Gonzalo Rubalcaba: "Küba`da da bir caz okulu yok ama çok sağlam geleneklerimiz var."

Gonzalo Rubalcaba: "Küba`da da bir caz okulu yok ama çok sağlam geleneklerimiz var."

Röportajın hemen altında Gonzalo Rubalcaba`nın ünlü müzisyen Ignacio Berroa ile kaydettiği Faith & Fashion albümünden çok güzel bir Caravan yorumuna dair videoyu izleyebilirsiniz.


Son haftalarda caz program ve yazarlarının hiç kuşkusuz en yaratıcı isimlerinden biri sevgili Levent Öget. Neredeyse her hafta birbirinden çarpıcı röportajlara imza atıyor. Hem de dünyaca ünlü isimlerle... Bilen bilir, ünlü sanatçılarla röportaj yapmak zevkli bir iş olduğu kadar öncesinde sıkı hazırlık gerektiren bir süreçtir. Sanatçıyla buluşmadan tutun, röportaj bitene kadar geçen dönem bazen günlerce önce başlayan bir çalışma gerektirir. Bunca çalışmanın ardından yine de röportajı yapabileceğiniz anlamına gelmez. Sound check`in bir kaç dakika uzaması dahi beklemenizi boşa çıkaracak neden olabilir. İşte bu özenli söyleşilerden biri daha yayında. Geçen Cumartesi (15 Aralık 2012) Cemal Reşit Rey sahnesi müzik dünyasının iki büyük ismi; gitarda Al Di Meola ve piyanoda Küba`nın çıkardığı en güçlü isimlerden Gonzalo Rubalcaba`yı ağırladı. Konser öncesinde Rubalcaba ile kendi programında buluşan Öget, Cazkolik`teki okurları için programdan özel bir söyleşi ortaya çıkardı. Değerli dostumuza yaptığı bu güzel çalışma için teşekkür ediyoruz.

Cazkolik.com


Küba`da cazın nasıl çalınacağını öğrenmek için

bir okul ya da hocamız yoktu...

Levent ÖGET: Sayın Gonzalo Rubalcaba İstanbul’a hoş geldiniz, Açık Radyo’ya hoş geldiniz… Geçtiğimiz haftalarda önce Chick Corea ardından da geçen hafta Jacky Terrasson İstanbul’a konser vermeye geldi ve bu stüdyoda kendisiyle çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Bir hafta sonra da şimdi sizinle bir aradayız. İstanbul caz dinleyicisi oldukça heyecanlı ve böylesine güçlü müzisyenleri bu yoğunlukta izlemek bizler için de büyük bir yılsonu enerjisi olacak.

Ben öncelikle şunu öğrenmek istiyorum. Sizin böyle bir projeyle burada bulunmanız çok etkileyici, merak uyandırıcı. Burada pek çok caz dinleyicisi için Al Di Meola’nın özel bir yeri vardır. Uzun yıllar Sayın Meola buradaki izleyici ile konserleriyle son derece sıcak bir bağ kurdu. Tabii bunun içinde ben de varım ki, pek çok caz sever cazla tanıştığımız yılların başından bu yana Al Di Meola, Stanley Clarke, Chick Corea gibi isimlerle birlikte büyüdük. İstanbullu caz severler artık sizi de çok iyi tanıyorlar diye düşünüyorum. Ancak siz ve Sayın Al Di Meola farklı müzik dillerine ve tarzlarına sahip üstelik farklı kültürel ve politik toplumlardan gelen farklı jenerasyondaki müzisyenlersiniz, haliyle bu bilenenler içindeki ikili müziğinizde olup bitecekler merak uyandırıyor.

Ancak haberiniz vardır sanırım, biletler günler öncesinden tükenmiş. İşte şimdi saatler kala da sizden biraz konsere ısınmak için bilgi almak harika olacak.

Evet, bizi nasıl bir konser bekliyor bu gece?

