Zekeriya Şen röportajı: Lincoln benim kendime sorduğum varoluş sorularını temsil eden kişi!

Zekeriya Şen röportajı: Lincoln benim kendime sorduğum varoluş sorularını temsil eden kişi!

Zekeriya Şen: İzin verirseniz önce aklımdaki şu soruyu bir sorayım, müziğinizi takip etmeye başladığımdan beri sormak istiyorum; “Caz ama değil mi?”

Neil Cowley: Onun gibi bir şey. Caz üçlüsü gibiyiz. Hatta, ‘Neil Cowley Trio’ olarak anılmaya başlandık, öyle görünüyor ki bizim bir caz malzememiz var ancak yaptığımız müzik gerçekten caz mı pek dikkate almıyorum, cazseverler de öyle düşünmez. Bana göre geniş bir yelpazede müziğin etkilerini işleyen bir piyano triosu olduğumuzu hissediyorum.

Zekeriya Şen: Let me get this out of the way first, because I have been craving to ask you this ever since I have started following your music. Are you “that jazz that isn’t jazz?”

Neil Cowley: Something like that! We look like a Jazz trio. We’re even called ‘Neil Cowley Trio’ so it would seem from appearance that we are a Jazz outfit. But I don’t consider the noise that we make really much to do with Jazz. Nor would those who love jazz consider it so. For my part I feel that we are a piano lead three piece that processes influences from a whole wide range of music.

Zekeriya Şen: Neil Cowley Trio’nun sesini ve gelişimini nasıl tanımlıyorsunuz? Müzik felsefenizi ne karakterize ediyor?

Neil Cowley: Yukarda dediğim gibi. Müzik felsefemiz grup içinde sollst olarak nadiren doğaçlama yapmaktır. Müziğimiz doğaçlama kreşendolara ulaşıyor ancak bunlar kolektif doğaçlamalar. Müziğin eğlendirmek için tasarlandığını ve bunu çok fazla insanın unuttuğunu hissediyorum. Müziğin keyfi dinleyicileri büyük dramalar, acılar, komedi ve melankoliler yaratarak eğlendirmektir. Bu demek oluyor ki, aynı dili konuşmadan, herhangi bir sorun yaşamadan gelip İstanbul gibi şehirlerde çalabiliriz.

Zekeriya Şen: How do you describe Neil Cowley Trio sound and progress? What characterise your music philosophy?

Neil Cowley: As above really. Our musical philosophy is that we rarely improvise as soloists within the band. Our music reaches improvised crescendos, but they are a collective improvisation. I feel that music is designed to entertain and that too many people forget that. The joy of music is that you can entertain audiences by creating huge drama, pathos, comedy and melancholy. All without language. Which means we can come and play cities like Istanbul without any trouble!

Zekeriya Şen: Doğaçlama sizin için ne ifade ediyor?

Neil Cowley: Doğaçlamanın cazın gerekli bir bileşeni olduğunu düşünün. Doğaçlamamız inceliklidir, bu yüzden cazın resmiyetçileriyle başımız belaya giriyor. Bizim için doğaçlama grup, içinde kendiliğinden oluşan fikirler arasında gezinebilmek ve müzisyenler olarak birbirimizin fikirlerine destek vermektir.

Zekeriya Şen: What does “improvisation” mean to you?

Neil Cowley: think for what it’s worth that improvisation is a necessary component of Jazz. Our improvisation is subtle, which is why we run into trouble from Jazz officianados. To us it means jumping on ideas that happen spontaneously within the band and supporting each other musically in those ideas.

Zekeriya Şen: Grup nasıl çalışır? Demokratik bir ekip misiniz?

Neil Cowley: Hayır, tam bir diktatörüm! Aslında bu tamamen doğru değil. Grubun müziklerinin çoğunu ben yazıyorum ve grup olarak hergün çalışıyoruz, bu durum açıkçası diğer iki müzisyene göre beni daha çok patron yapıyor ama sahnedeyken oldukça demokratiğiz.

Zekeriya Şen: How does the band work? Are you a democratic team?

Neil Cowley: No. I’m a complete dictator!! Actually that’s not totally true. I write the vast majority of the material and run the band day to day, so obviously that means I get to be more bossy that the other two. However, once we’re on stage, it is pretty democratic. I love their input and couldn’t get by without their positive contribution. But at the end of the day my name is ‘on the tin’ so I have the ultimate say I suppose.

