Caz dünyamız usta bir sanatçı, büyük bir dost; Janusz Szprot`u kaybetti. Yıllarca aynı sahneyi paylaştığı dostlarına Janusz`u sorduk

Caz dünyamız usta bir sanatçı, büyük bir dost; Janusz Szprot`u kaybetti. Yıllarca aynı sahneyi paylaştığı dostlarına Janusz`u sorduk

Caz konusunda engin deneyimi olan piyanist, besteci ve aranjör Janusz Szprot Varşova’da müzikoloji yüksek lisans eğitimini tamamlarken caz çalmanın yanısıra caz eleştirmeni ve eğitimci olarak çalıştı. Avrupa’da SAMI SWOI grubunun piyanisti ve aranjörü olarak oldukça tanınmıştır. Bu grupla çalışmaları sırasında Wild Bill Davison, Bud Johnson, Beryl Bryden, Maxine Howard, Big Bill Ramsey, Simeon Szterev, Birger Sulsbruck gibi caz ustalarıyla birlikte sahne almıştır. 1993 yılında Türkiye ve Polonya’nın en iyi caz müzisyenlerinden oluşan Polonya-Türkiye Caz Oluşumu’nu kurdu. Sibel Köse, Kamil Erdem, Tuna Ötenel, Önder Focan, Cem Aksel, Ferit Odman ve Meltem Ege gibi sayısız isimle çalıştı.On beşten fazla albümde yeralmış, sayısız festivale katılmış ve çok sayıda ülkede konser veren olan sanatçı hayatının büyük bölümünü Ankara’da geçirdi. Ankara’da Bilkent Üniversitesinde Caz Araştırmaları Direktörü olarak görevini yürüttü, sayısız öğrencinin yetişmesine katkıda bulundu, Ankara caz ortamının önde gelen ismi ve mentoru oldu. Arkadaşımız Leyla-Diana cazseverler olarak kaybından derin üzüntü duyduğumuz usta sanatçıyı yakın dostlarına sordu, onlarla andı.


Tuna Ötenel:

Birlikte çaldık, söyleştik, dostluğu paylaştık


Hayatımızdan kayıp gitmesinin acısı içindeyim. Özlem ve sevgiyle anacağım Janusz’u”.


Sibel Köse:

Janusz’un adeta bir köprü gibi ülkeleri, nesilleri, müzisyenleri birleştirdiğine şahit oldum hep


Janusz Szprot’la tanıştığımda 80’li yılların sonuydu; ODTÜ’de mimarlık bölümünde öğrenci olduğum zamanlar. Bugün adeta kendi içinde minik bir kent yapısında olan Bilkent Üniversitesi o zamanlar henüz yeni kurulmaktaydı, rektörlük ve birkaç bina vardı sadece. Derslerin çoğu barakalarda yapılıyordu. Polonya’dan caz müzisyenlerinin geleceğini duyan meraklı gençler olarak bu atölyelerde buluştuk, bugün her biri ülkemizde müzik adına, caz adına önemli işler yapan arkadaşlarımla ilk kez orada birlikte müzik yaptık. Ardından yine Janusz’un daveti üzerine ilk kez yurt dışına çıkıp Polonya’da bir yaz okuluna gittim, hayatımdaki en değerli insanlardan biri olan sevgili Ajlan (Büyükburç) ile orada tanıştım.


Polonya’nın komünizmden yeni çıktığı dönemlerdi. Janusz Szprot’un müzisyenliğinin yanısıra genç insanlara değer veren eğitmenliği, ülkeleri ve müzisyenleri bir araya getiren organizasyon yeteneği, besteciliği, aranjörlüğü, yol göstericiliği gibi pek çok farklı yönüne şahit oldum yıllar içinde. Son derece disiplinli, çalışkan ve üretken biriydi. Şarkıcılara özel bir sevgisi ve desteği vardı. Eminim bugün şarkı söyleyen tüm genç arkadaşlarımda onun el yazısıyla yazılmış notalar, aranjmanlar, hiç biri yoksa kulaklarına küpe olmuş tavsiyeler vardır. Polish-Turkish Jazz Connection, Manhattan Big Band, Young at Hearts gibi pek çok grubun şefliğini yapan Janusz’un adeta bir köprü gibi ülkeleri, nesilleri, müzisyenleri birleştirdiğine şahit oldum hep. Yıllar içinde onun sayesinde o kadar çok kez Polonya’ya gidip geldim, birbirinden güzel insanlarla tanıştım ki ikinci vatanım desem yanlış olmaz sanırım. İlk dönemde şarkı söylemek konusunda verdiği destek zaman içerisinde eğitmenliğe de yansıdı.


