Müzikle, cazla dolu bir hayat Yaşam Boyu Başarı Ödülü ile taçlandı

Müzikle, cazla dolu bir hayat Yaşam Boyu Başarı Ödülü ile taçlandı

Bu yıl 27. kez gerçekleşen İKSV İstanbul Caz Festivali’nin geleneksel Yaşam Boyu Başarı Ödülü bu sene iki değerli usta isme verildi. Bu iki isimden biri Atakan Ünüvar diğeri Barbaros Erköse. Her sene seçilen caz dünyamızın değerli isimleriyle yapığımız söyleşiler için bu kez Atakan Ünüvar ile konuşmak için aradığımda sağolsun isteğimizi geri çevirmeyip sorularımızı içtenlikle yanıtladı, buradan özellikle teşekkür ederim. Bu saygın ödülden dolayı Atakan Ünüvar'ı Cazkolik adına kutluyoruz.

 

Atakan Ünüvar ve kuşağı Türkiye'de caz müziğin gelişip büyümesinde kilit rol oynamıştır. O yılların içinde bulunduğu koşullar itibariyle Ünüvar ve döneminin isimlerine dair zengin bilgi arşivine sahip değiliz, ancak bu tür söyleşiler sayesinde geçmişe yönelik bilgi dağarcığımız genişliyor, boşlukları doldurmaya çalışıyoruz. Atakan Ünüvar'ın gerek kendi müzikal yolculuğu, gerek tanıdığı insanlar ve gerek TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası ile yaptığı çalışmalar bize bu geçmişi öğrenme fırsatı sunuyor. Bu açıdan da caz dünyası olarak sevgili Ünüvar'a teşekkür borçluyuz.

 

Leyla Diana

 


 

 

Önce bugüne bakış

 

Leyla Diana: Bodrum’da yaşayan Ünüvar ile röportaja bugün müzikle nasıl bir ilişki içinde olduğunu sorarak başlamak istedim. Emeklilik sonrası bir çok müzisyenin farklı şekillerde yine müzikle içiçe yaşadığını biliyoruz ama Atakan Ünüvar bakın nasıl çalışıyormuş.

 

Atakan Ünüvar: Evimde her zaman, aklıma ne zaman gelse müzik yapıyorum. Kendi imkanlarımla yaptığım müzikler arasında hem bestelerim var hem de müzik ayrımı yapmadan (caz, türkü, yerli-yabancı) çok zevk alarak, hoşuma giden müziklerin üzerinde çalışıyorum. Bu, günün her saatinde olabilir. Kayıt yapmak hoşuma gidiyor. Uykumda bir şey aklıma geliyor olabilir, kalktığımda düşünüyor, tasarlıyor ve kaydediyorum. Türkçe veya yabancı farketmiyor. Yüze yakın böyle çalışmam oldu diyebilirim.

 

Leyla Diana: Her zaman üretiyor olmanız çok güzel. Peki bu çalışmaları dijital ortama alıp, paylaşmayı düşünüyor musunuz?

 

Atakan Ünüvar: Aslında düşünüyorum. Tabi bunlar stüdyo çalışmaları değil, tamamen ev ortamı ve bir stüdyo ortamı gibi de olmayacak, böylesini tercih ediyorum. Bu çok doğal oluyor. Yanlışsa yanlış, doğruysa doğru, bu tarz hoşuma gidiyor, yoksa, stüdyoya girip istediğiniz şekilde düzenleyebilirsiniz ama benim çalışmam böyle. Şimdi söylediniz, mevzu açılınca dile getirmekte fayda var. Bu şekliyle ama benim gözetimimde bir şey yapmak istiyorum. Şimdi nereden baksanız 20 albüm falan tutar.

 

Leyla Diana: Hayli birikmiş, bir külliyat yapmışsınız!

 

Atakan Ünüvar: Aynen öyle.

 

Leyla Diana: Bu çalışmaları nasıl yapıyorsunuz, müzik altyapısının üzerine mi söylüyorsunuz, yoksa müzisyen dostlarınızla bir şekilde bir araya gelerek mi gerçekleşiyor?

 

Atakan Ünüvar: Güzel bir soruydu bu, bekliyordum da... Enteresan olan tarafı, kimse yok! Yalnız benim. Şöyle ki; çok güzel bir klavyem var o bana orkestrayı sunuyor. Benim istediğim altyapıyı bana sunuyor. Tabi onu da ben belirliyorum. Üzerinde araştırmalar yapıyorum ve istediğim şekilde bana eşlik ediyor. Sonra kaydediyorum. Oldu oldu, olmadı baştan. Stüdyodaki gibi değil. Stüdyoda olan nedir? Birkaç mezur söylersiniz, olan yere kadar alırsınız, sonra üzerine yeniden çalarsınız. Bu öyle değil. Sil baştan ve çok samimi. O anda ne yaptımsa. Özet olarak böyle diyebilirim.