Zekeriya Şen: Son kaydınız “Spacebound Apes”in yaratım süreci nasıl gelişti?

Neil Cowley: Bu albüm aylarca prova yapmadığımız bir kayıt olduğu için öncekilerden farklıydı. Kayıt sabahı malzemeyi sundum ve ilk kayıtta herşeyi yaptık, müzisyenler neler olup bittiğini tam olarak bilmediğinde ortaya çıkan büyülü bir şey var.

Zekeriya Şen: "Spacebound Apes" is your latest record, how did the creation process evolve?

Neil Cowley: This record was different from others in that we didn’t rehearse for months on end beforehand. I presented the material on the first morning of recording and we took all the first takes. There is something magical that happens when musicians don’t quite know what is going on.


"Spacebound Apes" albümünün ilham kaynağı


Zekeriya Şen: Arhur C. Clarke’ın “The City and the Stars” adlı romanına dayandığını okudum. Bu nereden çıktı?

Neil Cowley: Hayatımın Stanley Kubrick evresinden geçiyordum ve açıkçası 2001 Space Odyssey onun en iyi yaratımlarından biri. Arthur C. Clarke bu filmin başlıca yazarıdır, bu yüzden onun diğer romanlarını okumaya başladım. Bunlardan biri “Şehir ve Yıldızlar”. O kitapta ana karakter Alvin, bir güneş sistemine sahip adamı ziyaret ediyor. Mesela, bir gezegen başlangıçta huzurlu bir yer gibi görünse de yavaş yavaş bitkiler arasında bir savaş yaşandığını farkeder. Bu bana bunu sahnede çalmam gerektiğni hatırlattı, ilgili şarkıları en iyi şekilde çalabilmek için hepimiz havaya girdik. İnsan duyguları tarafından aşılmış gezegenler olsaydı ne olurdu merak ettim. Örneğin, bir aşk gezegeni, bir görev gezegeni, bir yönetim gezegeni vs. Bu albüm fikrinin doğduğu yerdir.

Zekeriya Şen: I read that it’s based on the novel, “The City and the Stars” by Arthur C. Clarke. Where did this come from?

Neil Cowley: I was going through a Stanley Kubrick phase in my life and obviously one of his finest creations is 2001 Space Odyssey. Arthur C Clarke is the primary writer for that film, so I began reading his other novels. One of which is ‘The City and the Stars’. In that book, the main character Alvin visits a man made solar system where one or other element has overtaken the various planets. So for instance, one planet has been overtaken by nature. While it initially seems like a peaceful place he later realises that there actually a very gradual war going on between the plants as they move slowly through their growth process. It reminded me of playing live on stage, where we all immerse ourselves in a mood in order to best play the respective tunes. I wondered what would happen if there were planets that were overtaken by human emotion. For instance a planet of love, a planet of duty a planet of governance etc. That’s where the idea for the album was born.

Zekeriya Şen: Genellikle sana ilham veren şeyler hakkında bilgi verir misin? İlhamını diğer sanat formlarından mı alıyorsun yoksa genel olarak hayattan mı?

Neil Cowley: Daha önceleri, yol ve hayat boyunca genel olarak tanıdığım insanlarla ilgiliydi ama bu albüm için söylediğim gibi belirli bir kavram ve hayal edilen karakterler oldu. Bunu söyleyince, hikayedeki Lincoln karakteri nerdeyse kendime dayanıyor.

Zekeriya Şen: Tell me about what usually inspires you? Do you get your inspiration from other art-forms as well or is it just life in general?

Neil Cowley: Previously it’s been about people I’ve met along the way and life in general. But as I say for this album it has been a particular concept and about imagined characters. Having said that, the character of Lincoln in the story is pretty much based upon myself.

Zekeriya Şen: Özellikle web sitesini, müzik kitabını ve blog serilerini çok sevdim, korkularıyla yüzleşmek için uzaya giden yıldız maymun Lincoln’la ilgili hikaye anlatılıyordu, Lincoln kimdir ve sana neyi temsil ediyor?

Neil Cowley: Lincoln yarı insan yarı maymun bir karakter ve kendime çok yakın bulduğum biri. Orta yaş krizi geçiriyor. Eski bir aşk mektubu bulunca geçmiş aşkını bulmak için bir arayışa giriyor ama Autoscopine isimli yeni bir ilacı aldığı labaratuvar deneyin bir bölümünü sona erdiriyor. Onu, bu hayali güneş sistemine iten şey de bu. O, benim kendime sorduğum varoluş sorularını temsil eden kişi. İçimdeki bu kişi potansiyelini yerine getirip getirmediğni merak eden kişi. Kim olduğunun önemli olduğunu sanmıyorum, o sorular şu an hayatında ortaya çıkıyor.


