Türkiye'ye defalarca gelen Tunuslu udî Dhafer Youssef için 2012 yılında gerçekleşen 19. İKSV Caz Festivali konserleri için bir tanıtım yazısı yazmışım. Üzerinden on dört yıl geçmiş, çok yakın takip etmesem de bu sempatik adamın müzikleri hep kulağımın içinde, elimin altındadır. 6 Ekim Salı akşamı, ismini sevgili eşinden alan son albümü Shiraz’ın turnesinin İstanbul ayağında, albümün kadrosuyla Zorlu PSM’deydi Youssef.
Eklektik müziğine paralel olarak her albümde farklı ekoller ve ülkelerden farklı kadrolarla çalışan Dhafer Youssef’in arkasında son albümündeki müzisyenler vardı; klavyelerde İspanya’dan Daniel García Diego, bas gitar ve davulda Fransız ritim ikilisi Swaeli Mbappé ile Tao Ehrlich, trompette Avusturyalı Mario Rom.
Konserde müzisyenler tanıtılırken algıda seçicilikten olmalı basçının ve davulcunun soyadları tanıdık geldi. İkisi de babadan müzisyen. Basçının babası, daha çok John McLaughlin ile tanıdığımız, siyah eldivenleriyle özdeşleşmiş müthiş basçı Etienne Mbappé. Davulcunun babası da Didier Malherbe ile kurduğu Hadouk Trio’dan aklımda kalan Loy Ehrlich. Yazıyı yazarken sitesini kurcaladığım Mario Rom’un ilk müzik hocası da yine trompetçi olan babasıymış. Çaldığı enstrüman, sanki konsere gelmeden önce bir otomobil tarafından çiğnenmiş gibi duran, alışılmışın dışında biçimli bir trompet. Bu da Avusturyalı bakır nefesli çalgı üreticisi Schagerl’in, yine Avusturyalı trompetçi olan Thomas Ganschhorn’un tasarladığı bir modelmiş. Grubun en deneyimlisi piyanist Daniel García Diego; flamenkodan beslenen müziğini daha çok piyano triosuyla icra ediyor ama albümlerinde daha modern, daha güncel caz kayıtları yapıyor.

Gelelim konsere;
Dhafer Youssef, bütün tecrübeli müzikal liderler gibi, konser boyunca elleri ve mimikleriyle grubunu yönlendiriyor, onlara yol açıyor. Carlos Santana’dan bahsetmediğim, onu referans göstermediğim bir yazı olmayacak, bu yazı da öyle. Youssef de tıpkı Santana gibi, udla ritim ve riff çalarken müziğine ahenkle koşar gibi dans ederek bir çeşit “chant” yapıyor. Konsere gelirken arabada, sevgili Feridun ağabeyin TRT Radyo-3'te yayınlanan Caz Almanak programında “John Coltrane 100 Yaşında” özel programını dinledik. Coltrane’in A Love Supreme albümündeki yeknesak “a love supreme” mantrası da beni bu çağrışımlara hazırlamış olmalı. Bu mantrayı ilk defa Carlos Santana ve John McLaughlin’in 1973’teki ortak albümü Love Devotion Surrender’dan dinlemiş ve bayılmıştım. Evde keyifli olduğum zamanlar, örneğin güzel bir yemek pişirdiğimde, Fenerbahçe kazanınca, ben de bu dilime pelesenk olmuş vokal parçacığını yüksek sesle tekrarlayarak şımarırım.
Müzisyenin alâmet-i farikası olan eşsiz sesinden ve vokal tarzından bahsetmek elzem mi, gereksiz mi bilemedim. Defalarca güzelce tarif edildiği için bu yola başvurmayacağım. Bis yapmadan bir saat on dakika kesintisiz süren konserde Dhafer Youssef bütün enstrümancılara yeterince özgürlük tanıdı. Kulağımı en çok dolduran basçı Swaeli Mbappé oldu. Davulcu solosunda cowbell’den kendini kurtaramayınca “more cowbell” diye laf atmadan duramadım. Küçük salon. Duydu tabii, gülümseyerek ve başını sallayarak teyid etti. Hi-hat devrildiğinde önce Dhafer Youssef, sonra da Mario Rom yardım edip yerine oturtmaya çalıştılar ama beyhude çaba oldu. Cowbell’i fazla kullandığının farkına varan davulcu, onu büyüleyen cowbell’i çıkarıp savurarak bu büyüden kurtuldu.

Konserde iki ithaf da vardı
Bir parçayı ünlü tabla sanatçısı Zakir Hussain’e, son parçayı da İsrail devletinin zulmü altında inleyen Filistin halkına adadı. “Bis istemeyin, bu son parça” diyen müzisyen, konser sonrası “kendini cennetten feda edenler benimle rakı içmeye gelebilir” diyerek gönlümü bir kez daha fethetti.
Cenk Akyol makale arşivine erişmek için linke tıklayın.
Dhafer Youssef Cazkolik haber arşivine erişmek için linke tıklayın.
Cenk Akyol
Cazkolik.com / 13 Ekim 2026, Salı
Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.