Son dönem en çarpıcı performanslardan biri derken bu kadar olacağını düşünmemiştik. Huun Huur Tu + Konjo izlenimleri yayında.

Son dönem en çarpıcı performanslardan biri derken bu kadar olacağını düşünmemiştik. Huun Huur Tu + Konjo izlenimleri yayında.

Tuva`lı Moğol gırtlak vokal grubu Huun Huur Tu`nun (Hün Hür Tü diye okunuyor) konser vereceğini öğrendiğimde kesinlikle kaçırmamalıyım demiştim kendime, Konjo ile beraber konser vermeleriyse daha büyük, daha etkili bir sürpriz oldu.

* * *

Uzun yıllar önce iki farklı etnik müzikle ilk tanıştığım an içine düştüğüm hayreti ve hayranlığı hala hatırlıyorum. İlki Nusrat Fateh Ali Khan`ın sesinden Pakistan merkezli Güney Asya Qawwali müziğiydi, ikincisi, söyleyenin ismini ilki gibi hatırlamadığım Moğol steplerinin `Throat Singing` denilen gırtlak vokali teknikli müzikleriydi. Etnomüzikologları kıskanırım. Zor işleri var ama keşif insanlarıdırlar. Her ne kadar küreselleşen dünya hayatın, doğanın ve gündelik hakikatlerin ürettiği müzikleri keşfetme adı altında orijinalliklerini tahrip ederek müzik endüstrisinin `sample` malzemelerine dönüştürse de bu durum o müziklerin insanoğlunun yeryüzünde ürettiği müziklerin en dolaysız ve en sahici sesler olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

* * *

Gırtlak vokali Kuzey Asya, Moğol merkezli coğrafyanın müzikleri olarak nam salsa da farklı şekillerde Amerikan taşrası dahil dünyanın pek çok farklı bölgesinde bilinen, kullanılan bir teknik. Bu genellik sanırım bir anlamda insanın sesiyle doğayı taklit etme dürtüsünü açıklıyor. Binlerce yıl öncesine uzanan insani söyleme geleneklerinden biri olduğu için başta şamanizm türlü çeşitli dini inanışlar, gerçeküstü imgeler, korkular, doğa karşısındaki acz, uçsuz bucaksız evren, büyüklükleri tahmin bile edilemeyen dağlar, sonsuz gökyüzü, gecenin binbir sesi, hayvanlar, fısıltılar, uğultular, kayaları yalayan rüzgarın ıslığı, sığınma, korunma dürtüsü dahası hayatta kalma ve doğayı anlama mücadelesi. Tüm bunlara bir de insanların aşk, dostluk, dayanışma, mücadele, aile ve varlığına sahip çıkma güdüsü, sahip olduğu eşyalar, canlılar, atlar, köpekler dahil tüm sosyal dokuyu da ekleyince müziğin ana etmenleri müziğin şeklini belirliyor anlaşılan. Bizler de dün izlediğimiz Huun Huur Tu gibi gruplar sayesinde bu müziklerin belki daha estetize edilmiş ama orijinalin ruhunu başarıyla aksettiren hallerini dinliyoruz.

* * *

Huun Huur Tu yirmi beş yıl öncesine uzanan bir topluluk. Geçmişlerini tam bilmesem de dün grupta izlediğimiz Alexander Bapa`nın ağabeyinin de içinde olduğu dört kişilik bir Kunggurtug isimli `khöömei` dörtlüsü olarak kurulmuş ve geçmişi yetmişlerin sonlarına uzanıyor. Yayınladıkları ilk albümleri "60 Horses in My Herd" olmuş. Dün izlediğimiz gruptaysa Kaigl-ool Khovalyg, Sayan Bapa, Darik Tüsüh ve Alexei Saryglar isimli müzisyenler vardı. Öğrenebildiğim kadarıyla kullandıkları enstrümanlar da Khomus, (bir çeşit ilkel arp), Doshpuluur, Dünggür (Şaman davulu) vs. Bu müzik türü Unesco tarafından kültürel varlık olarak koruma altına alınmış ve bu müzisyenler destek görüyor.

* * *

Dün akşam Konjo ile beraber izlediğimiz Huun Huur Tu Frank Zappa`dan, Japon Kodo davulcularına, Kronos Quartet`ten The Chieftains`a kadar pekçok farklı müzisyen ve grupla işbirliği yapmış. Bu müziklerin hepsine kulak verebilirsiniz ama Hazmat Modine``in "Bahamut" albümünde feat. Huun Huur Tu üç parçaya mutlaka bakın derim.

* * *

Konjo yani Sumru Ağıryürüyen, Şevket Akıncı ve Orçun Baştürk grupla sadece iki gün birlikte çalışmış ama sahnede yakaladıkları uyum mükemmeldi. Sumru Ağıryürüyen`in baskın erkek gırtlak sesi karşısındaki pürüzsüz dişil derinliği, Şevket Akıncı ve Orçun Baştürk`ün atmosferik davul ve gitar derinlikleri Huun Huur Tu`nun müziğini adeta bir dış kabuk gibi sarmalıyordu.

