Arda arda gelen vefat haberleri zincirine Abdullah İbrahim de katıldı.
Böyle üzücü haberler yapmayı sevmiyoruz ama bu nadir ustaların uzun yaşamları ilerleyen yaşlarıyla beraber mecbur bırakıyor.
İbrahim'in hayatta iken yayınladığı son albümü "3 (Three)" oldu ama ben daha ziyade 2021 yılı solo albümü "SOLOTUEDE"u tercih ediyorum. İlerleyen yaşında kaydettiği bu solo piyano kaydı bence İbrahim'in mirası gibidir. Kendisiyle yüzleşmesidir adeta. Özellikle, Akbank Caz Festivali için AKM'de verdiği son solo konser de bu albümün yankısıdır. Konserde bilhassa albümden "Blue Bolero"yu çalmasını beklemiştim. Sanki bizi duydu ve geciktirmedi. Albümde iki versiyonu var bu kısa ama harika şarkının, ikincisi çok daha kısa bir riff icrası.
15 Haziranda (dün) hayatını kaybettiği duyuruldu büyük ustanın. Almanya'da yaşadığını biliyordum, Bavyera'lı ve 91 yaşındaymış. Ailesi, usta sanatçının kısa bir hastalıktan sonra huzur içinde yaşama veda ettiği duyurdu.
Caz tarihiyle ilgilenen herkes İbrahim'in mücadeleyle dolu yaşamını bilir
1934 yılında Cape Town'da Dollar Brand adıyla dünyaya gelen sanatçı adını müslüman olduktan sonra Abdullah İbrahim olarak değiştirdi. Tıpkı Amerikan ana karasındaki Afro Amerikalı meslektaşları gibi Abdullah İbrahim de kilise stilindeki ilahileri bebop tarzıyla birleştirmeyi istedi.
Sanatçının seksen yıla varan kariyerindeki son konseri Güney Afrika'daki Cape Town Uluslararası Caz Festivali'nde gerçekleşmişti. Aslında bir nevi veda konseriydi. Sahneden dinleyicilerine veda etmişti tıpkı AKM konserinde bize veda ettiği gibi.
Abdullah İbrahim'in hayatı Avrupa veya ABD'deki bir müzisyen gibi değildir. Mücadele, sıkıntı ve zorluklarla doludur. Öncelikle, 1934 yılında ırkçı bir rejimde dünyaya gelmiş bir siyahtı. Kendini bildiği yaştan itibaren müziği ile ayrımcı rejimle mücadeleyi birlikte götürdü. Zor bir süreçti. Rejim giderek sertleşiyor, bilhassa adı biraz olsun sivrilen herkesi bir şekilde yok ediyordu.
Beyaz azınlık hükümeti 1948 yılında ülkeyi ve İbrahim gibi sanatçıların hayatını kaosa çevirmeye başlamıştı. Akıl dışı şekilde siyah ve beyaz müzisyenlerin aynı sahneyi paylaşması, hatta aynı salonda yan yana oturması dahi yasaktı.
Böyle bir dönemde İbrahim ve arkadaşları Güney Afrika'nın ilk caz grubu kabul edilen The Jazz Epistles'i kurdu. Grupta hepsi efsaneleşmiş Hugh Masakela gibi isimler vardı.
Grubun kurulmasından bir sene sonra ırkçı rejimin silahsız siyahî protestoculara ateş açıp 69 kişiyi öldürmesinin ardından ülkede olağanüstü hâl ilan edildi. Eğlence mekânları gibi caz kulüpleri de kapatıldı, siyahların topluca bir araya gelmesi yasaklandı, müzik tamamen yeraltına itildi.
Hem ırkçı rejimle mücadele edip hem müzik yapmakta zorlanan İbrahim (ve dönemin çoğu caz müzisyeni) nefes alamadıklarını hissederek altmışların başında İsviçre’ye kaçarak sürgün hayatına başladı ta ki dün hayata gözlerini yumana kadar.
Abdullah İbrahim'in müzisyen olarak kaderini değiştiren şey Zürih’teki Africana Club'da piyano çalarken turne için şehirde bulunan Duke Ellington’ın dikkatini çekmesi oldu. Ellington, Güney Afrikalı genç mültecinin stilinden, çalışından etkilenerek onu Paris’e götürdü ve yapımcılığını bizzat üstlendiği "Duke Ellington Presents the Dollar Brand Trio" (1964) albümünü kaydetmesini sağladı. Bu albüm, İbrahim’in sürgündeyken adını dünyaya duyuran pasaport oldu. Ellington'ın el atmasının ardından New York’a taşınan sanatçı Newport Caz Festivali gibi ana akımın önde gelen sahnelerinde boy gösterdi.
"Duke Ellington Presents the Dollar Brand Trio" enfes bir üçlü albümüdür. Abdullah İbrahim'e kontrbasta Johnny Gertze, davulda Makaya Ntshoko eşlik etmişti.
İbrahim'in yaşamında Duke Ellington ile tanışması kadar etkili bir diğer değişiklik 1968 yılında İslamiyetle tanışması oldu. Aynı yıllar çoğu Afro Amerikalı caz müzisyeni de benzer bir tercihe yönelmişti. Saf ve samimi müslüman olan İbrahim adını bu dönem değiştirdi, bu tercih müziğine de yansıyarak daha medatitatif bir tarza yöneldi. "Solotuede" albümü dahil yaşamının sonraki tüm izlerinde bu meditatif yaklaşımı görmek mümkün hale geldi.
ABD'de başarılı bir dönem geçiren İbrahim'in içindeki tek özlem ülkesine karşıydı, nitekim, hasrete dayanamayarak, yetmişlerin başında gizlice geri döndü hem de ülke hâlâ ırkçı iken.
Güney Afrikalı siyahların direniş marşı haline gelen Mannenberg isimli parçasını bu dönem Cape Town'da kaydetti. Parça, zorla boşaltılan siyahların sürüldüğü banliyölerden esinlenen bir çalışmaydı. Plâk olarak basılan Mannenberg rejim tarafından yasaklanmasına rağmen elden ele kopyalanarak yüz binlerce sattı. Giderek daha tehlikeli hale gelen bu başarının ardından ırkçı rejim İbrahim'i hedef tahtasına oturtunca 1976 yılında yeniden sürgüne dönmek zorunda kaldı.
Taa ki Mandela'nın serbest kalmasına kadar
Güney Afrika'nın 27 yıl hapis yatan efsanevi lideri Nelson Mandela, ırkçı rejimin devrilmesinin ardından Güney Afrika’nın ilk siyah Devlet Başkanı olarak yemin ederken, törende çalması için Abdullah Ibrahim’i bizzat davet etti. Mandela onun için, "Hapisteyken dışarıdaki dünyanın hâlâ döndüğünü ve bizi unutmadığını onun müziği sayesinde hissederdik" demişti.
Sanırım şimdi onun hayata veda etmesinin ardından bize düşen de müziğini hissetmeye devam etmek olacak.
Feridun Ertaşkan
Cazkolik.com / 16 Haziran 2026, Salı
Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.