Adanalılar için bir Çukurova efsanesi olan Neyzen Ahmet Tekbilek olarak anılan üstâda, müziğimizin geniş yelpazesinde mutlaka bir yerlerde tesadüf etmişizdir. En son geçtiğimiz yıl 35. Akbank Caz Festivali’nde Adam Rudolph’s Invisible Threads (Mehmet Uluğ Gecesi) topluluğunda dinlemiştik kendisini.

Fotoğraf: Leyla Diana Gücük, 35. Akbank Caz Festivali, Arter, 9 Ekim 2025
Acı haberi duyunca çok üzüldüm ve ertesi gün kardeşi Ömer Faruk Tekbilek’e taziye mesajımı ilettim. Kısa yazışmamız sırasında Ahmet Bey’in doğum tarihini de öğrenmek istedim. Nüfus cüzdanında Ocak 1949 (günü belli değil) yazılıymış, fakat aslında 17 Haziran 1948 doğumlu olduğunu kendisinden öğrenmiş olduk.
Gelin, 3 Ağustos’ta dünyaya gözlerini kapayan Neyzen Hacı Ahmet Tekbilek’i daha yakından tanımaya çalışalım
Adana’nın Çukurova ilçesinde doğan sanatçı, iş hayatına kadın terzisi çıraklığı ile başlamış. Müzikle ilk tanışıklığı, ağabeyi ve ablasının okulda çaldığı flüt seslerinin evde yankılanmasıyla gerçekleşmiş. Bu seslere âşinâ olması, onu da bir şeyler üflemeye teşvik etmiş. Çalıştığı terzihânenin üst katındaki depoda kaval üfleyerek başlayan macera her fırsatta ve her yerde çalması, evde sürekli pratik yapması ve kendi mücadelesi sonucunda büyük bir başarı tablosuna dönüşmüş.
1960’lı yıllarda hem terzilik yapan hem de akşamları müzikle uğraşan Mürüvvet Kekilli ile tanışmış. 15-16 yaşlarındayken onun aracılığıyla müzisyen arkadaşlarıyla tanışarak düğünlerde, çay bahçelerinde ve Adana’nın çeşitli sahnelerinde "Çukurova'dan Sesler" ekibine -Fahri Işık, Mustafa Canan, İsmail Polat, Mürüvvet Kekilli, Sadık İçlises, Canan Işık ve Nurinnisa Toksöz ile birlikte- eşlik etmeye başlamış.
1964 yılında Nurinnisa Toksöz, genç Ahmet’i İstanbul’a götürmüş ve ona kol kanat germiş. Hayatı burada değişen Ahmet Tekbilek, kısa sürede kendini kabul ettirerek Ahmet Sezgin ve Nuri Sesigüzel’in kadrolarında yer almış. Plâak sektörünün altın çağını yaşadığı o yıllarda onun adına rastlamamak neredeyse imkânsızdı. Emel Sayın, Sevim Tanürek, Nezahat Bayram, Muzaffer Akgün, Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Şükran Ay, Ahmet Sezgin, Esengül, Mine Koşan, Suat Sayın, Orhan Gencebay, Fikret Kızılok ve daha yüzlerce sanatçımızın plâk kayıtlarına kavalı ve neyi ile hayat vermiş.

1972 yılında İsmet Sıral, Burhan Tonguç ve Vedat Yıldırımbora ‘Alaturka Underground’ yapacak olan bir grup kurdular. Grubun özelliğinde ritm yatmaktaydı. Öyle ki müzik demek ritm demek diyorlardı. Alaturkayı ritmsizlikten kurtarmak istiyorlardı.
Ayrıca, grupta yer alan isimlerin çoğu Orhan Gencebay’a plâklarında eşlik eden değişmez çekirdek kadrodandır.
Kemanlarda Yaşar Işın, Mustafa Sayan, Mehmet Şenyayla, çelloda Ergun Kuşcu, timpanide Burhan Tonguç, tumbada Muammer Ersin, darbukada Ahmet Pabuç, bongoda Arto, kavalda Hacı Ahmet Tekbilek, elektro bağlamada Vedat Yıldırımbora, ney, klarnet, saksofon ve flütte ise İsmet Sıral.