O olmasaydı hayatım nasıl olurdu düşünemiyorum bile. Benim gibi çok kişinin kalbine, ruhuna dokunmuş olduğunu biliyorum. Bizler onu hatırlayıp, ışığını yansıttıkça varlığını hissedeceğimizi biliyorum. Şimdilik hoşçakal sevgili hocam, ustam, ağabeyim, arkadaşım Janusz.. Do widzenia...


Meltem Ege:

Çok özleyeceğim desteğini, sevgisini, güler yüzünü, müziğini


Janusz Szprot’u kaybettik, inanamıyorum, henüz sindirebilmiş değilim. Sahnedeki ilk karşılaşmamızı daha dün gibi hatırlıyorum: 2005 yılında basçı Murat Ulus ile birlikte çaldıkları bir mekana gitmiştim—ben daha yeni yeni caz standartları öğreniyorum o sırada. İkisiyle beraber çıkıp birkaç parça söylemiştim, bak o zamandan beri çalıyormuşuz, 14 yıl. Janusz o ilk andan itibaren beni meslektaşı olarak kabul etti ve bana yüzde yüz güvendiğini hissettirdi. Bu güven, benim müzik hayatımın temel taşlarından biridir. Sahnedeki kuvvetimi de bu sevgi ve güvene borçlu olduğumu yıllar sonra anladım. Meğer yanımda bana inanan, beni destekleyen, sevgi ile müzik yapan ve sahnede iyi vakit geçirmeyi bilen böyle güzel insanlarla yetişebildiğim için ne kadar şanlıymışım. Ne kadar güzel bir sahne kültürü almışım.


İstisnasız her görüştüğümüzde, konser ya da değil, müthiş bir sevgi gösterirdik birbirimize. Kahkahalar, kucaklaşmalar. Türkiye’den ayrılıp da ziyarete geldiğimde “uçağının indiğinde şehrin elektriğinin değiştiğinden anlıyorum, hissediyorum” derdi. Bu yüzden “Magnetic Lady” derdi bana. Çok özleyeceğim desteğini, sevgisini, güler yüzünü, müziğini. Ankara’da Samm’s de, Ruhi’de, Hayal Kahvesi’nde o kadar keyifli anılarımız oldu ki. Her hafta yeni bir parça ya da düzenleme yapar, Murat abiyi zorlamak için tam sahneye çıkarken önüne koyardı notaları. Festivaller, konferanslar, neler neler yaptık beraber.


Janusz müziğe olduğu kadar eğitime de çok önem verirdi. Yurt dışına taşınmamdan memnun olmasa da, doktora yaparak akademik dünyaya atıldığımı öğrenince çok sevinmişti. Her yaz Türkiye’yi ziyaret ettiğimde de bana hangi konularda araştırma yaptığımı, neler okuyup öğrendiğimi ve neler yazdığımı büyük bir ilgi ile sorardı. Eğitim ile ilgili konuşmayı çok severdik. Hatta birlikte yaptığımız iki TEDx konuşmasının ilkinde konumuz onun eğence ve eğitimin birleşiminden oluşan “edutainment” ismini verdiği eğitim felsefeydi.


Onu çok özleyeceğim kesin; bu yaz Türkiye’yi ziyaret ettiğimde ilk defa ona sarılamayacağım. Ama biliyorum ki size şimdi söylediklerimin hepsini zamanında ona da söyleyebildim çünkü birbirimizen sevgimizi hiçbir gün esirgemedik. Keşke daha fazla kayıt yapsaymışız ama. Sonsuza kadar sürecekmiş gibi geliyordu o zaman, dağ gibi piyanist, dağ gibi adam. Seni çok seviyorum, Janusz, biliyorsun. Huzur içinde uyu.


