Ercüment Orkut`la iki festival arasında sohbet: Caz üzerine birikmiş konular!

<strong>Ercüment Orkut`la iki festival arasında sohbet:</strong> Caz üzerine birikmiş konular!

Bir sanatçının sanatını oluşturan etkenler önemli. Sanatın her türü için öyle olmalı. Caz müzisyeni için de kuşkusuz öyle. Ercüment Orkut`la buluşmaya giderken aklımda dönen soruları çevreleyen ana fikir buydu. Albümlerde, konserlerde dinlediğimiz müziklerin arka planındaki sır sanatçının hayatı ve kendisi. Yaşadığı toplumda sanatçıyı birey olarak besleyen şeyler. Bunlar her nelerse...

* * *

Ama öncelikle bir açıklama yapmam zorunlu. Sevgili Ercüment Orkut ile bu söyleşiyi Haziran sonu İstanbul Caz Festivali kapsamındaki konseri için yapmıştık ama o konser kapsamından daha geniş çerçevede tuttuk sohbeti, az önce belirttiğim nedenleri de işin içine katarak. Her neyse... Konserde beraber sahne alacağı Marius Neset hakkında da konuşmuştuk, gerçekleşen konser sonrası da konser hakkında konuştuk, hepsini aşağıda okuyabilirsiniz.

* * *

Derken, Orkut`un konserine çok yakın Fransa`dan kamyonlu vahşi terör saldırısı haberi geldi, böyle şeyler bizim gibi yıllardır tetikte duygularla yaşayan bir ülke için nasıl endişe verici, hayatı erteleyici diye düşünürken çok geçmeden ülkemiz tarihinin en karanlık, en acımasız gecelerinden birini, 15 Temmuz`u yaşadık. Sözün bittiği yerdi. Zaten sonra ortada ne festival kaldı, ne başka şey. Ardından yaşadıklarımız hepimizin malumu. Doğal olarak Cazkolik olarak biz de tüm yeni içerikleri yayına girmeyi erteledik. Şimdi, içinde bulunduğumuz eylülü kötü hatırladığımız yaz aylarına değil iyi olacağını umduğumuz sonbahara bakarak, yakında başlayacak 26. Akbank Caz Festivalini de düşünerek iyimser olmaya çalışıyoruz. Üstüne bir de araya ani giren benim sağlık sorunum ve bayram tatili derken yayınlamak için en uygun zamanı kolladığım Ercüment Orkut söyleşisi üstelik Orkut Akbank Caz Festivali`nde üç konserde yeralacağını da düşünürek Akbank Caz Festivali öncesi bize biraz cazdan, biraz müzikten konuşmak için güzel bir fırsat, belki de yeni bir başlangıç olur umuyorum.

Ercüment Orkut`la semt komşusuyuz...

Sevgili Orkut`la komşu sayılırız. Kadıköy Bağdat Caddesi`nde yakın semtlerde oturuyoruz. Yani, ikimizde Kadıköylüyüz. Bu detayı ikimizde önemsiyoruz. Zaten sohbete komşulukla başladık. Buluştuğumuz yer ortak sevdiğimiz bir mekan. Rahat, uzun ve iyi sohbet için çok ideal. Ama aslında Orkut Bakırköy`lü. İstanbul`un ebedî semtlerinden. Ne var ki Bakırköy`ün geçmişiyle bugünü arasında çok fark var, sanatçının soluk alıp verdiği semti çok önemli ve tanımlayıcı. Önce çocukluk semti Bakırköy ile şimdiki Kadıköy`ü konuşuyoruz. Kadıköy`de yaşamayı neden seçtiğini...

* * *

"Okul zamanı arkadaşlarımla buraya gelip gidiyordum, okul bitmeye yakın Beşiktaş`a taşındım, sonra askerlik geldi, 2010`da askere gittim 2011`de döndüm. Her gidişimde Kadıköy`ü ne kadar sevdiğimi farkediyordum, aslen Bakırköy`lüyüm, ilginçtir, Kadıköy`ün Bakırköy`le çok ortak yanı var, eski Bakırköy`ü Kadıköy`de bulabilirsiniz, öyle benzerlikler var. Bakırköy`de sahil yolu doldurulmadan oturduğumuz ev deniz kenarındaymış, gece denize girerlermiş, insanlar birbirini tanırmış, hani o bildiğimiz eski İstanbul`un şimdi özlenen halleri."

