New York Times`ın `İran`ın Bob Dylan`ı` dediği İranlı Blues şairi Mohsen Namjoo ile arkadaşımız Sami Kısaoğlu konuştu.

New York Times`ın `İran`ın Bob Dylan`ı` dediği İranlı Blues şairi Mohsen Namjoo ile arkadaşımız Sami Kısaoğlu konuştu.

Bir `Acem Blues Şairi` Mohsen Namjoo ile edebiyat ve müzik üzerine.

Müziğinde şiirden tiyatroya farklı sanat disiplinlerinden beslenen, geleneksel İran müziği ve şiirini rock, blues gibi türlerle aynı sahnede buluşturan İranlı müzisyen ve besteci Mohsen Namjoo yaklaşık altı yıldır ülkesinden uzakta yaşıyor. Müzikoliji eğitimi için Viyana`da geçirdiği bir yılın dışında son beş yılını Amerika Birleşik Devletleri’nde geçiren sanatçı küresel anlamda ses getiren albümlere imza attı. New York Times tarafından İran`ın Bob Dylan’ı olarak selamlanan müzisyen eserlerinde Hafız, Şems, Mevlana gibi isimlerden etkileniyor. Bu yıl altıncısı düzenlenen Avea Sıra Dışı Müzik Konserleri kapsamında Türkiye’deki ilk konserini 28 Ocak’ta Ankara’da, 30 Ocak’ta ise İstanbul’da verecek olan sanatçı ile müziğini oluşturan temel unsurlar ve gelecek dönem projeleri üzerine konuştuk.

Sami Kısaoğlu: İran’da doğdunuz ve ilk gençlik yıllarınızı orada geçirdiniz. Kısa bir Avrupa döneminin ardından ise Amerika yıllarınız geldi. Farklı coğrafyalarda bulunmak bir müzisyen olarak sizi nasıl etkiledi?

Mohsen Namjoo: Yaklaşık altı yıldır İran`dan uzakta yaşamaktayım. İlk yıl Viyana`da Almanca öğrenmek ve müzikoloji çalışmak için bulunmaktayken bu fikrimden vazgeçip ABD`de altı şehirde ve birkaç ay sonra Kanada`da solo konserler verdim. Bu konserler esnasında Kuzey Amerika’ya yerleşmeye karar verdim ve California’daki Stanford Üniversitesi’nden araştırmacı olarak bir burs kazandım. 2012 yılının yaz ayında eşimle birlikte New York’a taşındık. 2 yıldan fazla bir süredir yaşamakta olduğum New York’u ve ABD’nin doğu sahilini evim olarak görüyorum. İran ile ilgili olarak içimde taşıdığım ya da üzerinde çalıştığım tek şey İran müziği ya da daha genel olarak Ortadoğu müziğidir. Bundan bir rahatsızlık duymuyorum, yani müzikal olarak bir İranlı, bir yurttaş olarak İranlı olmayan. Şu anda dürüstçe söyleyebilirim ki duygusal olarak İran’la ilgili birçok şeyi unutmuş durumdayım.

Sami Kısaoğlu: Amerika müzikal anlamda oldukça zor ve karmaşık bir pazar. Sizin bu yapı içindeki varoluş serüveninizi dinleyebilir miyiz?

