Cenk Akyol yeni yazısında kendi gizli-tozlu köşelerine kaldırdığı konser biletlerini okuyucularına açarken beraberinde anı parçaları da ortalara dökülüyor.

Cenk Akyol yeni yazısında kendi gizli-tozlu köşelerine kaldırdığı konser biletlerini okuyucularına açarken beraberinde anı parçaları da ortalara dökülüyor.

(Bu yazıya ait okunma rakamları 14 Şubat 2011 tarihinden sonrasına aittir.)


Tarihi belgeler tozlu raflardan internete...

(Resim bozuk)

Ne zamandır aklımdaydı gitmiş olduğum konserlerin biletlerini tarayıcıdan geçirip bir kolaj yapmak. Birazda hafızamı tazelemekti istediğim. Sonunda geçen ay üşenmeyip bu işe giriştim. İçlerinde taşınmalar sırasında bir kaç bilet astığım panodan uçup gitmişti ki onların içinde ilk gittiğim konser olan Al Di Meola’nın 1987 tarihli konserinin bileti de vardı. Bir diğer hatırladığım da ilk geldiğinde buralarda bayağı büyük olay olan Jethro Tull’ın bileti, o da 1991 konseriydi. Benim için en önemlisini Carlito’nun (Al Pacino değil elbette) 25 haziran 1990 konserini sayabilirsiniz tabii ki. Bu elbette çok duygusal bir saptama. Santana taraftarlığından sıyrıldığımda ise ne yazık ki yaklaşık 300-350 kişinin rağbet ettiği Haziran 1997’de ki unutulmaz Colosseum konseri diğerlerine fark atarak en iyi konserdi gittiğim. İlk üçe bir de Bryan Ferry’nin 1999 albümü "As Time Goes By" albümü sonrası yaklaşık 25 kişilik kadro (cazbant!!, nefesliler, yaylılar, geri vokaller) ile verdiği ilk İstanbul konseri girer. Bu yazının yayınlandığı 12 Ekim Pazartesi günün albümü ve parçasına Colosseum ve Bryan Ferry iyi gider bence ünlü "September Song" ile Bryan Ferry ve "Valentine Suite" ile Jon Hiseman ve saz arkadaşları (Dick Heckstall Smith, Chris Farlowe, Clem Clempson, Mark Clarke ve Dave Greenslade) gelelim ilk kolajımıza...

Tarihin sırlarını ifşa ettiğimiz bu ilk kolajımızda hemen gözüme çarpan sol üst köşede kıyıda köşede kalmasına rağmen Herbie Hancock & Wayne Shorter & Stanley Clarke & Omar Hakim konseri. O zamanlar konserin tadını iyi çıkarabilmek için bir hafta öncesinden sanatçıların albümlerini dinleyip kendimi konsere ısındırırdım. Şimdi kalmadı tabii ki o heves eskisi gibi. Konserden önce en iyi tanıdığım Stanley Clarke’dı. İlk albümü ile "School Days"i dinleyip durmuştum konserin elektrikli bir fusion konseri olmayacağını bile bile. Konserden çıkarken ise herkes Omar (Ömer mi yazmalı?) Hakim’in performansından büyülenmişti. Geçtiğimiz ağustosta kaybettiğimiz Kurtalan Ekspres’in gitaristi Bahadır Ağabey ile de orada biraz hoşbeş etmiştik. Ona Stanley Clarke’ı sormuştum da bana Stanley değil Ömer bu gecenin yıldızı demişti.

Yine kıyıdan köşeden devam edeyim. Altta 30 Nisan 1993 tarihli Fairport Convention konseri de bende güzel tadlar bırakan bir konserdi. Klasik kadrolarından Simon Nichol (gitar vokal), Dave Pegg (bas) ve Dave Mattacks (davul) ile kemanda, Ric Sanders ve klavyede Martin Allcock. Sanders, Pegg ve Allcock o sıralar Jethro Tull ile de çalışıyorlardı. Ric Sanders’i ayrıca Soft Machine ve John Etheridge ile ikili çalışmalarından biliyordum. Dave Mattacks’ın İngiltere’de çalmadığı adam kalmamıştı zaten.