Yahya Dai:

O dönem konser seslendirecek kadar deneyim kazanabildiysem Janusz sayesindedir


Sevgili Janusz hocamızı nasıl anlatsam... Onun sayesinde ülkemize gelip, tanışmak ve birlikte çalışma fırsatını yakaladığımız müzisyenleri hatırlayarak başlayayım. Benim için ayrı bir yeri olan tenor saksofoncu Tomasz Szukalski, usta davulcu Kazimierz Jonkisz, Vistula River Brass Band (dixie), bariton saksofoncu Jan "Ptaszyn" Wróblewski, gitarist ve kompozitör Jarek Smietana, kemancı ve kompozitör Krzesimir Debski, bascı Wojciech Pulcyn, aramızdan zamansız ayrılan Afrikalı şarkıcı Labella Dani hatırlayabildiklerim.


1989 yılında Bilkent Üniversitesinde Caz Workshop düzenleneceğini duyup toplanmış yaklaşık 30 kişi kadardık. Çağlayan Yıldız, Sarp Maden, Tuluğ Tırpan, Murat Arkan ve Cenk Soyak ile tanışmamız işte o zamandan.


Okul ne yazık ki uzun sürmedi, ama Janusz hep bizimle oldu. Daha sonraları (90`ların ortaları) Ankara Manhattan Bar`da sevgili Tamer Akdoğan`ın desteği ile Manhattan Bigband`i kurduk. ”Earth Wind & Fire" ve "Chicago" repertuvarı ile nefeslileri ile o dönem ve büyük ihtimal halen dahi yapılması emek ve özveri isteyen zor bir çalışmayı Janusz`un düzenlemeleri ve yazıları olmasa düşünmek bile mümkün değildi. Tabii yine o dönem Janusz hoca ve Tuna Ötenel ustam ile de ayrıca standartları çalıyorduk. Hem Manhattan Bar`da, hem Mimarlar Derneği Lokalinde.


Son dönem kendi düzenlemeleri ve bestelerini Ankara`da Samm`s Bistro ve İstanbul`da Nardis Jazz Club`da çalma fırsatı bulduk. Kalın, bir klasör dolusu el yazması tenor, alto ve soprano sax partileri evimde, artık benim için daha da kıymetli bir koleksiyon olarak duracak. Ankara`da yoğun çalışabildiğimiz dönem, soundcheck işlerini bana teslim ederdi. O dönem konser seslendirecek kadar deneyim kazanabildiysem sayesindedir. Polonya`nın Elvin`i olarak da bilinen usta davulcu Kazimierz Jonkisz`i ve bascı Wojciech Pulcyn`i Ankara "Tenedos" Kafe`deki son konserimizden sonra İstanbul Atatürk Havalimanına bırakmıştım, her biri harika deneyimlerdi. Sadece müzisyen ve eğitmen yönüyle sınırlı değildi bizlere katkılsı. Avrupa ve tabii ki memleketi Polonya cazı ile ilgili vizyonu, onunla çalışabilme fırsatı yakalamış tüm müzisyen dostlar için büyük bir zenginlikti. Hepimiz onu çok özleyeceğiz.


Saba Akman, (Samm’s Bistro)

Müzikle müzik için yaşadı. Müziksiz kaldığında da çok mutsuz oldu


Janusz, “music is my life” mottosu ile varolan biriydi. Son zamanlarda artan ağrılarına rağmen mart ayının ortalarına kadar geldi, çaldı, çünkü, çalarken bambaşka bir insan oluyordu. Neşeli, müziği ve mimikleriyle daha muzip, zaman zaman adeta müziğin içinde kayboluyordu. “Ne kadar kötü olursam olayım gelmek istiyorum ve son konserimmiş gibi mükemmel çalmak istiyorum” diyordu.


Onunla 2011 yılının Eylül ayında tanıştım. Daha önce birlikte çalıştığım kişiler başka bir şehre taşınma kararı aldılar. “Sizi Ankara’nın en eski ve en iyi caz müzisyeniyle tanıştıracağız, üzülmeyin” dediler. Sizi sever, siz de onu seversiniz.


Tanıştık. O zamanlar genel eğilim aynı vokalle fiks programlar yapmaktı. Benim temam ise aynı ekiple farklı müzisyenleri davet etmekti. Daha çok müzisyenle geniş tabanlı bir caz açılımı yaratmak istiyordum. Önceleri biraz yadırgadı, itirazlar oldu :) ama sonra bunun kendi bakış açısına da aslında uyduğunu geç farkettiğini söyledi.