Mohsen Namjoo: Amerika gerçekten coğrafi olarak çok geniş bir ülke, bir kıta. Amerika’daki müzik ile ilgili olarak aklımda şöyle bir benzetme var, ülke Pasifik Okyanusu gibi, içinde balinalardan küçük balıklara kadar pek çok canlı beraber yaşıyor fakat su her yerde ve her canlı için aynı. Amerika’daki müzikten bahsederken aslında küresel olarak tanınan çok popüler müzisyenlerle beraber daha az tanınan çok özel müzisyenlerden de bahsetmek zorundayız. Örneğin, Amerika’da 25,000 kişinin bir pop şarkıcısını dinlemek için bir araya geldiği konserlere gidebilirsiniz aynı zamanda New York’ta beş dolar giriş ücreti ödeyerek küçük bir kafede sadece on kişi ile birlikte bir caz piyanistini dinleyebilirsiniz. Bu piyanist hakkında biraz araştırma yaptığınızda belki de alanında dünyadaki en iyilerden biri olduğunu duyarsınız, mütevazı bir kariyeri olan bir müzisyen. Ben kendimi de en büyük ve en küçük balıkların arasında bir yerde bulunan bir balık gibi düşünüyorum. Finansal olarak Amerika’da hayatımı kazanmam çoğunlukla buradaki İranlılar sayesinde mümkün oluyor, müzikal olarak ise çok rahat bir durumdayım, çünkü müzisyen arkadaşlarınızla bir düşüncenizi paylaşmanızın bile çok zor olduğu İran gibi bir ülkeye kıyasla müzikal anlamda hem özgür hem başarılı bir şekilde yaşayabiliyorsunuz.

Sami Kısaoğlu: Edebiyat ve şiir müziğinizin önemli hayat damarlarından ikisi. Özellikle İran şiiri. Dünya edebiyatı ve şiiri ile aranız nasıl?

Mohsen Namjoo: Edebiyat ve şiir oldukça ilgimi çekiyor. Eğer müzisyen olmasaydım bir yazar ya da şair olmayı isterdim. Şairlerden Allen Ginsberg, Charles Bukowski, T.S Elliot, Ezra Pound, William Butler Yates, Çin ve Japon geleneksel şiiri, yazarlardan ise Gabriel Marques, James Joyce, Raymond Carver ve Orhan Pamuk okuduklarım arasında. Onların ürettikleri üzerine bir şeyler yapmaktan çok ilham kaynağı olarak alırım. Şu an İngilizce de başlangıç düzeyinde sayılırım, en büyük isteklerimden biri İngiliz Edebiyatı konusundaki bilgimi artırmak. İngilizce dışındaki dilleri öğrenmeyi de o dillerde yazılmış eserleri orijinal metinlerinden okuyup bir duygu yakalayabilmek için isterim. Örneğin Pablo Neruda’yı anlamak için İspanyolca’yı, Arthur Rimbaud ve Mallarme’yi anlamak için Fransızcayı, Nazım Hikmet’i anlamak için Türkçe’yi.

Sami Kısaoğlu: Geçtiğimiz sonbahar Brown Üniversite’sinde "Devrim ve Şairler: İran Şiirinde İçerik ve Form” başlıklı bir ders vermiştiniz. Bu dersin içeriğinden biraz bahseder misiniz?

Mohsen Namjoo: Tartıştığımız şeyler politik konular olmaktan çok modern Pers şiirinin almakta olduğu yol ile ilgiliydi. Pers şiirinde formalist bir yaklaşımları olan Nima Yushij ve Rıza Baraheni en sevdiklerimdendir. 4-5 tane parçamı onların şiirleri temel alarak bestelemişimdir. Dersin başlığı olan Devrim ve Şiir sadece devrimin öncesi ve sonrası arasındaki geçişi açıklaması anlamında kullanıldı. Devrimden sonraki en popüler ve en iyi bilinen akım dilbilimsel şiirdi.

Sami Kısaoğlu: İranda olduğunuz dönemde film müziği alanında da çalışıyordunuz. Bu dönem üzerine konuşabilir miyiz?

Mohsen Namjoo: İran’da yaptığım esas iş buydu. Albümlerimden hiçbirini İran’da çıkarmam mümkün değildi. Tiyatrocu arkadaşlarım sayesinde müzik üzerine çalışmaya başlamadan önce bu tür birçok iş bulabildim. İran’dan ayrıldıktan sonra bu tarzda en fazla iki ya da üç iş yapmışımdır. Sonuncusu Mayıs ya da Haziran ayında çıkacak bir film müziği olacak.

