Dün gece hem İstanbul Caz Festivali tarihinde yeni bir sayfa açıldı, hem Türk caz müzisyenliğinin zirvesi oldu...

Dün gece hem İstanbul Caz Festivali tarihinde yeni bir sayfa açıldı, hem Türk caz müzisyenliğinin zirvesi oldu...

Dün akşam, 19. İstanbul Caz Festivali`nin kıtalararası balistik füze etkili konserini izledik. İKSV akşamki konserle bir daha kapatamayacağı `Proje Konserleri` kapısını açmış oldu; Hem de bir adım ilerisini düşünerek The Istanbul Project`i dünyaca ünlü bir sanatçının etrafını çevreleyen Türk caz müzisyenleriyle birlikte kurguladılar. İşin doğrusunu söylemek gerekirse başından beri gelişmelerini adım adım takip ettiğimiz The Istanbul Project`in nasıl bir konser olacağı ciddi merak konusuydu. Anlaşıldı ki festival yönetimi böylesi bir projeyi Marcus Miller gibi bir ustaya emanet etmekte çok haklıymış, öngörülerinden dolayı hayranlığımızı iletiyoruz. 19 yılın tecrübesi böyle bir şey olmalı...

Yetmişlerden sonra Miles Davis`in kurduğu grupların deneyimini yakından bilen Miller, 2012 İstanbul`unda kendi projesini hayata geçirdi...

Marcus Miller`ın bir çeşit `curator` olarak Fransa`da yaptığı benzeri çalışmaları biliyoruz ama Avrupanın bu kadar doğusunda, nisbeten çok daha az bildiği bir dünyada ve bunca kısa sürede böylesi bir çalışma ve dün akşam ortaya çıkan sonuç inanılır gibi değildi.

Bir `curator` olarak Marcus Miller:

Miller belli ki gerek konser öncesi, gerek konser esnasında yönetmeni olduğu projenin bütün detaylarını kusursuz tasarlamış. Konserin böylesine akıcı, enerjinin 2,5 saate bu kadar başarılı yayılması, dinleyicinin bir an bile sahnedeki müzikten kopmadan duygusal merdivenleri Miller`ın rehberliğinde adım adım tırmanması, müzisyenlerin kendini bu ustalıklı kontrolün çevrelediği güven duygusu içinde rahat hissedip enstrümanlarına daha da yoğunlaşması grubu sahnede adeta Barcelona futbol takımına çevirmişti. Bu konuda önemli bir nokta da daha önce sadece kendisine verilen CD`lerden tanıdğı Türk caz müzisyenlerini tahlil etmedeki başarısı olmalı. Bu gerçekten hayranlık verici bir konu...

Sahnede `birbiriyle` ve `hep birlikte` müzik yapan müzisyenler...

Dün akşamın can calıcı anları müzisyenlerin `birbirleriyle` ve `hep birlikte` müzik yapma iştahydı. Miller`ın vücut diliyle yönlendirdiği etkileşimler, karşılıklı çıkılan kısa doğaçlama yolculukları, iki trompet ve alto saksofon üçlüsünün aralarında kurduğu üçgenin mükemmel uyumu, klarnetin çığlıkları, vurmalıların renkli diyalogları, davulun tempoyu düşürmeyen ritmi, iki farklı gitar tekniğinin eklektik ilişkisi, doğrusu görülmeye değer anlardı...


Türk caz müzisyeninin zirve gecesi...


Ruhumuzu yıkayan iki nefesli ustası; İmer Demirer ve Hüsnü Şenlendirici...

Dün gecenin hayranlık yanında gurur veren iki büyük ustası, trompette İmer Demirer, klarnette Hüsnü Şenlendirici. Bu iki usta müzisyen dünya çapında solist müzisyenler, keşke onların yeteneklerini dinleyiciyle çok daha sık buluşacağı projeleri düzenli üretebilsek. Hüsnü Şenlendirici bu konuda belki daha şanslı ama onun da böylesi projelerde kendini daha iyi hissettiğine eminiz, eminiz çünkü dün gece Miller`la muhabbetlerini gözlerimizle gördük, kendisini nasıl mutlu olduğuna şahit olduk. Bizde klarnetin rengi de tadı da başkadır ama Hüsnü Şenlendirici`nin elindeki klarnet dünyanın her yerinde kendi renkli ve duygusal ifadesini bulmakta mahir. Özellikle bis bölümünde Miller`ın bas klarnetle `İstanbul İstanbul Olalı` şarkısında Hüsnü`ye eşliği göz yaşartıcıydı doğrusu.

Gerek İmer`in, gerek Hüsnü`nün Miller ile karşılıklı anları konserin en etkileyici sahneleriydi. Aşağıdaki sessiz fotoğraflarda bile bunu rahatlıkla hissedebilirsiniz. Ayrıca, İmer`in Patches Stewart ile çift trompet olarak küçük `battle`ları, karşılıklı elenseleri resmen enfesti. Peki ya o alto saksofoncu Alex Han. Doğrusu bu ufak tefek adamın ününü daha gelmeden çok önce duymuştuk ama sahnede öyle bir dev vardı ki insanın kulakları gözlerine inanamıyordu.

Okay Temiz ve Burhan Öçal`dan alegorik enstantaneler...

Özellikle Okay Temiz`in yaylı tanbur benzeri perküsyonuyla çıkardığı yan seslerin konsere katkısı çok liginçti. İki farklı perküsif duygu, biri doğrudan ritmik vurmalı, diğeri etnik soundlar, her ikisinin de Miller`ın basıyla karşılıklı ilişkileri doğrusu çok ilginçti. Miller`ın konser boyunca her müzisyene sağladığı kendini ifade boşlukları konserin zengin ve nitelikli soundu için önemliydi, bunu bizzat gördük. Hatta bir ders gibi gördük...

Bilal Karaman`ın ihtiras tramvayı...

Bilal Karaman`ı tanımasanız bile gitara dair ihtirasını hissediyorsunuz. Bu ihtiras, gitarın gitaristle kıskançlık ilişkisi içinde olmazsa olmaz ve oldukça işe yarar bir duygudur. Miller`ın basıyla etkileşimi olsun, kendi solist renkleri olsun bas + gitar patchwork dokusu içinde hayli renkli portreler üretti, oldukça etkileyiciydi.

Bis dediğin konser tadında olur...

Konserin sonunda hepimizi iki sürpriz bekliyordu, John Lennon`ın Come Together`ı ile çıkılan kolektif doğaçlama yolculuğu böylesi anlara alışkın tecrübeli Açıkhava dinleyicisinde dahi inanılmaz dalgalanmalar yarattı, bir sonraki bis parçası Miller`ın ünlü Blast`ı ise resmen konserin zirvesi oldu. Bütün ekip muhteşem patlamalar yarattı. Miller`ın bası kalbimizin sınırlarını zorlarken, nefeslilerin çığlıkları yeri göğü inletiyor, Bilal Karaman ve Adam Agati`nin gitarları gecenin karanlığını yararken, piyano ve davul sahnedeki ortak duygunun alt çıtasını sürekli yükseltiyordu.

Velhasılı, İstanbul Caz Festivali tarihinin en önemli gecelerinden birini yaşadık. Katıksızdı, güzeldi, mutluyduk ve bizim için özeldi...

Cazkolik.com / 06 Temmuz 2012, Cuma


Fotoğraflardan dolayı sevgili Leyla Diana Gücük`e çok teşekkür ediyoruz.


 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.