Kendimize sorduğumuz varoluşsal sorular


Zekeriya Şen: I especially loved the website, music book and the series of blogs, telling the story of Lincoln, our star ape who goes to space to face his fears. Who is Lincoln and what does he represent to you?

Neil Cowley: Lincoln is a half man-half ape character who has a personality very close to my own. He’s going through a mid life crisis. Having found an old love letter he goes on a quest to find his past love, but ends up part of a laboratory experiment, where he takes a new drug called Autoscopine. It is this that propels him into this imaginary solar system. He represents the existential questions that I find myself asking at this time in my life; the person in me that wonders if he has fulfilled his potential. I don’t think it matters who you are, those questions arise at this time in your life.

Zekeriya Şen: Önceki kayıtlarında incelikli, zekice anlar vardı, Spacebound Apes’de içe dönük anlar ön plana çıkıyor. Öncesine göre daha yumuşak ve daha huylu bir yaklaşım. Bir uzay filmi müziği gibi. Nasıl oldu?

Neil Cowley: Gerçekten, çünkü kaynak materyal yüzünden. Uzayda yüzen bir adam hakkında kayıt yapmak, sound, onun (Lincoln) ön planda olduğu büyük panoramalar oluşturmak bana tek yönlü geliyordu. Elimizdeki ses malzemesinin hep bir film müziği gibi geldiğini söylerdik, işte, şimdi bir film müziğimiz oldu!

Zekeriya Şen: Your earlier records always had subtle moments, on Spacebound Apes, the introspective moments come to the fore. You are softer and more behaved with a tempered approach than before. Like a score to a Space movie. How come?

Neil Cowley: Really because of the source material. Making a record about a guy floating in space, taking in the huge panoramas in front of him could only sound one way to me. We’ve always had it said that our material sounds like the score to a film. So this time we wrote a score to our own film!

Zekeriya Şen: Parça isimleri nereden geliyor? Çoğunlukla ışıltılı, parlaklar!

Neil Cowley: Teşekkürler! Önceki albümlerde genellikle duyduğum ifadeler ya da insanların takma adlarından gelmişti. Spacebound Apes’deki seçimlerimde kısıtlıydım bu yüzden çoğunlukla gezegensel isimler bulmak zorunda kaldım.

Zekeriya Şen: Where does the names to your pieces come from, they are mostly brilliant!

Neil Cowley: Thanks! On past albums they came from phrases I heard or nicknames I had for people. On Spacebound Apes I mostly had to come up with planetary names so I was quite restricted in my choices. Hopefully they all sound genuine.


Yıldızları gözleyen bir çocukluk


Zekeriya Şen: Bir gökbilimci olarak uzay bilimleri meraklısıyım, sizin ekipde böyle eğilimler var mı?

Neil Cowley: Çocukken keskin bir yıldız gözlemcisiydim. Televizyonda izlediğim Carl Sagan`ın Cosmos gibi harika TV serileri sayesinde orada olanlarla ve evrende ne kadar acayip ve küçük olduğumuz gerçeği anlamında bir hayranlığım vardı. Bu dizi önceki büyük medeniyetleri böyle büyük gökbilimcilerden öğrenmek bakımından iyi bir diziydi. İskenderiye kütüphanesi barbarlar tarafından yıkılana kadar büyük astronomik gözlemler yapmıştı. Bazıları bugüne kadar yeniden keşfedilmemiş olabilir.

Zekeriya Şen: As an Astronomer myself and a space sciences freak do you guys have any tendency towards such topics?

Neil Cowley: As a child I was a keen star gazer. Through wonderful series on TV like Cosmos by Carl Sagan I had a fascination for what is out there and a real sense of how pathetically small we are in Universal terms. That series was also good for seeing how previous great civilisations have provided such great astronomers. The great library of Alexandria which was destroyed by barbarians held so many wonderful astronomical observations. Some of which we may have not have even rediscovered to this day.

Zekeriya Şen: Diyelim ki seni zaman makinesiyle istediğin yere gönderdik, müzikle nerede karşılaşmak istersin?

Neil Cowley: Bence, 11. ve 12. yüzyıllardaki koral müzikle 18. yüzyılın başlarındaki orta Avrupa katedrallerindeki barok dönem olabilir.

