1 numaralı caz festivalinin başına kim geliyor?

1 numaralı caz festivalinin başına kim geliyor?

Başta modası seksenler berbattı!

Seksenlerde caz düşerken

Seksenlerde caz düşüşteydi, altmışlarda yakaladığı enerjinin benzerini yakalayamamıştı, oysa, aynı dönem televizyon inanılmaz patlama yaşıyordu. Bu patlama sayesinde ekranlarda tüm sektörler üstüne düşen kısmeti alırken caz hep geri kaldı, sanki anlatacak hikayesi kalmamıştı. Seksenlerin başında MTV çılgınlığı en az 25 yıl sürecek yeni bir dalga yaratmıştı. Televizyon dizileri, reality şovlar, magazin ve haber programları, herşey sanki ilk kez yapılıyordu, tıpkı altmışlardaki caz gibi ama televizyonlardaki envai çeşit gösterişin içinde en az pay caza aitti. Niye öyleydi? Çünkü cazın kurucu kuşağını yaratan isimlerin önemli kısmı ölmüş, kalanlar yaşlanmıştı, çoğu sadece kendini tekrarlayan bir müzikle meşguldü, 1967`de John Coltrane`in ölümü Jimi Hendrix`in ölümüne benzer etki yaratmıştı cazda ama rock istim üstündeydi, yoluna devam etmeyi bildi, caz ise sadece Miles Davis ve birkaç kişiye bakarak koca sektör gelişmeyi sürdüremezdi. Klüpler bir bir kapanıyordu. Siyahlar bile sanki ümidini kesmişti. Bir müzik türü bitiyor muydu? Evet, bocaladı ama bitmedi, doksanlarda yeni çıkış ilk işaretlerini verdi. Aşağıda adı geçen Branford Marsalis gibi adamlar sorumluluk üstlendi, Buckshot LaFonque gibi gruplar ön aldı, Avrupa yakasında Esjörn Svensson gibi öncüler çıktı. Belki doksanların, ikibinlerin ilk dönem tarihini yazmak için erken ama şimdiden söyliyim dedim. Caz belki tökezledi ama ölmedi, hiç ölmeyecek. O yıllarda büyük çıkışa geçen rock şimdilerde veteran bir müziğe dönerken caz yine büyüdü. Caz zaten böyle bir müzikti. Hep öyle olacak.


Türkiye`nin 1 numaralı caz festivalinin başına kim geliyor?

Harun İzer`e yeni görevinde başarılar...

Bu yıl 25cisi kutlanacak İstanbul Caz Festivali yakında programını açıklayacak. Bazı isimler zaten duyuruldu ama özellikle cazseverler kulağını açık tutsun çünkü güzel isimler izleyeceğiz. Hatta, benim çok sevdiğim, yeter artık gelsin bu adam diye haykırdığım büyük sanatçıyı da nihayet izleme imkanı bulacağız. Az sabredin, nasılsa program yakında duyulur. Festivalin direktörü Pelin Opçin`in Londra Caz Festivaline transfer olduğunu biliyorsunuz, burda da yazdım, Opçin şimdilik bir orası bir burası gibi çalışıyor ama zamanın önemli bölümü Londra`da geçecek. Peki, festivalin 1 numaralı koltuğuna şimidi kim oturacak? Ben söyliyim; Harun İzer. Kurumun kendi içinden bir yönetici belirlemesi bence son derece sağlıklı ve doğru bir tercih olmuş. Sevgili Harun yıllardır festivalin tüm kademelerini yaşayan, hem yerli müziği hem dünya caz gündemini yakından bilen, iyi takip eden bir müziksever. Selefi Pelin Opçin ile halefi Harun İzer yıllarca birbirini çok iyi tamamlayan ikili oldu, bayrak şimdi Harun İzer`de. Gönülden tebrik ediyorum, nice güzel festivalli, bol cazlı yıllara diyorum.


Caz ve boks

Miles dışarda müzisyenleri, ringde rakiplerini mi dövüyordu?

20. yüzyıl caz Amerikasının az bilinen yanı dönemin boksörleriyle cazın, caz müzisyenlerinin ilişkisi ve bu ilişkilerden yayılan hikâyelerdir. Dönemin insanları insan hikâyeleri bakımından son derece renkli ve yaratıcı kişilikler olduğu için alt kültürler, farklı kültür katmanlarıyla renkli ilişkileri vardı. Bu isimlerin başında şüphesiz Miles Davis geliyordu. Boksu ne kadar sevdiğini bildiğimiz sanatçı kendi de boks yapıyordu. Miles kadar bilinmese de ondan daha iyi boksör olduğu şüphesiz piyanist Red Garland`dır. Garland`la Miles`ın caz müzisyeni olarak ellilerin ortasında iyi bir ilişkisi vardı ama aynı Garland aynı zamanda profesyonel boksürdü (Miles profesyonel olmadı), hatta, Garland 1942 yılında Sugar Ray Robinson`ın karşısında tam 8 round tutunmayı başarmış bir boksürdü. Miles ile Sugar Ray arasındaki dostluk Miles`ın otobiyografik kitabında ayrıntılı anlatılır. İlginç notlardır.