Hey Dergisi, 1972
Yine 1972 yılında farklı bir anlayışla, batı enstrümanlarıyla çalınarak alaturka tarzında müzik yapacakları bir grup kurulur. Metronom adını verdikleri grup Vedat Yıldırımbora ve Burhan Tonguç tarafından kurulur. Bu topluluğun amacı, plâklardaki başarıyı sahnelere taşımaktır. Şantözleri Mine Koşan'dır ve 12 kişiden oluşan grubun kalabalık yapısı piyasa şartlarını biraz zorlasa da ideallerinden vazgeçmezler. Yaptıkları müziğin tam olarak ne olduğunu kendileri de tanımlayamasa da İsmet Sıral bir isim koymuştur bile: "Alatur-Fra" yani Batı anlayışıyla alaturka. En önemli unsur ise ritimdir.
Grubun diğer üyeleri: Grup Metronom'un kadrosunda kemanlarda Mustafa Sayan, İskender Kutmani, Mehmet Şenyaylar ve Betül Demiray, bas gitarda Hüsamettin Demiray, ritm seksiyonda Biricik Tonguç kaval ve flütte Hacı Ahmet Tekbilek, viyolada Selçuk Par, darbukada Ahmet Külik ve tumbada Arto Tunç yer almaktadır.
İlerleyen yıllarda yurt dışına açılan sanatçı, 1974’te Almanya turnesindeyken Okay Temiz tarafından İsveç’e davet edildi ve Okay Temiz Orkestrası’nda yer aldı. Oriental Wind albümünde birlikte çaldılar.

Oriental Wind grubu, İsveç, 1972
İsveç yıllarında sanatının zirvesine ulaşan Tekbilek, Stockholm Belediyesi Konservatuvarı’nda eğitmenlik yaptı. Bunu Amerika, Almanya, Danimarka, Grönland, İzlanda, Hindistan, Mısır ve Uzak Doğu turneleri izledi. Bu süreçte dünyanın dört bir yanından müzisyenlerle aynı sahneyi paylaştı. Hatta İsveç’e Eurovision birinciliği getiren Loreen’in şarkısının tanıtım müziğinde de enstrümanını konuşturdu.

