Lord Carter sahnede

Lord Carter sahnede

Çok heyecanlandığım, kendimi on beş yaşında bir ‘groupie’ sandığım konserlerden biriydi. İstanbul Jazz Center ağzına kadar doluydu, oturacak yer bulamadığım için zaman zaman dışarı, vestiyerin hizasındaki üç koltuğa kaçtım. Neyse ki, kapı açıktı. Ama Golden Striker Trio salona girerken, kapının içinde duvarın yanında onları bekliyordum: Ron Carter, Russell Malone, Mulgrew Miller. Herhangi birisi tek başına gelmiş olsa, gene dinlemeye gelirdim. Ama üçü bir arada olunca, inanılmaz bir rüya durumu doğuyor. Gerçi kalabalığa genelde hakim olan hava, “Ron Carter gelmiş, gelmez miyim,” havasıydı. Eh, doğru söze ne denir?

* * *

Gerçi, gelmediklerini de gördük. Lord Carter’ı ilk kez Geri Allen triosunun bir parçası olarak Açık Hava Sahnesi’nde izlemiştik. Yağmur ya da bayram gibi nedenlerle komik bir şekilde boş olan Açıkhava konserlerinden biriydi. Bu sefer yağmur değil de uzun bayram tatiliydi sanıyorum. Piyanoda Geri Allen’ı, davulda sanırım Lenny White’ı ve kontrbasta vakur, zarif, Lord gibi Ron Carter’ı biletli sekiz yüz kişi izledi demişlerdi. Evet, Lenny White’mış, yıl da 1995. Müthiş bir konserdi.

* * *

Sonra bir daha ‘live’ izlemek kısmet olmadı, peşini bırakmasak da. Onun için bu Ortaköy fırsatı herkese cazip gelmiş. Konserlerde sık sık karşılaştığım arkadaşım Arto, dört kişilik bir grup olarak oradaydı. Onlar da oturacak yer bulamamış, duvara yaslanmışlardı. Bardaki tabureler de kalktığı için, ciddi bir sıkıntı doğmuş. Kalabalığı yarıp geçebilsem, içeride arkadaşlarım olacağından emindim. Nitekim, konser sonunda onları çıkarken gördüm. Olsun varsın, Cumartesi Caz ve Ötesi’nde çalacağım/çaldığım Golden Striker Trio, sahiden muhteşemmiş.

* * *

Ron Carter için fazla bir şey söylemeye gerek yok. Onun, sadece Miles Davis’in basçısı olarak anılması büyük bir haksızlık. İstanbul’da dinlediğimizde bize sırtını dönüp trompetini çalan Davis’e saygımız sonsuz, ama Carter’ın da büyük bir usta olduğunu düşünüyorum. Çok kayıt yapanlar arasında bile bini aşkın albümle önlerde giden, kırk beş yıla yakın meslek hayatının tek yılını boşa geçirmemiş bir müzisyen, bir hoca. Davis’in ikinci büyük beşlisinde, ritm polisliği yüzünden ona ‘Checkpoint Charlie’ derlermiş. Ritmine sahip olmayı ve yönetmeyi bildiği gibi, sololarıyla da sarhoş edebileceğine bir kez daha tanık olduk. Ayrıca, ‘Lord’ ünvanını hakedecek kadar şık ve zariftir. Onun için olsa gerek, genelde giyim kuşam ve pipo reklamlarında yeralıyor.

* * *

Russell Malone’u daha önce de sanırım bu mekânda izlemiştik. Kendi kendini eğitmiş bir müzisyen olan Malone, 25 yaşındayken org üstadı Jimmy Smith’le çalışmaya başladı ve kendi ifadesine göre, sandığı kadar çok şey bilmediğini anladı. İki yıl sonra her şeye hazırdı. Harry Conick Jr.’la dört yıllık işbirliğine ek olarak, en iyilerle çalıştı. Grant Green, Kenny Burrell, Django Rheinhardt gibi büyük gitaristlerin çeşitli özelliklerini şahsında birleştiren, 1990’lara kadar nerelerde saklandığını herkesin merak ettiği bir caz gitaristidir. 1998’de Carter ve Barron’un da çaldığı “Sweet Georgia Brown” albümüyle, kalitesini iyice vurgulamıştır.

* * *

Mulgrew Miller’a gelince, bu yılki Ankara Caz Festivali’nde çaldı. Daha önce İstanbul’a geldiyse de, bana denk gelmemiş. Müthiş bir piyanist olduğunu düşünüyorum. Zaten seviyor, albümlerini dinliyor ve çalıyordum ama canlı olarak, hele bu üçlünün bir parçası olarak, inanılır gibi değil doğrusu. Forse çalmıyor, ama soft da denemez. Büyük bir doğallıkla grubun ve çaldıklarının bir parçası haline geliyor. Bir tek ona bir cümle fısıldayabildim, yanımdan geçerken. “Mr. Miller, sizi görmek ne güzel.” Dinlemek daha da güzel. Haziran’da da Kenny Barron ile gene Istanbul Jazz Center’a gelecek, karşılıklı piyano çalacaklar.

* * *

Hasılı, nefis bir geceydi. Üçlü, büyük bir uyum içindeydi, her şeye hakimdiler. Belki biraz fazla hakimdiler, belki maceracı bir ruh esintisi fena olmazdı, bilmiyorum. Belki de böyle cazcıları dinledikçe şımarıyoruz. Oturabilsem ikinci sete de kalırdım ama 70 yaş civarında ne yazık ki bedenin feryatlarına kulak tıkamak mümkün olmuyor.

* * *

Neyse ki, Cuma akşamı İKSV Salon’da böyle bir sıkıntımız olmayacak. Genellikle gençlere yönelik ayakta konserlerin olduğu sevgili mekânımız, bu kez ayakta duramayan ya da durmayı sevmeyen daha, hımm, olgun şahısları düşünmüş olmalı ki, ender ‘masalı’ konserlerinden birini sunuyor. Ron Carter’ın, Miles Davis’in basçısı diye anılması haksızlık demiştim ama anılıyor elbette. O zaman füzyonun bir numaralı davulcusu Billy Cobham da, Miles Davis’in davulcusu. İkinci elden bir Miles Davis haftası yaşıyoruz demek ki.

* * *

Cobham, Davis’ten önce Brecker Biraderler ve John Abercrombie ile çalışmıştı. Davis’in grubundan John McLaughlin ile birlikte ayrılıp Mahavishnu Orkestra’yı kurdular. 1973’te Spectrum’dan beri kendi gruplarıyla da çalıyor. Massive Attack’in bile şarkılarında samplerlar kullanarak selam yolladığı usta, Salon’a Palindrome adlı son albümünün turnesi kapsamında geldi. Cuma, ikinci ve son gecesi. Araya bir boş gece koyduk ki, kendimize gelelim. Cobham Salon sahnesinde gitarda Jean-Marie Ecay, basta Michael Mondesir, perküsyonda Junior Gill, tuşlular ve kemanda Christophe Cravero ve tuşlularda Camelia Ben Naceur ile çalacak.

Sevin Okyay
25 Mart 2011, Cuma
Cazkolik.com

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Sevin Okyay

  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X Advertisement