'Ne Art Tatum, ne Bud Powell, ne Monk, ne de Bill Evans caz piyanistleri üzerinde McCoy Tyner kadar etki yaratmamıştır.'

'Ne Art Tatum, ne Bud Powell, ne Monk, ne de Bill Evans caz piyanistleri üzerinde McCoy Tyner kadar etki yaratmamıştır.'

Altmışlı yıllardan itibaren cazın gelişiminde kritik öneme sahip piyanist McCoy Tyner 81 yaşında hayatını kaybetti. New Jersey’deki evinde ölen sanatçının vefatını yeğeni Colby Tyner duyurdu.


Cazda altmışlı yılların kritik önemini caz tarihçileri yazılarında belirtmeyi çok sever ve not edilenlerin çoğu doğrudur ama bu dönemin içinde bazı isimler var ki eşitler arasında birinci kabul edilmelidir, McCoy Tyner bu isimlerden biridir.


Özellikle çoğu cazseverin yakından bildiği gibi Tyner’ın John Coltrane ile çalıştığı dönem ayrıca önemli, bunu bizzat caz piyanistlerinin söylemesi ise daha önemli. Tyner’ın vefatının ardından yapılan açıklamaları takip eden biri bunu tespit eder. Günümüzün önde gelen piyanistlerinden Ethan Iverson’ın açıklaması çarpıcıydı. Tyner sonrası neslin üzerindeki etkisini göstermesi bakımından önemli olan bu tespitte Iverson ‘ne Art Tatum, ne Bud Powell, ne Monk, ne de Bill Evans caz piyanistleri üzerinde McCoy Tyner kadar etki yaratmamıştır’ demiş.


Benzer bir tespiti caz tarihçisi Ted Giaoa not ediyor; ‘Piyanoda daha önce hiç kimsenin yapmadığı kadar etkileyici sesler çıkardı’. Chick Corea ise ‘Coltrane Quartet ile ilk dinlediğim altmışların erken döneminden itibaren üzerimde büyük etkisi olmuştur. Caz piyanosuna yaklaşımımı kökten etkilemiş bir sanatçıdır’ diyordu.


Kimse bu kadar büyük sözleri ölenin ardından iyi söylesin diye söylemez. Daha yuvarlak ama daha süslü cümlelerle geçiştirebilirlerdi, tam tersine en etkili tarifleri arayıp bulmuşlar.


Türk caz müzisyenleri o dönem McCoy Tyner hakkında ne düşünüyordu?


Cazkolik olarak sevgili Emin Fındıkoğlu ağabeyimize McCoy Tyner’ın o dönem Türk caz müzisyenleri üzerindeki etkisi var mıydı, varsa neydi diye sorduk. Özellikle iki isimden bahsetti. Onno Tunç ve Atilla Şereftuğ’un McCoy Tyner’ın müziğine sevgisinin altını çizdi. Bilhassa Onno Tunç’un, Tyner’ın 1973 tarihli albümü “Song of the New World” için ‘bu albümü dinlerken dünyam değişiyor’ demesi Tunç’un Tyner’a olan sevgisini gösteriyor.


Tyner’ın annesinin kuaför salonu


Philadelphia Amerikan cazın öncü şehirlerinden. Caz tarihini besleyen bir şehir. Tyner da oralı. Tyner’ın annesi kadın kuaförü. Semtinde sevilen biri. Kendi kuaför dükkanı var ve oğlu Tyner’ın dükkanın arkasında piyano çalışmasına müsaade diyor, yani, Tyner okuldan çıktıktan sonra sürekli burada ve sürekli çalıyor. Birgün Tyner pencereden Bud Powell’ın baktığını görerek içeri davet ediyor. Bir başka gün, yıl 1951 veya 52 olmalı, Albert Tootie Heath ve trompetçi Lee Morgan oradan geçerken piyano sesi duyup kulak kesiliyorlar, duydukları piyano sağanağından dehşete düşen ikili birbirlerine bakarak vay canına diye söyleniyor. Zaten Tyner de 1958 yılında Coltrane ile çalmaya başlıyor.


Coltrane elbette Tyner’ın hayran olduğu biri durumunda ama birgün ‘Tyner piyanoda bir şeyler çalıyor ama ne olduklarını bilmiyorum’ diyerek etkisini özetliyor. Buradan gelelim yine Ethan Iverson’a. Günümüzün bu önemli piyanisti kaleme aldığı ‘MyCoy Tyner’ın devrimi’ makalesinde bir caz öğrencisinin doktora tezine atıfta bulunarak sıradan biz sıradan caz dinleyicilerinin anlaması mümkün olmayan analizlere dalıyor. Hepsi hayranlık ve öncü vasıf dolu.


