Coltrane yorumlayan, Tamburi Cemil Bey dinleyen Hollandalı caz piyanisti Rembrandt Frerichs ile arkadaşımız Sami Kısaoğlu konuştu.

Coltrane yorumlayan, Tamburi Cemil Bey dinleyen Hollandalı caz piyanisti Rembrandt Frerichs ile arkadaşımız Sami Kısaoğlu konuştu.

Dinldiğiniz müziklerin ilki sanatçının Self Portrait isimli albümünden albüme adını veren parça olan `Self Portrait` ve ikinci parça ise Continental isimli albümünden alınan `Carousel`dir.


Doğu ile Batı Arasında Bir Yerde Hollanda’dan Bir Ses: Rembrandt Frerichs

Müziği metaforlar yoluyla anlatmak istediğimde okyanus ve kosmos sıklıkla başvurduğum sözcükler arasında. Ne de olsa müzikte kosmos ya da okyanuslar gibi olabildiğine uçsuz bucaksız bir sesler diyarı. Bu sesler diyarında kimi müzisyenler sadece kendi ses sokaklarında dolaşmayı tercih ederken kimi müzisyenler bu sokakların çok daha ötesine geçip yeni sınırları, yeni coğrafyaları keşfedebiliyor. Entellektüel, kültürel ve tarihsel verilerin ışığında yapılan bu gezintilerin kendisinden önceki yarıtıları aşan çalışmalar ortaya çıkarması doğaldır. Adına müzik dediğimiz sesler sanatının içinde şekillenen bu tarz çalışmalar kimi zaman bu sanatın sınırlarını genişletirken kimi zamanda onu bir adım daha ileri götürerek yeni stillerin doğmasına olanak verir. Kuşkusuz bu durum müzisyenin yetenek ve bilgisiyle ilgili olduğu kadar merak ve ilgi sahibi olmasıyla da doğru orantılıdır. Bu röportajın konuğu olan Hollandalı Rembrandt Frerichs’de tıpkı yukarıda örneklediğim gibi kendi kültürü dışındaki kültürlere derin bir ilgi duyan ve bunu müziğine farklı şekillerde yansıtan bir isim.

İlk albümü ile Hollanda’nın Grammy ödülü kabul edilen Edison Ödülü`ne caz dalında aday olan, konservatuvardan mezun olduktan hemen sonra Amerika’nın efsane caz kulüplerinden Birdland’da düzenli performanslar gerçekştiren sanatçı aynı zamanda Türk müziğinin zenginliklerini birçok Türk müzisyenden daha ayrıntılı olarak bilen bir isim. Şimdiye kadar kendi triosu ile kaydettiği albümlerin yanısıra Michael Varekamp, Acoustic Compass, Kepera Trio gibi farklı isim ve gruplarla albüm çalışmaları gerçekleştiren Rembrandt Frerichs 12 Ekim Cuma günü 22. Akbank Caz Festivali kapsamında Akbank Sanat sahnesindeydi. Müzik okyanusunun sadece kıyılarında değil kıyılardan körfezlere, körfezlerden denizlere ve okyanuslara açılarak yoluna dolu dizgin devam etmekte olan Rembrandt Frerichs ile konseri öncesinde Cazkolik okurları için bir röportaj gerçekleştirdik.

Sami Kısaoğlu


Rembrandt Frerichs: "Türkiye’den dinlediğim

isimler arasında Derya Türkan, Tamburi Cemil Bey,

Ahmet Meter, Kudsi Erguner yer alıyor..."

Sami Kısaoğlu: Den Haag Konservatuarı’nda aldığınız caz eğitiminin sonrasında New York’a gittiniz ve orada çalıştınız. Ardından 2 yıl kadar Kahire’de yaşadınız. Dünyanın farklı yerlerde yaşamış olmanın verdiği tecrübe müzisyen kimliğinizi nasıl etkiledi?

Rembrandt Frerichs: Mısırda bulunduğum zaman son derece ilginç birşeyin farkına vardım. Aslında daha önce hiç orada bulunmamıştım ama tuhaf bir şekilde kendimi evde hissettim. Belki bu anlattığım artık eve dönmüş olmamdan kaynaklanan duygusal bir durumdur ama şunu biliyorum ki orta doğu coğrafyasındaki kültürlere karşı her zaman büyük ilgim oldu. New York’da çalıştığım dönemde de Afro Amerikan kültürü ile daha yakın ilişki içinde oldum. Bu durumun bir caz müzisyeni olarak geçirdiğim gelişmede rolü büyüktür.

