Piyanist gözüyle Dave Brubeck

Piyanist gözüyle Dave Brubeck

Dave Brubeck'in farklı müzikleri birarada duyurma isteğine saygı duyuyorum


Dave Brubeck denince akla en çok Take Five ile Blue Rondo A La Turk geliyor, ama onun 2/4`lük ve 4/4`lükteki gibi simetrik yürümeyen aksak ritimlere ilgisi sadece onlarla sınırlı değil tabii. Mesela aklıma 5/4`lük parçası 40 Days geliyor. Brubeck ritim ile her türlü oynamayı seviyor. Konu "aksak ritim" olabildiği gibi ritmik her tür sürpriz de olabilir; örneğin 1966 Almanya konserinde çaldığı Take The "A" Train`deki uzun solosunda ritmik yapıyla oynaması; bir ritmik gidişatın içinden beklenmedik şekilde başka bir ritim doğuruvermesi veya Kathy`s Waltz`ta yaptığı gibi parçanın bir noktasında artık "ritim içinde ritm" diye tabir edebileceğim bir yere varması (parça içinde 2.45`ten gelerek 3.43 ve sonrasında..) gibi.


Aksak ritimlerle uğraşmak bir Amerikalı müzisyen için farklı bir kültüre yaklaşma isteğini gösterir. On yıl kadar önceydi, İstanbul Festivali`ne gelen Kronos Quartet`in Aya İrini`deki konserinde viyolonselcileri Türk Sanat Musikisi`nden bir parça çalmıştı... Kendisi parçaya hazırlanırken bir kabak kemâneyi dinleyip onun taksimini aynen çıkarmış, bütün o komalara ve çalış tavrına adapte olabilmek için çalışmış. Doğrusu, çaldığı şey pek iyi olmadı ama çalması çok iyi oldu. Salondan bir sevgi ve saygı alkışı yükseldi, "evet bize yaklaşma çabanı görüyor, anlıyor ve takdir ediyoruz, gerisi şu an mühim değil" diyen bir alkıştı bu. Aksak ritim, komalar ve farklı kültürlerdeki başka başka müzik evrenleri... Take Five, Blue Rondo A La Turk veya Golden Horn`da Brubeck`in farklı müzikal hissedişlere açık oluşunu duyuyorum. Sanatta dinleyici olarak da besteci olarak da kıtaları birbirine bağlayan köprülerle, kesişen yollarla, her yöne yol veren kavşak noktalarıyla çok ilgilenen bir müzisyen olarak Brubeck`in farklı müzikleri birarada duyurma isteğine saygı duyuyorum. Örneğin Strange Meadow Lark`ta ben hem caz, hem Schumann, hem de o zamanın popüler Ameriken şarkılarını duyuyorum. Veya başka bir solosunda ham Klasik Batı Müziği hissi, hem tansiyonlu caz armonileri, hem de onların içinden süzülüp geliveren bir stride piyano gidişini görüyoruz.


Bu süzülüp gelen veya bir anda ortaya çıkıveren şeylerle Dave Brubeck parçaların girişlerinde de, bitirişlerinde de, sololarında da yer yer anlık çağrışımlara çok açık çalıyor. Örneğin 1966 Almanya konserinde 40 Days`in solosunu çalarken müziğin bir noktasında sanki bir dönemeci dönüyor ve bambaşka bir yere doğru uzanıp gidiyor...


Bütün bu oyuncu ruhu, açıklığı ve birleştirdikleri için Dave Brubeck`e sevgi ve saygılarla...


Ayşe Tütüncü


Cazkolik.com / 09 Aralık 2012, Pazar

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Ayşe Tütüncü

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Devrim Dikkaya
    12 Aralık 2012 Çarşamba 10:47

    Kısa ama çok güzel yazı. Dave Brubeck"i farklı bir açıdan dinleme isteği uyandırdı. Ayşe Hanım, sizin müziğinizde böyle ama, zengin, anlamlı ve kapılar hep açık... Sevgiler

    Bu Yoruma Cevap Yazın »

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.