Zil, şal ve gül ülkesi İspanya. Sokakları, semtleri, lokantaları, pazarlarıyla Madrid

Zil, şal ve gül ülkesi İspanya. Sokakları, semtleri, lokantaları, pazarlarıyla Madrid

Doğrusu önce, kapımızın dışına bile ancak mecbur kaldıkça, türlü çeşit önlem ve bin bir endişeyle çıktığımız şu günlerde seyahat etmenin keyifleri üzerine veya dünyanın bize uzak köşelerine dair bir şeyler yazmak doğru mu diye epey tereddüt ettim. “İnsanların aklına, yakın gelecekte gerçekleşmesi imkansız hayaller, kavuşması uzun süre mümkün olamayacak sevdalar düşürmek; belki şimdi ışık yılları kadar uzak gelen bambaşka bir zamana ait anıları hatırlatıp hüzünlendirmek hata mı acaba?” diye sordum kendi kendime. Ama sonra karar verdim ki yaşadığımız bu kabusta, kendi veya ruhu gezgin olan herkes için, hayat normale döndüğünde yoluna kaldığı yerden devam etmeyi umut etmek ve bu güne kadar uzak diyarlarda dağarcığına kattığı anıları hatırlayarak yeni hedeflerin hayalini kurmak aslında yapılacak en doğru şey… Bu yüzden bu ara iptal etmek zorunda kaldığım geziler için yas tutmak yerine, geçmişte tadına varıp keyfini çıkardığım ve gönül heybeme atıp sonsuza dek “benim” saydığım güzelim diyarlardan birisini anıların arasından çıkartıp sizinle onu paylaşmaya karar verdim.




Don Kişot ve Sanço Pança


Kötü bilimkurgu öykülerini andıran yaşadığımız bu anlamsız eziyet her ne kadar tüm dünyanın ortak derdi olsa da bazı ülkeler görece olarak daha fazla etkilenmiş gibi. Ben bu satırları yazdığım sırada bunlardan birisi de İspanya. Pek çok çarpıcı özelliğiyle; ateşli müziği, tarih kokan kentleri, lezzetli ve namuslu mutfağı, kısacası yüreğe dokunan bir sürü farklı öyküsüyle hiç fark ettirmeden insanın kanına girip tercihleri arasında kocaman bir yer edinen İspanya. Coşkulu ruhların ve sıcakkanlı insanların, her köşesinde farklı bir yaşam sevinci barındıran güneş ülkesi yani.