Gonzalo RUBALCABA: Benim içinde büyük bir zevk burada olmak. Elbette bu bir müzik konseri ve doğrudur farklı jenerasyonlardan ve farklı yollardan geliyoruz. Ama sonuç olarak biz yüksek kalitede bir müzik ve müzikteki güzelliği bulmayı amaçlıyoruz. Biliyorum Al Di Meola dünyada çok kişi tarafından tanınıyor, çok tanınan biri. Özellikle yetmişlerden bu yana Chick Corea, Stanley Clarke gibi çok önemli isimlerle yapmış olduğu işbirliğiyle de tanınırlığını arttırdı. Ancak burada önemli olan konu şu ki Al Di Meola farklı uyumlanmalara, ahenklere ve işbirliklerine hazır biri. Sadece kendi yolunda, kendi tarzında değil farklı tarzlara da her zaman açık biri. Farklı bakış açılarına, repertuarlara, konseptlere açık. O yüzden onunla çalışmanın kolay olduğunu düşünüyorum ve bizim ortaklığımızın da iyi bir sonuç çıkaracağını düşünüyorum, sanırım insanlar bunu da beğenecek.

Levent ÖGET: Harika... Peki, Sayın Rubalcaba şimdi sormak istediğim soruyu geçen hafta Sayın Jacky Terrasson’a da sordum. Bizim için de bu çok yeni ve henüz gündemdeki yerini almış bir konumda bile değil. Biliyorsunuz geçen yıl Unesco tarafından ilan edilen Dünya Caz Günü gelecek Nisan ayında ‘en az Paris kadar ses getirecek ve ‘caz ekseninin yükselen yüzü olabilecek’ nitelemeleriyle İstanbul 2013 için merkez üs olarak seçildi. Bu seçime Arif Mardin, Ertegün ailesinin yanı sıra bazı diplomatlar ve piyanist Herbie Hancock’un girişimleriyle bu noktaya ulaşıldı. Theolonious Monk Jazz İnstitute’sü ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından da yürütülecek böylesine büyük bir projenin İstanbul olarak tayin edilmesinin ardında mutlaka haklı bazı beklentiler olmalı diye düşünmek istiyoruz. Çünkü Unesco cazın dünyayı birleştiren, özgürlükler getiren yönlerine vurgu yapıyor. Şimdi ben de en azından bir başka önemli piyaniste size bunu sormak için iyi bir zamanlama diye bakıyorum. Arkasında yaşayan bir büyük piyanistin olduğu ve caz tarihinin en büyük piyanistlerinden bir diğerinin adına bir enstitünün işbirliği oldukça heyecan verici bir beklentiyi sizce de doğurmuyor mu?

Gonzalo RUBALCABA: Ben İstanbul’un bunu hak ettiğini düşünüyorum. doksanlı yılların başlarından bu yana yalnızca İstanbul’da değil, Türkiye’nin pek çok yerinde konserlerim oldu. Şunu da gözlemledim, yalnızca caz dinleyicisi değil, organizasyonlar olsun ya da bu organizasyonlarda çalışan kişilerin özverileri olsun ve dinleyiciler her müzikte olduğu gibi caz konusunda da Türkiye’de bir potansiyel olduğunu bir ilerleme olduğunu düşünüyorum. Yalnızca ekonomik anlamda değil, caz da dahil olmak üzere yüksek kalitede her tür müziğin dünya çapında temsil edilmesi anlamında da bu önemli. Ayrıca bu organizasyonlardaki eforun yanı sıra organizasyona adanmışlığın ve bu sevginin ürünü olduğunu görebilirsiniz. Yalnızca müzik adına değil bu konu ile ilgili yazanlar olsun, teknik ekip olsun, dinleyiciler olsun, çevirmenler, mühendisler ya da müzisyenler olsun; bu bir ekip işidir çünkü, böyle düşündüğünüz dede her şey mümkün olmaktadır. Dolayısıyla bunun hak edilmesi gereken bir durum olduğunu anlıyorum ve cazın burada olmasının da bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum. Theolonious Monk Enstitüsü’nün varlığının yalnızca müzik adına değil başka konulara da kapı açacağını düşünüyorum. Eğitim gibi… Yalnızca canlı konserlerin organize edilmelerinin yanı sıra müziğin özüne dair çalışmalarda da bir ön ayak olacağını düşünüyorum.