* * *

"Şaşırcaksınız ama Kadıköy`e Bağdat Caddesi tarafına taşınmaya dolmuşta karar verdim. Birgün dolmuşta giderken ön tarafa doğru parayı `rica etsem bir kişi uzatır mısınız` diye seslendim, hemen önümde oturan hanımefendi "aa, tabi evladım" diyerek nezâketle parayı aldı, artık böyle şeylere şaşıyoruz ama o an annem gibi, teyzemler gibi bir kadındı, o günlerde beşiktaş`ta oturuyordum, kendi kendime Beşiktaş`ta, Bakırköy`de artık böyle insanlar yok dedim ve işte o an taşınmaya karar verdim."

Cadde`nin köklü semti Caddebostan`da oturuyor, hem evinden hem semtinden memnun ve huzurlu. Zaten, işin doğrusu, huzuru seven biri, huzur onu besleyen, yaratıcılığını destekleyen bir duygu. Kalbi ve duyguları açık bir insan. Hayatının önemli bölümü kısmı cazla dolu geçse de bir yandan dizi müzikleri yapıyor. Şu ara sektör zor bir dönemde ama eskiden beş-altı dizi müziği yaptıkları olmuş, şimdi sadece bir dizi müziği yapıyoruz diyor. Şu dönem besteci olarak caz dışında ekmek yiyebileceğiniz az sayıda alandan biri ama çok hoyrat bir ortam.

Cazdan para kazanılır mı?

"Kazanılır ama varla yok arası... Bu konuda şanslı az kişiden biriyim diyebilirim… Yaklaşık son beş yıldır bir takım kıpırdanmalar yok diyemem, bu müzik bir anlamda yeniden moda mı oluyor nasıl demeli bilmiyorum ama kısmi bir ilgi artışından sözetmek mümkün."

Popun cazla flörtünde dikkat çeken çalışmalar.

Son dönemin öne çıkanlarından biri de ünlü pop sanatçılarının caza olan kısmi ilgisi. Bu konu en son Kenan Doğulu`nun "İhtimaller" albümüyle zirveye oturdu denebilir. Tam bu noktada Orkut`a "İhtimaller" albümünü soruyorum;

"Açıkçası, benim için çok güzel bir çalışma oldu. Ben çok zor beğenen biriyim ve kendimi çok eleştiririm, bu yüzden hep mutsuzumdur, yine tam istediğim gibi olmadı diye hayıflanırım, böyle olmama rağmen çok güzel bir albüm oldu, içime sindi, içinde olduğum için çok mutlu olduğum bir çalışma."

Bu albümden kısa zaman önce Bergüzal Korel`in Sezen Aksu şarkılarını jazzy yordumladığı Aykut Gürel albümü var. Ercüment Orkut her iki albümde çalan isimlerden. Gelin bu çalışmaları ondan dinleyelim;

"Son dönem benim içinde olduğum iki prodüksüyon oldu, ilki Esra Kayıkçı`nın albümü ki onun her şeyini ben yaptım, Kenan Doğulu albümünde de çok emeğim var. Bu albüm sayesinde tanıştım kendisiyle, öncelikle çok iyi bir müzisyen ve çok içten biri. Benim açımdan çok sevdiğim, içime sinen bir iş oldu."

Hem Kenan Doğulu hem Esra Kayıkçı hem de Bergüzar Korel`in albümlerinde yeraldı.

Orkut`un son dönem pop kökenli çalıştığı/çaldığı bir diğer çalışma da Aykut Gürel`in prodüktörlüğünde çıkan Bergüzar Korel`in solist olduğu albümden yukarda sözettik. Albüm hakkında ilk çıktığı günlerde bir haber yayınlamıştık, o yüzden bilgimiz vardı ama sevgili Ercüment`in bu konuda söyleyecekleri benim için daha önemliydi, şimdi gelin yine ona kulak verelim;

"Bergüzar Korel`in albümünde diğer iki albümün tersine ben sadece çalıyorum, diğer iki albümde düzenlemeler yapmıştım, Esra Kayıkçı`nın prodüktörlüğünü yapmıştım ama bu albümde yalnızca piyano başındaydım, zaten diğer arkadaşlarımın aksine ben biraz daha sonra dahil oldum kadroya. Aykut Gürel zaten çok başarılı bir müzisyen ve doğru bir kadro kurmayı iyi biliyor, hepsi arkadaşım."

