Levent Öget "Diyar Diyar Jazz" albümü büyük ilgi gören Spiral Quartet ile özel söyleşi gerçekleştirdi.

Levent Öget "Diyar Diyar Jazz" albümü büyük ilgi gören Spiral Quartet ile özel söyleşi gerçekleştirdi.

Açık Radyo programlarını büyük bir zevkle dinlediğimiz Levent Öget`in Spiral Quartet ile yaptığı ilk söyleşi Cazkolik`te geçen yıl yayınlanmıştı ve ne güzel ki o söyleşi yayınlandığı ilk günden bu yana etkisi hiç azalmadan hep okunan, okuyucular tarafından düzenli yorumlanan bir çalışma oldu. Spiral Quartet ile Türk caz dinleyicisi bakımından önemli bir buluşma sağlayan söyleşi sonrasında İstanbul Caz Festivali kapsamında geçen sene büyük ilgi gören Nardis Jazz Club ve Tünel konserlerini izleyen Öget ile grup bir kez daha bir araya geldi ve aşağıda okuyacağınız yeni söyleşiyi gerçekleştirdiler. 26 Nisan`da verecekleri konserleri öncesinde güzel müzikleri yanında bu özel söyleşi için hem Spiral Quartet - Philippe Poussard`a hem de sevgili Levent Öget`e teşekkür ediyoruz.

Cazkolik.com


Philippe Poussard: "Spiral Quartet bir etno-caz

grubu değildir. Kendisini geliştirecek tüm

deneyimlere, tüm dünya müziklerine açıktır. Caz

benim için açıklık ve uyumu simgeler. Bunu

yaparken de tutarlılğı elden bırakmamak

gerekir..."

Levent Öget: Sevgili Philippe bu güzel iki konserde olmaktan kişisel olarak büyük mutluluk duydum. Konserler sırasında yüreğinde biraz caz sevgisi taşıyan izleyenlerin bu projeye mutlaka sahip çıkmaları gerektiğini düşündüm sık sık. İstanbul’un ‘caz merkezi’ olma özelliği yoksa da geçen yıllar içinde göreceli olarak elit bir caz dinleyicisi oluştuğunu sanıyorum. Belki de bu projenin asıl buluşması gereken bu dinleyiciden çok Anadolu insanı ve onların keşfedecekleri bir kültürlerarasılıktan söz edilmesi gerekiyor. Dört Avrupalı müzisyen olarak cazın önemli merkezlerinden biri olan Fransa’dan bu müziğe katılan doğaçlamaların ne denli etkileyici olduğunu gösteren yeni bir soluk getirdiğinizi düşünüyorum. Cazın en keyifli açılımları olan ve bu sürecin bu Türk ezgilerindeki buluşmasında sizin için en zor olan bölümü hangisiydi? Yani doğaçlamalarınızı hayal ederken kayıt ve konserlerde ne yöne doğru geliştireceğinizi hangi duygu eşliğinde yapıyorsunuz? Bu soruya şunu da eklemeliyim; Bu naif türkülerin içerdiği duygular ve kültürel özellikler cazın kendi doğasına uygun olan karmaşık yapıda nasıl bir enerji yaratıyor sizce? Özellikle konserler sırasında bunun etkileşiminin sürekliliği için nasıl bir yol izliyorsunuz? Müziğin ‘evrenselliği’ tartışmalı bir kavram, vurgulamak istediğiniz ‘yabancı’ ezgilerin içinden bir modern caz sentezi arayışı mı yapmaktır? Nedir sizin arayışınızdaki asıl kodlar?

Phillippe Poussard: Anadolu turnesi... Bu hem beni hem de müzisyenlerimi nasıl mutlu eder bilemezsiniz. Yerel sanatçılarla karşılaşmak, ozanlarla doğaçlamalar yapmak muhteşem olurdu. Farklı müzik geleneklerinden gelip buluşmak hayalim.

