Merhaba değerli müzikseverler,
Bu yazıda rock ve blues dünyasının “God” lakaplı yaşayan efsanesi, “Slowhand” isimli gitar büyücüsü, şarkıcı ve söz yazarı Eric Clapton’ı anlatmaya çalışacağım. Böylece bir süredir British Blues’un öncüsü olmuş sanatçıları anlattığımız bu bölümü sadece British Blues’a değil, geleneksel blues ve rock müziğe çok önemli katkı sağlamış büyük bir sanatçı ile kapatıp tekrar blues’un ana vatanına yani Amerika’ya geri döneceğiz ve daha yeni sanatçılarla devam edeceğiz.
Rolling Stone dergisinin “Tüm Zamanların En İyi 100 Gitaristi” listesinde ikinci sırada, Gibson’ın “En İyi 50 Gitarist” listesinde ise dördüncü sırada yer alan Clapton, müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir sanatçı.
Kariyerine 1963’te Yardbirds ile başlayan, sonrasında John Mayall The Bluesbreakers, Cream ve Blind Faith gibi efsane gruplarla devam eden, pek çok başarılı albüm ve projeye imza atan ama aynı zamanda kişisel hayatında trajedilerle boğuşmuş bir sanatçı Clapton. Tüm yaşadıkları, onun gitarından çıkan notalara ayrı bir derinlik ve ruh katmış.
Şimdi gelin, Clapton’ın gruplarını, albümlerini ve hayatının dönüm noktalarını birlikte keşfedelim.
Eric Patrick Clapton
Eric Patrick Clapton, 30 Mart 1945'te Ripley, Surrey, İngiltere'de 16 yaşındaki Patricia Molly Clapton ve Kanadalı 25 yaşındaki bir asker olan Edward Walter Fryer'ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Fryer, Clapton'ın doğumundan hemen önce savaşa alındı ve ardından Kanada'ya döndü. Clapton, büyükannesi Rose ve ikinci kocası, Patricia'nın üvey babası Jack Clapp'ın ebeveynleri olduğuna ve annesinin aslında ablası olduğuna inanarak büyüdü. Yıllar sonra annesi başka bir Kanadalı askerle evlendi ve Eric'i Surrey'deki büyükanne ve büyükbabasının yanına bırakarak Almanya'ya taşındı.
Clapton, on üçüncü doğum günü için Almanya'da yapılmış akustik bir Hoyer gitarı aldı. Bu ucuz çelik telli enstrümanı çalmak oldukça zor ve uğraştırıcıydı, bu yüzden kısa süreliğine ilgisini kaybetti. Müzik dinlemeyi seviyordu. Özellikle gitara ilgisi vardı. Bu sebeple iki yıl sonra gitarı tekrar eline aldı ve bu kez azimli bir şekilde çalmaya başladı. Küçük yaşlardan itibaren Blues müziğinden etkilendi ve plaklara eşlik ederek Blues müziğinin akorlarını öğrenmek için uzun saatler çalıştı. Taşınabilir Grundig marka makaralı kayıt cihazını kullanarak kayıtlar yaptı ve bunları tekrar tekrar dinleyerek düzeltmeye çalıştı.
1961'de Surbiton'daki Hollyfield Okulu'ndan ayrıldıktan sonra Kingston Sanat Koleji'nde okudu ancak akademik yılın sonunda okuldan atıldı çünkü odak noktası sanattan çok müzikti. Gitar çalmayı o kadar gelişmişti ki, 16 yaşına geldiğinde çevresinde fark edilmeye başlandı. Bu sıralarda Kingston, Richmond ve West End'de sokak çalgıcılığı yapmaya başladı. 1962'de Blues tutkunu arkadaşı Dave Brock ile Surrey çevresindeki barlarda ikili olarak sahne almaya başladı. 17 yaşındayken, diğer gitaristi Tom McGuinness olan erken dönem İngiliz RB grubu Roosters'a katıldı. Ocak'tan Ağustos 1963'e kadar onlarla kaldı.

Yardbirds
1963 yılının Ekim ayında, genç gitarist Eric Clapton, dönemin yükselen gruplarından Yardbirds’e katıldı. Bu dönem, onun müzikal yolculuğunda kritik bir dönemeçti. Clapton, sahnede geçirdiği zaman boyunca Chicago Blues’un derinliklerine giderek daha fazla ilgi duymaya başladı. Buddy Guy, Freddie King ve B.B. King gibi efsanevi sanatçıların vokal ve gitar teknikleri, Clapton’ın kendi özgün tarzını şekillendirmesinde belirleyici oldu.
Kısa sürede İngiliz müzik sahnesinin en çok konuşulan gitaristlerinden biri haline gelen Clapton, Yardbirds ile Chess Records’un Blues geleneğini sahneye taşıdı. Amerikalı Blues ustası Sonny Boy Williamson II ile İngiltere turnesine çıkmaları, Clapton’ın Blues’a olan bağlılığını daha da pekiştirdi.
Bir konser sırasında gitar telini değiştirmek zorunda kalan Clapton, sahnede kısa bir duraksama yaşadı. İngiliz izleyiciler bu anı “yavaş el çırpma” ile karşıladı. Grup menajeri Giorgio Gomelsky, bu durumdan esinlenerek Clapton’a ömür boyu taşıyacağı lakabı verdi: “Slowhand.”
Aralık 1964’te Clapton, Yardbirds ile Londra’nın görkemli Royal Albert Hall sahnesine ilk kez çıktı. O günden bu yana mekânda 200’den fazla kez performans sergileyen sanatçı, burayı “ön odamda çalmak gibi” sözleriyle tanımladı.
Mart 1965’te Yardbirds, Graham Gouldman’ın yazdığı “For Your Love” ile büyük bir çıkış yakaladı. Ancak bu başarı, grubun müzikal yönünü değiştirdi. Ticari pop sounduna yönelmeleri, Blues’a sadık kalmak isteyen Clapton için kabul edilemezdi. Şarkının yayımlandığı gün, Clapton gruptan ayrıldı. Bu karar, Yardbirds’ü baş gitaristinden ve en parlak üyesinden mahrum bıraktı.
Clapton, yerine yakın dostu Jimmy Page’i önerdi. Ancak Page, Clapton’a duyduğu sadakat nedeniyle teklifi reddetti ve Jeff Beck’i öne çıkardı. Beck ve Page bir süre Yardbirds’te birlikte çaldılar, fakat Clapton, Beck ve Page hiçbir zaman aynı anda aynı sahneyi paylaşmadılar.

John Mayall and the Bluesbreakers
1965 yılının Nisan ayında Eric Clapton, John Mayall the Bluesbreakers’a katıldı. Ancak bu birliktelik kısa sürdü; birkaç ay sonra gruptan ayrıldı. Aynı yaz, piyanist arkadaşı Ben Palmer’ın da yer aldığı Glands adlı grupla Yunanistan’a gitti. Yolculuk, trajik bir kazayla gölgelendi: Yunanlı grup Juniors’ın basçısı hayatını kaybetti, gitaristi ise ağır yaralandı. Clapton, 17 Ekim 1965’te hayatta kalan üyelerle birlikte düzenlenen anma konserlerinde sahne aldı.
İngiltere’ye döndüğünde, Ekim ayında yeniden John Mayall’ın grubuna katıldı. Mart 1966’da hâlâ Bluesbreakers üyesiyken, Steve Winwood ile kısa süreli bir projede iş birliği yaptı. Bu ikinci Bluesbreakers döneminde kaydedilen “Blues Breakers – John Mayall – With Eric Clapton” albümü, Temmuz 1966’da yayımlandı. Albüm kapağında Clapton’ın The Beano adlı çocuk çizgi romanını okurken çekilmiş fotoğrafı yer alıyordu. Bu nedenle albüm, hayranlar arasında “The Beano Album” olarak anıldı.
Clapton, bu dönemde Fender Telecaster ve Vox AC30 amplifikatörünü bir kenara bırakarak 1960 Gibson Les Paul Standard gitar ve Marshall amplifikatörüne geçti. Bu değişim, onun gitar tonunu daha güçlü ve karakteristik hale getirdi. 1967’de Kuzey Londra’nın Islington semtinde bir duvara sprey boyayla yazılan ünlü slogan, bu yeni sesin etkisini özetliyordu: “Clapton is God.”
Yıllar sonra, 1987’de The South Bank Show programında Clapton bu döneme dair şöyle diyecekti: "Dünyanın en iyi gitaristi olduğumu asla kabul etmedim. Her zaman dünyanın en iyi gitaristi olmak istemişimdir ama bu bir ideal ve bunu bir ideal olarak kabul ediyorum".