Sami Kısaoğlu: Farklı kültürlerden müzisyenlerle yaptığınız ortak projeler söz konusu. Bir müzisyen olarak hangi kültürlerden etkileniyorsunuz?

Rembrandt Frerichs: Geçtiğimiz yıllarda Osmanlı müziği ve İran klasik müziği ile oldukça yakından ilgilendim. Bu müzikleri Mısırda geçirdiğim süre zarfında dinlemeye başladım. Bahsettiğim müziklerde beni en çok etkileyen son derece şiirsel bir yaklaşım içinde ilerleyen ritimler olmuştu. Tabii ki bir piyanist olarak tüm bu müzikleri kendi sanatıma dahil etmem ve bu durum ile başa çıkmam çok kolay bir süreç değildi. Sonuçta piyano orta doğu kökenli müzikleri çakabilecek olduğunuz bir enstrüman değil tam anlamıyla. Anlattığım bu müziklerle tanışmadan önce sadece geleneksel caz ve batı klasik müziği çalıyordum.

Sami Kısaoğlu: Doğu kültürleri dışında kendi yaşadığınız coğrafyadan aldığınız ilhamlardan biraz bahseder misiniz?

Rembrandt Frerichs: Özellikle klasik müziği olan ilgilimin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu durumun sadece eşimin barok müzik performansları gerçekleştiren ünlü bir şarkıcı olmasıyla ilgisi yok aslında. Onunla birlikte Bach, Buxtehude, Pergolesi ve daha birçok ismi derinlemesine tanıma fırsatım oldu. Ayrıca doğaçlama bir şekilde gelişen yaratım süreci, Amerikan cazının ritmik coşkusu ve 1920’lerde Avrupa’da icra edilen müzikleri doğu kültürleri dışında etkilendiğim müzikler arasında yer alıyor. .

Sami Kısaoğlu: Orta doğu müziklerine olan ilginizin yanı sıra batı klasik müziğine de yoğun bir ilginiz olduğundan bahsettiniz. Her iki müzik tarzından sizi etkileyen ya da beğendiğiniz isimleri merak ediyorum.

Rembrandt Frerichs: Türk ve Arap müziğinden sevdiğim çeşitli isimler söz konusu. Iraklı ud üstadı Münir Bashir, yine Iraktan kanun icracısı Abraham Salman, İrandan Kayhan Kalhor ve Suriye’den birçok farklı topluluk. Türkiye’den dinlediğim isimler arasında Derya Türkan, Tanburi Cemil Bey, Ahmet Meter, Kudsi Erguner yer alıyor. Batı klasik müziğinden ise J.S Bach, Monteverdi, Ravel, Debussy, Buxtehude ve Pergolesi isimleri ilk örnek verebileceğin isimler arasında.

Sami Kısaoğlu: Hollandalı ressam Rembrandt ile aynı ismi taşıyorsunuz. Kendisi erken yaşlarından itibaren yüzünü 60’dan fazla kez resmetmişti. Otoportreleriyle de ünlü olan vatandaşı Van Gogh’dan bile fazla bu rakam. Sizin ilk albümünüzün ismi de otoportre (self-portrait) ismini taşıyor. Merak ediyorum bu albümün başlığında adaşınız Rembrandt’a her hangi bir gönderme söz konusu mu?

Rembrandt Frerichs: Evet, kesinlikle. Bir düşünün müzik dünyasında sadece bir tane Rembrandt var. Bu isim genellikle Hollandalı ailelerin çocuklarına verdikleri bir isim ve müzik dünyasında şimdiye kadar bu isme sahip ne bir müzisyene ne de besteciye rastladım. Bununla birlikte ressam Rembrandt ile aramda bir takım bağlantılar hissediyorum. Onun resimlerindeki ışığı ve karanlığı kullanış tarzının yanısıra tekniğe karşı olan sezgisel yaklaşımı gibi konular. “Hollanda okulu”nun bir temsicisi olarak onun sanatsal mirasının bir şekilde temsilcisi olduğumu düşünüyorum. Sonuçta ilk albüm olarak otoportre ismini taşıyan bir albüm ile çıkış yapmanın güzel bir başlangıç olacağını düşündüm.