 

Leyla Diana: Peki, merakla bekliyoruz dinlemeyi. Şimdi sorulara  devam edelim. Son çalışmalarınızla başladık ama sizin müziğe başladığınız ilk dönemler bizim için önemli zira ne yazık siz usta müzisyenlere ait çok fazla bilgiye ulaşamıyoruz, Cazkolik olarak sizlerin içinde olduğu geçmişe katkıda bulunmak amacıyla bizzat sizden anlatmanızı rica edeceğim.

 

 

Müziğe başlangıç

 

Atakan Ünüvar: Tabii, memnuniyetle anlatayım. Müziğe küçük yaşlarda, ilkokul çağlarında başladım. Zaten siz de bilirsiniz, bu işler sonradan pek olmaz. Bunlarla o kadar karşılaştık ki. Şöyle örneklendireyim: Bir veli "benim çocuğum müziği çok seviyor acaba bir ders alsa nasıl olur?“ diyerek gelir, bakarsınız çocukta pek bir umut yok, veliyi kırmamak için bir şeyler öğretilir, bakalım dersiniz. Bunu niye anlattım? Bu aşk varsa vardır yoksa olmaz.

 

Leyla Diana: Bazılarında geç ortaya çıkabilir ama...

 

Atakan Ünüvar: Tahmin ediyorum o şöyledir, yeteneğinin farkında değildir. Bu durum güzel sanatların tüm dalları için geçerlidir. Uğraşmamışlardır, bilmiyorlardır yeteneğini, ya da, maddi, sosyal imkansızlıklardan kaynaklanıyor olabilir ama çocuğun yeteneği vardır, 13-15 yaşında eline ancak fırsat geçer ve bir enstrüman çalmaya ya da şarkı söylemeye hazırdır.

 

Leyla Diana: Sizde bu yetenek varmış, bunu anlıyoruz [gülüşmeler]. Devamında mandolin var galiba bildiğim kadarıyla?

 

Atakan Ünüvar: Evet, o da şöyle oldu, kardeşim mandolin dersi almaya gidince ben de mandolin öğrendim. Babamın çok güzel sesi vardı ve akordeon çalardı. Ben ondan habersiz, kızmasın diye çalmaya çalışırdım. Bu tabii ilkokul devreleri. Demek istediğim, yetenek varsa o yaşlarda ortaya çıkıyor.

 

Leyla Diana: Daha sonra saksofon ve flüt var ama değil mi?

 

Atakan Ünüvar: Evet, şöyle o da; önce akordeona merak sardım. Babam asker olduğu için çok dolaştık, her sınıfı başka vilayette okudum. Gaziantep'te olduğumuz dönem bir Rum akordeoncu ile hanımı geldi. Eğlencesi çoktur oranın. Şarkı söylemeye gelmişlerdi ilk defa ondan notadan ders aldım. Nota ile nasıl okunur çalınır ondan öğrendim, benim için büyük şanstı. O imkansızlıklar içinde o akordeonu tesadüfen öğrendim, sonra, nefesli sazlara merakım başladı. Kimden öğrenirim diye baktım, İspanyol bir saksofoncudan ders aldım. Kadıköy’den Şişhane tarafına en kısa nasıl giderim de ders alırım diye fırsat kolluyordum. Bir saatte ne öğrenirim diye oraya koşturuyordum. Bu da büyük şanstı benim için. Sonra onu ilerletip arkadaşlardan dersler aldım, flüte de çok meraklıydım. Onu da çalmak istedim, onu da başka arkadaşların vasıtasıyla Avrupa’dan flüt getirttim ve çaldım çünkü orkestralarda sizden flüt çalmanızı da isterler. Popüler orkestralarda caz da olsa yeri başkadır. Konservatuvardan arkadaşlarla öğrendim.

 

Üniversite yılları

 

Tabi bunları öğrenirken bir yandan da üniversiteye gidiyordum. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okuyordum. ikinci sınıfa geldiğimde epey yol almıştım, o sıra kurduğum Sextet Dynamic diye bir orkestram vardı, Hilton’da çalıyorduk.