Cream
1966 yazında Eric Clapton, Bluesbreakers’tan ayrılarak yerini Peter Green’e bıraktığında, hayatının en büyük dönüm noktalarından birine doğru ilerliyordu. Ginger Baker ve Jack Bruce’un davetiyle kurulan Cream, Clapton için yalnızca yeni bir grup değil, yepyeni bir müzikal evrenin kapısıydı. Cream sahnesinde Clapton artık sadece bir gitarist değil, aynı zamanda vokalist ve söz yazarı olarak da kendini kanıtlamaya başladı.
Grup, Temmuz 1966’da Windsor’daki Ulusal Caz ve Blues Festivali’nde sahneye çıktığında Clapton’ın uzun gitar soloları seyircileri büyüledi. 1967’nin başlarında İngiltere’de blues-rock dalgası yükselirken Clapton “ülkenin en iyi gitaristi” olarak anılmaya başlamıştı. Ancak aynı dönemde Atlantik’in öte yanında bir başka yıldız parlıyordu: Jimi Hendrix. Onların rekabeti sıkça dile getirilse de aslında iki farklı tarzın temsilcileriydiler. Hendrix, 1 Ekim 1966’da Cream’in bir konserine katıldığında bu fark açıkça ortaya çıktı. Clapton için bu karşılaşma, kariyerinde ani ve derin bir etki yarattı.
1967’de Clapton, Cream ile Amerika’yı fethetmeye başladı. Mart ayında New York’taki RKO Tiyatrosu’nda sahneye çıktığında elinde “The Fool” adını verdiği, psychedelic desenlerle süslü Gibson SG gitarı vardı. Clapton bu gitarı bir kadın bedenine benzetiyor, sahnede onunla adeta bütünleşiyordu. Cream’in müziği hard rock’tan blues kökenli uzun doğaçlamalara kadar uzanıyor, enstrümanların rock’taki rolünü yeniden tanımlıyordu. 1967 tarihli Disraeli Gears albümü, Clapton’ın ateşli sololarını, Bruce’un güçlü vokallerini ve Baker’ın cazdan beslenen davullarını bir araya getirerek dönemin en önemli albümlerinden biri oldu.
Cream kısa sürede milyonlarca plak sattı, Avrupa ve Amerika’da büyük başarı kazandı. “Crossroads” gibi canlı performanslar rock tarihine geçti. Ancak uyuşturucu, alkol ve grup içi çatışmalar Cream’in ömrünü kısalttı. Bruce ile Baker arasındaki bitmeyen kavgalar ve Rolling Stone’un sert eleştirileri Clapton’ı derinden etkiledi. Zirvede olmasına rağmen, Clapton içten içe hayal kırıklığı yaşıyor ve ayrılık düşüncesi giderek güçleniyordu. 1968’de yayımlanan veda albümü Goodbye, Clapton’ın George Harrison ile yazdığı “Badge” gibi unutulmaz parçaları da içeriyordu.
Aynı yıl Clapton, Beatles’ın White Album kayıtlarında Harrison’ın “While My Guitar Gently Weeps” şarkısında gitarıyla yer aldı. Harrison ile dostluğu giderek derinleşti; birlikte sahneye çıktılar, birbirlerinin albümlerine katkı sundular. Beatles’ın Let It Be kayıtları sırasında Harrison kısa süreliğine gruptan ayrıldığında Lennon, Clapton’ın onun yerini alabileceğini bile söyledi. Bu gerçekleşmedi, ama Clapton’ın bir Beatle olma ihtimali bile onun müzikal efsanesini daha da büyüttü. Let It Be'nin kayıt seanslarının televizyon yönetmeni Michael Lindsay-Hogg daha sonra şunları söyleyecekti: "John Clapton'dan bahsettiğinde oradaydım ama bu olmayacaktı. Eric bir Beatle olur muydu? Hayır. Paul oraya gitmek istemedi. Ayrılmalarını istemiyordu. Sonra George geri geldi."

Blind Faith
Eric Clapton’ın yeni grubu Blind Faith, 1969’da müzik dünyasına bomba gibi düştü. Cream’den Ginger Baker, Traffic’ten Steve Winwood ve Family’den Ric Grech ile kurulan grup, 7 Haziran’da Hyde Park’ta 100.000 kişiye unutulmaz bir konser verdi. Ardından Amerika turnesine çıktılar ve bu sırada kendi adlarını taşıyan albüm piyasaya sürüldü. Albüm yalnızca altı şarkı içeriyordu ama “Presence of the Lord” kısa sürede hit oldu. Ne var ki albüm kapağı büyük bir skandala dönüştü: çıplak bir genç kızın maket bir uzay gemisi tuttuğu fotoğraf, hayranlardan müzik otoritelerine kadar herkesi ayağa kaldırdı. Blind Faith, bu tartışmaların ve baskıların gölgesinde, yedi ay bile geçmeden dağıldı.

Delaney and Bonnie
Blind Faith’in kısa süren macerasının ardından Clapton, Delaney Bonnie and Friends’in açılış konserleri için turneye çıktı. Delaney ve Bonnie Bramlett’ten oluşan bu Amerikalı ikili, dönemin en parlak müzisyenlerini kadrosunda barındırıyordu: Duane ve Gregg Allman, Leon Russell, Rita Coolidge, King Curtis… Grup, Eylül 1969’da Toronto Rock and Roll Revival’da Lennon’ın Plastic Ono Band’iyle sahne alarak dikkat çekti.
Delaney Bramlett, Clapton’a şarkı söyleme ve yazma konusunda cesaret verdi. Bu destekle Clapton, iki kısa tur arasında ilk solo albümünü kaydetti. Altı şarkıyı Bramlett ile birlikte yazdı, albümün prodüksiyonunu da ona emanet etti. Albümdeki J. J. Cale bestesi “After Midnight”, Amerika’da beklenmedik bir hit oldu.
1970 baharında Clapton, George Harrison’ın All Things Must Pass albümünde çaldı ve Dr. John, Leon Russell, Ringo Starr gibi isimlerle kayıtlar yaptı. Ayrıca blues efsanesi Howlin’ Wolf ile, Rolling Stones ve Steve Winwood’un da yer aldığı The London Howlin’ Wolf Sessions albümünü kaydetti. Bu albüm, Clapton’ın blues köklerine olan bağlılığını bir kez daha ortaya koydu.

Derek and The Dominos
Delaney Bonnie ile başarılı işlere imza atan Clapton, yoğun ilgiden yorulmuştu ve biraz geri çekilmek istiyordu. Bu nedenle Delaney’in klavyecisi Bobby Whitlock, basçısı Carl Radle ve davulcusu Jim Gordon ile yeni bir grup kurmaya başladı. Amacı, başrol oynamadan bir topluluğun parçası olarak müziğini gösterebilmekti.
Grubun müziği farklı bir perspektife dayanıyordu: vokal ön plandaydı, gitar ise daha çok eşlikçi rolündeydi. Clapton bu dönemde The Band’in özellikle 1968 tarihli Music from Big Pink albümünden etkilenmişti. “Uzun ve sıkıcı gitar sololarından sıkılmıştım. Onlar şarkıya öncelik veriyordu, bu bana çok yakıştı” diyordu.
Başlangıçta grubun adı Eric Clapton and Friends idi. Ancak geçici isim Del and the Dynamos, yanlış okunarak Derek and the Dominos’a dönüştü. Clapton’ın biyografisine göre Tony Ashton, “Del”in Clapton’ın takma adı olduğunu söylemişti; böylece Del ve Eric birleşerek Derek oldu.
Clapton’ın George Harrison’la yakın dostluğu, onu Harrison’ın eşi Pattie Boyd ile tanıştırdı. Clapton, Boyd’a âşık oldu fakat karşılık bulamadı. Bu karşılıksız aşk, Dominos’un 1970 tarihli Layla and Other Assorted Love Songs albümünün duygusal temelini oluşturdu. Blues ağırlıklı albüm, Clapton ve Duane Allman’ın ikiz gitarlarıyla müzik tarihine geçti. Albümdeki “Layla”, Nizami Gencevi’nin Leyla ile Mecnun hikâyesinden esinlenmişti ve Clapton’ı derinden etkilemişti.