Türkülerde ezgi ve ritim önemli bir yer tutmakta. Batı müziğinin gelişimi ise farklı bir yönde, polifoni ve armoni üzerinde. Caz da armoni açısından karmaşık bir müzik.

Paris CNSM’de kompozisyon ve armoni üzerine eğitim almış biri olarak batı müziğinin bu yönü benim için önemli. Bunun içinde piyanonun olduğu bir dörtlü kurdum. Pek çok türkü dinledim, notalarını inceledim. Repertuvarımıza aldığım türküler, Spiral Quartet’in hem beste hem de doğaçlama temeline dayanan bakış açısıyla örtüşenlerdi. Aslında bu seçim özneldi. Bende bir kıvılcım yaratan türküler için armonizasyon çalışmasına girişip bu ne kadar uzağa götürebileceğime baktım.

Albümün her parçası ayrı bir serüven. Mümkün olduğu kadar çeşitleme yapmayı, her parçayı benzer şekilde düzenlememeyi hedefledim. Türkçem olmadığı için eşimden her parçanın sözlerini çevirmesini istedim, melodilerin arkasındaki duyguyu yakalamak benim için katkı sağladı.

Spiral Quartet doğaçlamaları farklı temellerden yola çıkıyor; bir veya birçok mod, akordların devamlılığı veya belirli bir ritim. Bu katı veya esnek, bireysel veya grupla olabilir. Yaklaşımlarımızı olabildiğince çeşitledik ki monotoni içine düşmeyelim diye. Etkileşim işin kalbini oluşturuyor; düşüncelerin grup içinde dolaşımı, karşılıklı cevaplaşmalar için Dave Liebman’ın yönettiği Quest grubu bizim için etkili bir örnek. Ayrıca Keith Jarett’in triosu da bir başka örnek.

Türkülerin naifliğinden söz ettiniz. Ben otantik demeyi tercih edeceğim, bu müzikler bir halkın ruhunun ezgilerle ifade edilmesi. Güçlü bir içerik. Pek çok kişinin ezbere bildiği bu melodiler değerli bir miras. Mesela Fransa’da böyle bir miras bölgeseldir, Türkiye’deki gibi geniş bir kitle tarafından paylaşılmaz. Burada, özgün müzikler üzerine ticari amaçlarla yapılan düzenlemelerin değer kaybettirici olduğunu bir kere daha söylemek istiyorum. Ancak caz veya klasik müzik gibi geleneği olan müziklerle türküler başka bir yol alıp özgünlüğünü koruyarak yaşayabilir. Örneğin, Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Adnan Saygun gibi müzisyenlerin eserleri hayranlık uyandırıcı.

Diyar Diyar Jazz, iki kültür arasında bir buluşma. Fakat Spiral Quartet bir etno-caz grubu değildir. Kendisini geliştirecek tüm deneyimlere, tüm dünya müziklerine açıktır. Caz benim için açıklık ve uyumu simgeler. Bunu yaparken de tutarlılğı elden bırakmamak gerekir.

Bunun için belirli bir sırrım var mı? Sanmıyorum. Kompleks olanı seviyorum ama karmaşayı değil. Enerji diğer bir vazgeçilmez. Besteleme ve doğaçlama iki tamamlayıcı öge benim için. Dinleyicinin neyin yazıldığı, neyin doğaçlandığını ayırt etmemesi gerek. Bestelemenin gücü ve doğaçlamanın getirdiği anlık büyü ile bütünleşince güzel şeyler ortaya çıktığını düşünüyorum.