 

Leyla Diana: Hangi yıllar

 

Atakan Ünüvar: 1960 sonları olmalı. O zamanlar İstanbul’un durumu şahaneydi, Hilton’un durumu çok iyiydi. Orada orkestramla ekstrada çalarken, şansa bakın salonun birinde Şerif Yüzbaşıoğlu, roof da ise Süheyl Denizci çalardı. Düşünebiliyor musunuz? O yıllar onlardan çok şey öğrendik. Okul gibiydi. Doğru dürüst plâk kaydı bulamazken onlar bize bu imkanı sağlamış oldular. Süheyl ağabey duayenimizdir. Şerif ağabeyin yeri ayrı, Allah rahmet eylesin. Onlardan çok şey öğrendik, bir şeyler yapmaya çalıştık. Fevkalade günlerimiz geçti, okul çayları falan nefisti. Sonra tabi İlhan Feyman Orkestrası ve Kulüp 12. Orası da ayrı okuldur. Biz öyle deriz, „Kulüp 12’de vakit geçirmeyen daha profesyonel olmamıştır“ deriz. İlhan Feyman Orkestrası‘ndan beni istediler. O sıra üniversite son sınıftaydım. Öyle bir kış geçirdim ki, kolay kolay bir yerde öğrenemeyeceğiniz şeyleri orada öğrenirdiniz. Harika bir profesyonel hayatım oldu. Sonradan Özdemir Erdoğan yeni orkestasını kurduğunda beni istedi. Tarabya Oteli’nde çalmaya başladık. Ayhan Yünkuş gibi, Günnür Perin gibi abilerimiz vardı orada. Bunlar bizim şansımızdır ve düşünün, o zamanlar 20-22 yaşlarındaydım, çok büyük hocalardı, orda başladım, esas hocalarım onlardı benim. Caz tarzını özelikle onlarla öğrendim.

 

Askerlik yılları

 

Sonra askerliğim başladı ve kurada Erzurum Hasankale tank taburu çıktı. Askerliğin A sınıfıdır. Takım komutanı olarak gidecegim ama insanlarla konuştuğumda gülüyordum. Hayatım oralarda geçtiği için hiç üzülmemiştim. Gittik tabii, askerlik yaparken eğitim subayıydım, Erzurum Orduevi’nde askerliği bitirdim, güzel günlerim oldu diyebilirim. Umarım faydam dokunmuştur oradaki insanlara.

 

 

"5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra" grubu. 10 Mart 1983 tarihli Milliyet gazetesi kupürü

 

Askerlik sonrası yılları ve 5 yıl önce 10 yıl sonrası grup kuruluşu

 

Askerlikten sonrası Kadri Ünalan Orkestası‘ndan döndüğümü duyunca beni istemişler. Yaklaşık 3 yıl çalıştım ve yabancı bir orkestrada da çalıştım. Karma bir orkestaydı. Marshall Higgins. Çok güzel bir altılıydı. Orkestrada bir de Türk davulcu vardı. Cavit Zolan diye. Arjantinli trompetçi, Hollandalı gitarist, Avusturyalı basçı ve Alman orkestra şefi. Fevkalade bir orkestraydı. (Leyla diana notu: Kayıtlarının olup olmadığını sordum, varmış, hem de sahne kayıtları) Çok büyük bir hatıradır ve  orkestra sayesinde Avrupa’nın bir çok ülkesinde konser verme imkanı bulduk.

 

Orada o işleri baya ilerletmiştim. Takiben 1-1,5 sene gibi Doruk Onatkut Orkestrası ile çalıştım. Derken bir gün Yeşil Giresunlu geldi, bizi dinliyormuş zaten, kafasında bir plân varmış. Grup kurup bir şey yapmak istiyormuş. İşte o sıralar 5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra Grubu’nun tohumları atılmış oldu. Tabi orkestra çok iyiydi ve çok güzel çalıyordu. Grup, iki kadın ve iki erkek müzisyenden oluşacaktı ve öyle de kuruldu. Mehmet Horoz bas ve vokalde, Nilgün Onatkut solist. Neticede grup kuruldu ve albüm yapıldı. 1984 yılında Selçuk Başar’ın bestesi ‚Halay‘ ile Eurovision’a katıldık. Çok şükür o kurtların arasında 37 puan ile 12. olduk, iyi bir neticeydi çünkü o zamana kadar çok az puan alıyorduk, biliyorsunuz, hepsi oylarını birbirine veriyor. Eurovision kısmı da odur.