O sıralar Bilkent’te çalışıyordu. Özel öğrencileri çoktu. Daha önceki yıllarda Ankara caz atmosferi çok daha hareketliydi. Sonrasında bir kopuş olmuş, cazın modası geçmişti. Ve o gün kurduğumuz hem mesleki hem insanî bağ onu kaybettiğimiz güne kadar asla kopmadı. Disiplinli, çalışmayı seven, ekipteki en yaşlı kişi olmasına rağmen enerjisi tükenmeyen biriydi Janusz... Ankara’da pek çok genç müzisyene bir nevi mentor oldu. Aynı zamanda bir çeşit baba... Yavruları yuvadan uçunca hem mutluluk hem hüzün yaşayan bir baba.


Her zaman anlatacak bir hikayesi vardı


Hayat, müzik ve caz... Genç müzisyenler onu dinlemekten ve onunla onun dilinde konuşmaktan hoşlanırlardı. Öğrencilerinin de onu sevdiklerini hep duydum. İyi müzisyen olmasının yanısıra, genel anlamda müziği, cazı tanıtmak, daha geniş bir bakış açısıyla müzik kültürü kazandırmak, müziğin hayatla bağını hissettirmek onun için önemliydi.


Bilkent’te öğrencilerine ‘music theory and history’, sonraları da genel katılıma açık ‘jazz appreciation’ seminerleri verdi. Polonezköy diye bir albümü vardı. Sibel de parçalarda eşlik etmişti. Sanırım ikibinlerin başında çıkmış. Bir ara çok aramış ama bulamamıştım.


Polonya-Türk müzisyenleri arasında da köprüydü. Pek çok Polonyalı müzisyen ülkemize geldi, bizden de Polonya’ya gitti. Nardis’te ve sonrasında Samm’s Bistro’da çaldığı bir projesi vardı; ‘Young at Heart’. Elçilik destekliyordu. Polonya’dan müzisyenler geliyordu. Sonradan bir şekilde yapamadık.


Ülkemiz caz atmosferinde birçok müzisyenle çalmış, tanınan bir caz müzisyeni. Tecrübelerinden daha çok yararlanılabilirdi diye hep düşünmüşümdür. Belki Polonyalı olması, Ankara’da kalması ve ilk intibanın aşılamaması... Bilemiyorum... Sert ve ciddi görünmesine rağmen kibar, sohbeti keyifli, verdiği sözü hep ve en iyi şekilde tutan biriydi Janusz. Onunla iletişimin anahtarı ‘müzik’ti. Müzikle müzik için yaşadı. Müziksiz kaldığında da çok mutsuz oldu. Bunu da çaresiz izledik. Hastalık ilerledi, başa çıkılamadı. Hayattan ve müzikten alıkoydu onu.


Her caz akşamı gece başında Janusz düzenlemeleriyle iki vokalsiz parça olurdu. Parçalardan birini gece tanıdığı ve sevdiği bir misafir varsa ona, misafir yoksa mutlaka bana ‘for Queen Saba’, nadiren eşi varsa da ona ‘for my lovely wife’ diye ithaf ederdi. Bu jest herkese ulaşırdı.


Kamil Erdem:

Janusz Szprot`un ardından


Janusz Szprot’la 1990 yılında tanıştık. Janusz Bilkent’te Caz Bölümünü kurmak üzere Ankara’ya gelmişti, ben de o yıllarda Ankara’da yaşıyordum. İlk kez 1990’da Ankara Gece Bar’da, son kez de 2017’de Nardis’te birlikte çaldık. Aradaki neredeyse otuz yılda da Türkiye ve Polonya’da kimbilir kaç yerde ve kaç yüz kere çaldık bilemiyorum. Ama otuz yıllık bu sahne arkadaşlığı bir yana, Janusz’un üzerimdeki en büyük etkisi ve katkısı hocalık kariyerimde olmuştur. Bilkent’te yarı zamanlı olarak görev yaptığım yıllarda fırsat buldukça Janusz’un derslerini de izler ve bir nevi staj yapmış olurdum. Daha sonra, 1998’de, Janusz’un referansı ile Pulawy Uluslararası Caz Workshop’una bas gitar eğitmeni olarak davet edildim. Burada da 1998-2013 arasında dokuz kez görev yaptım ve eşsiz deneyimler edindim.