Levent ÖGET: Aslında albümlerinizle ve müzik kariyeriniz ile ilgili birkaç şey sormak istiyorum ama eğitimden bahsettiniz ve ben de en çok merak ettiklerimi bu durumda önce soracağım sanırım. Çünkü bu sorunun yanıtı bugünlerde benim için de daha önemli hale geldi. Sorum şu; yanılmıyorsam siz hem davul hem piyano eğitimi aldınız ve klasik eğitimden gelen bir geçmişiniz var. Üstelik babanızın da (Guillermo Rubalcaba) bir diğer piyanist olduğunu düşünürsek; Bizim ülkemizde caz eğitimi veren bir okul yok ve piyanoda belirli bir seviyeye gelmiş ve caz çalabilmek isteyenler sizce nasıl bir yol izlemeliler. Tabii eğitim ile ilgili düşüncelerinizi de öğrenmek isteriz. Üç çocuğunuz içinde müziğe yönelenler oldu mu?


Müziğe 22 yıldır her gün 24 saat kendimi neredeyse adamış bir şekilde yaşıyorum...


Gonzalo RUBALCABA: Aynı Küba gibi, Küba’da da bu durum söz konusu ve bir caz okulu yok. Çok sağlam gelenekleri, sağlam kökleri ve inançları olan bir ülkeden söz ediyoruz. Ama Küba’da da bir klasik eğitimden geçtikten sonra aslında yolunuzun olduğunu belirliyorsunuz. O klasik eğitim tamamlandıktan sonra kişiler ne tür müzik yapmak istediklerini seçip ilerlemek istedikleri branşlara doğru yol alıyorlar. Küba’da caz müziği yirminci yüzyılın başlarında hatta biraz daha da öncesinde çok güçlü bir varlık ve önem kazandı. Çok doğaldır ki yalnızca müzisyenler değil Küba’da dinleyicilerin de bu yolda beklentileri oluştu. Ben de hatırlıyorum hep kasetler peşinde koşardım. Long playler arardım. Kendi merakımı gidermek için başka yolum yoktu. Bu şekilde öğrenmek zorundaydım. Cazın nasıl çalınacağını öğrenmek için başvurabileceğimiz bir eğitmen, bir hoca, enstitüler ya da çok özel okullar olmadığı için herkes kendi yolunu çizmek durumundaydı. Sanıyorum Türkiye için de durum az çok bu şekilde. O zamanlar olabilecek en iyi şey bizim özgür olmamız ve konuyla ilgisi olan kişilerle bağlantı kurabilmemizdi. Her türlü işitsel kaynaklara ulaşmak, araştırmak, sormak, soruşturmak bundan ibaretti. Ancak günümüzde her şey çok daha farklı. Benim cazı öğrenmeye çalıştığım döneme, 30-40 yıl öncesine nazaran araştırma kaynakları çok daha zengin, işitsel ve görsel referanslara ulaşmak çok daha kolay. Günümüzün koşulları tabii ki geçmişe göre çok farklı. Ben okul konseptinin de şöyle olması gerektiğine inanıyorum. Okul bir binadan ibaret değil, o binada bulunan öğrencilerin, bireylerin öğrenmeye açık olup, dilediklerini diledikleri şekilde sorgulayabilecekleri, öğrenebilecekleri ve konuşabilecekleri bir yer olmalı. Biz kökler gereği, Afrika, İspanya sağlam ve temelli köklere giden bir eğitimden geliyoruz. Ama bu eğitimin sonrasında da her görüşe açık olması gerektiğini düşünüyorum. Ve bir şey daha; okul bittikten sonra öğrenmeyi bitirmemeliyiz... Daha fazla bilgiyi araştırmak için hep devam etmek zorundayız.