Albüm kayıtları da dikkat çekiciydi. “Layla” iki oturumda kaydedildi: önce gitar bölümü, ardından Jim Gordon’un piyano partisi. Duane Allman’ın beklenmedik katılımıyla beş şarkı yeniden kaydedildi. Yapımcı Tom Dowd, Clapton’ı Miami’de Allman Brothers konserine davet etmişti. İki gitarist sahnede tanıştı, ardından stüdyoda sabaha kadar çaldı ve dostluk kurdu. Allman slide gitarını “Tell the Truth” ve “Nobody Knows You When You’re Down and Out” parçalarına ekledi.
Dominos, dört gün içinde “Key to the Highway”, “Have You Ever Loved a Woman” ve “Why Does Love Got to Be So Sad?” şarkılarını kaydetti. Eylül’de Allman kısa süreliğine ayrıldı, grup “I Looked Away”, “Bell Bottom Blues” ve “Keep on Growing”i kaydetti. Döndüğünde “Anyday”, “It’s Too Late” ve “I Am Yours” parçaları tamamlandı. 9 Eylül’de Hendrix’in “Little Wing”i ve albümün başlık parçası kaydedildi. Ertesi gün “It’s Too Late” ile albüm son halini aldı.
Dominos’un trajedik kaderi
Talihsizlikler Derek and the Dominos ile başladı ve grubun kısa ömürlü kariyerinin peşini hiç bırakmadı. Kayıt seansları sırasında Clapton, Jimi Hendrix’in ölüm haberiyle sarsıldı. Daha bir hafta önce grup, ona saygı duruşu olarak “Little Wing”i kaydetmişti. 17 Eylül 1970’te, Hendrix’in ölümünden yalnızca bir gün önce Clapton, ona doğum günü hediyesi olarak vermeyi düşündüğü solak bir Fender Stratocaster satın almıştı. Hediyeyi veremeden dostunu kaybetti.
Üstüne Layla albümü, tüm duygusal yoğunluğuna rağmen eleştirmenlerden zayıf yorumlar aldı. Grup, Duane Allman olmadan çıktığı ABD turnesinde büyük ilgi görse de Clapton yıllar sonra bu konserlerin uyuşturucu ve alkolle gölgelenmiş olduğunu kabul etti. Turnenin kayıtları In Concert adıyla yayımlandı, ama arka planda huzursuzluk büyüyordu.
İkinci albümün kayıtları sürerken grup içinde çatışmalar patlak verdi. Albüm tamamlanamadan Clapton ayrıldı ve grup dağıldı. Ardından bir başka trajedi yaşandı: Duane Allman, 29 Ekim 1971’de bir motosiklet kazasında hayatını kaybetti. Clapton, otobiyografisinde onunla Florida’daki Layla seanslarında ayrılmaz olduklarını yazdı ve Allman’dan “hiç sahip olmadığım ama keşke sahip olsaydım dediğim müzikal kardeşim” diye bahsetti.
Yıllar geçtikçe trajediler zinciri devam etti. 1980’de basçı Carl Radle, alkol ve uyuşturucunun etkileriyle yaşamını yitirdi. Davulcu Jim Gordon ise daha da karanlık bir kaderle karşılaştı. Henüz şizofreni teşhisi konmamışken geçirdiği psikotik bir dönemde annesini öldürdü. Ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı ve hayatının geri kalanını bir akıl hastanesinde geçirdi.
Uyuşturucu ve alkol sorunu
Clapton'ın 1970'lerdeki kariyer başarıları, romantik özlemler, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı nedeniyle sıkıntılı olan kişisel yaşamında başa çıktığı mücadelelerle tam bir tezat oluşturuyordu. Hâlâ Pattie Boyd'a âşık olan ve bunu aşamayan Clapton, Harrison'la olan arkadaşlığı yüzünden Dominos'un parçalanmasıyla kayıt ve turneden çekilerek Surrey'deki evine kapandı. Burada kendini tecrit eden sanatçı eroin kullanımını artırarak bağımlılığın dozunu iyice artırdı. Bu da kariyerine uzun bir ara vermesine neden oldu. Tedavi süresince sadece Ağustos 1971'de arkadaşı George Harrison’ın New York'ta Bangladeş yardım gösterileri için verdiği konserde sahneye çıktı. Orada da uyuşturucu etkisiyle sahnede bayıldı. Kısa süre sonra kendine gelerek performansını bitirmeyi başardı ama tedaviye devam için yine evine kapandı. Ocak 1973'te Pete Townshend, Clapton'ın bağımlılığından kurtulmasına yardımcı olmak için Londra'daki Rainbow Theatre'da Clapton için "Rainbow Concert" adlı bir konser düzenledi.
1974'te Clapton, Pattie ile yaşamaya başladı. Pattiie’nin de etkisiyle artık eroin kullanmıyordu ama alkol bağımlılığı devam ediyordu. Aynı yıl arkadaşı Radle, gitarist George Terry, klavyeci Dick Sims, davulcu Jamie Oldaker ve vokalistler Yvonne Elliman ve Marcy Levy'den oluşan sade bir turne grubu kurdu. Bu grupla Clapton daha az gitar solosu olan şarkılardan oluşan 461 Ocean Boulevard'ı kaydetti. Albümde yer alan "I Shot the Sheriff" in cover versiyonu albümün bir numaralı hit şarkısı oldu.
Ardından gelen 1975 tarihli “There's One in Every Crowd” albümü bu tarzı sürdürdü. Albümün orijinal adı olan “The World's Greatest Guitar Player”, niyetinin yanlış anlaşılacağı düşünüldüğü için basılmadan hemen önce değiştirildi. Grup dünyayı gezdi ve ardından aynı yıl canlı albüm “E. C. Was Here” ı yayınladı. Clapton albüm çıkarmaya devam etti ve düzenli olarak turneye çıktı. Dönemin öne çıkanları arasında Bob Dylan ve The Band ile ortak çalışma olan “No Reason to Cry”, “Slowhand”, "Wonderful Tonight" ve yine bir J. J. Cale cover'ı olan "Cocaine"i bulunuyordu.
1981'de Clapton, yapımcı Martin Lewis tarafından Uluslararası Af Örgütü'nün Londra'daki The Secret Policeman's Other Ball'una katılmaya davet edildi. Clapton daveti kabul etti ve Jeff Beck ile bir dizi düet yapmak için bir araya geldi. Londra'daki Drury Lane tiyatrosundaki performanslar, Clapton'ın eski formuna kavuşup şöhrete dönüşünün habercisi gibi görünse de gerçek pek öyle değildi. Bu kez alkol sorunu vardı. Menajerini arayıp alkolik olduğunu itiraf ettikten sonra Ocak 1982'de Minneapolis-Saint Paul Center City, Minnesota'da bulunan Hazelden Tedavi Merkezi'ne yattı. Uçuş sırasında Clapton, bir daha asla içemeyeceği korkusuyla çok sayıda içki içti. Clapton otobiyografisinde şunları yazdı: “Hayatımın en kötü anlarında intihar etmememin tek nedeni, ölürsem artık içki içemeyeceğimi bilmemdi. Uğruna yaşamaya değer olduğunu düşündüğüm tek şey buydu ve insanların beni alkolden uzaklaştırmaya çalışmak üzere oldukları fikri o kadar korkunçtu ki içtim, içtim, içtim ve beni neredeyse kliniğe taşımak zorunda kaldılar”.
Taburcu olduktan sonra Hazelden doktorları tarafından Clapton'a alkol ve stresi tetikleyecek herhangi bir faaliyette bulunmaması tavsiye edildi. Ancak Clapton, Kasım 1987'de Hazelden Tedavi Merkezine geri dönecekti. İlk rehabilitasyonundan taburcu olduktan birkaç ay sonra Clapton, doktorların emirlerine karşı bir sonraki albümü üzerinde çalışmaya başladı. Tom Dowd ile çalışarak, bugüne kadarki "en zoraki" albümü olduğunu düşündüğü Money and Cigarettes'in yapımcılığını üstlendi. Clapton ilk rehabilitasyonunun ardından albümün adını "çünkü geriye kaldığını gördüğüm tek şey buydu" diyerek koydu.
1984'te eski Pink Floyd üyesi Roger Waters'ın solo albümü The Pros and Cons of Hitch Hiking'de sahne aldı ve destek turnesine katıldı. 2005 yılında Tsunami Yardım Fonu için birlikte sahne aldılar. 2006'da Countryside Alliance'a yardım etmek için Highclere Kalesi'nde sahne aldılar. Burada çaldıkları "Wish You Were Here" ve "Comfortably Numb" hayranları tarafından büyük alkış aldı. Artık düzenli bir hayır sanatçısı olan Clapton, 13 Temmuz 1985'te Philadelphia'daki John F. Kennedy Stadyumu'ndaki Live Aid konserinde Phil Collins, Chris Stainton, Jamie Oldaker, Marcy Levy ve Donald 'Duck' Dunn ile çaldı.
Yeni albümler 1980'lerde de devam etti. Bunlardan ikisi Phil Collins ile yapılan 1985 tarihli “Behind the Sun” ve 1986 tarihli “August” idi. “August” Collins'in davulu ile Clapton'ın bugüne kadar Birleşik Krallık'ta en çok satan albümü oldu ve listelerde 3 numaraya ulaştı. Bu toparlanma, Clapton'ın Collins, basçı Nathan East ve klavyeci/söz yazarı Greg Phillinganes ile iki yıllık turne dönemini başlattı. Clapton 1985 BBC televizyon gerilim dizisi Edge of Darkness'ın müziklerinde Michael Kamen ile yaptığı iş birliği nedeniyle İngiliz Akademi Televizyon Ödülü'nü kazandı. Londra'daki 1987 Brit Ödülleri'nde Müziğe Üstün Katkı ödülüne layık görüldü. 1988'de Wembley Stadyumu'ndaki Nelson Mandela 70th Birthday Tribute'da ve Royal Albert Hall'daki Prince's Trust rock galasında Dire Straits ve Elton John ile çaldı. 1989'da Blues, caz, soul ve pop dahil olmak üzere çok çeşitli tarzları kapsayan bir albüm olan “Journeyman” ı çıkardı. Albümde George Harrison, Phil Collins, Daryl Hall, Chaka Khan, Mick Jones, David Sanborn ve Robert Cray vardı. "Bad Love" şarkısı single olarak yayınlandı ve daha sonra En İyi Erkek Rock Vokal Performansı dalında Grammy Ödülü'nü kazandı.
1990'lar yoğun turnelerin ardında ne yazık ki büyük talihsizlikler ve üzüntülere gebeydi. 24 Nights konser serisinde olduğu gibi yine çok sayıda konsere sahip bir turne vardı. 27 Ağustos 1990'da, Clapton ile turneye çıkan Blues gitaristi Stevie Ray Vaughan ve turne ekibi Wisconsin, East Troy'daki Alpine Valley Resort'taki Alpine Valley Müzik Tiyatrosu'nda muhteşem bir jam session yaptı. Ekip ertesi gün Chicago’da olacaktı. Gece geç vakit Omniflight Helicopters şirketine ait Bell 206B helikopter ile Chicago'daki Midway Uluslararası Havaalanı'na doğru yola çıktılar. Hava aşırı nemli ve sisli idi. Helikopter, kalkıştan kısa bir süre sonra engebeli arazide ilerlerken yoğun bir sisin içine girdi. Görüş çok düşüktü ve helikopterin kontrolünü çok zorlaştırıyordu. Güçlükle ilerleyip, son anda yükselmeye çalışan helikopter bir tepeye çarparak yakındaki bir kayak pistine düştü. Helikopter pilotu Jeff Brown, menajer Bobby Brooks, koruma Nigel Browne ve organizatör Colin Smythe ve Stevie Ray kazadan kurtulamadı. Clapton olayı duyduğunda büyük bir şokla sarsıldı ve turneyi iptal etti.