Janusz gerçek bir müzik entellektüeliydi, uzun yıllar verdiği “Music Appreciation” dersinin içeriği zaman zaman bizim doğal sohbetlerimizin konusu olurdu. Kısacası bizim deyişimizle “üzerimde hakkı olan” bir arkadaşımdı. O tükenmez enerjisiyle daha çok şeyler yapabilecekken zamansız gitti, gerçekten özleyeceğiz...


Janusz’un unutulmaz, daha doğrusu unutmamıza fırsat vermediği(!) sözleriyle bitirmek istiyorum, ki böylece son sözü de ona söyletmiş olalım...


Her konserden sonra; “Unfortunately one more success...!”


Vazgeçemediği melodikasını seyirciye tanıtırken; “This is my touristic piano...!”


İçmeyi seven müzisyenlere; “You can drink before playing, you can drink after playing, you can even drink while you’re playing. But don’t drink instead of playing!”


Konser sonraları elinde bir kadehle görüldüğünde; “First action, then satisfaction!”


Caz nedir diye soranlara; “The music played by jazz musicians is called jazz!”


Son örnek diğerlerinden farklı, alıntı mı, kendisine mi ait bilmiyorum, ama ben ilk kez ondan duydum. Bence gerçek bir özdeyiş; “THERE ARE TWO KINDS OF MUSICIANS; THOSE WHO PLAY WHAT THEY KNOW AND THOSE WHO KNOW WHAT THEY PLAY”


Ergüven Başaran:

Özel insanlardan biriydi


Janusz ile çalışma olanağım oldu. Hem müzisyen kişiliği hem de iyi insan olusu bakımından özel insanlardan biriydi benim için. 1993 yılında Türkiye Polonya Dostluk ve Barış Anlaşması`nın 70. yildönümü için konserler tertiplenmisti. Orada birlikte çalmıştık. Onu tanımaktan çok mutluluk duyuyorum.


Murat Ulus:

Müzik birikimime kıymetli taşlar yerleştiren değerli dostum Janusz


Sevgili Janusz Szprot ile 30 yıldır tanışmakla beraber 2005 yılından bu yana yaklaşık 14 yıldır birlikte çalışıyormuşuz.... Ben Janusz ile çalışmadan önce Tuna Ötenel ile çalışıyor idim, yaklaşık 10 yıldan fazla bir süre Tuna`yla çalıştık. Sonra, Tuna İstanbul`a doğru müzik yolculuğuna çıkınca Kürşat And ve zaman zaman da Kamil Erdem ile çalıştı.


Janusz ile ilk zamanlar kontrbas-piyano ikili çalışıyorduk, sonra Meltem Ege bir gün çalıştığımız yere geldi, sesini çok beğendik ve devam etmeye başladık. İlerleyen zamanlarda da tabii gruba davulcular, nefesli sazlar ilave oldu, uzun yıllar birlikte çalıştık.


Janusz son derece disiplinli, tam bir Avrupalı müzisyendi, yanlış olan bir yerde defalarca çalıp doğrusunu bulana kadar ısrar ederdi. Türkiye`de bulunduğu süre içince gerek Bilkent Üniversitesi`nde ve gerek özel derslerde birçok müzisyene yol gösterici olmuştur. Onunla birlikte tabii ki birçok hikayemiz vardı.


Son 8 yıl gene birlikte Saba Akman Hanım`a ait Ankara`da Samm`s Bistro`da house band olarak genelde trio olarak çaldık. En çok hikaye işte bu mekanda oluştu. Janusz dijital notalardan, armoniler, chart`lardan hoşlanmazdı. Bunu çok kısa zamanda Ankara`ya gelen hemen hemen tüm vokaller öğrendi. Mutlaka ellerinde kağıda basılmış eski usul notalar olmadan gelmemekte özen gösterirlerdi.


Sahneye çıktığımızda zaman zaman ilk parça ne olsun diye düşünürken aniden hiç çalmadığım bir notayı çıkarıp önüme koyar, sonra da eğer biraz zor bir şeyse ben bir yandan çalarken bir yandan da nota ile güreşimi (!) seyreder kıs kıs gülerdi... Bu oyun onun en çok sevdiği oyundu.