 

 

"5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra" grubu. 30 Aralık 1983 tarihli Milliyet gazetesi kupürü

 

Leyla Diana: Evet o yıllarda başarı elde etmek kolay olmuyordu, biz de sizin kadar sevinmiştik. Peki "5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra" grubunun ismi nasıl ortaya çıktı?

 

Atakan Ünüvar: Evet, o da şöyle oldu. Yeşil Girsunlu hepimize bir isim bulalım diyordu ama meğer o bulmuş zaten. Kafasından geçirmiş ve netice itibariyle 5 Yıl Önce 10 Sonra kuruldu. Grupla da 6-7 albüm çıkardık, çok güzeldi evet, o senelerde yetişmiş olanlar unutmaz onları.

 

Bütün bunlar olduktan sonra, bir kişi gruptan ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Daha doğrusu, bir kişi ayrıldıktan sonra diğer arkadaşımız da ayrılmak zorunda kalınca, biz de o yıllarda konservatuvara giden kızım Seda’yı guruba almayı düşündük. The Marmara Oteli’nde haftanın 3 günü müzik yapıyorduk. Aşağıda da Allah rahmet eylesin, Şevket Uğurluer saat beşte çay saatinde çalıyordu. Biz 5-6 yıl çalıştık. Sonra Yeşil Giresunlu geldi yine ve illaki albüm yapacağız dedi, bu kadroyla albüm yapmaya kara verdik. Repertuvar çalışmaları yapıldı, isim arıyorduk, ismini ‚Biraz Müzik‘ koyalım dedim, Yeşil de, olabilir dedi, Türkçe repertuvarla hazırlandık. Sadece bir Rumca parça vardı onun Türkçesi de “Kimbilir”di, Rumcasını aldık, üç ya da dört Yıldırım Gürses parçası vardı, o zamana kadar o tarz bir albüm çıkmamıştı, onun da hikâyesini anlatayım. TV programlarına çağrılıyorduk, tam civcivli zamanları yaşarken, birden bire Balet Firması’dan çıkacakken (ki ortaklari Sezen Aksu, Yeşil Giresunlu, Plaksan’ın sahibi Dani Gurunberg ve bizim menajerimiz Mustafa Oğuz'du) ortakların anlaşmazlıkları üzerine şirket dağılınca albüm çıkamadı, bir ara basılacaktı ama o da olmadı ve albüm ziyan oldu diyeyim. Basılmış olanların hepsi gitti, orijinali bile kalmadı bende. Kopyaları var sadece.

 

 

TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası. 05 Mart 1986 tarihli Milliyet gazetesi kupürü

 

Leyla Diana: Yazık olmuş gerçekten. Sizin TRT ile kendi adınıza bir albümünüz var değil mi, o nasıl çıktı?

 

TRT yılları

 

Atakan Ünüvar: Emekli olmama 1,5-2 sene vardı, Caner Beklim bir albüm yapalım dedi. "Süheyl ağabeyin kurduğu bu orkestrayla yapılsın“ dedi. Radyodaki kayıtlardan seçildi, benim şarkı söylediğim parçalardan repertuvar oluşturuldu. Sağolsun Caner Beklim’in vasıtasıyla çıkmıştır, çok da değerli bir arkadaşımızdır.

 

Leyla Diana: Hazır TRT’den çıkan albümü konuşmuşken, TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası'nı konuşalım.

 

Atakan Ünüvar: Tabii, şöyle anlatayım onu. Avrupa’da konserlerden döndükten sonra, o ara bir müddet çalışmak istemedim ama döndüğümü duymuşlardı, beni istediler. Teklif geldi, memnuniyetle kabul ettim. Bir arkadaşımızın evinde Süheyl ağabey yönetiminde oturduk çalıştık. Aradan ancak iki yıl geçtikten sonra resmi olarak TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası olarak TRT’ye bağlandık. Caz orkestası 22 kişilik tam big band formatındaydı ve orkestra kuruldu. Allah rahmet eylesin, Süheyl Ağabey sayesinde oldu. O zaman Mine Mucur desteği ile resmi olarak kuruldu. Kısaca böyledir kuruluşu. Sonra, Süheyl Ağabeyle çok güzel günlerimiz oldu, çok güzel parçalar çaldık.

 

 

TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası. 28 Ekim 1984 tarihli Milliyet gazetesi kupürü

 

Leyla Diana: Sizi "5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra" grubunuz ve Eurovision şarkı yarışmasındaki yüzünüzle tanıdıktan sonra, TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası’nda görünce çok şaşırmış ve "aa bak Eurovision'daki şarkıcı burda saksofon çalıyor" diye aramızda konuşurken Eurovision’daki popülerlliğiniz ister istemez oraya da yansımış oldu. Bu, biz seyirciler açısından olan kısmı, sizin cepheden bakınca Eurovision sonrası hayatınızda neler değişti?