Caz ve kadınlar: Güç dinamiği ve eşitlik?

Caz kadınları

Üzerinden geçti ama yine de yazıyım, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü tüm dünyada olduğu gibi caz dünyasında da çok çeşitli toplantılara vesile oldu. Bir müzik sektörü olarak caz müziğin kadınların tecrübelerini paylaştığı bir tartışma toplantısı yapıldı. Günümüzün önde gelen kadın caz sanatçıları Shamie Royston, Ingrid Jensen, Tia Fuller, Linda May Han Oh ve Sunny Sumter gibi isimler tespitlerini, gözlemlerini paylaştı. Pekçok konu konuşuldu şüphesiz ama öne çıkan ortak başlığın "eşitlik" konusu olduğunda herkes hemfikir. Tia Fuller bu durumu `güç dinamiği` tabiriyle ifade ediyor. Ta okuldan başlayarak gördüğüm şey güç dinamiği erkekler lehine işliyor diiyor Fuller. Linda ise ta küçük yaştan beri sadece müzik hakkında konuşmak istediğimi hatırlıyorum, bu tür tartışmalara katılmayı hiç istememiştim ama görüyorum ki aslında bu kaçmak, geri çekilmek, görmezden gelmekmiş, yaşlandıkça bununla başa çıkmaya alıştım ve artık rahatlıkla konuşuyorum, itiraz ediyorum.


Tekli mi, single mı?

Kurt Elling`in teklisi demek epey tuhaf!!!

Dilimizde bazı yeni kelimeler kısa sürede, sanki tek merkezden yayılır gibi salgına dönüşüyor. Yıllarca single kelimesini çekinmeden, yerine Türkçesini bulma derdi olmadan kullandık, tam Türkçeleşti derken son dönem single karşılığı `tekli` kelimesi coşkuyla karşılandı, şimdi bakıyorum her yerde, herkesin dilinde tekli aşağı tekli yukarı. Özellikle müzik firmalarının basın bültenlerini yazanlar belli ki çok sevmiş bu kelimeyi. Single bir anda yokoldu. Üstelik, cazda single filan diye bir şey yoktu, albüm vardı o kadar. Modern günlerde artık caza da girdi `tekli`. Gerçi bunu müzisyenler değil müzik firmaları ve dijital platformlar yapıyor. Bir merak unsuru olarak kullanıyorlar, pazarlama taktiği ama cazda buna ihtiyaç yok, pop gibi davranmak gerekmiyor. Tabii eğer eskiden cazda `tekli` listeleri yok muydu, Billboard`lara, Melody Maker`lara her hafta kimler liste başı diye bakılmıyor muydu derseniz, evet, haklısınız, özellikle soul müzikler için doğru ama o vakit 45`likler zamanıydı, zaten parçalar `tekli` yayınlanıyordu derim.


Günümüz caz tanrısı

Yıl 1996, Jay de Branford da genç!

Caz tarihinin panteonuna gözümüzü dikmekten günümüz tanrılarını yeterince önemsemiyoruz. Branford Marsalis henüz genç yaşında bu sıfatı hakeden bir sanatçı. Onu dinlemek hep güzel ve biliyoruz ki çok yönlü bir sanatçı, yani, başta caz, klasik, pop ve diğer müzikler, teatral işler ama hep en iyisi. Yakınlarda oda müziği konseri verecek sanatçı yerel gazeteye röportaj vermiş ve en merak edilen soru doksanların ünlü Jay Leno Tonight Show`dan neden ayrıldığını açıklamış. Ünse ün, paraysa para di mi, ama kazın ayağı öyle değil, bence dürüst bir neden açıklamış "bırakma sebebim kendimi zorlamak ve ne kadar iyi olabileceğimi görmekti" demiş, ünlü bir şovun getirilerine sırtını dayamayı tercih etmemiş ve caz dünyası onu yeniden kazanmış. Klasik müzik konserleri veriyor, günde en az dört saat çalışıyor, cazda yeri tartışılmaz biri, daha yeni bir müzikal yazmış ve kardeşi Wynton`dan bence çok daha önemli biri. (Bu arada çoğu kişi Wynton`ı ağabey sanır ama tersidir)


Bahar geldi caz konserleri arttı mı?

Beş yıl öncesine dönebilir miyiz?