Zekeriya Şen: So let’s say I can send you with a time machine, to anywhere you like. Where would you like to go to encounter music?

Neil Cowley: I think it’s a close run thing between hearing choral music of the 11th and 12th centuries in the cathedrals of Europe OR Baroque music at it’s prime in central Europe in the early 18th century.


Kraut Rock


Zekeriya Şen: Her albümünüzle daha dinamik, daha deneysel ve daha iyi bir müzik deneyimi yaşıyorum. Sizin en büyük etkileriniz, ilhamlarınız kimlerdir?

Neil Cowley: Çok değişir. Her albüm biri veya diğer sanatçının güçlü etkisine sahiptir. Son albümde Harmonia and Can gibi bir sürü kraut rock (geçmişi altmışlara kadar uzanan bir çeşit deneysel rock) dinliyordum. Şimdilerde dinlediğim Thomas Ades`in "in Seven Days" albümü. Kaçınılması gereken şey ise başka piyano üçlüleri. Tehlikeli olabilir!

Zekeriya Şen: With each of your album I experience an evolution towards a more dynamic, experiential and a better sound. Who are your biggest influences/inspirations?

Neil Cowley: They vary hugely. Each album has a stronger influence from one or other artist. On our last album I was listening to a lot of Kraut Rock like Harmonia and Can. This one I’ve been getting into Thomas Ades: In Seven Days. What I do avoid is other piano trios. That could be dangerous!

Zekeriya Şen: Müzik yazarken aklından dinleyici geçer mi yoksa tamamen kendine güven mi?

Neil Cowley: Dinleyiciyi düşünüyorum. Ancak hepimizce malum nedenlerden dolayı, bununla ilgili birçok tahmin yürürütülebilir. İster müzisyen olalım ister olmayalım, hepimizin sahip olduğunu düşündüğüm bazı şeylere başvuruyor, bunlar için uğraşıyorum. Kanımca, müzikte “vurdumduymazlığın” tanımı, her şeyin müzikal tekniğine fazlasıyla kafayı takmakla ilgili. Benim amacım ise her zaman sonsuza uzanabilen ve paylaşılabilen şeylere yönelmek.

Zekeriya Şen: When you`re writing your music do you think of the listener in mind or is it purely self-indulgent?

Neil Cowley: I think of the listener. But for obvious reasons there’s a lot of guess work with that. I try and appeal to something that I feel we all possess, whether we be musicians or not. I think the definition of self indulgence in music is to become too obsessed with the musical technicalities of everything. My aim is always to appeal to something timeless and shared.


Müzik haricindeki hayat


Zekeriya Şen: Kendi işlerini dinlemeyi sever misin?

Neil Cowley: Bazılarını. Bir şey bittiğinde bir daha asla dinlememeye eğilimliyim. Başkalarının müziklerini dinleyerek kafamdan uzaklaştırmak iyi geliyor.

Zekeriya Şen: Do you like listening to your own stuff?

Neil Cowley: Some of it. Once something is finished I tend to never listen to it again. It’s good to get away form my own head by listening to other peoples music!

Zekeriya Şen: Müzik dışında neler yaparsın?

Neil Cowley: Çok değil! İki çocuğumun keyfini çıkarıyorum. Biraz kriket oynuyorum ve koçluk yapıyorum ama en çok müzik!

Zekeriya Şen: What things do you do outside of music?

Neil Cowley: Not a lot! Enjoy my two children. I play and coach a little bit of cricket. But essentially a lot of music!

Zekeriya Şen: Türk müziğiyle tanışıklığın oldu mu? Olduysa nasıl algıladın?

Neil Cowley: Her çeşit dünya müziğine bayılıyorum, bu yüzden çok şeyle karşılaşıyorum. Çok meraklı olduğum bir sanatçı var; Bülent Ersoy. Biri yaklaşık on yıl önce beni ona tanıttı. Birleşik Krallık’ta kimsenin onu duyduğunu sanmıyorum. Sesi kesinlikle inanılmaz.

Zekeriya Şen: Have you any encounter with Turkish music in anyway? If yes what and how did you perceive it?

Neil Cowley: I love world music of all kinds so I encounter a lot of stuff. There is one artist I’m very keen on; Bulent Ersoy. Someone introduced me to her about ten years ago. I don’t think anyone has heard of her over in the UK. Her voice is absolutely incredible to me.