Orkut bu albümlerde çalan müzisyenlerin çok tecrübeli ve iyi müzisyenler olduğunun altını kalın kalın çizdikten sonra önemli bir konuya daha değiniyor. Bu müzisyenler artık profesyonellikte çok başarılı bir çizgiye ulaştılar ve çok kısa sürede çok iyi albümlere imza atabiliyorlar, hem kendi albümleri, müzikleri konusunda, hem diğer müzisyen dostlarımızın albümleri bakımından müthiş katkıları oluyor ama derken bu söyleşiye gelirken beni oldukça üzen bir haber aldım, umarım doğru değildir.

Babajim Stüdyoları kapanıyor

"Son yıllarda, az önce andığımız müzisyen dostlarla ne kadar iyi işler yapmış ve hızımızı, kalitemizi, tempomuzu artırmışsak hepsinin ardında iyi stüdyolar, iyi kayıtlar gerçeği var, bu nedenle Babajim Stüdyoları bizim için çok önemli bir yerdi ama maalesef kapanacağını duydum, umarım bir çare bulunur ve yine hayatına devam eder. Bu konuyu özellikle söylemek istiyorum çünkü dikkat edin Babajim`dan sonra Türkiye`de iyi kayıt ve kalite çok arttı, zira hücum kayıt yapacak yer çok azdı, iyi soundu, iyi piyanosu olan yer olması lazım, bu önemli. Daha yakında başka bir yeni albümde çaldım, tam o kayıtlar sırası konuştuk alıştığınız yer, alıştığınız sound ve kayıtların ne kadar önemli olduğunu."

Başarılı bir ilk albüm olarak "Low Profile"

Ben "Low Profile" albümünü ne kadar beğendiğimi söylemek için sohbeti New York post bop caza kadar uzatınca konu uzadı tabi ama bu arada birlikte hakikaten iyi isimleri anmış olduk, hangimizin hangi isimleri sevdiği konusunda fikrimiz oldu.

Bir eğriden bir doğruya varırken…

Ercüment Orkut`la "Low Profile"dan konuşmaya başlamışken bu albümden aldığım güzel etkinin bir benzerini daha önce Çağrı Sertel`in albümünden aldığımdan sözetmiştim (bu arada Çağrı`nın da yeni albümü yakınlarda çıkacak, fırsat bu fırsat yazmış olayım), hem Orkut`un hem Sertel`in albümleri masamda hala üstüste durur. Konu piyanistlerden çalınca oradan geçen sezon Cemal Reşit Rey`de izlediğimiz Christan McBride Trio`nun genç piyanisti Christian Sands`e geldi, cazda gelenek ve bugünün cazı derken hareket ve analiz kerterizi olarak anahtar sevgili Orkut`tan geldi;

Öykünülen bir usta olarak Aydın Esen`in etkisi

"Biliyor musunuz, ben aslında cazı tersten dinlemeye başladım… Çağrı`yla beni benzettiğiniz nokta aslında Aydın Esen`le ilgilidir, çünkü ikimizin de örnek aldığımız, öykündüğümüz isimdir Aydın Esen. İkimiz de onunla çalma fırsatı bulduk, her ikimiz için de güçlü bir öncü oldu. Gerek post bop, gerek Fusion olsun en güçlü örnek hâlâ Aydın Esen`dir."

2016 İstanbul Caz Festivali Europan Jazz Club konserinde

Marius Neset`le İstanbul Caz Festivali`nde...

Söyleşi için buluştuğumuzda bizi biraraya getiren esas sebep Ercüment Orkut`un İstanbul Caz Festivali kapsamında saksofoncu Marius Neset`le Salon`da vereceği konserdi ve ülkece yaşadığımız olaylar bizi nereye getirdi. Allahtan konser 15 Temmuz öncesiydi ve sorunsuz gerçekleşti. Hatta, biraz aşağıda sevgili Orkut`la konser sonrası telefonla konuştuğumuzda ondan aldığım notları aktardım ama daha önce konser öncesi konuştuklarımıza değinmeli.

