Velvet Underground ile altmışların sonu ve yetmişli yıllarda yaptığı müzikler ve sonrası dönemdeki solo çalışmalarıyla rock müziği en çok etkileyen bir kaç isim arasında gösterilen Lou Reed 71 yaşında öldü.

Velvet Underground ile altmışların sonu ve yetmişli yıllarda yaptığı müzikler ve sonrası dönemdeki solo çalışmalarıyla rock müziği en çok etkileyen bir kaç isim arasında gösterilen Lou Reed 71 yaşında öldü.

Rock müziğin efsane isimlerinden; punk, glam ve noise rock müzikleriyle ünlü Velvet Underground’un lideri ve solisti, şarkıcı, söz yazarı, aynı zamanda Velvet Underground sonrası yaptığı solo çalışmalarla kişiliğinin karanlık ve güçlü şiirsel yanını sözleriyle ön plana çıkaran büyük müzisyen Lou Reed 27 Ekim (yani bugün) 71 yaşında hayata veda etti.

 

Rolling Stone’dan gelen ilk bilgilere göre ölüm nedeni tam olarak bilinmmekle birlikte sanatçının Mayıs 2013 tarihinde karaciğer nakli olduğunu ve Temmuz ayında geçirdiği rahatsızlık nedeniyle yeniden hastaneye yatırıldığını biliyoruz.

 

Bir çok rock müzik tarihçisi ve eleştirmene göre rock tarihinde -muhtemelen- Bob Dylan’dan sonra bu müziğe ait müzisyen nesillerinin gelişimini en çok etkileyen ikinci isim olarak tanımlanan Reed müziğinde ve sözlerinde Chuck Berry’den Arthur Rimbaud’ya kadar uzanan, yanısıra, uyuşturucu bağımlılarından travestilere, sokak serserilerine, bir anlamda standart toplum çizgisinin dışında kalmış kesimlere, toplumsal ve bireysel depresyona yönelik sempatisiyle dikkat çektiği gibi söz ve müziklerini yüksek edebiyatın sınırlarına kadar taşımayı da başardı.

 

Bob Dylan gibi Lou Reed’in kariyeri de politik soldan gelen ilhamlar, kendi kendini sabote etmeye varan muhtelif dışavurum nöbetleri ve ani gelişen üsluplar gibi kimi ilhamlarla dolu geçti. “Sweet Jane”, “Satellite of Love”, “Walk on the Wild Side” gibi rock tarihine kazınmış, bilmeyen kimselerin olmadığı parçaları yanında 2011 yılında Metallica ile birlikte yayınladığı çift CD’li Lulu’da da edebiyat tarihinin en ünlü kalemlerinden ve muhtemelen Lou Reed’in duygusal yanına hitap eden bir şair ve yazar olduğu tartışılmayacak Edgar Allen Poe’nun sözleri üzerine kaydettiği endüstriyel gürültüyle sarmalanmış ‘spoken-word meditation’ sanatçının son yıllarında en dikkati çeken çalışmalarından biri oldu.

 

Amerikan orta sınıf Yahudi ailesinin çocuğu olan Lou Reed, Brooklyn ve Long Island civarlarında büyüdü. Syracuse üniversitesinden mezun olan sanatçı 1964 yılında Pickwick müzik firması için bir takım sözler yazmaya başladı. Bu sıralar yaptığı iki deneysel kompozisyonun ardından Primitives isimli ilk grubunu kurdu, grubun devamı ise Velvet Underground’a çıkan yola dönüştü. New York’un sapkın alt kültürlerini ayrıntılı işlediği müzikleriyle gruba daha sonra okuldan arkadaşları gitarist Sterling Morrison ve davulcu ‘Moe’ Tucker katıldı.

 

Bir diğer önemli detay ise 20. yüzyılın en önemli plastik sanatçılarından biri olan Andy Warhol’un zamanla bir çeşit gurubun üyesi gibi birine dönüşmesi oldu. Gruba bir de arada dahil olup, bir anlamda giren çıkan biri olarak Alman bir model ve oyuncu olan Nico’yu katabiliriz. Zamanla böyle şekillenen topluluk ilk albümünü 1967 yılında Polydor firmasınca ve kapağında kült haline gelmiş bir tasarıma dönüşen Andy Warhol imzalı muz görseliyle yayınlandı.

 

Aslında, albümde ve müziklerinde anlattığı dünya pek de öyle sıradan insanların kolayına tahammül edebileceği bir dünya değildi. Hiç bir zaman da olmadı. Uyuşturucunun özgürleştiriciliğinden bahseden nihilizmi, kimi zaman yeraltı mekanlarında kırbaçlanarak farklı bir ifade bulmaya çalışan ya da Harlem’de bir sokağın köşesinde yerde kıvranan esrarkeşleri anlatan (dahası yaşayan) biri olmak hiç kolay bir hayat seçimi değil.

 

Ancak bu dönem rock tarihine mesela "Heroin" gibi kült bir parça kazandırdı. Yedi dakikalık parça eroinin insan davranışı üzerindeki psikolojik gerilimlerini keşfetmek ve rock müzikte yeni kapılar aralamak için mükemmel bir örnek oldu. Pişmanlıklar, umutsuzluklarla yüklü hayaller, koluna iğneyi batıran insanın ürettiği anlaşılması güç ve umutsuzluk yüklü gerekçeler parçanın taşıdığı lokomotif duygular oldu.