Tears in Heaven
Bir yıldan az bir zaman sonra, 20 Mart 1991'de Clapton bu kez bir başka büyük şok ile sarsıldı. Dört yaşındaki oğlu Conor annesinin arkadaşının New York’da 117 East 57th Street'teki dairesinin 53. Katından düşerek trajik bir şekilde hayatını kaybetti. Clapton, oğlunun ölümü sırasında yakındaki bir otelde kalıyordu ve onu öğle yemeği ve Central Park Hayvanat Bahçesi'ni ziyaret etmek için almaya hazırlanıyordu. Olayı, Conor'un annesi Lory Del Santo telefon ile bildirildi. Neler olduğunu anladıktan sonra hemen olay yerine gittiğini ve "sanki başka birinin hayatına girmiş gibi" hissettiğini anlattı: “Telefonu bıraktığımı ve hiçbir şey olmamış gibi otelimden o yere sakince yürüdüğümü hatırlıyorum. Sokağın önünden geçtim ve bu benim için korkunç bir andı. Belki de asla, asla iyileşemeyeceğim. Bir insan kalabalığı ve bir sağlık görevlisi minibüsünü görünce ve onun orada olduğunu bilerek yanından geçerken, neden koşmadığım konusunda kendimi sonsuza kadar cezalandıracağım. Neden onu görmeye gitmedim? … gerçek şu ki yapamadım. Çok korkmuştum.”
Olay kısa sürede medyaya yansıdı ve çok yıpratıcı bir hal almaya başladı. Bu süre zarfında Clapton'a başsağlığı dileyen ve teselli etmeye çalışan ilk kişi, 1976'da küçük oğlu Tara'yı kaybeden Keith Richards oldu. Conor'un cenazesi 28 Mart'ta Clapton'ın Ripley, Surrey'deki memleketindeki St Mary Magdalene Kilisesi'nde gerçekleşti.
Oğlunun ölümünden sonra rehabilitasyon toplantılarına katılmaya başladı. Aynı yıl Clapton, Richie Sambora'nın Stranger in This Town albümünde kendisine ithaf edilen "Mr. Bluesman" adlı şarkıda yer aldı ancak Clapton yaşadığı bu sarsıntıyı, Will Jennings ile yazdığı "Tears in Heaven" şarkısında ifade edebildi. "Tears in Heaven" 16 Ocak 1992'de Windsor, Berkshire'deki Bray Film Stüdyoları'nda küçük bir izleyici kitlesi önünde canlı performans sergilediği Unplugged albümündeki yorumu ile altı Grammy aldı. Albüm Billboard 200'de bir numaraya ulaştı ve ABD'de 10 milyondan fazla kopya sattığı için RIAA tarafından Elmas sertifika aldı. Kendi ülkesi İngiltere’de ise dört kez Platin sertifika aldı. Clapton şarkııyı yazarken hissettiği iyileşme süreci hakkında şöyle dedi: “Neredeyse bilinçaltımda müziği kendim için iyileştirici bir ajan olarak kullandım ve bir de baktım ki işe yaradı... Müzikten büyük bir mutluluk ve şifa aldım.”
Clapton 1992’de İngiliz Şarkı Yazarları, Besteciler ve Yazarlar Akademisi'nden Ivor Novello Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nü aldı. Ekim 1992'de Clapton, Bob Dylan'ın New York Madison Square Garden'da klasik Dylan şarkılarını seslendiren ünlülerle dolu gösterinin finalinde "Knockin' on Heaven's Door" şarkısını çaldı. Bu şarkı ile şovu kapatan Clapton yaklaşık 10 dakika süren performansı ile ayakta dakikalarca alkışlandı.
1994 yılında “From the Cradle” albümünü kaydetti. Bu albümdeki distorsif gitar sound’u ile Clapton eski Blues standartlarının yeni versiyonlarına yöneldiğini gösteriyordu. Blues onun asla vazgeçmeyeceği bir tutkusuydu. Albüm kaydedildikten sonra kayıt üzerinde hiçbir düzeltme ve oynama yapılmadan tamamen kaydedildiği haliyle basılarak yayınlandı.
12 Eylül 1996'da Clapton, New York City'deki Lexington Armory'de Nathan East ve Steve Gadd ile Armani için bir parti verdi. Bu partide şarkıcı ve söz yazarı Sheryl Crow "Tearing Us Apart"ı seslendirdi. Şarkı beklenmedik bir şekilde liste başı oldu. Bu iş birliği Clapton'ın Sheryl Crow ile kısa süreli bir ilişki yaşamasına da sebep oldu. Clapton, Crow'un Central Park Konseri'ne konuk oldu. Konserde Cream'in hit single'ı "White Room"u müthiş bir uyum ile seslendirdiler. Yıllar sonra Clapton ve Crow, Haziran 2007'de Crossroads Gitar Festivali'nde diğer gitar efsaneleriyle birlikte "Tulsa Time"ın alternatif bir versiyonunu ve Ağustos 2008'de Londra'daki Hyde Park'ta John Mayer ve Robert Randolph ile Robert Johnson'ın Blues klasiği "Crossroads"u seslendirdi.
Clapton, 29 Kasım 2002'de bir yıl önce akciğer kanserinden ölen çok sevdiği arkadaşı George Harrison'ı unutmadı ve anısına Royal Albert Hall'da George Konseri düzenlendi. Konserde Paul McCartney, Ringo Starr, Jeff Lynne, Tom Petty, Ravi Shankar ve Dhani Harrison yer aldı.