"Festivalde bizimle çalmaya Marius Neset geliyor. Fazla tanımıyordum, "Bird" ve "Pinball" albümünü dinledim ve "Pinball"a bayıldım, hem fikirleri hem enerjisi çok hoşuma gitti. Michael Brecker ekolünü modern tavırla birleştirmiş ve ayrıca kompozisyon anlayışı da çok dikkat çekiciydi, kuzey cazın dışına taşan, Amerikan cazına yaklaşan yanları kuvvetli bu yüzden konser için heyecanlıyım. Albümden beş parça çalacağız, onun bestelerinden de iki tane de çalacağız, karşılıklı mailleşiyoruz şu ara."

Albüm kaydından sonra yaptığımız en iyi konserdi

Yukarda söz ettiğim gibi Ercüment Orkut`la konser sonrası izlenimlerini almak için aradığımda sesi mutluydu, "albüm kaydından sonra yaptığımız en iyi konserdi" dedi. Aynı konserde beraber sahneyi paylaştığı Marius Neset içinse "hem çok iyi bir müzisyen hem müziğimi şu an dünyada iyi çalacakların başında gelir" diye ekledi. İlginçtir, salonun akustik kondüsyonu bakımından konsere önceden hazırlanmak amacıyla bir önceki gün aynı yerde Volkan Topakoğlu konserini izlemiş. Orada dinleyici olmanın performansı bakımından faydasını gördüğünü belirtiyor. Açıkçası bu özeni Orkut`un müzisyen olarak kendi sounduna ve dinleyicisine karşı ne kadar titiz ve saygılı olduğunu gösteriyor.

* * *

Tabii, konserin ardından gelen Fransa, Nice`deki saldırı haberi şok edici oldu. Yine festival kapsamında Çağıl Kaya`nın konserinde izlediğimiz Fransız genç caz trompetçisi Airelle Blesson`ın olaydan bir gün önce Nice`de olması sanatçı için şok etkisi yaratmış olmalı. Tabii ertesi akşam yine festival kapsamında Uniq Açıkhava`da izlediğimiz, tamamı Fransızlardan oluşan French Quarter grubu için de öyle olmalı.

Yeni müzikler fırında...

"Biraz kontrast ve sakin bir sound peşindeyim, bir piyano triosu için müzik yazıyorum. Bu daha fusion ve synth bir albümde şimdi tahta soundu peşindeyim."

Bu sohbet arasında merak ettiğim bir başka soru gündemi geldi, müzisyenlerin de ressamlar gibi dönemleri, dönem dönem takıntıları var mıydı?

"Kullandığım enstrümanlar bakımından değilse de yazdığım ve dinlediğim müzikler üzerinden böyle bir geçişkenlikten sözetmem mümkün. Bence bu işin birinci kuralı müzik dinlemek ama, mesela, yüzlerce albümü ardı ardına değil de bir ya da birkaç albümü ama devamlı ve uzun uzun dinlemek benim deneyimlerime göre daha iyi sonuç veriyor. İşte, dediğiniz şeye şimdi varmamız mümkün, mesela, tam o sıra bir piyano trio albümü dinler çok seversiniz ve bu tarz müziğe daha fazla odaklandığınızı görürsünüz ya da Weather Report dinlersiniz bu kez synthlerle birşeyler yapmayı istersiniz gibi."

"Detaycı ve mükemmelliyetçi bir insanım ve bu durum maalesef beni hayatta oldukça yoruyor. Bu noktadan baktığımda Hammond org gibi bir enstrümana odaklanmak, sunduğu sound olanaklarını keşfetmek kolay olmuyor. Ayrıca, tuşlu çalgı olmasına bakmayın, çok farklı bir enstrüman."

Bu noktada ortaya çıkan tespite ikimiz de katılıyoruz; "Enstrümanın sağladığı olanakları kendi cümlelerimizle örtüştürmek..."

Müzik dinleme eğilimlerimiz... Dinlediğimiz müzikle hesaplaşmak gerekli mi?