Levent ÖGET: Sayın Rubalcaba eğitime harika vurgularda bulundunuz ancak ben bir diğer sorumu da yakın tarihli bir başka konseriniz üzerinden yöneltmek istiyorum. Geçen Nisan ayında kendi üçlünüz ile vermiş olduğunuz konserin ardından 8 ay kadar sonra bu kez Sayın Al Di Meola ile buradasınız. Basta Mathew Breewer’ın da yer aldığı o konserin peşi sıra bu yakın tarihli konseriniz öncesinde geçen konser izlenimlerinizi de öğrenmek isterim. Ben o performansınızı izleyememiştim ancak elbette daha farklı bir proje için burada olsanız bile Türk caz seyircisi için neler düşünüyorsunuz. Özellikle manipüle edilen bir festival ve etkinlikler serisi içinde İstanbul’da caz dinleyicisinin sayısının ve niteliğinin artmasından söz ediliyor. Grammy ödüllü bir piyanist olarak size sahne üstünden nasıl gözüküyoruz?

Gonzalo RUBALCABA: Türk izleyicisi ile hoş bir bağım var. Onlardan aldığım geri bildirim ve onların ilgisi beni her zaman beslemiştir. Yalnızca caz müziği adına da değil gözlemlediğim kadarıyla, Türkiye’de her zaman güzel işler olmakta. Örneğin yazın bir mekânda bir klasik müzik konseri varsa akabinde hemen bir başka mekânda bir caz müzik konserine ya da bir pub da bir etkinliğe rastlayabiliyoruz. Tüm bunlar ve tüm bu çeşitlilik, bu zenginlik aslında Türk dinleyicisinin de nereye gittiğine dair bir gösterge. Türk izleyicisinin bu ilgisini gördükçe aslında ajanslar da, organizatörler de, konserleri düzenleyenler de çok farklı isimleri ve defalarca Türkiye’ye getirmek için çaba sarf edeceklerdir. Bu akşamki konserin biletlerinin tükendiğini duydum. Al Di Meola’da ben de bu konuda heyecanlıyız. Onların bu gece için yanlış bir karar vermemiş olacaklarını umuyorum.

Levent ÖGET: Pekâlâ, sabrınıza teşekkürler… Sayın Rubalcaba bu röportajımızdan önce isminizi ilk duyduğum albümünüz hangisiydi diye bir düşündüğümde 1990 yılında yayınlanmış olan Giraldilla olduğunu hatırladım. Şaka gibi aslında 22 yıl geçmiş ve benim için halen genç piyanistler içindesiniz. Üstelik kariyerinizin hemen başlarından bu yana Charlie Haden gibi özellikle de bas ve davulda çok büyük isimlerle bir araya geldiniz. 90lı yıllarda 15den fazla albüm ve sonrasındaki on yılda ise bu sayının yarısı kadar daha çıkmış diğer kişisel albümlere sahipsiniz. Bunca fikir ve üretim sonunda ve kendi kayıt şirketinizi de kurmanızla böylesine ödüllerden sonra kendinizi kanıtlamış olmak bir caz müzisyeni olarak nasıl bir his acaba? Hedeflerinize ulaştınız mı? Ya da caz severler artık sizden ne beklemeliler? Örneğin henüz sizin kadar tanınmış olmasa da geçen ay bir kulüpte izlediğim ve bir avuç dinleyici ile buluşan bir başka Küba’lı piyanist olan Aruán Ortiz bence harika yeteneğine karşın henüz kendini yeterince ortaya koyamamış bir müzisyen konumunda. En azından buradaki dinleyiciye karşı böyle diye düşünüyorum… Günümüzde değişen teknolojilerle artık müzisyenlerin canlı müziğe daha çok yöneldiklerini ve daha gezginci olduklarını biliyoruz. Bunun caz müziğinin geleceğine etkileri olabilecek mi sizce?