 

İşin ilginç tarafı, bu albüm benzeri bir çok örnekte olduğu gibi yayınlandığı ilk beş yıl içinde son derece kötü bir ticari performans izleyerek sadece toplamda otuz bin adet sattı. Brian Eno bu konuda yaptığı espriyle durumu şöyle izah etti “ben ve benim gibi insanlar otuz bin kopyadan birini satın aldılar ve ardından da birer grup kurdular.”

 

Sonrasında yayınlanan albüm “White Light / White Heat”in akıbeti daha da kötü oldu. Kayıtlardan önce Andy Warhol ve Nico gruptan ayrıldı, onların da olmaması nedeniyle ortaya çıkan müzik aşırı gürültülü, aşındırıcı ve korkunç bir şiirsellik olarak tanımlandı. Hatta, kayıt mühendisi kayıtlar esnasında müziği protesto etmek için kaydı terketti. Zamanla inanılmaz bir kakafoniye dönüşen albüm sonunda 17 dakikalık dehşet gürültülü bir doğaçlamayla sonuçlandı ama aynı albüm yetmişlerin ortasında da punk rock’ın mihenk taşı olarak kabul edildi.

 

Albüm sonrası grup yeni bir kırılma daha yaşadı. John Cale yerini Doug Yule`e bıraktı. Son müzisyenin de etkisiyle olacak "Pale Blue Eyes" gibi Reed’in en güzel vokal performanslarından biri ama ağır bir vokal balad parça ortayı çıktı. Hala da Reed’in en güvel vitrin şarkılarından biridir "Pale Blue Eyes".

 

Dönemin her rock grubunda görülen bu tarz kişisel çekişmeler, itişip kakışmalar sonucu Velvet Underground bizim de yakından tanıdığımız Atlantic Records’tan grubun en kolay iletişim kurulabilen müziklerini barındıran albümü kabul edilen “Loaded”ı yayınladı. Albümde bir çok standart ve dinleyicinin severek kabul ettiği “Sweet Jane”, “Rock and Roll” gibi şarkılar vardı ve albüm 1970 yılında yayınlandı.

 

Lou Reed solo kariyerine ilk olarak yanına aldığı Rick Wakeman ve Steve Howe ile birlikte kaydettiği albümle 1972 yılında başladı. Albüm RCA firmasınca yayınlanmıştı ve çoğunlukla bir Velvet Underground kaydı gibi algılandı. Takip eden dönemde Reed, David Bowie ve gitarist Mick Ronson ile en zırdeli hit parçası “Trafo”yu kaydetti. Parçanın dinleyici nezdindeki akıbeti tıpkı “Walk on the Wild Side” ve “Perfect Day” gibi hitlerin akıbeti gibi oldu. Top listelerine girdi. Radyoların en çok istek alan çalışmaları arasındaydı. Billboard’ın top listelerinden düşmüyordu.

 

1973 yılında konsept albümü “Berlin”, bir yıl sonra da “Sally Can’t Dance” yayınlandı. Lou Reed, yetmişlerin ortasında okyanusun İngiltere tarafındaki benzerleri David Bowie Roxy Music ve Mott The Hoople glam rock, merikalı kuşakdaşları Patti Smith, Iggy Pop ve Tom Verlaine gibi punk müzisyenleri arasında kendi estetik yaklaşımı ve kişisel personasıyla ayrı bir isim olarak kendini kabul ettirmeyi çoktan başarmıştı. Ardın gelen 1974 tarihli “Rock’n Roll Animal” albümü bu durumu kazandığı sıradışı ticari başarısıyla da bir kez daha kanıtladı.

 

Arada, örneğin bir çok kişi tarafından kusturucu bir müzik olarak tanımlanan “Metal Machine Music” dönemini hızla atlayıp 1979 yılında free jazz müzisyeni Don Cherry ile çalıştığı dönemi daha heyecan verici buluyoruz. O yıl yayınladığı “The Bells” ile Don Cherry ve sonradan evlendiği Sylvia Morales ile işbirliği Reed’i daha olgun ve yumuşak müziklere zorladı. Bu dönem ayrıca sanatçının uyuşturucuyu bıraktığı dönemdir.

 

1987 yılı Şubat ayında Andy Warhol’un ölümü neticesinde Velvet Underground bir kez daha bir araya gelir 1990 yılında “Songs For Drella” isimli albümü kaydeder. Grup Avrupada çok başarılı bir tune gerçekleştirir ama Amerika turnesi iptal edilir.

 

Bu dönem ayrıca Reed’in karısı Morales’ten boşanıp Laurie Anderson ile evlendiği dönemdir. İkili birlikte, mesela Papa 2. John için Vatikan’da beklenmedik bir konser vermek gibi projeler içine girerler. 2000 yılında “Ecstasy” albümünü, 2003 yılında double olarak “The Raven”ı yayınlarlar. Bu çiftli albümde kullanmayı sevdiği ‘spoken-word’ tekniğiyle kendi değil ama David Bowie, karısı Laurie Anderson, aktör Cristopher Walken ve Steve Buscemi gibi isimler vardır. 2011 yılında da yazının başında adı geçen Metallica’lı “Lulu” albümü gelir.

 

Kariyeri, tüm rock and roll kuşaklarını etkileyen Lou Reed aralarında David Bowie’den U2, Duran Duran, Nick Cave, R.E.M. gibi pek çok büyük grup ve isme ilham kaynağı olmuştur.

 

Bu yazıdaki bilgilerin tümü sevgili Sevin Okyay`ın Lou Reed`in ölümünü duyar duymaz bize gönderdiği Andrew Barker`ın yazısından nakledilmiştir.

 

Cazkolik.com / 27 Ekim 2013, Pazar

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.