Levent Öget: Tıpkı albümde olduğu gibi konserlerde de parçaların orijinalliklerine olan özeniniz fark ediliyor. Kendi açıklamalarınızda da bu özene dikkat ettiğinizi belirtmiştiniz zaten. Ancak yine de bu füzyon değeri tartışılmaz ve modern caz içindeki yer buluşu nedeniyle yüzlerce yıllık bu ezgilerin yolculuklarına devam etmelerine güncel dokunuşlarla yol verdiğiniz için son derece önemli bir iş başardığınızı düşünüyorum. Albümün hayata geçmesinin hemen sonrasında bu başarılı konserlerin ardından, bu tarz çalışmaların çok fazla olmadığı da ortadayken zihinlerde şöyle bir kanı oluşmasını ister miydiniz? (Üstelik caz sevgisinin aşılanması ve kültürler arası müzik projeleri açısından tam bir örnek oluşturan) ‘Diyar Diyar Jazz’ için bir kaynak ya da model çalışma diyebilir miyiz? Konser sırasında ben böyle düşünmekten kendimi alamadım. Ençok alkış alan parçalarınızdan olan ‘Çay Elinden Öteye’ olsun ‘Gesi Bağları’ olsun bu sizin için de çok yeni ve heyecan verici bir proje olmuş. Albüm kayıtlarının hemen ardından gelen bu konserler ve bu çalışmalara olan yorumlarınız sürecek ve bu albümün parçalarıyla sınırlı kalmayıp Diyar Diyar Jazz Anadolu Serüveni haline gelebilecek bir umut hissi barındırıyor. Sizin düşüncelerinizi de öğrenmek isterim.

Phillippe Poussard: Bu övgü dolu sözleriniz için teşekkür ederim. Ama daha çok yolum var. Özellikle Türk müziğindeki ritimler üzerinde derinlik kazanmak istiyorum. Aksak ritimlerin esnekliğine hayranım. Halen anlamaya çalıştığım bir çok şey mevcut. Her şeyden önce ben bir caz müzisyeniyim, amacım kendi alanımda daha öteye giderken bana ilham kaynağı olan türkülerin inceliklerini keşfetmek.

Diyar Diyar Jazz projesi bu albümle sınırlı kalacak mı? Tek bir seyahatla Türkiye tanınamaz elbette. Aslında, biz bu albümün sınırları dışına zaten çıkmış durumdayız. 2009 yılında Fransa’da Türk Mevsimi konserlerimizde albüm dışında da parçalara yer verdik, örneğin Çayda Çıra, Beyoğlunda Gezersin gibi. İstanbul özellikle Boğaziçi esinli bestelerimde bu repertuvarda yer almaktaydı: Dalgaların Dansı, Yakamoz. Üçüncü kere Jazzycolors festivalinde Türkiye’yi Paristanbul adlı projeyle temsil etmiş olmamız, albüm sınırlarının şimdiden aştığımızı göster miyor mu sizce?

Levent Öget: Sevgili Philippe, konserde de hissediliyordu ki, bu proje soprano saksofon olarak en çok sizin üzerinizden yayılıyordu. Hem bu sazın bu projeye çok yakıştığını düşünüyorum hem de parçalardaki dengelerin de iyi dağıldığı hissi vardı. Ancak, Bruno Angelini’nin Avrupalı piyanistler arasında çağdaş cazın ilgi çeken isimlerinden biri olarak bu oluşumda daha fazla deneysel konumda olduğu duygusunu uyandırdığını hissettim. Aslında konser ortamı diğer müzisyenlerin de bu projeden nasıl etkilendiklerini izlemek açısından daha ilgi çekiciydi. Piyanist Angelini’nin tüm düzenlemelere daha farklı bir duygusal bütünlükle yaklaştığı ve buna da bu konser sırasında sizin özellikle başvurduğunuz duygusu uyanıyor bende. Yani nefesli ile uyumlu bir eşlikçilik getiren davul ve basa belki bir dış kapı gibi yeni bir açılım kazandıracak olan B. Angeli’nin arayışları doğaçlamalarda ve genel kompozisyonda kışkırtıcı bir zıtlık yaratıyor. Ritim sazların bu türkülerle olan bağında kendi doğal özellikleri ile bütünleşmeleri hissedilir biçimde olumlu ve tanıdık bir duygu uyandırsa da burada böyle bir zıtlıktan söz edilebilir mi? Sizin bu yaklaşımlara söyleyecekleriniz neler olabilir?