Gonzalo RUBALCABA: Evet, Giraldilla albümünden bu yana 22 yıl geçmiş. Bu süre içinde çalıştığım çok önemli kişiler ve sarf ettiğim ciddi bir emek söz konusu. Tüm bunların kutsallığına, kutsiyetine inanıyorum. Beni bu yolda geliştirdiğine inanıyorum. Hayatta sizi mutlu edenin ne olduğunu bulup sonrasında onun üzerine gidiyor olmanızın da kutsallığına inanıyorum. İşte ben müzikte böyle çalışıyorum. Neredeyse 24 saatimi müziğe adamış bir şekilde bu süreci geçirdim 22 yıldan bu yana. Sabah sekizde güne başlayıp, sonrasında bitmek bilmeyen bir tempoyla buna zihnen de bedenen de hep hazır olmak adına çalışıyorum. İşte belki de ileriye yönelik hareket etmek isteyen yeni nesile de söyleyebileceğim bir şeydir bu; İnanmak… Sevmek. Başarılı olmak için yalnızca yeteneğin yeterli olmadığını da eklemek isterim. Eğitim, disiplin daha önce de söylediğim gibi konsantrasyon, tam bir yoğunluk ve yaptığınız işe sevgi. Bunu şunun için söylüyorum. Yeteneği olup da bunu tam olarak ortaya çıkaramayan, bu konuda kendini ifade etmeyi tam da belki de başaramayan kişiler adına, bundan duyduğum üzüntü adına bunu söylüyorum. Çünkü sizde bir yetenek var olabilir ama bunu ortaya çıkarmak için yeterince çalışmıyorsanız, kendinizi buna adamıyorsanız, hayata hep güzelmiş gözüyle bakıyorsanız – ki böyle bir şey yok! Bazen pırıltılı tarafından yakalayamayabilirsiniz hayatı ama o yöne çevirmek adına çalışmak durumundasınız. Bazen ritminiz düşüktür ama onu ayağa kaldırmak zorundasınız. Hayatı daha güzel kılmak zorundasınız. Farklı projelerde birçok önemli isimle çalıştım, Charlie Haden, Chick Corea, Jack De Johnette, Joe Lovano, Al Di Meola, Dave Holland, Herbie Hancock… ve pek çokları. Sonunda şunu gördüm; Çalışırken sizin ortaya kattığınız kadar o kişilerden ne aldığınız da çok önemli. Benim kattıklarımla birlikte, aslında bunun bana da birçok şey kattığı bilinci ve bunun bir kaynak oluşturabileceği fırsatını görmem beni her zaman çok daha güçlü kıldı. İşte kendi adıma mutluluk da budur. Bunu bir araç haline getirebilmektir.

Levent ÖGET: Sormak istediğim son sorunun içinde buradaki yanıtlarınız onların bir kısmını yanıtlamış oldu ama yine de sorunun içinde başka sorular da olacağı için sormak istedim. Son sorum yüksek enstrümantalistliğiniz üzerinden ve şu anki turneniz ile ilgili olacak. Sanırım buradan, yarın bir konser için Atina’ya gideceksiniz ve röportajdan bana söylediniz. Dusseldorff son konsermiş. Bu yılın son konseriymiş… En azından bu yılki konserleri sonlandıracaksınız? İki ateşli seyircisi olan toplumla karşı karşıya olacak iki konser bu yılın iyi bir enerjiyle sonuçlanmasını sağlayabilir. Siz de biliyorsunuz ki seyirciler enstrümantalist ve doğaçlaması enerjili çalışlara çok fazla tepki gösteriyorlar ve heyecanla bu çalışlara kendileri de katılıyorlar. Örnek olarak şunu da söylemeliyim; Yıllar önce bizim en büyük Açık Hava mekânlarımızdan biri olan bir konser alanında izlediğim Tomatito ve Michel Camilo izleyicileri benzer bir proje ile son derece coşturmuştu. Bizim toplumumuzun caz severlerinin büyük bir çoğunluğu ve her türden gitarcılar da olmak üzere bu tarz konserlere ilgi gösterdiklerine göre bu ikili ortaklığında daha fazla konser mi yoksa yeni albümler ve projeler mi beklemeliyiz? Pursuit of Radical Rapsody dışında bir ortak albüm çalışması gerçekleşecek mi?