* * *

Her zaman rastlayamayacağımız böylesi konserleri Borusan Müzik Evi`nin sahiplenmesi müziksever için hoş jestler oluyor. Geriye dönüp bakınca bu yıl izlediğim konserlerin içinde festival konserleri dahil hep en yaratıcı, en heyecan verici konserler olarak yeraldı Borusan Müzik Evi`nin konserleri.

Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 17 Nisan 2016, Pazar

(Aşağıda, konserle ilgili konser öncesi yayına giren haberimizi okuyabilirsiniz.)






Türkiye`de tümüyle doğaçlama müzik yapan grup ve kişi sayısı olmasını arzu ettiğimizin epey altında ama bu az sayıya karşın ortaya çıkan çalışmalar, performanslar ve albümler çok değerli. Konjo projeleri ve konserleriyle tarzın son dönem en aktif, en yaratıcı gruplarından. Gitarist, besteci, aranjör ve prodüktör çoklu kimliğiyle öncü müziğin içinde yıllardır izlediğimiz Şevket Akıncı, davul ve vurmalılar yanında besteci kimliğiyle anaakım dışı farklı projelerden tanıdığımız Orçun Baştürk ve yaklaşık otuz yıldır geleneksel müziklerden caza, cazın özgür doğaçlama yanına emeği ve katkısı olmuş şarkıcı, mandolinci ve doğaçlama müzisyeni ve bu zaman zarfında sayısız farklı projenin içinde yer almış Sumru Ağıryürüyen`in oluşturduğu Konjo Band farklı türler ve gruplarda yıllara dayanan deneyimlerini bir doğaçlama projesinde buluşturdu ve Konjo ismini aldı. Öncü müzik akımlarıyla gelenekselin kesişim düzleminde Orta Asya ezgilerinden Blues`a, `spoken word`den makam tınılarına uzanan doğaçlamanın farklı hallerinde gezinen Konjo`nun müziğini benzersiz kılan üç müzisyenin hem kendi aralarında hem dinleyicileriyle kurduğu iç etkileşim.

* * *

Yani, doğaçlama müziğin çok sayıda ham maddesi olduğunu söylemek mümkün. Müzisyenlerin kendi kökenlerine ait soundlarda, dünyanın farklı yerlerindeki müziklerde, anlamlı ya da anlamsız ses kümeleri de doğaçlama müziğin başlangıcını ya da itici gücünü ya da temasını oluşturabilir ve ortaya çıkan/çıkacak müziği şekillendirebilir. Bu açıdan baktığınızda bilinmezliği heyecan verici bir yolculuk olarak tarif etmek de mümkün. Zaten doğaçlamanın bu yanı caz için çok kıymetli değil mi? Her caz müzisyeni performanslar esnasında ortak soundu gözeterek mümkün olduğu kadar doğaçlama alanlarını genişletmeye çalışmıyor mu? İzleyicilerin konserlerde en etkilendiği anlar yazılı olanın dışına çıkılan anlar değil mi?

* * *

Konjo 2013 sonlarından bu yana başta İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir ve Berlin`de dinleyicisiyle giderek daha sık buluşuyor. Üstelik, bu konserlerde sadece üçlü olarak değil kimi zaman aralarına katılan Serdar Ataşer, Amy Salsgiver, Korhan Erel, Özün Usta, Savaş Çağman, Zeynep Kaya gibi farklı isimlerle de performanslara imza atıyor. Konjo bu günlerde hem konser kayıtlarından oluşan bir albüm hazırlığında hem konserlerini sürdürüyor hem de "Küçük Prens" isimli kitabıyla dünyaca ünlü Fransız yazar, şair, gazeteci ve öncü kimlikli bir sanatçı olan Antoine de Saint-Exupéry`nin eserini ressam Erkin Gören`le beraber yorumlayacakları bir performansa hazırlanıyor. 29 Nisan günü gerçekleşecek etkinlik, bir anlamda, doğaçlamalarla tamamlanan okuma etkinliği olacak.

* * *

Bu etkinlik işin bir yanı ama daha önce, daha yakın tarihte gerçekleşecek iki önemli projeye daha mutlaka dikkatinizi çekmek istiyoruz. İlki, yakın tarihli, Borusan Müzik Evi`nde gerçekleşecek ve belki de son dönemin en heyecan verici projelerinden diyebileceğimiz, Moğolistan sınırlarında yer alan Tuva`lı bir folk ve gırtlak şarkıcılığı yapan üç kişilik grup Huun Huur Tu ile Konjo`nun aynı sahneyi paylaşacak olması. Huun Huur Tu kadar etkileyici bir grupla Konjo gibi bir özgür doğaçlama grubunun aynı sahnede buluşması sık rastlanacak bir durum değil, bu nedenle kesinlikle kaçırılmaması gerek. Konjo`nun bu dönem bildiğimiz son konseri ise 26 Mayıs akşamı Salt Galata`da Alper Maral`la birlikte gerçekleştirecekleri performans. Bu performansın geçen Eylül aynı ekibin performansını izleyenler mutlaka bu geceyi de kaçırmak istemeyecektir.

Cazkolik.com / 10 Nisan 2016, Pazar

 

 

 

 

 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X