Dünya, İdris Ackamoor and the Pyramids`in müziğini 30 yıl gecikmeyle yakalayabildi mi?

Dünya, İdris Ackamoor and the Pyramids`in müziğini 30 yıl gecikmeyle yakalayabildi mi?

10 Ekim akşamı İKSV Salon’da dünya caz sahnesinin çok önemli isimlerinden İdris Ackamoor konserini izleyeceğiz. 1970’lerin başından itibaren Ackamoor’un müziği zamanın ötesinde bir müzik oldu.

 

Tam olarak ne demek bu?

 

Sun Ra ile Afro Beat müzikler, spiritual eğilimler, Post Coltrane ve Pharoah Sanders arası bir müzik...

 

1950 yılında Bruce Baker adıyla Şikago’da dünyaya gelen Ackamoor çocukluk ve ilk gençlik yıllarında müzisyen olmakla basketbolcu olmak arasında bocalamasının ardından hayatını adayacağı işin müzik olduğuna karar verdi. Haberi yazarken bir yandan sanatçının son çalışması “An Angel Wall” dönüyor playerda. 1969 yılı ve sonrası, Miles Davis’in “Bitches Brew” dahil dönemin ruhu on yılları bulutların üzerinde aşarak sanki gelip günümüzün yeni nesil icra tavrının merkezlerinden Londra’ya konuyor. Son dönem İngiliz caz sahnesinin göçmen çocuklarıyla bir duygu bağı kurmak eğlenceli ve kaçınılmaz.

 

Kederli bir öfke

 

Ackamoor’un müziğinde keder tonu baskın öfke var ama bu öfke Londralı genç Shaba Hutchings kadar hırçın değil. Belki daha tecrübeli bir öfke bu. 2014 yılında Missouri polisininin silahla vurarak öldürdüğü genç siyah Michael Brown için yaptığı “Soliloquy” bu kederin en güzel hali. Hani bir caz müzisyeninin bu olaylar için basına verdiği demeçte dediği gibi; “Yüz yıl öncesiyle aramızda pek de fark yok sadece artık pamuk toplamıyoruz”.

 

Şikago’da büyürken Cecil Taylor’ın mentorluk yaptığı Ackamoor Afrobeat ritmlerin üzerine yapılandırdığı saksofonuyla, elde gitar gibi çalınan kaytar synth ve elektrikli scratch gitarla ritm üzeri doku oluşturmada oldukça usta bir sanatçı. Yetmişlerin başında Fransa’ya ilk gittiğinde edindiği hisler ve davulcu Donald Robinson ile aynı yıl Amsterdam, ardından Fas, Rabat, Kazablanka, Dakar, Senegal ve Acra üzerinden Gana’ya yapılan yolculuklar Ackamoor için hayat eğitimi oldu. Bu dönem Hugh Masakela’yı tanıdı. Kuzey Afrikalı müzisyenler Ackamoor’un müziğinde hayati derecede önemli oldu. Bulduğu yerel enstrümanların hepsini toplayarak yola devam etti ve müziği de Afra caz funk temelli bir gelişime yöneldi. Ritm ve armonileri uyarladı, gittiği yerlerde yaptığı saha kayıtlarından faydalandı.

 

İstediğini çalıyorsun, o zaman halkın ne yaptığını öğrenmesine izin ver, 15-20 yıl sürse de

 

Bu söz Thelonious Monk’a ait. İdris ackamoor için bu sözün değeri daha fazla sürdü, 35 yılı buldu ancak son on yılda müziğinin Afrika köklerine duyduğu hayranlık kişisel bir yol izleyerek kendi müziğini geliştiren bir müzisyen övgülerini almasına neden oldu. Bu, Ackamoor’un sonuna kadar hak ettiği bir tür tazminattır. Başka kimsenin ödemeye yanaşmayacağı bir bedel ödemiştir. Ackamoor, Duke Ellington, Cecil Taylor ve Sun Ra’ya duyduğu saygı kadar Fela Kuti ve Bob Marley gibi müzisyenlerin de sosyo-politik yanlarını dengelemiştir. Tüm bunlara bir de sahnedeki teatral özellikleri katınca portre tamamlanmış oluyor.

 

 

İdris Ackamoor (solda), Rhodessa Jones (sağda)

 

Ackamoor ve grubu Pyramids 1973 yılında Ohio’ya dönünce neyi nasıl yapacakları konusunda endişe duymaya başlamıştı. Cecil Taylor bu konuda da örnek oldu ve kayıtlarını kendileri yayınlayarak “Lalibela” albümünü konserlerde, arkadaşlarına satarak hatta arabaların üzerinde sergileyerek sattılar. Bir yıl sonra “King Kong” albümü için cesaretleri artmış, 500 adet albüm sipariş edecek kadar para kazanmışlardı. Müzik firmaları Ackamoor ve grubunun müziğini bir türe sokmakta başarılı değildi. Afrika’nın derin ritmik etkisini de seviyorlardı, RB ve funk’ı da. Vurmalı ağırlıklı ve sahnede teatral gösterili bir tür space-age jazz şov idi yaptıkları.

 

Ackamoor bu tarihten itibaren yaklaşık yirmi yıl boyunca kendini Cultural Odyssey ile yaptığı canlı performanslara adadı. 1985 yılında “Acka Backa” albümünü yayınladı. Dansçı ve koreograf Bill T. Jones ve Rhodessa Jones ile beraber sahnede yaptıkları 1992 yılında Izzie ödülü aldı. Bu dönem ve devamını farklı ödüller izledi. Bir dönem Cecil Taylor’ın ona rehberlik etmesi gibi Ackamoor da Cultural Odyssey’e rehberlik etti. ABD Dışişleri Bakanlığı Ackamoor’u iki kez sanat elçisi olarak seçti ve tekrar Afrika’ya gitti, Naturena Kadınlar Hapishanesi’nde Rhodessa Jones ile etkinlikler yürüttü.

 

 

2010 sonrası BBC’den Gilles Peterson tarafından Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne layık görüldü. Son iki çalışması 2016 yılında “We Be All Africans” ile “An Angel Fell” oldu. Müzikseverlerin Ackamoor’un müziğini (tıpkı Sun Ra gibi) kozmik caz olarak anlama eğilimleri var. Bu anlamaya dair bir başka okuma ise şöyle yapılabilir; diğer gezegenlerden gelen ziyaretçiler insan köleleri gözleyerek çatışma ve çevreye zarar verme dürtülerimize karşı bizi uyarır ve kurtuluş imkanı sunar (üstteki resim). Buna ister son altmış yıldaki B sınıfı alt tür filmlerin mesajı deyin ister sıradışı yetenekli caz seyyahlarının (ki Ackamoor için bu tabir çok uyuyor) dünyevi ritmlerin dünya dışı ses parçalarıyla harmanlanması deyin, titreşimlerin eskiden de günümüzde de farklı olduğu müzikler bize yıldız dünyasından gelen bir grup saf çocuğun müziğini hediye ediyor.

 

Feridun Ertaşkan

 

Cazkolik.com / 06 Eylül 2019, Cuma

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.