Robert Johnson’a minnet albümleri
2004'te Clapton, Blues gitaristi efsane Robert Johnson'ın şarkılarının cover'larından oluşan iki albüm çıkardı. Yetenekli genç gitarist Doyle Bramhall II bu albümlerde Clapton ile çaldı. Her iki albümde çok başarılı oldu. Clapton’ın bu çalışması Robert Johnson’ı tanımayan genç kuşaklara efsane Delta Blues ustasını tanıtan bir misyon görevi gördü. Bu iki albüm aslında Johnson’a minnet albümüydü ve bir çoğumuzun belki de farklı sanatçı ya da grupların yorumlarından bildiğimiz şarkıların aslında ona ait olduğunu gösterdi. Aynı yıl Clapton, bu albümlerin de etkisiyle 2004 yılında Rolling Stone tarafından "Tüm Zamanların En İyi 100 Sanatçısı" listesinde 53. sıraya yerleştirdi.
Babası hakkında öğrendiği gerçek
2007 yılı, Eric Clapton’ın hayatında derin bir dönüm noktası oldu. Yıllardır kimliğini bilmediği babası hakkında nihayet gerçeklere ulaştı. Montrealli gazeteci Michael Woloschuk, Kanada Silahlı Kuvvetleri kayıtlarını inceleyerek ve aile üyelerinin izini sürerek Clapton’ın babasının Edward Walter Fryer olduğunu ortaya çıkardı. 21 Mart 1920’de Montreal’de doğan Fryer, 15 Mayıs 1985’te Ontario’da hayata veda etmişti. Bir müzisyen olan Fryer, birkaç kez evlenmiş, çocuk sahibi olmuştu; fakat Clapton’ın varlığından hiç haberi olmamıştı. Clapton, büyükanne ve büyükbabası sayesinde babasının adını biliyordu, ama içindeki boşluk hiçbir zaman dolmamıştı. İşte bu belirsizlik, 1998’de yazdığı “My Father’s Eyes” şarkısına da yansımıştı. Woloschuk’un araştırması, Clapton’ın yıllardır taşıdığı bu yükü hafifletti ve ona huzur verdi.

2010 Clapton
2010 yılı Eric Clapton için yine dolu dolu geçti. Önce, eski Yardbirds üyeleri Clapton ve Jeff Beck, 13–14 Şubat’ta Londra O2 Arena’da iki özel konser verdi. Bu buluşma, İngiliz rock tarihinin iki efsanesini aynı sahnede yeniden bir araya getirdi. Ardından Clapton, Amerika Birleşik Devletleri’nde 11 şehri kapsayan bir turneye çıktı. Açılış sanatçısı olarak The Who’nun solisti Roger Daltrey sahne aldı; bu da konserlere ayrı bir tarihi değer kattı.
Mayıs ayında Clapton, Steve Winwood ile üçüncü Avrupa turnesine başladı. Haziran ortasına kadar süren bu yolculuk, Blind Faith döneminden gelen dostluklarının hâlâ canlı olduğunu gösteriyordu.
Haziran sonunda Clapton, Illinois’de düzenlenen üçüncü Crossroads Guitar Festival’e katıldı. Bu festival, onun gitar dünyasındaki öncü rolünü ve genç kuşak müzisyenlere verdiği desteği bir kez daha ortaya koydu.
Tüm bu yoğun konser programının arasında Clapton, uzun zamandır hayalini kurduğu yeni albüm için stüdyoya girdi. Albümün adı, şarkıları ve tarzı gizli tutuldu; adeta bir sır gibi saklandı. 27 Eylül 2010’da Birleşik Krallık’ta, ertesi gün Amerika’da yayımlandığında hayranları için büyük bir sürpriz oldu. Clapton ilk kez bir albüme kendi adını vermişti.
Albüm, Clapton ile genç gitarist Doyle Bramhall II’nin ortak çalışmasıydı. Blues ve jazz etkilerini bir araya getiren bu albüm, Clapton’ın “kendi kimliğini yansıttığını” söylediği özel bir eser oldu. Eleştiriler, listeler ya da satış rakamları onun için önemli değildi; önemli olan, içinden geldiği gibi müzik yapmaktı. Ve ortaya gerçekten güçlü, samimi bir albüm çıktı.
Hubert Sumlin
2011 yılının sonunda, 4 Aralık’ta Blues’un emektar gitaristlerinden Hubert Sumlin’in ölüm haberi geldi. Sumlin, Chicago’lu meşhur Chess Records’un efsane Blues sanatçılarından Howlin Wolf’un gitaristi idi ve ölümü Blues dünyasına ağır bir sessizlik getirmişti. Onun gitarı, Howlin’ Wolf’un kükreyen sesine yıllarca eşlik etmiş, Blues’un en derin yaralarını ve en büyük umutlarını dile getirmişti. 4 Aralık 2011’de sustuğunda, aslında sadece bir müzisyen değil, bir çağın sesi de sustu.
24 Şubat 2012’de New York’un Apollo Tiyatrosu’nda, Clapton’dan Keith Richards’a, Gary Clark Jr.’dan Derek Trucks’a kadar birçok usta sahneye çıktığında, o sahne bir konser salonundan çok bir mabede dönüşmüştü. Her gitar tınısı, onun parmaklarının izini taşıyordu. Seyirciler coşkuyla izliyor, sanatçılar birbirlerine bakarak “Biz buradayız, Hubert hâlâ bizimle” diyordu. O gece Blues, bir yas değil, bir kutlama oldu: Bir ustanın mirası, bir müziğin ölümsüzlüğü.

Old Sock
Konserler son hızıyla devam ederken Ocak 2013'te Surfdog Records, Clapton ile yakında çıkacak olan Old Sock albümünün 12 Mart'ta yayınlanması için anlaştığını duyurdu. Old Sock, Eric Clapton'ın on dokuzuncu solo stüdyo albümü bildirilen tarihte yayınlandı. "Gotta Get Over" ve "Every Little Thing" adlı iki yeni bestenin yanı sıra cover’lar da içeriyordu. Albümde Steve Winwood, JJ Cale ve Paul McCartney gibi birçok önemli müzisyen yer aldı fakat 2010 tarihli Clapton albümünün gölgesinde oldukça sönük kaldı.

JJ Cale
26 Temmuz 2013 tarihinde yine bir ölüm haberi geldi. Bu kez vefat eden yakın dostu JJ Cale idi. Ard arda gelen vefat haberleri Clapton’ı bir yandan üzüyor ancak bir yandan da onlar için bir şeyler yapma isteğini tetikliyordu. Cale’in birçok şarkısını seslendirmiş ve albümlerinde kullanmıştı. Ona olan vefa borcunu 30 Nisan 2014'te Cale'e bir saygı duruşu olarak “The Breeze: An Appreciation of JJ Cale” albümü ile yerine getirdi. Albüm adını Cale’in 1972 tarihli meşhur şarkısı "Call Me the Breeze" den aldı. Albümdeki 16 Cale şarkısı Mark Knopfler, John Mayer, Willie Nelson ve Tom Petty gibi pek çok müzisyen tarafından seslendirildi.
Periferik Nöropati teşhisi ve emeklilik planları
21 Haziran 2014'te ilginç bir olay gerçekleşti. O gün Clapton, Glasgow Hydro'daki konser sırasında aniden gitarı yere bırakarak sahneden indi. Bir süre sonra son bir şarkı seslendirmek için geri döndü ancak seyirciler sanatçıdan ya da organizasyonu yapan mekândan herhangi bir açıklama gelmemesi nedeniyle ve konserin ilan edilenden daha erken sona ermesinin ardından dakikalarca tezahüratlarla protesto edildi. Hem Clapton hem de mekân ertesi gün açıklama yaparak özür diledi ve Clapton için sahnedeki ses koşullarını 'dayanılmaz' hale getiren 'teknik zorlukları' suçladı. Clapton bu olaydan bir hafta sonra müziği bırakma planlarını doğruladı ve kararını uzun seyahatlerin dayanılmaz olmasına ve gitarını kalıcı olarak bırakmaya zorlayabilecek rahatsızlıklara bağladı. 2016 yılında Classic Rock dergisine verdiği bir röportajda, 2013 yılında kendisine Periferik Nöropati teşhisi konduğunu, periferik sinirlerin hasar görmesini içeren ve tipik olarak ellerde, kollarda ve bacaklarda yanma veya karıncalanma hissine neden olan bir durum olduğunu söyledi.