Sevgili Ercüment`le buluşmamız kendi müzik dinleme frekansımdan yola çıkarak müzisyenlerin nasıl müzik dinlediği konusuna kafamda açıklık getirmek için iyi bir fırsattı. Tabii önce kendi dinleme şeklim olan bir albümü uzun süre playerda dinleye dinleye eskitme, onunla beraber günler geçirmek üzerine konuştuk, tabii modern çağ insana artık bu kadar geniş zaman vermiyor, çoğu albümü bir kere dinleyip kaldırıyoruz peki ama müzisyenlerde nasıl durum?

"Müzik dinleme eğilimimin eskiye göre biraz daha süzüldüğünü söyleyebilirim. Klasik eğitim alan biri olarak klasik dinlemem gerekirken daha çok caz dinledim ama daha önce konuştuğumuz gibi benim işim biraz tersten gitti, önce Aydın Esen dinlemekle başladım, sonra bu müzik nerden geliyor diye merak ettim ve Miles`lara, Bud Powel, Art Tatum gibi eski ustalara, hatta daha çok da Amerikaya gittiğimde bu isimlerle daha fazla ilişkim oldu. Benim uzun süre hayatımdan çıkaramadığım isim ise gitarist Alan Holdsworth oldu. Yine uzun süre Pat Metheny dinledim, ilginçtir ben çok gitarist dinlerim. Bu durumu daha sonra arkadaş çevresinde de gördüm. Neden bilmiyorum, piyanistlerin gitaristlere, gitaristlerin de piyanistlere ilgisi oluyor. Sonuçta, elinizin altında olmayan, her şeyini bilmediğiniz bir enstrüman daha çok ilginizi çekiyor. Sonra, benim için her zaman ve her zaman dinlediğim isim Keith Jarrett olmuştur. Ne dinlesem dediğimde Keith Jarrett başlarsa hiç bir zaman hayır demem. Müzikte herşeye muktedir bir adam. Tanrısal bir gücü var. Çok yetenekli, genç bir piyanist çıktığında onu dinlerken şöyle diyorum; `Keith`in üstüne bir şey koydu mu bu adam?`. Bu bir ölçü benim için, "Standards Vol.1" albümü mesela… Hala o albümdeki gibi bir "All The Things You Are" dinlemedim diyebilirim."

Ercüment Orkut`la sohbette...

Müziğin en önemli öğesi `zaman`

Keith Jarrett konusu açılıp da onun doğaçlama müzikteki gücünden, üstünlüğünden sözetmemek mümkün değil, bir caz piyanisti olarak Keith Jarrett gibi birini dinlediğinde insan ondan korkar mı, ürker mi, imrendirir mi ne hisseder?

"Her üçü birden… Hem korkutur, hem imrendirir, hem ürkütür. Zaman oluyor insan hiç bulaşmasam mı dedirtiyor, zaman oluyor çok güçlü ilham, moral ve heves veriyor. Özellikle trio olarak benim için çok önemli. Müziğin en önemli öğesi zaman. Bunun tartışmaya açık olduğunu sanyorum. Amerika`da kısa bir eğitim dönemim oldu, ordaki hocamın bana söylediği kulağıma küpe olmuştur, `güzel bir zaman ve iyi bir swingle çalarsan o iyi bir müzik olur`, istediğin kadar iyi nota çal ama kötü bir zamanla çalarsan lezzetli olmaz demişti. Bu söz benim için epey faydalı olmuştur. Daha sonra Aydın abinin (Esen) egzersizlerinde sadece beş ses kullanarak yaptığımız doğaçlama etüdlerimiz vardı, bu durumda en büyük dostun zaman olduğunu öğrendim. Tüm bu toplama baktığımda Keith Jarrett Trio mihenk taşı bir üçlü. Zamanı öyle bir çarpan etkisiyle kullanıyorlar ki, Keith zamanı geriden (laidback) çalıyor, Jack DeJohnette önden, Gary Peacock ise zamanın tam olması gerektiği gibi üstünde çalıyor ve bu durum üstün bir müzikal tansiyon yaratıyor ki üçlünün gücü bu etkilerinden geliyor. Keith`in solo piyanoda doğaçlama gücü ise sınırsız. Son albümlerinden Rio benim çok sevdiğim bir çalışma oldu. Bach gibi çalıp üstüne Lutoslawski gibi çalması yetmezmiş gibi bunların üstüne geleneksel blues gibi çalıp tüm bunları yazılıymış gibi çalabilmesi doğrusu inanılır gibi değil."