Bu aslında tuzaklı soru, ocak ayı sonrasına bakınca evet artacak diyebilirim ama eski yıllara, özellikle 2010-2013 arasını hatırlayınca yarı yarıya azaldı demek daha doğru. Kabul, bu arada siyasi ve ekonomik o kadar şey yaşandı ki, ülkeler, toplumlar resmen içine kapandı, terör iyimserliği yok etti, sadece biz değil dünya da aynı döngüye girdi. Milletler artık eskisi gibi ayrı dünyalarda yaşamıyor, mesela, uzakdoğuda olan bir olay dahi dünyanın kalanını anında etkiliyor, moraller bozuluyor, ekonomi sarsılıyor. Olayların gidişatına göre turneler aksıyor, festivaller, konserler iptal ediliyor, bunun en büyük sıkıntısını biz çekmedik mi? Havadan nem kapar gibi konserler patır patır iptal oluyordu. Umarız bu dönem sona ermiştir. Müziğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Önümüz bahar, üniversitelerden umutluyum, umarım bahçde caz konserleri, mini festivaller, açıkhava konserleri yeniden artar.


Bu albümü nerde dinlemek isterdim?

Kapadokya ve caz iyi ikili olmaz mı?

Böyle canlı kayıtlar dinlemeye bayılıyorum. Daha güzeli, bu kayıtlar yapılırken o gece orada olmak... Hangi albümden söz ediyorum? Jeremy Pelt`in son çalışması "Noir en Rouge". Bu son Paris canlı kaydı şahsen çok zevk aldığım bir albüm oldu. Bayıldımmmm. Pelt`i zaten çok severim. 20. yüzyıl ustalarını andıran tarzı, kendine has rengiyle tam bir stil adamı. Müthiş bir trompet ustası. Albümdeki diğer isimler de öyle. Özellikle piyanist Victor Gould`u tek geçerim. Albüm Paris`in Sunset-Sunside klübünde kaydedilmiş. Bana biraz da Dexter Gordon`ı hatırlattı. Yani, anması amma bol bir albümmüş. Peki, gelelim bu albümü nerde dinlemek isterdim kısmına. Kesinlikle Kapadokya`da! O olağanüstü coğrafyaya gittiyseniz dediğimi anlarsınız. O inanılmaz mağaralardan birinde açılmış bir caz klübünde ve bir kış akşamı, Kapadokya bembeyaz kar örtüsü altındayken, sokaklar boş ve ıssızken. Farkındayım, fazla hayalperest oldu ama öyle. Oraya da böyle bir klüp ne yakışır ama!


45 yıldır birlikte...

Alanlarında en büyükler onlar

Ne zaman The Manhattan Transfer`in herhangi bir şarkısını dinlesem bunlardan daha iyisi kesinlikle yok derim. Kendilerinden öncekileri de aştılar, kendilerinden sonra da onlar gibisi gelmedi. Tam 45 yıldır birlikteler. İnanılır gibi değil. Bir vokal grubuyla ilgili olabilecek tüm rakamları alt üst ediyorlar ve sıkı durun, yeni bir albüm yayınladılar, evet, 23 martta çıktı. The Junction. Aslında 45. yılı kutlayan bir derleme ama yeni bir çalışma. Baharı Avrupa turnesinde geçirecekler. Gördüğüm kadarıyla son derece yoğun ve başarılı bir turne planlaması yapmışlar. Gittikleri bir ülkeden tek konserle çıkmıyorlar. Finlandiya gibi nisbeten ufak bir ülkede tam 7 konser verecekler, İtalya`da üç, Portekiz de bile en az iki konser. Türkiye`ye gelseler tek konser tamam ama ikincisi çıkar mı emin değilim.. Yok yok, çıkar Ankara dolar, İzmir de... O kadar da karamsar olmıyım, neticede The Manhattan Transfer`den sözediyoruz. Gerçekten büyükler.


Diş ve çip! Yok, cazla ilgili değil :)

Dişte dövme modası var mı?

Böyle şeyleri görünce `yok artık` demekten yoruldum. Artık böyle deyip kabullendim mi? Hayır, kabullenmedim de, tuhaf geliyor, doğamıza aykırı geliyor, belki ben yanılıyorumdur, kimbilir. Efendim... ne yiyip içtiğimizi takip eden bir dolu uygulama var ama dişe yapıştırılan bu 2 milimlik çip yediklerimizin içindeki tuz, glükoz, alkol gibi `zararlı` şeyleri tespit ediyormuş. Sensör üç katmandan oluşuyormuş, kare şekilli altın renkli iki katmanın arasında biyolojik etkilere duyarlı bir katman varmış, aradaki katman biyolojik maddelere tepki verirken altın katmanlar anten işlevi görüyormuş. Radyo frekans yayıcısıyla donatılmış mobil bir araç sensörden alınan sinyalleri gönderiyormuş. Ne yiyorsanız sensör sinyalin bir kısmını absorbe ediyor bir kısmını mobil cihaza geri gönderiyormuş falan da filan. Vallahi yoruldum. Tansiyonlu biri olarak zararlı mararlı lezzetliyse ye gitsin kardeşim diyesi geliyor.


Feridun Ertaşkan
Cazkolik.com / 01 Nisan 2018, Pazar

Kaydet

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.