Phillippe Poussard: Diyar Diyar Jazz projesinde saksofon merkezi bir yere sahip çünkü esas olarak melodiler saksofondan yayılıyor. Bruno Angelini, önerdiğim armonik renklere incelikle uyum gösteriyor. Aman Adanalı’daki çelişkili durum (sade bir ezgi ve gerilimli armoniler) benim yaptığım düzenlemeden kaynaklanıyor. Tavas Zeybeği için de aynı şey geçerli. Dördümüz de sadece caz alanında değil, 20. yy klasik müziği için de ortak estetik görüşlerde buluşuyoruz. Messiaen ve özellikle Bartok bu albümde önemli birer rehber oldu. Ben de türkülerle Bartok’un yaptığını yapmaya çalışıyorum. Girişimimde uyum ve değişim iki temel öge. Elbette tutarlılık içinde olması gerekiyor.

Zıtlık çok yerinde bir saptama. Bu zıtlık aslında benim kararım. Özgün melodi ve yorumumuz arasındaki mesafe hedeflediğim bir durum.

Bruno Angelini bu deneyselliğe açıklığı ve lirikliği ile katkıda bulunuyor. Bir konserde beklenmedik şeyler gerçekleşebilir. Modern cazda beni cezbeden de bu. Bruno fırsatları çok etkili bir şekilde değerlerdiriyor. Bu, diğerleri için de geçerli. Christian Lété, Diyar Diyar Jazz projesiyle doğu kökenlerine geri döndü, çocukluğu Tunus’ta geçmiş. Örneğin, Tavas Zeybeği`nde bateriyi davul gibi kullanmasında geçmişindeki lezzetlerin etkisi var. Gruba inanılmaz bir enerji kattığını hissettiyorum.

François-Charles da Türk müziğini keşfetmeye meraklı. Bu sefer de yine bir cümbüş aldı. Bozlağın özünü çok iyi kavradığını, kontrbasıyla bu konsepte etkili bir uyum gösterdiğini düşünüyorum.

Levent Öget: Sevgili Philippe daha öncede söylemiştim konserleriniz çok başarılıydı. Bence bu türü seven Türk caz dinleyicisi sizleri daha iyi tanımalılar diye düşünüyorum. Bu albüm tanıtım konseri sırasında belki daha büyük bir sahnede ve daha geniş bir Türk caz dinleyicisine karşı zaman zaman Türk caz müzisyenlerinin de katılacağı bir performans düşündünüz mü? Bildiğiniz gibi ne de olsa konser ortamındaki jam-session’larla bu proje çok keyifli başka yönlere de gidebilir belki? Siz böyle bir durumda hangi müzisyenlerle birlikte sahnede olmak isterdiniz. Bu konuda hiç düşündünüz mü? Diğer yandan merak ettiğim bir başka şey de, Fransız seyircinin hatta genel olarak caz dinleyicileri için ne anlam ifade ediyor? Siz nasıl olsun isterdiniz?

Phillippe Poussard: Başından beri hayalimdi bu... Sadece Türk caz müzisyenlerini değil, Türk halk müziği sanatçılarını da sahneye davet etmek. İsim vermek çok kolay değil, pek çok değerli Türk sanatçı var tanıdığım ve tanımak istediğim. Örneğin, Kudsi Erguner’le çeşitli paylaşımlarımız oldu, kendisiyle bir gün bir proje yapmayı umut ediyorum. Arif Sağ ile karşılaşmak isterim. Şu anda ad hatırlamakta zorlanıyorum.

Sorunun ikinci kısmına gelince; 2009 yılında Fransa’da Türk Mevsimi çerçevesinde yer alan Café Turc sahnesinde Diyar Diyar Jazz projesi hem Türkler hem de Fransızlar için ilgi çekiciydi. Fransızların çoğu caz, Türklerin çoğu da kendi müziklerini dinlemek için gelmişti. Bir taraf cazı diğer taraf türküleri keşfetti. Jazzycolors festivalinde izleyicilerin çoğu Fransızdı, caz için gelmişlerdi, Türk ezgileri onlar için merak konusuydu. Bilinen ve bilinmeyen birleşimi yeni ufuklara yolculuğu getiriyor. Estetik ayrımcılığa düşmeden gerçekleştirilen birleşmelerle her iki grup dinleyici de kendine yer buldu.