Elbette Keith Jarrett ve kuşağı artık caz yüzyılının vardığı noktanın ikon isimleri ama bu isimler neticede yaşları itibariyle yetmişli yaşlarını aşmaya başlayan isimler, peki ya gençler?

"Brad Mehldau var tabii, saymam gerekirse, arabada çok dinlerim ayrıca, "Day is Done" benim için başucu albümü gibidir. Tigran Hamasyan`ın "Macrooth" albümünü bir süre çok sevdim ama sonra yordu. Brad Mehldau albümü kadar tekrarlı dinleyemedim. Ayrıca Yellowjackets`ı saymam lazım. Hayatımın vazgeçilmezi Yellowjackets`dır. Kısmetse Ocak ayında Russell Ferrante`nin öğrencisi olmaya gidiyorum. Benim için çok önemli ve hayalimdi."

Yerli cazda yaşadığımız durgunluk...

Sohbetin son kısmında yayınlanan veya yayınlanacak yeni yerli caz albümleri konusunda aklımızdaki soruyu konuştuk. Kendi caz ortamımızda ikibinli yılların ortasında 2012-13 dönemine kadar oldukça hızlı seyreden, bereketli, verimli, canlı bir dönem yaşandı. Yeni isimler çıktı, görece çok sayıda albüm yayınlandı ama son yıllarda bu ivme azaldı, hatta tersine döndü. Peki hakikaten öyle mi? Ercüment Orkut`un cephesinden durum nasıl görünüyordu?

"Yerli cazda şu sıra kaydedilmiş ama çıkmamış albümler var, belki bu yüzden biraz durgunluk var gibi görünüyor. Tamer Temel, Serhan Erkol yeni albümlerini kaydetti, onlar çıkmayı bekliyor. Durgunlaştı diyemem ama azalmış olabilir. 2010-2013 arası yaşadığımız coşku ve zenginlik kalmadı. Buna katılırım ama yaşadığımız ortama ve şartlara baktığımızda bu durum sadece bizimle ilgili bir durum sayılmaz. Dünyada caz müziğine olan ilgi sorgulanıyor zaten. Bu müzik bir Amerikan müziği ama orada işler yolunda da biz burada sorun yaşıyoruz değil, belki bizden fazla sıkıntı orada yaşanıyor. Bu müzik her zaman destek görmeli. Albümler, klüpler, festivaller, mekanlar bir şekilde desteklenmeli, yapılanlara sahip çıkılmalı. İyi niyetli düşünmeli. Müzisyenler, festival sahipleri herkes için geçerli. Zaten bir azınlık olarak bu işi sürdürmeye çalışıyoruz."

ve sohbetin sonu…

Ercüment Orkut gibi işini seven müzisyenlere bakınca her ne kadar memleket olarak devasa sorunlarımız olsa da iyimser olmak için birçok sebep bulabiliyorum. Orkut`un son söylediği sözden alırsam, evet, caz bu ülke için her zaman bir azınlık müziği oldu, çaresiz öyle de olacak. Aslına bakarsanız caz kendi ülkesi Amerika`da da bugün artık azınlık müziği. Avrupa ve dünyanın kalanı için de durum farklı değil. Ben bunu bir sızlanma, üzülme sebebi olarak görmüyorum. Tersine, seksenlerden beri gözlemleyen bir cazsever olarak Türkiye`de cazın sahip olduğu potansiyelde zayıflama ya da ilgi kaybı yok, tersine kısmi artış var. Evet, devletin desteği yok, sponsorluk müessesesi zayıf, köklü okullarımız, eğitim sistemimiz yok, bunlar yapısal sorunlar, çözülecek gibi de görünmüyor ama yayınlanan albümlere bakın, ortaya çıkan işlerin bir bölümü dünya çapında kaliteye sahip. Memleketite işler yoluna girerse caz da bu yoluna girmeden kendine düşen payı alacak, başta sevgili Ercüment Orkut gibi yaratıcı müzisyenlerimizin dünya ile aramızdaki makası nasıl hızla kapattıklarına emin olun şahit olacağız.

Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 19 Eylül 2016, Pazartesi

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.