Gonzalo RUBALCABA: Son sorunuzdan başlayarak yanıtlayayım. Birlikte bir başka üretim içine girecek miyiz, bunu bilmiyorum, büyük bir olasılıkla evet ama bunu henüz konuşmadık. Al Di Meola’nın kafasında birçok plan var. Benim de önümüzdeki yıl ve daha sonraki yıllar için kafamda birçok proje var. Bunun için de bir zamanlama yaratmamız gerekiyor. Bir ortak zaman bulmamız gerekiyor. Aslında daha önceki sorunuza bir gönderme yapmak isterim. Günümüzde daha fazla canlı konserlerin olmasıyla ilgili olarak; Evet doğrudur geçmişe göre günümüzde çok daha fazla canlı konserler verilerek bir turne çalışmasına gidiliyor. Çünkü albüm satma konsepti artık eskisi gibi değil; bu bir anlamda izleyiciyi, dinleyicinizi de çok daha fazla müziğinize katmak. Hatta bir anlamda da caz müziğinin yeni bir satış mecrası olduğu anlamına da geliyor. Kendi adıma da seçimler yaparken bazı ödünler vermem gerektiğini de düşünüyorum. Her zaman konserler, turneler ya da evde beste yaparak vakit geçmeyeceğini, bunun arasında bir denge kurmam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü turneye gittiğinizde bu çok uzak yollar, çok uzun yollar, ailenizden ayrı geçirdiğiniz uzun zamanlar anlamına geliyor. O zaman duygusal olarak bir yoksunluk hissediyorsunuz. Evde olup beste yapmaya da ihtiyaç duyuyorsunuz. Ama bu hem birbirini besleyen hem de dengenin korunmasını gerektiren bir durum. Bu seçimleri yaparken ne kadar tatmin olacağıma aslında bakıyorum. Tabii ki bu tatmin ekonomik bir tatmin değil. Onun ötesinde mesleki ve kendimi işime vermem ile ilgili olan tatmindir. İzleyiciye gelince bazı izleyici vardır ki sizin virtiözitenize ilgi gösterir ve bu konuyla ilgili bir geri bildirim gönderir. Bazı izleyici ise çok farklı, spesifik olan müziklere yönelir ve o konuda bir geri bildirimde bulunur. Burada önemli olan aslında sizin izleyiciye ne verdiğinizi biliyor olmanızla ilgilidir. İlgi çok da olabilir. Farklı şekillerde de olabilir. İşte o noktada siz kendiniz olmalısınızdır. Kendiniz olabilmeniz için de aslında biraz egoist olmalısınız. Bugün sizi takip edenler, ileride belki takip etmeyebilirler. Ya da hiç takipçiniz olmayan biri gelecekte fark eder ve takip edebilir. Her şeyin özünde aslında zaman yatıyor. Zaman neyin nasıl olması gerektiğini belirleyen kavramdır. Herşeyi doğru yere oturtan zamandır. Onun için de yaptığınız işe odaklanmalısınız... Sonrasına bakarsınız zaten...

Levent ÖGET: Evet, aslında Küba müziğinin caza olan etkilerini de konuşmak istiyordum ama zamanımız tükendi. Bir başka röportajda bu sorularımın da yanıtlarını almayı umut ederek konseri öncesinde Sayın Rubalcaba’yı daha fazla yormak istemiyorum. Bütün bu yanıtlarınız için ve Açık Radyo’ya bu röportaja katılımınız için Dünyanın Cazı Programı’ndan tüm caz severler adına size teşekkürlerimizi sunuyoruz. Başarılı bir konser dileklerimizle…

Gonzalo RUBALCABA: Tabii, işte Türkiye`ye gelmek için bir nedenimiz oldu. Sadece konuşmak için.

Levent ÖGET: Tekrar teşekkürler, yeniden görüşünceye kadar hoşçakalın.

Çeviriler: Saadet BAYKAL

Levent Öget
leventoget@hotmail.com

Cazkolik.com / 17 Aralık 2012, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.