Notre Dame de Sion lisesindeki konserimizde de caz dinleyicisi olmayan katılımcılar, beğenilerini ifade ederken modern cazı keşfetmekten duydukları sevinci de belirttiler. Bu geri bildirimler doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Yeniyi tanıdık bir bağlamda vermek önemli bir anahtar bizim için. Elbette bu durumlara göre değişecektir. Bizim için esas olan, kendimize sadık olmak. Diyar Diyar Jazz içinde türküler aracılığıyla Spiral Quartet kendini ifade etmekte.

Festival seyircisi karşısında olmak bizim için heyecan vericiydi. Hem bu güzel müziklerin sahibi olan hem de caza gönül vermiş Türk izleyicisiyle buluşmanın yeri başka idi. Tünel şeniklerinde aynı anda pek çok konser vardı. Nardis’te seyircilerin çoğunun başından sonuna kadar kalması (eşimin dikkatli saptaması) bizim için gurur kaynağıydı. Seyirciden gelen çoşku bizi çok etkiledi.

Levent Öget: Gelelim Adanalı parçasına; Bir otantik müzisyen bu parçayı sizin yorumunuzla duysa şöyle diyecektir; ‘Aman be abi Adanalı ‘da böyle çalınır mı yahu?’ Belki de en başarılı düzenlemelerden biri olan Adanalı’da doğaçlamaların kopup giden yükselişlerden sonra geriye dönüşlerde ezginin bütünlüğüne katılmasıyla çalınması konserlerde de çok etkileyiciydi. Performansınız sırasında sizin de daha önceki söyleşide söylediğiniz gibi üç kuşak caz müzisyenin bir buluşması olan bu oluşumun, uyum ve etkileşim açısından sıkıntı çektiği bir konum olmadığı görülüyor. Şu sözünü ettiğiniz ‘Türkiye ile olan gönül bağınızın’ giderek büyüdüğünü söyleyebilir misiniz?

Phillippe Poussard: Aman Adanalı parçasını beğendiğinize sevindim. Bu sade ve tekrar eden ezgi benim için ilgi çekiciydi. Sade melodiler, çılgın düzenlemeler ve doğaçlamalara olanak sağlıyor. Çelişik politonal armoni, türkünün mizahi yönünü reggae ritimleriyle vurguluyor. Düşünebiliyor musunuz? Bu parçada, Anadolu, Jazz, Jamaika ve Stravinsky bir arada bulunuyor.

Gönül bağı... On senedir hayatımı Fransa ve Türkiye arasında sürdürüyorum. Türkiye benim için yabancı bir ülke değil, ikinci vatan. Her yaşantı bu bağı güçlendiriyor. Bu kültürü daha iyi tanımayı ve dilini konuşmayı çok istiyorum. Sadece ben değil, müzisyenlerimin de gönül bağı var Türkiye ile. Bu ülkeyi, Türk halkını ve misafirperverliğini, yemeklerini, doğal güzelliklerini ve elbette müziğini çok seviyorlar. Burada kendilerini iyi hissediyorlar. Her iki konserdeki enerjide bunu gördüm.

Levent Öget: Paristanbul projesini bir açalım mı? Belki gönül bağını daha iyi açıklar, ne dersiniz?