Sami Kısaoğlu: İlk gençlik yıllarınızda İran’da dinlediğiniz müzikler nelerdi? Şimdilerde neler dinliyorsunuz?

Mohsen Namjoo: Gençlik yıllarımda içinde yetiştiğim ailemin etkisi ile sadece geleneksel İran müziği dinlerdim, çoğunlukla Muhammed Rıza Şeceryan, Shahram Nazeri ve bestecilerden Hossein Alizadeh, birkaç yıl önce aramızdan ayrılan Parviz Meshkatian ve Muhammad Rıza Lotfi. İran kaynaklı olmayan müzikle 18 yaşımdan sonra tanıştım, ilk başlarda alternatif Doğu müzikleri ilgimi çekti, fusion türü Buddha Bar ve Amerika’da müzik yapan çeşitli İranlı gruplar. 24 yaşımda Tahran Üniversitesi’nden rock ve blues türü müzik yapan yeni arkadaşlar edindim ve diyebilirim ki ilhamımı onlardan ve müziklerinden aldım, onlara çok şey borçluyum. Şu anda Afrika müziği ve çeşitli dünya müzikleri dinliyorum, dinlediğim özel bir tür ya da bir grup yok.

Sami Kısaoğlu: Türk müziğine özel bir ilginiz olduğunu biliyorum. Türk müzisyenler ile unutamadığınız bir anınız var mı?

Mohsen Namjoo: Manhattan East Village bölgesinde Drom adında çok iyi bir müzik mekanı var. Yakın arkadaşlarım olan Serdar ve Mehmet adında iki Türkün sahibi olduğu bu mekan sunduğu müziğin çeşitliliği ile oldukça dikkat çekici. İlk olarak 2012 yılının Ağustos ayında orada İranlı bir perküsyoncu dostum ile bir konser verdim. Ama orada en iyi konserimi 2014 yılında Türkiye’den gelen kanun ve klarnet çalan iki müzisyenle birlikte gerçekleştirdim. İnanılmaz yetenekli müzisyenlerdi, provasız benim müziğime ayak uydurabildiler ve enstrümanlarını çalış tarzlarıyla beni büyülediler klarnetçi olanın adı İsmail, kanunimiz de Tamer’di. İstanbul’a İsmail ile birlikte gelmeyi düşünüyordum fakat vize problemleri dolayısıyla gelemeyecek. Türkiye’deki müzikten en çok etkilenmemi sağlayan çalışma Fatih Akın’ın “İstanbul-Köprüyü Geçmek” isimli belgeseli, bu belgeseli beşten fazla kez izledim ve çok şey öğrendim. Ne yazık ki İran müziğiyle ilgili bizde böyle bir belgesel mevcut değil. Fatih Akın’ın belgeselinden Candan Erçetin’in “İstanbul Hatırası” parçası üzerine çok çalıştım belki sonraki solo performanslarımda bu parçayı yorumlayabilirim.

Sami Kısaoğlu: Birazda gelecek günlerde sizi hangi projelerin beklediğinden bahseder misiniz?

Mohsen Namjoo: Bu uzun sürecek turdan sonra planım en son iki albümümden ve albümde çalan sanatçılarla birlikte San Francisco ve New York’ta birer konser vermek. Sonrasında ise benim için bir abla gibi olan tanınmış İranlı sanatçı Sirin Nesad`ın bir ses enstalasyonu projesinde onunla birlikte çalışacağım. Büyük ihtimalle Milan`da sergilenecek. Ondan sonrası için iki ya da üç adet yeni albüm fikrim var fakat Brown Üniversitesi`ndeki İran müziği üzerine dersler vereceğim için bir süre bu projeleri bekleteceğim.

Sami Kısaoğlu
Müzikolog

Cazkolik.com / 26 Ocak 2015, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X