Sami Kısaoğlu: Her ne kadar piyanist olsanızda saksafon sanatçısı John Coltrane ile yakından ilgilendiğinizi biliyorum. Coltrane’in müziği ile nasıl ilgilenmeye başladınız?

Rembrandt Frerichs: Coltrane’i ilk kez dinlediğimde aklımı başımdan aldığını hatırlıyorum. Onun müziğindeki fikirlerin zenginliği kendisinin sanatıyla ilgilenmemde en temel noktalardan biri. Ayrıca müziğindeki benzersiz sound ve derin ruhanilik etkilendiğim unsurlar arasında. Coltrane de tıpkı benim gibi cazda yeni yollar yeni fikirler arayan birisi. Bence o “dünya müziği” dediğimiz olguya büyük ölçüde ilham veren bir insan oldu. McCoy Tyner ve Elvin Jones ile olan dörtlüsünde Hint müziğinde çıkmış olduğu keşif yolculuklarını görebilirsiniz. Bu tarz müzikal geleneklerle cazın buluşturulması benim kendi müziğimde de yapmaya çalıştığım birşey.

Sami Kısaoğlu: İstanbul’daki konserinizde de John Coltrane’e özel bir proje gerçekleştiriyorsunuz fakat bu grup bir piyano trio. Dünyaca ünlü bir saksofon sanatçısının müziğini içinde hiçbir nefesli çalgı olmadan yorumlamayı tercih ediyorsunuz. Bize biraz bu projeden bahseder misiniz?

Rembrandt Frerichs: Kendi müzikal dünyamızın bileşenleri üzerinden hareket ederek Coltrane ile ilgili olarak gerçekleştirdiğimiz bu projenin bir meydan okuma olabileceğini düşünüyorum. Her ne kadar onun çalış stili üzerinden hareket etmesekte bizimde beninsemiş olduğumuz onun müziğinin bazı temel taşları üzerine odaklandık. Bu durum için şöyle bir örnek verebiliriz. Bir kişi elmaları ve kayısıları sevdiği için her iki meyvenin suyundan basit bir kokteyl yapabilir. Biz ise bu meyvelerin çekirdeklerini alıp her iki çekirdekten yeni bir ağaç yarattıp, sonrasında her iki ağacın birleşiminden ortaya çıkacak olan meyve ile ilgileniyoruz. Umarım ne demek istediğimi anlatabiliyorumdur.

Sami Kısaoğlu: İkinci albümünüzü 2008 yılında Ordem e Progresso vol.1 adıyla yayınladınız. Bu albümü takiben ertesi yıl Ordem e Progresso vol.2 geldi. Bu iki albüm arasında bir bağlantı var mı? Birde bu 2 albümünüzün ismi ile ünlü düşünür Auguste Comte`un pozitivizm sloganına bir gönderme yapıyorsunuz sanki. Biraz bu konu üzerine olan düşüncelerinizi açıklar mısınız?

Rembrandt Frerichs: İyi bir araştırma yaptığınızı görüyorum. Aslında her iki albüme de bu başlıkları çok daha sezgisel bir yaklaşım ile seçmiştim. Bahsettiğiniz iki albüm birbirlerinin devamı niteliğinde hazırlanmış çalışmalardı. Bir diğeri ile uyum içinde olacak ve iki farklı düşüncenin ürünü olduğunu belirtecek bir başlığa ihtiyacım vardı. Böylelikle aynı zamanda Brezilya bayrağınında sloganı olan “Ordem e Progresso”yu (Düzen ve İlerleme) albüm ismi olarak seçtim. Bu başlığın felsefedeki açılımını ise çok daha sonradan öğrendim.

Sami Kısaoğlu: Müziğinizde kimi zaman orta doğu coğrafyasından enstrümanlara kimi zamansa bu coğrafyanın batı enstrümanlarıyla çalınan müzikal izdüşümlerine rastlıyoruz. Kepera Trio ve nefesli sazlar müzisyeni Yoram Lachish ile kaydettiğiniz Levantasy albümü böyle bir çalışma. Musevi, Arap ve İran kültürlerine ait müzikal renkleri içinde barındıran bu albümde obua, zurna, shofar gibi farklı geleneklere ait nefesli çalgılar yer alıyor. Bu albümün oluşum hikayesini ve arka planını öğrenebilir miyiz?