Yine aynı sene bir ay sonra Moğollar 30 sene sonra tekrar toplanıp ilk konserlerine çıkmışlardı. (Moğollar yazısı Ottmar Liebert biletini altında kalmış). Konserden önce Beyoğlu’da turlarken Kemancı’nın daha afili bir yer tutup canlı performans merkezi olarak açılacağını duymuştuk sokakta rastladığımız bir arkadaştan. İçeri girerken herkesin malumu H.R. Giger’in E.L.P.’nin Brain Salad Surgery albümü ve Ridley Scott’ın Alien filmi için yaptığı illüstrasyonlar koridorları kaplıyordu. İçeride de Ahmet Güvenç ve Asım Ekren’i prova yaparken bulmuştuk. Bütün bunları hatırlamak için yazmak gerekiyormuş zihin çorap söküğü gibi açılıyor.

Ottmar Liebert ile aklımda doğru dürüst bir şey kalmamış sadece iyi bir vurmalıcı vardı grubunda. Nigel Kennedy de Hendrix çalmıştı fakat onu da sadece merak ettiğimden seyretmiştim, o zamanlar aykırı klasik müzisyen diye çok ortalarda dolanıyordu. Hatta saçlarından dolayı punkçı!! diye gazetelerde çok çıkardı. Bir çeşit Vanessa Mae sendromu gibi :) Sonraları Polonyalı genç cazcılarla iyi albümler çıkardı esasında. Geçen senede onlarla geldi. Bir diğer düş kırıklığım da (Koyu Mavi’den sevgili Gülçin umarım bu yazıyı okumaz) Brazzaville ile oldu. Bu David Brown nedense buralarda çok ünlendi. Sevenleri kusura bakmasın ama bana sıradan geldi işte. Bir diğeri de B.B. King konseridir bu fotoğrafta benim için önemli olmayan. O zamanlar Avrupa yakasında oturuyordum otobüste gelirken kötü de bir albümünü dinlemiştim konser öncesi günlerde çıkardıkları o da moralimi bozmuştu galiba. Bir de adamın amfisi ötüp durmuştu konser boyunca.

Peki Terrorvision ile John Scofield’ın beraber çalmasına ne dersiniz? Hangi akla hizmetti hala düşünürüm. Terrorvision’ı da bir daha duymadım zaten. Bileti aldığımda Television diye okumuştum  gözucuyla, ilk dönem New York Punk gruplarındandı. Sonradan isimlerini doğru anlayıp İngiliz olduklarını anladım. John Scofield’ın arkasında da Bill Stewart çalıyordu davulda ve o akşam bayılmıştım tarzına.

Yine resmin sağ tarafında Yapı Kredi Sanat Festivali sayesinde izleyebildiğimiz "sabık-Marillion" Fish konser bileti var. Genç bir kadrosu vardı, bir de her zaman yanında olan gitarist Frank Usher. Kilt giyerek çıkmış, İstanbul seyircisine yeni yetmeyken İskoçya’da bir gece arkadaşları ile Türk rakısı alıp nasıl kafayı bulduğunu anlatıp şirinlik yapmıştı.

Fish biletinin üstündeki Nijerya kökenli Keziah Jones’ta bomba gibi bir funk power-trio ile Açıkhava tiyatrosunda çok hoşuma giden bir performans sergilemişti. Gitarı sanki bas gitar gibi çalıyordu. Keziah Jones’u ikinci albümü African Space Craft ile tanımıştım. Albümdeki "Millions Miles From Home" harika bir parçaydı ve herkesi Keziah Jones ile tanıştırmıştı. Bir hatırladığım da Keziah Jones’un uzuuuun ve incecik olduğuydu. (Hakeem Olajuwon’da Nijeryalıydı değil mi?

Geldik bir yıldızlar topluluğuna sadece Mike Stern’in ismi gözüküyor ama kadrodaki diğer isimler de onun yanına yakışacak isimler. Vibrafoncu Mike Manieri’nin grubu Steps Ahead... Bas gitarda Kamerunlu Richard Bona ki bu ay Akbank Caz Festivali sebebiyle tekrar seyredebileceğiz kendisini. Davulda eski rocker yeni füzyoncu Steve Smith. Saksofonda 2007 de kaybettiğimiz Michael Manieri ve tabiiki Mike Manieri. Mike Stern sololarında ünlü rock parçalarından riffler kullanarak tribünlere oynamıştı. Her yıldızlar topluluğu gibi yavan bir iş çıkmıştı ortaya. 2005 Temmuzuymuş tarih.

