Beethoven'ın olmadığı bir dünya mı?

Beethoven'ın olmadığı bir dünya mı?

Deutsche Welle "Beethoven'ın olmadığı bir dünya mı?" başlıklı üç bölümlü bir belgesel hazırladı. Malum, bu sene Beethoven'ın doğumunun 250. yılı. Covid-19 nedeniyle besteci için hazırlanan anma etkinliklerinin hiç biri gerçekleşemedi ama hakkında yazılar yazıldı, masa başında içerikler üretildi. Deutsche Welle'nin yaptığı da bu kapsamda daha geniş bir çalışma.

 

DW sunucusu Sarah Willis Beethoven'ın olmadığı bir dünya bu kesinlikle düşünülemez diyor. Berlin Filarmoni Orkestrası'nda French horn sanatçısı olan Willis belgeselde müzisyenlere, yöneticilere, bestecilere ve uzmanlara yenilikçi besteci Ludwig van Beethoven olmasaydı bugünün müzik dünyasında ne eksik olurdu  sorusunu yöneltiyor.

 

Yedi episoda ayrılan film bestecinin konser sektörü, müzisyenler ve hatta popüler müzik üzerindeki etkisine ışık tutuyor

 

Belgesel, bestecinin geride bıraktığı müzikal mirasa ve mirasın küresel etkisine odaklanıyor. Beethoven'in yenilikçi dehasını, müzikal sınırları zorlayan ve dönemin toplumunu eleştiren bir besteci olarak keşfetmeyi hedefliyor.

 

 

Yaşadığı dönem elektro gitar olsaydı acaba çalar mıydı?

 

Yenilikçi bir besteci

 

"Beethoven bir yenilikçiydi ve dünyayı değiştirdi" demek sıradan bir şey. Film fikrini ortaya atan DW yönetmeni Martin Roddewig, "Bugün hâlâ ne gibi bir etkisi olduğunu görmek istedim" diyor.

 

"Sadece klasik müzisyenlerle konuşmak istemedik. Caz, pop, rock veya film müziği gibi güncel müzik türlerinden gelen müzisyenlere de sormak istedim" diye açıklıyor yönetmen. Roddewig'in filmi Beethoven'ın olmadığı bir dünyayı tanımlamıyor, aksine bestecinin gelecek nesiller için önemini açıklıyor.

 

Film projesi BTHVN 2020 Beethoven Yıldönümü Topluluğu tarafından desteklenmiş ve Federal Kültür ve Medya Komiseri Monika Grütters aracılığıyla Federal Bakanlık tarafından finanse edilmiş. 90 dakikalık belgeselin ilk bölümü 16 Eylül'de DW TV'de izlenebilecek; ikinci bölüm 23 Eylül'de yayınlanacak. 16 Eylül'den itibaren tam uzunluktaki film, Amazon Prime akış hizmeti üzerinden de satışa sunulacak.

 

 

Alman rock grubu Scorpions'un gitaristi Rudolf Schenker müziklerinde klasik etkinin olduğunu söylüyor

 

Beethoven ve rock müzik

 

Rock müziğinde bulunan akılda kalıcı gitar riff'leri, klasik besteciyle ilişkilendirilen ilk müzikal unsurlar olmayabilir, ancak bu Sarah Willis'in Beethoven ile 60'lar ve 70'lerin rock efsaneleri arasında keşfettiği bir bağlantıdır. Beethoven'in Beşinci Senfonisi'nde olduğu gibi, dört açılış notası kullanmanın basit konsepti, bugün hâlâ her türden müzisyene ilham veriyor.

 

Pek çok tanınmış grup, Beethoven ile bağlantısını düşünmemiş olsa bile, kendine özgü gitar rifflerinde sadece birkaç nota kullanarak şöhret buldular.

 

Jethro Tull grubundan Ian Anderson, Beethoven'a birçok ünlü riff için teşekkür etmek gerek diyor. Örneğin, Anderson'ın hit şarkısı "Locomotive Breath" sadece dört nota kullanır. Ona göre Beethoven açık bir asiydi, varolanın dışında düşünmekten korkmuyordu: "Bence Beethoven bugün yaşıyor olsaydı, çamurlu bisikletiyle kirlenen adam olurdu" diyor Anderson belgeselde.

 

Scorpions'ın gitaristi Rudolf Schenker için Beethoven'in Beşinci Senfoni motifinin, en azından Avrupa'da, tüm rock rifflerinin anası olduğu açıktır. Schenker'in grubu için yazdığı melodili gitar rifleri Scorpions'ı dünyaca ünlü yaptı. Klasik müzik genlerimizde var" diyor.

 

Beethoven çok yönlü bir besteciydi. Senfonileri yeni standartlar belirleyen bir devrimciydi ve müzikal romantizmin öncüsü oldu. Hatta bir anlamda ilk "konsept albümü" yarattı: Bir şarkı döngüsü yaratan ilk büyük besteciydi (To the Distant Beloved, 1816). Beethoven aynı zamanda bir doğaçlama ustasıydı. Filmde Willis, günümüz müziği de dahil olmak üzere her yerde Beethoven'ın izlerini bulursunuz diyor.

 

Bestecinin 250 yıl önce doğmuş olmasına rağmen etkisi her yerde görünüyor. Dokuzuncu Senfoni Avrupa Birliği marşıdır ve geçmişte farklı amaçlar için kullanılmasına rağmen özgürlük ve dayanışma sembolü haline gelmiştir. Naziler bir zamanlar Beethoven'ın çalışmalarını propagandalarında kullandılar.

 

 

Belgeselde muhalif demesek de farklı diyebileceğimiz tek görüş Wynton Marsalis'ten geliyor

 

Beethoven ve caz

 

Beethoven'in çağdaşları onun yapıtlarını her zaman anlamadı, özellikle geç dönem eserleri gizemlerle doludur. Ne de olsa, basamaklı piyano bölümleri, eşzamanlı ritimler klasik bir kompozisyonda bulmayı beklediğimiz şeyler değildir. Caz için ise bunlar tanıdık unsurlardır. Aslında Beethoven'ın son piyano sonatı Op. 111, "boogie-woogie" sonatı olarak adlandırıldı.

 

Willis, ünlü caz trompetçisi Wynton Marsalis ile de konuşmuş. Belgeselde görüş belirtenlerin en muhalifi diyebileceğimiz Marsalis; "Beethoven o dönem ortadoğudan gelen müzikal tınıları Türk müziği olarak anlamış olabilir ama o müzik esasen Afrika kökenliydi" görüşünde. Ağır senkopları nedeniyle en sevdiği eserlerden birinin Opus 135'teki Yaylı Çalgılar Dörtlüsü No. 16 olduğunu söyleyen Marsalis, 'Beethoven olmasaydı dünya neyi kaçırırdı?' sorusunun cevabından tam olarak emin değil: "Demek istediğim, dünyada çok şey var. Herhangi bir kişiyi düşündüğümüzde ne yapmış olursa olsun onu dünyadan çıkarırsan değer dünya yine de güzeldir" diyor. "Beethoven'ı hiç duymamış sayısız insan var ve hayatları da fena değil".

 

Cazkolik.com / 16 Eylül 2020, Çarşamba

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.