Rembrandt Frerichs: Baştada berlirttiğim gibi orta doğu kültürlerine karşı her zaman derin bir ilgim oldu. Bu albümün oluşum hikayesi Avrupa Caz Gençlik Orkestrası’na seçilmem ile başladı. Orkestranın Brezilya ve Avrupa turnelerinde çok sayıda müzisyen ile tanışmıştım. O müzisyenlerden biride obuacı Yoram Lachish idi. O dönemde birbirimizin çalış stillerini oldukça beğenniş ve ortak bir proje yapabileceğimizi düşünmüştük. Yoram ile halen birlikte zaman zaman çalıyoruz. Geçen yıl Bremen’deki Jazzahead fuarında birlikte çaldık. Ayrıca bu yıl olan Dutch Jazz Meeting etkinliklerinde de bir performasımız oldu. Bir besteci olarak benim için zurna, obua, shehnai (geleneksel musevi müziğinde kullanılan nefesli bir çalgı) gibi enstrümanlar için eserler yazmak zorlayıcı olsada böylesine müthiş müzisyenlerden oluşan bir grubum olduğu için çok mutluyum.

Sami Kısaoğlu: Osmanlı ve Türk müziğine karşı derin bir merakınız söz konusu. Daha önce hiç İstanbul’a gelme şansınız oldu mu? Birlikte çalıştınız ve çalışmak istediğiniz Türk müzisyenlerden bahsedebilir misiniz?

Rembrandt Frerichs: Bu Türkiye’ye yapmış olduğum ilk ziyaret. Benim gibi orta doğu coğrafyasına aşık bir insan için tabiki bu büyük bir şans. Farklı nedenlerden dolayı Suriye, Kudüs, Filistin, Mısır ve Yunanistan’da bulundum ve şimdi sonunda Türkiyedeyim. Meslektaşlarından ve öğrencilerinden İstanbul hakkında çok sayıda güzel hikaye duydum. Türkiye’nin müzikal mirasına büyük hayranlık ve saygı duymamın yanı sıra bu müziğin bileşenlerinin büyük bir kısmının farklında olmaktan dolayı mutluluk duyuyorum. İstanbul müzik sahnesinin Berlin ile birlikte bugün Avrupa’nın en zengin müzik sahnesi olduğunu düşünüyorum.

Daha önce Avrupa’da yaşayan bazı Türk müzisyenlerle birlikte çalışmıştım. Perküsyon sanatçısı Ulaş Aksünger ve şarkıcı Hüseyin Badilli bu isimler arasındadır. Bu isimlerin yanı sıra birde çalışmak istediğim kimi Türk müzisyenler söz konusu. Bu isimlerin en başında Derya Türkan, Erkan Oğur ve Kudsi Erguner yer alıyor. Rotterdam Konservatuarı’ndaki Türk Müziği Çalışmaları Bölümü`nün başkanı olan kişi en iyi arkadaşlarımdan biri. Onunla birlikte gerçekleştirmiş olduğumuz projelerde kendisi benden Osmanlı Müziği hakkında çok şey öğrenmişti. Bu gibi çalışmalar size caz alanında da yeni bakış açıları kazandırabiliyor. Mesala 10/4’lük bir ritim olan Sama ritmi ile Coltrane’nin“countdown” eserini yorumlamıştık. Eğer Osmanlı Müziği’nin sınırları içinde böylesine derinlemesi bir keşif turuna çıkmamış olsaydık bu ritimden habersiz olacaktık ve bu eserde hiçbir zaman kullanamıyor olacaktık.

Sami Kısaoğlu: Son olarak Avrupa caz müziği sahnesinden en beğendiğiniz 3 yenilikçi ismi bizimle paylaşır mısınız?

Rembrandt Frerichs: Hollanda’dan basçı Tony Overwater, Norveç’den trompetçi Arve Henriksen ve Almanya’da yaşayan ama aslen Hollandalı olan davulcu Etienne Nilessen.


Dinleyin:
- Rembrandt Frerichs, Self Portrait, Plastik People Record, 2007
- Rembrandt Frerichs, Ordem E Progesso Vol.1, Plastik People Record, 2008
- Rembrandt Frerichs & Michael Varekamp, Sehnscuht, 2010
- Rembrandt Frerichs, Ordem E Progesso Vol.2, Plastik People Record, 2009
- Kepera Trio, Yoram Lachish, Rembrandt Frerichs, Levantasy, Kepara Records
- Rembrandt Frerichs, Continental, Challance Records, 2012


Sami Kısoğlu
Müzikolog

Cazkolik.com / 16 Ekim 2012, Salı

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X Advertisement