Phillippe Poussard: Paristanbul projesi, benim hayatımı yansıtıyor; iki şehir, iki kültür, iki müzik geleneği arasında gidip gelen yaşamım. Paris ve İstanbul arasında gidip gelirken doğu ve batıyı, geleneksel ve moderni birlikte yaşıyorum. Sadece bununla kalmıyor: Paris’teki evimize eşim İstanbul’u getiriyor. Frankofon Türk arkadaşlarımla İstanbul’da Paris’teymiş gibiyim. Diyar Diyar Jazz projesi sırasında ve sonrasında Türkiye ve Türk müziğinin etkisiyle beste çalışmalarına devam ettim, Paris’ten edindiklerim İstanbul’dan esinlendiklerim bu projeyi hayata geçirdi. Ayrıca, İstanbul içinde doğu ve batı ile geleneksellik ve modernlik bir arada. Bu zıtlık da benimbu projede yer alan kontrast adlı bestem için ilham kaynağı oldu. 9 Kasım 2011’de Jazzycolors festivalinde Paristanbul projesiyle Türkiye’yi temsil ettik. Türk Kültür Ataşeliğinin bize bu fırsatı vermesi büyük bir onurdu. Gönül bağı giderek büyüyor. Üç kere bir ülkeyi bir festivalde (Jazzycolors – 2009, 2010, 2011) temsil ederseniz, o ülkenin bir parçası olursunuz.

Kısa bir süre sonra Borusan Müzik Evi`nde Türk seyircisiyle yeniden beraberiz. 26 Nisan 2012 saat 20:00 ‘de Paris İstanbul arası cazda buluşalım.

Levent Öget: Teşekkürler Philippe...


Philippe Poussard: Soprano saksofon, alto-flüt, beste ve aranjman
Bruno Angelini: Piyano
Christian Lete: Davul
François-Charles DeLacoudre: Kontrbas


Röportaj: Levent Öget
Çeviri: Jale Poussard

Cazkolik.com / 09 Nisan 2012, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Uğur ERDOĞAN
    2012-04-09 21:27:01

    Grubu, Levent Öget*in Caz Fotoğrafları programında keşfetmiştim. Bilgi ve zevk veren bir programdı. Spiral Quartet adlı grubu bize tanıttığı için kendisine teşekkür ediyorum. Tüm dünya"da kalıcı huzur ve barışın sağlanması evrensel anlamda / toplumların öz öğelerinin dahil edildiği KÜLTÜR VE SANAT uğraşları ile inşa edileceği düşüncesindeyim , bu anlamda "" Spiral Quartet "" bu misyona fazlasıyla katkıda bulunuyor.

  • ayhan atol
    2012-04-09 22:32:30

    Levent Öget tekrar teşekkürler. Birinci röportaj güzeldi ama bu harika olmuş. Ben de konserdeydim. Röportajı okurken konser gözümün önünden geçti. 26 Nisan kesin Borusanda"yım.

  • Levent Öget
    2012-04-10 17:22:01

    Yorumlar için çok teşekkürler...

  • aydan akarsu
    2012-04-18 23:11:11

    Bu grubu geçen sene tünel şenliklerinde keşfetmiştim. Gerçekten konserden kimse kıpırdamadı. Enerjileri mükemmel. Bütün politik kirlilikleri temizleyecek bir bütünleştirme çalışması. Fransa ile ilişkilerin gerildiği dönemde dört fransız müzisyen Türk müziğinden esinlendiğini ortaya koyuyor. 3 şubatta Pariste bir caz klüpte Paristanbul diye konser vermişler. En gerilimli dönemdi, Cesaretlerine hayran kaldım. Böyle projelere ihteyacımız var

  • Jale Poussard
    2012-04-24 22:17:00

    Borusan Müzik Evi konseri öncesinde, 26 Nisan 2012 saat 17:00 -18:00 arasında Levent Öget Açık Radyo(94,6) bünyesinde gerçekleştirdiği Dünyanın Cazı adlı programında Spiral Quartet’i konuk edecektir. Grup, program sırasında bir de konserde bulunmayacak bir canlı eser icra edecektir.

  • ç k
    2012-04-28 19:03:04

    Konser muhteşemdi. Çok sempatikler.

  • nilüfer b
    2012-05-11 22:01:48

    Ben de konserdeydim. Gerçekten çok ıyıler. Türkülerin aranjmanlari mükemmel.Kendi besteleri de harika. Bu grubu daha fazla getirseler cok iyi olur.

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.