvedaların getirdiği yeni başlangıçlarda, Bill Evans ışığında yeniden buluşmak dileğiyle.

 

Şenay Ocak

 

Cazkolik.com / 05 Eylül 2021, Pazar

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Şenay Ocak

Caz vokalisti ve eğitimci Şenay Ocak müzikoloji üzerine yüksek lisans yapıyor, yurtiçi ve dışında caz üzerine akademik çalışmalarını, proje ve eğitimlerini sürdürüyor.

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X