 

Atakan Ünüvar: İster istemez değişiyordu tabi, düşünebiliyor musunuz, "5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra" grubu, ardından da Eurovision ile TV’ye programlara çıktık, ben daha ziyade saksofon çalıyordum.

 

Leyla Diana: TV’de zaten görünürdünüz yani...

 

Atakan Ünüvar: Evet çok doğru! Şimdi bakıyorlar "5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra" grubunda Atakan Ünüvar şarkı söylüyor, öbür tarafta TRT’de  saksofonla sololar çalıyor, öyle olunca, ister istemez bir takım değişiklikler ve daha fazla konuşulur olma hali olmuştu.

 

 

12 Ekim 1968 tarihli Milliyet gazetesi kupürü

 

Leyla Diana: Bir de tabi Atakan Ünüvar’in yakışıklı duruşu da işin içine girince...

 

Atakan Ünüvar: Öyle derler [Gülüşmeler]

 

Leyla Diana: Son bir iki sorum daha olacak. Çok değerli müzisyenler var ama zaman içinde ne yazık ki unutulduklarını düşünüyorlar. Popülerken bir dönem, daha sonra gerek kurumlar gerek çevre tarafında n ilgi görmediklerini düşünen müzisyenler oluyor, siz arzu ettiğiniz değeri gördüğünüzü düşünüyor musunuz? Yakındığınız konular var mı?

 

Atakan Ünüvar: Efendim, bizim yaptığımız şeyler ortada. Tabii ki tenkitler olabilir. Eleştiriye daima açığız. Olabilir, bizim de yanlış yaptığımız şeyler olmuş olabilir. Müzikal ve sosyal olarak içimiz rahat. Karşı tarafın bakış açısına bağlıdır. Sonuç itibariyle ben öyle hissetmiyorum.

 

Leyla Diana: Ben aslında insanların sanatçısına sahip çıkma konusundaki görüşlerinizi merak etmiştim. Sanatçılar ürettikleri oranda popülerliklerini koruyor, görünür oluyor ama anladığım kadarıyla zaten siz üreten, böyle bir kaygı yaşamayan birisinizz, ne mutlu size.

 

Atakan Ünüvar: Çok doğru, öyle bir kaygı yaşamadım.

 

Leyla Diana: Peki, hali hazırda son dönemlerde konserlere çıkıyor musunuz?

 

Atkan Ünüvar: Hayır. Emekli olduktan sonra, nefesli sazlarla ilgili çıkıp çalmayı düşünmedim, düşünmüyorum da ama evde çalışmalarımı daha evvel de bahsettiğim gibi sürdürüyorum. Planım da, bu çalışmalarımı insanlara dinletmek istiyorum. Herhangi bir firmayla anlaşabilirsek tabi. Evde kendi duygularım ve görüşlerimle hazırlamış olduğum bu çalışmayı türküsüyle, alaturkası ve yerlisi yabancısıyla sunmak isterim.

 

Leyla Diana: Umarım olur, biz de çalışmalarınızı heyecanla bekliyor olacağız.

 

Atkan Ünüvar: İnşallah. Hemen tabii olmuyor biliyorsunuz şimdi bu pandemi de var.

 

Leyla Diana: Tabii. Son olarak bugün günümüzde Türkiye’de cazı nasıl gördüğünüzü sorarak bitirelim.

 

Atkan Ünüvar: Ben çok olumlu görüyorum çünkü çok büyük şansları var, bizim zamanımızdaki gibi değil. Biz çok şeyle mücadele etmek durumunda kalmıştık biliyorsunuz. Bir şeyi öğrenebilmek için ne taklalar atıyorduk. Şimdi bu durumda böyle bir şey yok, öğrenilecek, baş vurulacak çok yer var. O bakımdan, bu nesil bu konuda şanslı. Çok da iyi çocuklar yetişiyor. Bazılarını dinliyorum. Bazılarını tesadüf dinliyorum çok başarılılar, çok mutlu ve memnun oluyorum, öyle de olmalı zaten.

 

Leyla Diana: İKSV’den aldığınız Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü Cazkolik adına tekrar kutlar, sağlıklı, müzik dolu günler dileriz.

 

Leyla-Diana Gücük

 

Cazkolik.com / 29 Eylül 2020, Salı

 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Leyla Diana Gücük

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X