Hastalığı 5 yıl önce başlamıştı ama geçtiğimiz kasım ayında rahatsızlığı omurgasına metastaz yapmış idi. Ameliyattan sonra bir müddet çelik korse ile dolaştı, çalamadık o aralar. Daha sonra kalın bağırsaklarında metastas oluştu. Ben hâlâ yakın zamanda bu hain hastalıktan kurtulacağına dair ümitliydim ama Mayıs ayında hastanede yattığı sırada okuduğum bir epikriz raporunda gerçeği gördüm. Bu kez de karaciğerde metastaz oluşmuştu, ondan sonra bir dostu olarak ümitlerimi yitirmiştim. Sevgili eşi Anna ile bu gerçeği hiçbir zaman paylaşmadım, her zaman ona iyi olacak merak etme diye teselli vermeye çalıştım.


Bundan 2 yıl önce eşi Anna ve kendisi Marmaris`teki yelkenli tekneme geldi. Bir hafta birlikte tatil yaptık. Tekne ile gittiğimiz yerler tabii ki onun arabayla dolaşıp gördüğü yerlerden çok farklıydı. İnanın o kadar çok mutlu olmuştu ki. Benim hayatımda da müzik birikimime kıymetli taşlar yerleştiren Janusz ile müzik dışında böyle bir hayata dair çentiğimizin olması demek ki gerekli imiş. İyi ki birlikte o tekne tatiline gitmişiz sevgili Janusz ve Anna.


Sanat Deliorman:

Özün müzik, onun için yaşa!


Janusz’un hayatının son 3 yılına yetiştim. Tam tamına 3 yıl. Ne eksik ne fazla. Ama, baba-kız gibi olmuştuk bu kısa sürede. "Polonya`dan Sevgilerle" diye bir de proje yaptmıştık. Karşılıklı istek sonucu doğmuştu bu proje. Ne var ki yurt dışına taşmayı başaramadık maddi sebeplerden.


Son görüşmemiz SAMM’s Bistro’daki brunch konserimizdi ki sonradan sevgili Saba Akman’dan öğrendiğime göre, bu onun SAMM’s Bistro sahnesindeki son performansıymış. Daha yapacak çok projemiz ve konserimiz vardı. Maalesef hepsi yarım kaldı, şimdi boğazımda bir düğüm, göğsümde kocaman bir taş var. ama içimi rahatlatan şeylerle hatırlayacağım onu hep. Misal, Janusz en çaresizliğe düştüğüm anlarda bile bana “Asla özünü unutma! Özün müzik (music is your essence) onun için yaşa!” derdi. Bu en unutmadığım nasihatidir. Bana yüreğimde ne varsa dışarı dökerek şarkı söylemeyi öğreten adamdı. Sahneye nasıl hâkim olacağımı da ondan öğrendim. Hiç bilmediğim bir dilin şarkılarındaki güzellikleri keşfetmemi sağlayan, bana yeni şarkı sözleri yazdıran adamdı. O benim ve aslında hepimizin Polonyalı Jazz Babasıydı.


Fügen Işık:

Sabırlı ve yol göstericiydi


Janusz ile 1990`ların ortasında kendisi Bilkent Üniversitesi`ne geldiğinde düzenlediği bir workshop`ta tanışmıştım. O workshop sırasında nazik ve sevecen tavırlarıyla biz gençleri desteklemişti. Buna ek olarak 2009-2011 arası grubumuzla birlikte kendisiyle çalıştık ve bir çok kez sahne aldık. Her zaman çok yardımcı, sabırlı ve yol göstericiydi. Ayrıca camiada o kadar yer almamış olsam da bana karşı her zaman nazik, sevecen ve iltifatkâr olmuştur. Kaybına çok üzüldüm, hâlâ inanamıyorum. Eşine, ailesine, yakınlarına, dostlarına, müzik camiasına baş sağlığı diliyorum, hepimizin başı sağ olsun. Yattığı yer incitmesin.


Haber: Leyla Diana Gücük


Cazkolik.com / 10 Temmuz 2019, Çarşamba


(Alttaki fotoğraf: 17 Temmuz 2019 günü Polonya`da gerçekleşen cenaze töreninden)



(Alttaki fotoğraf: Türkiye-Polonya Dostluk ve Barış Anlaşması`nın 70. Yıldönümü nedeniyle düzenlenen konserin afişi)






BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.