Tyner’ın Coltrane’li yılları caz tarihine damga vurmuştur. Coltrane ile tanışması 1957 yılında henüz 19 yaşındayken oldu. Red Rooster isimli bir klüpte tanıştılar. Coltrane’in evinin verandasında oturup sohbet ettiler. Coltrane’in her zaman bir ağabey gibi olduğunu tekrarladı. Tyner da tıpkı Coltrane gibi dindar arayış içindeydi. Henüz 18 yaşında islamiyeti seçti. Ünlü caz yazarı Nat Hentoff’a ‘din, huzur, tanrı sevgisi ve insanlığın birliğini öğretiyor’ diyordu. Bu birlik mesajından etkilendiğini özellikle belirtti.


Coltrane 1958 yılında McCoy Tyner’ın ilk bestesi The Believer’ı kaydetti. Bu ilk adım caz çevresinde Coltrane’in onu piyanist olarak işe alacağı şeklinde anlaşılsa da Tyner bir süre Jazztet ile çalıştı ve grubun 1960 tarihli ünlü albümü “Meet the Jazztet” albümünde ilk kaydını yaptı.


Tam bu dönem Coltrane ilk dörtlüsünü piyanist Steve Kuhn ile kurmuştu ama bir ay içinde yerini Tyner ile değiştirerek bekleneni gerçekleştirdi, tabi kimse şaşırmadı. Bu notu Emin ağabeyin verdiği bilgiyle destekleyelim, Emin ağabey New York'taki ilk gününde Arif Mardin'in kendisini Birdland'e götürdüğünü söylüyor, o gece Kuhn'u dinlemişler. Coltrane'e Kuhn'e senden istediğim sesi alamıyorum diyerek yerine Tyner'ı tercih etmiş. Ardından, peşisıra Coltrane’in “My Favorite Things”, “Coltrane Jazz”, “Coltrane’s Sound”, “Coltrane Play the Blues” gibi kayıtlar gerçekleşti.


21 yaşında katıldığı John Coltrane dörtlüsüyle beş yıl boyunca çalıştı, bu yıllar boyunca “A Love Supreme”, “Crescent”, “Coltrane Live at Birdland”, “Ballads” ve “Impressions” gibi kayıtların tamamında yer aldı, zaten kısa süre sonra Coltrane de hayata veda etmişti. Tyner’ın bu dönem yaptıkları tüm caz tarihinde en çok taklit edilen dönemlerden biri kabul edilir. Caz tarihçileri Tyner’ın perküsif çalış tekniğini o dönem perküsyoncu Marvin Masseaux ve Saka Acquaye’den dersler almasının etkisine bağlar.


Tyner’ın esasında 1965 sonları Coltrane’in nefesliler ve perküsyonlarla genişleyen müzikal perspektifinde müziğin gürültülü olması ve hantallaşmasından şikayet ediyordu. 1966 ile 67 yıllarında Art Blakey’nin turne grubuna dahil oldu. Sonraki dönemlerinde özellikle “The Real McCoy” gibi kritik öneme sahip albümleriyle müziğindeki yalınlaşmayı takip ederiz. Sonraki yıllarda çok fazla konser veren biri olmadı, hatta, bir ara taksi şöförlüğü için lisans başvurusunda bulunmak istediğini söylemişti.


1972 yılında on yıl sürecek bir işbirliği için Milestone firmasıyla anlaştı. Bu firmada Azar Lawrance, Sonny Fortune, Alphonse Mouzon, Eric Gavatt gibi isimlerle beraber çaldı. Elvin Jones, Tony Williams ve Jack DeJonette gibi önemli davulcularla kayıtlar yaptı.


McCoy Tyner’ın öne çıkan bir diğer özelliği ise dönemin nerdeyse tüm piyanistlerinin aksine elektrikli piyano veya sintizayzır kullanmamış, rock ve disko beatlere müziğinde hiç yer vermemiş olmasıdır. Akustik enstrümanda oldukça kararlıydı. Piyano dışı deneylerini 1972 tarihli “Sahara” ve 1975 tarihli “Trident” albümlerinde görmek mümkündür.


1984 yılında iki farklı grup kurdu. Basçı Avery Sharpe ve davulcu Aaron Scott ile üçlü, ayrıca bir big band ile yaptığı kayıtlarla iki Grammy ödülü kazandı. Doksanlarda küçük grup veya solo kayıtlara ağırlık verdi.


Cazkolik.com / 09 Mart 2020, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.