I Still Do
20 Mayıs 2016’da Eric Clapton, kariyerinin yirminci stüdyo albümü I Still Do’yu yayımladı. Albümün yapımcılığını, Clapton’ın 1977 tarihli Slowhand ve 1978 tarihli Backless albümlerinde birlikte çalıştığı efsanevi prodüktör Glyn Johns üstlenmişti. Bu işbirliği, Clapton’ın geçmişine bir dönüş, müzikal yolculuğunun bir kapanış halkası gibiydi. Albüm kapağı ise ayrı bir anlam taşıyordu. Tasarım, daha önce Clapton’ın 1991 tarihli “24 Nights” albümü için çok sayıda eser hazırlayan Peter Blake’in çizimlerinden alınmıştı. Blake’in çalışması, Clapton’ın sahne aldığı Royal Albert Hall’un ve grubunun görsel bir tarihçesini sunuyordu. Böylece albüm, yalnızca müzikal değil, görsel olarak da Clapton’ın kariyerine bir retrospektif niteliği kazandı.
Ancak I Still Do’nun ardında daha derin bir mesaj vardı. Clapton, 2013 yılında kendisine konulan periferik nöropati teşhisine rağmen hâlâ müzik yapabildiğini, fakat artık yolun sonuna geldiğini duyuruyordu. Albümün arka kapağında yer alan ve ellerinin durumunu gösteren fotoğraflar, bu mesajın en güçlü sembolüydü. Clapton, dinlenmesi gerektiğini ve bundan sonra yalnızca özel projelerde yer alacağını açıkça ifade ediyordu.
Bu özel projelerden ilki iki yıl sonra hayata geçti. Böylece I Still Do, Clapton’ın kariyerinde bir dönüm noktası, bir veda albümü ve aynı zamanda yeni bir dönemin başlangıcı olarak müzik tarihindeki yerini aldı.

Happy Xmas
2018 yazında Eric Clapton, müzik dünyasına beklenmedik bir haber verdi. Ağustos ayında duyurduğu yeni albümü “Happy Xmas” 12 Ekim’de yayımlanacaktı. Bu çalışma, Clapton’ın kariyerindeki ilk Noel albümü ve yirmi birinci solo stüdyo albümüydü. İçinde 13 Noel temalı şarkı yer alıyor, hepsi Blues’un kendine özgü dokunuşlarıyla yeniden yorumlanmıştı.
Albümün hikâyesi Clapton’ın evinden başlıyordu. Eşi Melia, her yıl cep telefonundan Noel için özel çalma listeleri hazırlıyordu. Bir gün Clapton’a kısa bir mesaj bıraktı: “Neden bir Noel albümü yapmıyorsun?” Başlangıçta isteksizdi; çünkü sevdiği birçok sanatçı bu yolu daha önce denemişti. Ancak piyanist ve klavyeci Walt Richmond ile çalışmaya başladığında fikri değişti. Richmond’un alışılmadık armonileri ve düzenlemeleri, albümü sıradan bir Noel albümünden ayırdı.
Albümdeki en dikkat çekici parçalardan biri Jingle Bells oldu. Clapton, bu şarkıyı kısmen elektronik bir düzenlemeyle sundu. Düzenleme, kısa süre önce hayatını kaybeden İsveçli DJ ve prodüktör Avicii’den esinlenmişti. Clapton, parçayı Blues ağırlıklı bir forma sokarak Avicii’ye saygı duruşunda bulundu.
Görsel tasarım ise Clapton’ın kendi elinden çıktı. Otel odasında bulduğu birkaç kâğıt parçasına hızlıca çizdiği karikatürize, çocuksu çizimler albümün kapağını ve video klibini oluşturdu. Ön kapakta Clapton’a benzeyen bir Noel Baba karakteri yer alırken, iç kapakta dört köşeli bir Noel yıldızının altında ren geyikleri tarafından çekilen bir Noel Baba kızağı ve Noel ağacı görülüyordu. Clapton, bu sanat eserinin aylar süren başarısız denemelerden sonra ortaya çıktığını ve Bob Dylan’dan ilham aldığını belirtti. Dylan, albümlerinin çoğu için kendi çizimlerini yapmıştı.
Albümün kapağındaki “Happy Xmas / EC” yazısı ve arka kapaktaki şarkı listesi de Clapton’ın kendi el yazısıyla yazılmıştı. Böylece “Happy Xmas” yalnızca bir müzikal proje değil, Clapton’ın kişisel dokunuşlarıyla bezeli, samimi bir Noel hediyesi olarak müzik tarihindeki yerini aldı.

Lady In The Balcony: Lockdown Sessions
COVID-19 salgını başladığında Eric Clapton sessiz kalmadı. Dünyanın içine kapandığı, sahnelerin sustuğu o günlerde Clapton, müziği bir protesto ve bir ifade aracı olarak kullandı. Önce Van Morrison ile Stand and Deliver adlı şarkıyı kaydetti. Geliri Morrison’ın kurduğu Lockdown Financial Hardship Fund’a bağışlanan bu parça, ikilinin tecrit karşıtı duruşlarının bir yansımasıydı. Morrison’ın tavrı Kuzey İrlanda Sağlık Bakanı tarafından eleştirilse de Clapton için bu şarkı, zor zamanlarda sesini yükseltmenin bir yoluydu.
Aynı yılın ağustos ayında Clapton, This Has Gotta Stop adlı single’ını yayımladı. Bu şarkı, aşıların özellikle kendisi gibi sağlık sorunları yaşayan insanlar üzerindeki yan etkilerine dikkat çeken bir protesto niteliğindeydi. Clapton, kendi deneyiminden yola çıkarak müzik aracılığıyla endişelerini dile getirdi. Bu, onun için kişisel bir çığlık, hayranları içinse samimi bir itiraftı.
Ancak Clapton’ın asıl özel projesi, 2021’de hayata geçti. Royal Albert Hall’da sahne almayı planlıyordu, fakat salgın nedeniyle konser iptal edilince hayranlarına farklı bir şey sunmak istedi. Epey düşünüp fikir aldıktan sonra ortaya gerçekten çok emek verilen bir çalışma olan “The Lady In The Balcony: Lockdown Sessions” albümü çıktı.
Albüm, West Sussex’teki Cowdray House’da tamamen akustik ortamda ve analog olarak kaydedildi. Clapton’a üç yakın müzisyen dostu eşlik etti: davulda Steve Gadd, bas gitarda Nathan East ve klavyede Chris Stainton. Bu özel performans, Clapton’ın çok yönlü kariyerine samimi bir bakış niteliğindeydi; hit şarkılarının akustik yorumlarıyla hayranlarına içten bir konser deneyimi sundu. Konserin tek seyircisi Clapton’ın eşi Melia’ydı. Melia, performansı üst kattaki balkondan izledi. Albümün adı da buradan geldi: pandemide İtalya’da balkonda gitar çalan genç bir kızın sosyal medyada gündem olan görüntülerine ithafen The Lady In The Balcony olarak seçildi.
Bu proje, Clapton’ın pandemi döneminde müzikle kurduğu en kişisel bağlardan biri oldu. Bir konserin eksikliğini telafi ederken, aynı zamanda müziğin en zor zamanlarda bile bir sığınak olabileceğini gösterdi. Clapton, hayranlarına şunu hatırlatıyordu: sahneler kapanabilir, ama müzik asla susmaz.

Jimmy Page, Jeff Beck ve Eric Clapton aynı sahnede
Jeff Beck
Pandemi aşılmış ve takvimler 10 Ocak 2023 tarihini gösterirken yine bir ölüm haberi müzik dünyasını yasa boğdu. Yardbirds ile şöhreti kazanmış, Clapton’ın yakın arkadaşı Jeff Beck menenjit nedeniyle 78 yaşında hayatını kaybetmişti. Mayıs 2023'te anısına bir konser düzenlendi. Clapton, Royal Albert Hall'da düzenlenen Jeff Beck'i anma konserlerinde her zamanki gibi baş gitarist olarak sahneyi Ronnie Wood, Kirk Hammett ve Johnny Depp ile paylaştı.