Bir yıldızlar topluluğu da 1997 deki Türk caz yıldızları konseriydi. Ülkedeki cazcıların bir çoğu sahnedeydi. Önder Focan’ı ve Aydın Esen’i çok beğenmiştim. Birde fırçasıyla Deniz Dündar’ın eforu aklımda yer etmiş.

O biletin altında Yeni Melek’te verilen Wishbone Ash konser bileti var. İşin aslına bakarsanız favori gruplarımdan olmadı hiç bir zaman Wishbone Ash. İlk 3-4 albümleri ve çok iyi bir konser albümleri vardır (1973, Live Dates), ön grup Cenk Taner’in Kesmeşeker’iydi. Pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim grubunu. Bir rock grubu için gitaristin iyi olması gerekmez mi her şeyden önce? Wishbone Ash’te Fin gitarist Muddy Manninen bu işin nasıl yapılacağını cayır cayır gösterdi sonrasında. Evet grubun patronu Andy Powell değil, Muddy idi katil gitarist o gece bence.

En üstte Roger Waters konseri saklı kalmış. Beklediğimden çok daha iyi bir konser, çok kötü bir konser yeriydi. Konserin ikinci yarısında bilette yazdığı gibi Dark Side Of The Moon’u tamamen çaldılar. Roger Waters’sız Pink Floyd’un  klavyecisi Jon Carin, basçısı Guy Pratt yine aynı zamanda Roger’ın kanlısı David Gilmour’ın sololarında ve turnelerinde çalışan davulcu Graham Broad vardı. Ünlü Snowy White ve senelerdir Roger Waters ile çalan garip isimli gitarist Andy Fair-water Low ve konserde bariz bir hata yapan gitarist Dave Kilminster ile 3 gitarist vardı.

PF uzmanı arkadaşımdan Roger Waters’ın oğlu Herry Waters’ın da ikinci klavye olduğunu öğrendim şimdi. Tarihi konserdi tabikii bizim nesil için.

Bir de Brian Auger replikası (çok acımasızım!) James Taylor Quartet konseri vardı Babylon’da. Bu konserde beklediğimi verememişti malesef. Yetersiz?! bir gruptu, halbuki ilk dinlediğimde ne kadar etkilendiğimi hatırlıyorum. Çınaraltı diye pub vardı neredeyse 15 sene önce Beyoğlu’nda, bilindik rock şarkıları çalarlardı, orada çalmışlardı da sormuştum bu kim diye, James Taylor Quartet cevabını alınca çok şaşırmıştım. Bu keltoş folkçu böyle hammond kükreticisi değildi tabii ki. Sevgili Gökalp Baykal ne çok sever Amerikan olanını. Ben ne İngilizini ne de Sweet Baby James’i sevmem.

Geldik son biletimize... Asia Minor... Ankara’lı olan... Kamil Erdem’in 90’lardaki unutulmaz hatıralar bırakan caz grubu... Asia Minor’u 2 kere seyrettim. Diğer bileti bulamadım. Bir konserde Tahir Aydoğdu vardı ikinci solo enstrüman olarak kanun ile, diğerinde ise Fatih Ahıskalı ud ile. Kamil Erdem çoğunlukla perdesiz bas çalıyordu ve davulda da Zafer Gerdanlı vardı. Özellikle 2. albümleri ki onları Ankara’da askerliğim sırasında çıkan bu albümleri 1996 tarihli Longa Nova ile tanımıştım. Mısırlı Ahmet’i de o albümle ilk kez dinlemiştim. Galiba Trakya Blues’da Çalıyordu. Bir de kemancı Turgay Dinleyen’in harika bir solosu vardır o parçada yanılmıyorsam. Her iki konserde Cemal Reşit Rey konser salonundaydı galiba.

Gelecek yazılarda da konser hatıralarına devam edeyim diyorum, ne dersiniz?

Bol bisli, tezahüratlı, el çırpmalı konserler. Az loop!! Çok gitar!! :))

Cenk Akyol
[email protected]
http://www.terraborboletta.blogspot.com/
http://www.facebook.com/group.php?gid=39047366924&ref=ts

Cazkolik.com / 07 Ekim 2009
 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cenk Akyol

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.