Türkiye`den hayranı olduğu ses


Zekeriya Şen: Belirli bir şehir veya mekan var mı? Gerçekten çalmayı çok sevdiğin ülkeler?

Neil Cowley: Müziğimizi daha önce duyulmamış yeni ve ilginç yerlerde çalmayı seviyorum. En sevdiğim seyahatlerden bazıları Sudan, Cezayir, Fas vb. oldu. Uzakdoğu kültürel olarak bizden çok farklı yerler. Müziğimizi sunma konusundaki meydan okuma harika ve ne zaman ayağa kalkıp alkışlarlarsa inanılmaz iyi hissettiriyor.

Zekeriya Şen: Have you any particular cities or venues. Countries that you’d really love to play?

Neil Cowley: I love playing in new and interesting places where our music hasn’t been heard before. Some of my favourite trips have been to Sudan, Algeria Morocco etc. Far flung places that are vastly different from us culturally. The challenge to present our music is so wonderful and when they stand up and applaud it feels incredible.

Zekeriya Şen: Özellikle İngiltere’de pop müziğe muazzam bir eğilim var (çoğunlukla çöp müzik). Katılır mısın?

Neil Cowley: Geçmişte İngiltere’de harika pop ve rock yaptık, bence başarılarımızı tekrar etmeye çalışma eğilimindeyiz. Aslında, pek fazla hayalgücü sözkonusu değil. Muhtemelen alternatiflerin farkında olmadıkları için insanlar ilgi göstermeyi sürdürüyor. Bu da benim konuşmayı istemediğim şeylerden biridir.

Zekeriya Şen: Especially in the UK there is a tremendous tendency towards pop music (mostly rubbish music). Do you agree?

Neil Cowley: We’ve made some great pop and rock in the past in the UK, so I think the tendency is towards trying to repeat our successes. Actually theres not a lot imagination involved. However, people keep buying it in their droves. Probably because they are not aware of the alternatives. It’s just one of those things and something I try not to get hung up about.

Zekeriya Şen: Herhangi bir ön gösteri ya da ritüeliniz var mı? Kem gözlere inanır mısın?

Neil Cowley: Kem gözler? Bunun ne demek olduğunu bildiğimden emin değilim. Muhtemelen etrafta uçuşan gergin enerjiden dolayı gülmeye ve çok bağırmaya eğilimliyiz. Eğer bizi sahne gerisinde görsen aptalca sesler çıkaran, şarkı söyleyen ve bağıran garip bir sirk var sanırsın. Nasıl göründüğünü tanrı bilir!

Zekeriya Şen: Do you have any pre-show or post-show rituals? Do you believe in evil eyes?

Neil Cowley: Evil Eyes? I’m not sure I know what that means. What we tend to do is laugh and shout a lot. Probably because of all the nervous energy flying around. If you see us backstage it seems like there is some strange circus going on with silly voices and singing and shouting. It’s how we bond before a show. Heaven knowns how it appears though!

Zekeriya Şen: Grupların en kusurlu zevki nedir?

Neil Cowley: Benimki kesinlikle Judge Judy! Kendimi alamıyorum! (Judge Judy Amerikan mahkemeleriyle ilgili büyük ilgi gören bir TV reality şovu)

Zekeriya Şen: What is the bands guiltiest pleasure?

Neil Cowley: Mine is definitely "Judge Judy". Can’t get enough of it!


Zamansız ve kapsayıcı müzikler


Zekeriya Şen: Neil Cowley Trio nasıl hatırlanmayı sever?

Neil Cowley: Zamansız ve kapsayıcı, tutkulu ve duygulu müzik yapan müzisyenler olarak!

Zekeriya Şen: How would Neil Cowley Trio like to be remembered?

Neil Cowley: Passionate, emotional and skillful music makers who made music that was timeless and inclusive.

Zekeriya Şen: Son olarak, hayranlarınız için bir yorumun var mı?

Neil Cowley: Bizi destekledikleri için tüm hayranlarımıza minnettarız. İnişe geçtiğimizde gerçekten de bizi ayağa kaldırıyorlar ve yeni albümü hazırlıyorlar. Bize sevginizi göstermeye devam edin ve biz de müzik yapmaya devam edelim.

Zekeriya Şen: Finally any comment for your fans here?

Neil Cowley:
We are so grateful for all the support of our fans. They genuinely lift us up when we are down and make each new album possible. Keep showing us your love and we will keep making music.

Zekeriya Şen

Cazkolik.com / 08 Aralık 2016, Perşembe

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Zekeriya Şen

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.