Meanwhile
Mayıs 2024'te Clapton, The Real Music Observer'a verdiği röportajda, o yılın sonbaharında yayınlama umuduyla “Meanwhile” adlı yeni bir stüdyo albümü üzerinde çalıştığını açıkladı. Albüm 4 Ekim'de yayınlandı. “Meanwhile” klasik Blues düzenlemeleriyle altı yeni parça ve Jeff Beck, Van Morrison ve Judith Hill gibi isimlerle iş birliklerinin yer aldığı daha önce yayınlanmış şarkılardan oluşmuş. Her ne kadar eskisi kadar etkisi olmadıysa da yeni bir Clapton albümü olarak ve kariyerinin son dönemlerindeki rahat tarzının tanıdık atmosferi hayranlarını memnun etti.
Clapton’ın fırtınalı özel hayatı
Eric Clapton’ın müzik kariyeri kadar özel hayatı da inişli çıkışlı, fırtınalarla dolu bir yolculuktu. Şöhretin doruğuna ulaşmış bir sanatçı olarak, sahnede parlayan ışıkların ardında derin yaralar ve karmaşık ilişkiler vardı. 1960’ların sonlarından 1974’e kadar Alice Ormsby-Gore ile birlikteydi. İkisi de eroin bağımlılığıyla mücadele ediyor, bu sıkıntılı dönem Clapton’ın hayatında derin izler bırakıyordu. Kısa bir süre Betty Davis ile yaşadığı ilişki ise geçici bir mola gibiydi.
Clapton’ın hayatını en çok sarsan olaylardan biri, arkadaşı George Harrison’ın eşi Pattie Boyd’a duyduğu aşktı. Bu yasak aşk, Clapton’ı alkol bağımlılığına sürükledi. Boyd, 1977’de Harrison’dan ayrılarak Clapton ile yaşamaya başladı. 27 Mart 1979’da evlendiler. Ancak evlilik, aile içi şiddet nedeniyle kısa sürdü ve Clapton’ın özel hayatındaki çalkantılara yeni bir halka eklendi.
1984’te Clapton, AIR Studios Montserrat’ın yöneticisi Yvonne Kelly ile ilişkiye başladı. Her ikisi de evliydi, fakat Ocak 1985’te Ruth Kelly Clapton adında bir kızları oldu. Ruth’un varlığı, basın tarafından 1991’e kadar bilinmedi; Clapton’ın özel hayatındaki sırların bir başka örneğiydi.
1986’da Clapton, İtalyan model Lory Del Santo ile ilişki yaşadı. 21 Ağustos’ta oğulları Conor dünyaya geldi. Conor, Clapton’ın hayatında derin bir iz bırakan trajik bir hikâyenin kahramanı olacaktı.
Yıllar sonra, 1998’de Columbus, Ohio’da bir performans sonrası düzenlenen partide Clapton, 22 yaşındaki idari asistan Melia McEnery ile tanıştı. O sırada 53 yaşındaydı. İlişkileri birkaç yıl sessizce sürdü ve 1 Ocak 2002’de Clapton’ın doğum yeri Ripley’deki St Mary Magdalene Kilisesi’nde evlendiler. Bu evlilikten üç kızları oldu. Clapton, uzun yıllar süren fırtınalı ilişkilerin ardından Melia ile daha sakin, daha huzurlu bir hayata adım atmıştı.
Clapton’ın ilham kaynakları
Eric Clapton’ın gitar tekniği ve müzikal vizyonu, Blues’un en büyük ustalarının mirasıyla şekillendi. Muddy Waters, Freddie King, B.B. King, Albert King, Buddy Guy ve Hubert Sumlin, onun gitarındaki ruhu besleyen temel isimlerdi. Clapton, 2007 tarihli otobiyografisinde Muddy Waters’tan “hiç sahip olmadığım baba figürü” olarak bahsederken, onunla tanıştığı dönemde alkol bağımlılığıyla mücadele ettiğini de açıkça dile getiriyordu. Bu ifade, Clapton’ın müziğiyle kurduğu bağın ne kadar kişisel ve derin olduğunu gösterir.
Clapton için en farklı yerde duran isim ise Robert Johnson’dı. Onu “gelmiş geçmiş en önemli Blues müzisyeni” olarak tanımlıyor ve müziğinin insan sesinde duyulabilecek en güçlü çığlığı yansıttığını söylüyordu. Clapton, Johnson’a olan vefa borcunu 2004’te yayımladığı Sessions for Robert Johnson albümüyle ödedi. Bu albüm, Johnson’ın şarkılarının Clapton yorumuyla yeniden hayat bulduğu bir saygı duruşu niteliğindeydi.
Blues’un yanı sıra Clapton’ın gençlik yıllarında ilham aldığı bir başka isim Buddy Holly oldu. Aldığı ilk plak, Holly’nin grubu The Crickets’in Chirping albümüydü. Bu plak, Clapton’ın müzik tutkusunu ateşleyen ilk kıvılcım oldu. Daha sonra Buddy Holly’yi London Palladium’da izlediğinde yaşadığı heyecanı şu sözlerle dile getirdi: “Öldüğümü ve cennete gittiğimi sanıyordum... uzaydan gelen bir enstrüman görmek gibiydi ve kendi kendime ‘işte istediğim bu’ dedim.”

Clapton ve gitarların evrimi
Eric Clapton, tıpkı Jimi Hendrix gibi, elektro gitarın popülerleşmesinde büyük bir etki yarattı. Onun kariyeri, kullandığı gitar modelleriyle birlikte müzikal kimliğinin evrimini de gözler önüne seriyor. 1960’ların ortasında Yardbirds ile sahneye çıktığında Clapton, Fender Telecaster, Gretsch 6120 ve 1964 Cherry-Red Gibson ES-335 gibi modelleri tercih ediyordu. Bu gitarlar, onun erken dönem Blues ve Rock yorumlarının temelini oluşturdu. 1965’te Londra’daki bir gitar mağazasından ikinci el bir sunburst Gibson Les Paul satın aldı. Uzun bir süre yalnızca bu gitarı kullandı ve İngiltere’de Blues-Rock gitar soundunun şekillenmesinde önemli bir rol oynadı.
Cream döneminde Clapton, ilk kez bir Les Paul Standard çaldı. Ardından 1964 Gibson SG’ye geçti. Bu gitar, onun en ünlü enstrümanlarından biri haline geldi ve Clapton’ın “kadife ama keskin” tonunu iyice geliştirdi.
1968’de Clapton, Gibson Firebird satın aldı ve eski dostu 1964 Cherry-Red Gibson ES-335’i yeniden kullanmaya başladı. Bu dönemde farklı gitarlarla denemeler yaparak ses paletini genişletti. 1969’un sonlarına doğru ise kariyerinde yeni bir sayfa açtı: Fender Stratocaster. Clapton, otobiyografisinde bu gitarla ilgili şöyle diyordu: “Strat’ı aldığımda çok etkilendim. Buddy Holly ve Buddy Guy’da vardı. Hank Marvin burada, İngiltere’de bir tane kullanan ilk tanınmış kişiydi, ama bu gerçekten benim tarzım değildi. Steve Winwood’un çok fazla etkisi vardı bende, o da bu gitarı kullanıyordu ve çalmaya başladığında, ah, o yapabiliyorsa ben de yapabilirim diye düşündüm ve aldım.”