Tulum ile oyun havaları, 1972
Çukurova topraklarının yetiştirdiği en önemli nefesli sazlar virtüözlerinden biri olan Hacı Ahmet Tekbilek, aynı zamanda usta bir ney ve kaval yapımcısıydı.
"Neyzen Tevfik'i örnek aldım"
Bir röportajında Ney’e dair hislerini şöyle ifade ediyordu: "Ney’den çıkan ses insanın kendisine aittir. Hüzünlü, doğal bir sesi var. Huzur veren, insanı manevi bir iklime taşıyan derin bir özelliğe sahip".
Türk edebiyatı ve müziğinin simge isimlerinden Neyzen Tevfik’i örnek aldığını belirten Tekbilek, geleneksel "ney kültüründen" daha farklı bir üsluba sahip olduğunu ise şu sözlerle açıklıyordu: "Ben dergâhlara gidip ney dersi alarak neyzen olmadım. Neyzenliğim tasavvuf üzerine değil konuya daha çok müziğin tonu ve ritmi olarak bakıyorum. 1970'li yıllarda aranjman dönüşü, ihtiyaca binaen plaklara kaval çalarken elime bir ney geçti. Bu şekilde neye başladım. Ney’i daha çok bir renk sazı olarak kullanıyordum, zaman içinde ana enstrümanım haline geldi. Ney ve kavalın yanı sıra saksofon, zurna, flüt, tulum gibi enstrümanları da çalıyorum. Ancak sanat camiasında daha çok ney ile tanındım".
"Ney imalatı yapıyorum"
Yılın bir bölümünü İsveç’te, diğer bölümünü ise "Eski Adana" olarak bilinen Büyüksaat civarındaki baba evinde ney imal ederek geçiren Ahmet Tekbilek, ustalık eserlerini şu sözlerle anlatıyordu: "Çok güzel neyler yapıyorum. Bende iki adet ney var, 'baş okşayan' özelliğine sahip bu neyler dünyada başka kimsede yok."
Müziğin insan hayatındaki yerine de sık sık vurgu yapan usta sanatçı: "Sadece ney için demiyorum, çocuklarımızın mutlaka bir müzik aletiyle uğraşmasını öneririm. 5 yıl İsveç'te müzik öğretmenliği yaptım, 12 yıl Devlet Tiyatroları'nda çalıştım. Hayatım boyunca müziğin peşinden gittim. Tüm bu deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim ki, müzikle ilgilenen bir öğrenci diğer derslerinde de çok daha başarılı olur."
Okay Temiz’den birkaç söz;
"Çok üzüldüm, üzgünüm tabii. Hacı, çok sevdiğim bir arkadaşımızdı. İnsanlığıyla ve arkadaşlığıyla öne çıkan bir insandı. Zaten bu müzik camiasında böyle olmazsan tutunamazsın. Egosu yoktu. Evet, pek ego sahibi değildi. Bir müzik alemine girmek için bunun ne kadar önemli olduğunu bilirsin.
Çok yetenekliydi. Türkiye’de arabesk müzikte, Orhan Gencebay plâklarında çaldı. Her şeyi çalabiliyordu ama Türkiye'deki stüdyo ortamında vizyonunu genişletme fırsatı bulamayacağını düşündüm. Yeteneğini fark edip onu İsveç'e götürdüm. 1972 yılıydı, Oriental Wind albümünde çaldık. O zamanlar gayda tulum yeni çalıyordu. Yaptığımız bu ilk plâk büyük bir başarı oldu, bütün Orta Doğu ve Balkanlar'daki orkestralara örnek olduk.
Sonra Hacı’yla bir sürü konser verdik. Hem İsveç’te hem Türkiye’de. İsveç’te senelerce kaldı, İsveçli oldu. Orada da çok sevildi, hatta kendisine bir ödül verdiler. Kendisini de bayağı geliştirdi çünkü İsveç’te değişik gruplarla da çaldı.
Ondan sonra gaydayı, tulumu pek çalmadı; daha çok ney ile katkıda bulundu. Neyleri de kendisi yapıyordu, sonunda onu da öğrendi. Plastikten, bambudan veya kamıştan neylerini kendisi imal ediyordu. Evet başımız sağ olsun. Çok erken gitti, daha bir 15-20 sene yaşayabilirdi".
Dost Kip’ten
"Yakın zamanda ağır hasta olduğunu öğrendim ve bunu duyduktan çok kısa süre sonra da ölüm haberi geldi maalesef. Çok üzüldüm elbette. Babam caz müzisyeni Ali Kayral Kip’in ve onun ustası İsmet Sıral’ın çevresinden çocuk yaşlarım itibarıyla tanıyordum kendisini. Ama iki yetişkin olarak asıl dostluğumuz İsmet Sıral ve Creative Music Studio hakkında yaptığım belgesel ve düzenlediğimiz festivaller sürecinde gelişti. Her fırsatta çok şey öğrendiğini söylediği İsmet Sıral’a büyük saygı duyar ve onu çok iyi tanırdı. İsmet Sıral da onunla birlikte çaldığında kendini ve müziğini çok daha rahat ifade ederdi. Bu dostlukları 70’lerin sonunda pek çok dünyaca ünlü müzisyenle birlikte dersler ve konserler verdikleri Woodstock’taki efsanevi Creative Music Studio’da da sürdü ve orada derin izler bıraktılar.
Ayrıca Ahmet abi, kardeşi Ömer Faruk Tekbilek’le birlikte coşkuyla andığı, Türkiye müzik tarihi açısından hayli sıra dışı bir dönemden söz ederdi hep: Bir odasının duvarlarını yumurta kutularıyla kaplayıp izole ederek stüdyo haline getirdikleri İsmet Sıral’ın Levent’teki evinde, 70’li yılların başlarında pek çok ilginç buluşma gerçekleşmişti. Dönemin usta cazcıları, Anadolu rock akımının yıldızları ve yükselen arabesk müziği sanatçıları sık sık bir araya gelir, tür ayrımı yapmaksızın birlikte çalar, bu çeşitlilikten harika doğaçlamalar ortaya çıkardı.
Çok yönlü ve geniş ufuklu bir müzik ustası olmasının yanı sıra erdemli ve dost ruhlu büyük bir ağabeyimizdi. Onu çok özleyeceğiz".
Son olarak Ömer Faruk Tekbilek’in mesajıyla veda edelim

Hali hazırda oluşan titreşimleri duymaktaki farkındalığı çok yüksek bir derecedeydi. Sonsuz şükür doluyum son beş gün Erdemli yaylasında evinde Sessizliğin o muazzam senfonisini beraberce tekrar yaşadık!
Öyle bir Efsane insanın en yakını ve sevdiği olmak lütfundan dolayı çok şanslı ve mutluyum! Sevenler ölse de Aşkı ölmezmiş! Yaşadığı 78 yıllık dopdolu müzik serüveninin hatıraları gönlümüzde daima bize ilham verecek. Kutlu Nuru ve ilhamı üzerimizde daim ve ziyade olsun!
2019 yılında Adana’nın yerel gazetelerinde çıkan iki haberden faydalanılmıştır


Leyla Diana Gücük
Cazkolik.com / 08 Ağustos 2026, Cumartesi
Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.