Kasım 1970'te Eric, Dominos ile turneye çıkarken Nashville, Tennessee'deki Sho-bud gitar dükkanından altı adet Fender Stratocaster satın aldı. Üçünü George Harrison, Steve Winwood ve Pete Townshend'e verdi. 1985'te emekliye ayrılana kadar en sevdiği sahne gitarı olan "Blackie"yi yaratmak için kalan üçünün en iyi bileşenlerini bir araya getirdi. Bu gitarı “56/57 Strat melez" olarak tanımladı. 24 Haziran 2004'te uyuşturucu ve alkol bağımlılıkları için Crossroads Merkezi'ne para toplamak amacıyla New York'taki Christie's Müzayede Evi'nde "Blackie"yi 959.500 ABD doları karşılığında sattı. "Brownie" şu anda Experience Music Project'te sergileniyor.
1976 Birmingham olayı
5 Ağustos 1976’da Eric Clapton, Birmingham’daki bir konser sırasında sahnede yaptığı konuşmayla büyük bir skandala imza attı. Sanatçı, artan göçe karşı sert ifadeler kullandı ve faşist İngiliz politikacı Enoch Powell’a destek verdi. Konuşmasında “Bu gece seyirciler arasında yabancı var mı? Eğer öyleyse, lütfen ellerinizi kaldırın. Bence hepiniz gitmelisiniz. Sadece salonu terk etmeyin, ülkemizi de terk edin. Seni burada ya da ülkemde istemiyorum Britanya’yı beyaz tutun” sözlerini dile getirdi; bu slogan, dönemin aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin resmi söylemiydi. Clapton’ın sözleri, özellikle siyahi blues müziğinden beslenen kariyeri düşünüldüğünde, büyük bir çelişki olarak görüldü ve yoğun tepki topladı. Protestolar günlerce sürdü.
Olayın ardından Clapton, Ekim 1976’da Sounds dergisine verdiği röportajda siyasetten pek anlamadığını, o gece söylediklerini hatırlamadığını belirtti. 2007’de yayımlanan otobiyografisinde ise “ırksal çatışmalardan kasıtlı olarak habersiz” olduğunu yazdı. Bu açıklamalar, kamuoyundaki öfkeyi yatıştırmaya yetmedi. Yıllar sonra, 2018’de verdiği bir röportajda Clapton bu olaya yeniden döndü. O geceki sözlerini “şovenist” ve “faşizan” olarak nitelendirdi, kendisinden utandığını ve sahnede yaptıklarının arkadaşlarını ve çevresini sabote ettiğini söyledi. Ayrıca arkadaşlarının yarısının siyah olduğunu, hayatı boyunca siyahi müziği savunduğunu vurguladı. Bu ifadeler, geç kalmış bir yüzleşme olarak değerlendirildi.
Clapton’ın Birmingham’daki konuşması, müzik tarihine kara bir leke olarak geçti. Ancak aynı zamanda bu olay, “Rock Against Racism” hareketinin doğmasına ilham verdi. Böylece bir sanatçının hatası, toplumsal bir karşı kültürün filizlenmesine yol açtı.

Ferrari SP12 EC
Eric Clapton yalnızca kendisi için üretilen imza gitarlarıyla değil, aynı zamanda özel spor otomobillerle de tanınıyor. Ferrari SP12 EC, Ferrari’nin “Özel Projeler” programı kapsamında Clapton için tasarlanıp üretildi. Bu model, sanatçının markaya duyduğu bağlılığın somut bir göstergesi oldu.
Clapton, 1970’lerden bu yana kendisini bir “araba tutkunu” olarak tanımlıyor ve Ferrari’ye olan hayranlığını sık sık dile getiriyor. Yıllar içinde birçok Ferrari’ye sahip oldu. 1989’da koleksiyonu sorulduğunda, esprili bir şekilde “Daha fazla alanım olsaydı ve biraz akıllı olsaydım, şimdiye kadar büyük bir koleksiyonum olurdu” diyerek tutkusunu vurguladı.
2010 yılında yaptığı bir açıklamada ise Ferrari’nin kendisi için “her zaman sahip olunması ve sürülmesi gereken bir numaralı otomobil” olduğunu belirtti. Ayrıca Ferrari’yi yalnızca yollarda değil, Formula 1 motor sporlarında da desteklediğini ifade etti. Bu sözler, Clapton’ın Ferrari’ye duyduğu bağlılığın sadece bir hobi değil, hayatının ayrılmaz bir parçası olduğunu gösteriyor.
Antigua Crossroads Center
1998’de Eric Clapton, uyuşturucu ve alkol bağımlılığından kurtulmak isteyenlere destek olmak amacıyla Antigua’da Crossroads Center adlı rehabilitasyon merkezini kurdu. Kendi bağımlılık geçmişinden ders çıkaran sanatçı, merkezin yönetiminde ve bağış toplama faaliyetlerinde günümüze kadar aktif rol aldı.
Merkeze kaynak sağlamak için uzun yıllar Crossroads Gitar Festivali’ni düzenledi. Festival, 1999, 2004, 2007, 2010, 2013, 2019 ve 2023 yıllarında gerçekleştirildi ve dünyanın önde gelen gitaristlerini bir araya getirerek büyük ilgi gördü.
Clapton 1999’da gitar koleksiyonunun bir bölümünü açık artırmaya çıkardı. Bu satıştan elde edilen gelir 5 milyon ABD dolarını aştı ve Crossroads Center’a sürekli destek sağladı. 2011’de ise New York’ta düzenlenen bir müzayedede 150’den fazla ürününü sattı. Gelirin tamamını merkeze bağışladı. Satılan eşyalar arasında 2005’teki Cream reunited turunda kullandığı gitar, Derek and the Dominos döneminden kalma ampli ve hoparlör kabinleri, ayrıca Jeff Beck, JJ Cale ve Joe Bonamassa’ya ait gitarlar bulunuyordu.
Clapton’ın bu çabaları, onun yalnızca bir müzisyen değil, aynı zamanda bağımlılıkla mücadele edenlere umut veren bir figür olarak da hatırlanmasını sağladı. Crossroads Center, sanatçının kişisel mücadelesinden doğan ve toplumsal bir faydaya dönüşen en önemli girişimlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Onur ve ödülleri
Tüm zamanların en önemli ve etkili gitaristlerinden biri olan Eric Clapton Rock and Roll Hall of Fame'e üç kez giren tek müzisyen olarak önemli bir rekoru elinde tutuyor. Bir kez solo olarak ve bir kez Yardbirds ile ve bir kez de Cream'in bir üyesi olarak bu onura sahip oldu. Rolling Stone dergisinin "Tüm Zamanların En İyi 100 Gitaristi" listesinde ikinci ve Gibson'ın Tüm Zamanların En İyi 50 Gitaristi listesinde dördüncü sırada yer aldı. 2011'de The Guardian, “Guitar Hero” kültünün yaratılışını Clapton'a bağladı ve onu rock müzik tarihindeki 50 önemli olay listesinde yedinci sıraya yerleştirdi ve şöyle yazdı: “Hiç kimse bu kültü yaratmak için Eric Clapton'dan daha fazlasını yapmadı.”
Clapton, 18 Grammy Ödülü'nün yanı sıra Brit Müziğe Üstün Katkı Ödülü'nü de aldı
1993 "Tears in Heaven", Yılın Şarkısı, Yılın Kaydı ve Erkek Pop Vokal Performansı dallarında üç Grammy Ödülü kazandı. Clapton ayrıca Unplugged ile Yılın Albümü ve En İyi Rock Vokal Performansı ve "Layla" ile En İyi Rock Şarkısı ödüllerini kazandı.
2004 yılında müziğe hizmetlerinden dolayı CBE ödülüne layık görüldü. İngiliz Şarkı Yazarları, Besteciler ve Yazarlar Akademisi'nden Yaşam Boyu Başarı Ödülü de dahil olmak üzere dört Ivor Novello Ödülü aldı. Solo kariyerinde dünya çapında 100 milyon albüm satarak tüm zamanların en çok satan müzisyenlerinden biri oldu.
2018 yılında Royal Albert Hall's Walk of Fame'e dahil edilerek onurlandırıldı.
Aldığı nişan ve ilginç ödüllerin bazıları şunlardır:
1983 İngiliz müziğine olağanüstü katkılarından dolayı Kent Prensesi Michael'dan Gümüş Nota Anahtarı Ödülü'nü takdim etti.
1995 Yeni Yıl Onur listesinin bir parçası olarak müziğe yaptığı hizmetlerden dolayı Britanya İmparatorluğu Nişanı (OBE) Subayı oldu.
2004 Britanya İmparatorluğu Nişanı (CBE) Komutanlığına terfi etti ve 2004 Yeni Yıl Onur listesinin bir parçası olarak Buckingham Sarayı'nda Kraliyet Prensesi'nden ödül aldı.
2015 Bir asteroit olan 4305 Clapton'a onun adı verilmiştir.
2017 Fransa'nın Ordre des Arts et des Lettres'in Komutanı oldu.
İşte yine bir yazının da sonuna geldik. Clapton’ı anlatmak kolay değil ancak umarım anlatabilmişimdir. Yazıyı her zaman söylediğimiz bir sözle bitirelim:
Eric Clapton gibi sanatçılar Blues ve müzik dünyası için birer hediyedir.
Müzikle kalın.

Tamer Tekelioğlu
Cazkolik.com / 28 Mart 2026, Cumartesi
Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.